<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>cumahutbesi arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/cumahutbesi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/cumahutbesi/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Thu, 24 Sep 2026 17:28:38 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.2</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>cumahutbesi arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/cumahutbesi/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Cuma Hutbesi &#124; Aktif Vatandaşlık ve Topluma Katkıda Bulunma</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-aktif-vatandaslik-ve-topluma-katkida-bulunma/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Sep 2026 17:25:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[#aktifvatandaşlık]]></category>
		<category><![CDATA[cumahutbesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=49586</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ وَتَعَاوَنُوا عَلَى الْبِرِّ وَالتَّقْوٰى وَلَا تَعَاوَنُوا عَلَى الْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَاتَّقُوا اللّٰهَ اِنَّ اللّٰهَ شَديدُ الْعِقَابِ “…İyilik ve takvâ üzerinde yardımlaşın; günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın. Allah’tan&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-aktif-vatandaslik-ve-topluma-katkida-bulunma/">Cuma Hutbesi | Aktif Vatandaşlık ve Topluma Katkıda Bulunma</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span dir="RTL" lang="AR-SA"><strong>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ</strong></span></b></p>
<div style="text-align: center;"><b><span dir="RTL" lang="AR-SA">وَتَعَاوَنُوا عَلَى الْبِرِّ وَالتَّقْوٰى وَلَا تَعَاوَنُوا عَلَى الْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَاتَّقُوا اللّٰهَ اِنَّ اللّٰهَ شَديدُ الْعِقَابِ</span></b></div>
<div>
<p style="font-weight: 400;">“…İyilik ve takvâ üzerinde yardımlaşın; günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın. Allah’tan korkun; çünkü Allah’ın azabı çok şiddetlidir.” <strong><em>(Maide, 5/2)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Muhterem Müslümanlar! Hutbemiz, <strong>Aktif vatandaşlık ve topluma katkıda bulunma </strong>hakkındadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kur’an-ı Kerim, insanı yeryüzünde sorumluluk sahibi bir varlık olarak tanımlar. Bu sorumluluk, sadece bireysel ibadetlerle sınırlı bir kulluk değil; yoksulu gözetmek, yetimi korumak, yardımlaşma ve dayanışmayı canlı tutmak, zulmü önlemek gibi, doğrudan sosyal hayata yönelik çok yönlü bir görev bilincidir. Mümin Kur’an’ın çizdiği bu çerçevede, kendi kurtuluşunu gözetmesi gerektiği gibi, yaşadığı çevrenin huzuruna da katkıda bulunmak zorundadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Yüce Allah, Âl-i İmrân sûresinde <strong>“İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten sakındıran bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.”</strong> Buyurarak, inananları kolektif bir sosyal bilince teşvik eder. <strong><em>(Âl-i İmrân, 3/10)</em></strong> Bu ayet toplumda bir kesimin; daima iyilikle oturup kalkmasını, eğitimin ve öğretimin bütün yollarını kullanarak toplumda iyiliği yaygınlaşması gerektiğini bildirir ve bunu yaptıklarında da kurtuluşa ereceklerini müjdeler.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kur’an, insanı <strong>“yeryüzünde halife”</strong> olarak tanımlar. <strong><em>(Bakara, 2/30)</em></strong> Müslümanlar, yaşadıkları toplumlarda <strong>aktif vatandaşlıkla,</strong>  eğitimle, sosyal yardımlaşma faaliyetleriyle,  çevre duyarlılığı ve diyalogla bu vazifeyi çağımıza uygun olarak temsil etmelidirler.</p>
<p style="font-weight: 400;">Konuyla alakalı bir başka ayette, başkalarına faydalı olmanın <strong>insanın değer</strong> <strong>ölçüsü</strong> olduğu belirtilerek <strong>“Her ne iyilik yaparsanız, Allah katında onu bulursunuz.”</strong> buyrulur. <strong><em>(Bakara, 2/110)</em></strong>Bu ayete göre, kişinin yaptığı iyilikler asla kaybolmayacak ve Mevlâ kendine yakışır keyfiyette mutlaka bunların karşılığını verecektir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kur’ân-ı Kerîm, inananlara sadece iyilik yapın demekle kalmaz, iyiliğin neler olduğunu ve nasıl yapılacağını da detaylı bir şekilde anlatır. Bakara, 2/177.<strong><em>   </em></strong>âyet, müminin yönünü kıbleye çevirmesinin tek başına iyilik ve takva ölçüsü olamayacağını bildirir. Esas olan,  iman edilen değerlere sadık kalma ve ahlaki değerleri hayata yansıtmaktır. <strong>Gerçek iyilik</strong>; bilginin inanca, inancın da eyleme dönüşmesiyle, bireyin sadece Rabbine değil insanlığa karşı da sorumluluk taşımasıyla mümkün olur. İşte bu, Kur’an’ın tarif ettiği hakiki iyiliğin özüdür.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hazreti Peygamber’in (s.a.s) hayatının; toplumun her kesimiyle ilgilenme, zayıfın elinden tutma, yetimi kollama, yaşlıya hürmet gösterme, hastayı ziyaret etme, ihtiyacı olana yetişme gibi sosyal dayanışma ve katkı örnekleriyle dolu olduğu görülür. Bu örnekler, hem İslam’ın aktif vatandaşlık anlayışının en güzel şekliyle uygulamasını hem de insanı merkeze alan adalet ve merhamet medeniyetinin çekirdeğini oluşturur.</p>
<p style="font-weight: 400;">Konu ile alakalı en kapsamlı hadis ise şudur: <strong>“İnsanların en hayırlısı, insanlara en faydalı olanıdır.”</strong> <strong><em>(Kenzü’l-Ummal, h. 43157) </em></strong>Üzerinde dikkatlice düşünüldüğünde bu Peygamber beyanı, Müslümanların aktif vatandaşlık bilinci içinde yaşadıkları toplumda <strong>din, ırk, cinsiyet, meslek ayrımı gözetmeden</strong> insanlara faydalı olmalarını tavsiye etmektedir. Müslümanlarla Mekke müşriklerinin ilişkilerinin son derece gergin olduğu sırada inen Ayeti kerime de iyiliği, insaf ve adaleti emrediyor<strong>. “Dininizden ötürü sizinle savaşmayan, sizi yerinizden, yurdunuzdan etmeyen kâfirlere gelince, Allah sizi, onlara iyilik etmeden, adalet ve insaf gözetmeden menetmez.</strong> Çünkü Allah âdil olanları sever.” <strong><em>(Mümtehine, 60/8)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Efendimiz sahabileriyle birlikte olduğu bir zamanda, işaret parmağıyla orta parmağını, aralarını biraz aralayarak <strong>“Ben ve yetimi himâye eden kimse cennette şöylece beraber bulunacağız”</strong> buyurmuştur. <strong><em>(Buhârî, Talâk 25, Edeb 24)</em></strong> Yetimler toplumun en kırılgan, en mahzun ve yerine göre en çok yardıma muhtaç bireyleridirler. <strong>-günümüzde annesi veya babası hapiste olan çocuklar da yetim hükmündedirler-</strong> Efendimiz (s.a.v.) bu beyanıyla, yaşadığımız toplumlarda yardıma ve bakıma muhtaç insanlara karşı duyarlı olmaya, onlara el uzatmaya bizleri teşvik etmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Aktif vatandaşlık, sadece topluma olumlu katkılar sağlayan davranışlardan ibaret değildir. Kötülüklere engel olmak, yaşanan olumsuzluklara karşı duyarsız kalmamak da bu kapsamda ele alınabilir. Şu hadis kötülükleri engellemenin de bir yükümlülük olduğunu vurgulamaktadır: “Sizden kim bir kötülük görürse onu eliyle değiştirsin, buna gücü yetmezse diliyle değiştirsin, buna da gücü yetmezse kalbiyle değiştirsin. &#8211; Yani; <strong>kötülüğe taraftar olmasın, ona karşı tavır belirlesin ve hem zulmedeni hem de zulme maruz kalanı ondan kurtarmaya çalışsın- </strong>bu, imanın en zayıf derecesidir.” <strong><em>(Müslim, Îmân, 78)</em></strong><strong>  </strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Toplumda yanlışlara karşı duyarlı davranmak ve sorumluluk üstlenmek sadece yöneticilerin ya da ilim ehlinin görevi değildir. Her birey yaşadığı çevrenin huzurundan da çöküşünden de sorumludur. Peygamber Efendimiz bu hususu bir gemi misali ile veciz bir şekilde anlatmaktadır: “Allah’ın koyduğu sınırları gözeten ile çiğneyenlerin durumu, bir gemiye binmiş, kura ile bir kısmı üst kata, diğer kısmı alt kata yerleştirilmiş topluluğa benzer. Alt katta olanlar su ihtiyaçlarını karşılamak için yukarıya çıkıp durunca, ‘Biz kendi yerimizde bir delik açsak, yukarıdakilere zarar vermeden işimizi görürüz’ derlerse ve yukarıdakiler onları bu fikirlerinden alıkoymazsa -geminin altında açılan delikten dolayı- hepsi helâk olur. Ama mâni olurlarsa hepsi kurtulur.” <strong><em>(Buhârî, Şirket, 6)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İslam âlimleri</strong> <strong>toplum huzurunun ancak;</strong> insanların birbirlerini tanımaları, farklı inanç kültür ve düşünceye sahip insanlar arasında köprüler kurmaları,  herkesi kendi konumunda kabul etmeleri ve <strong>insanlık ortak paydasında buluşmalarıyla</strong> mümkün olacağına inanmışlardır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu noktada Hazreti Yusuf’un ailesini Mısır’a yerleştirmesinde <strong>entegrasyon </strong>açısından alacağımız dersler vardır. <strong>O</strong>, <strong>ahlakı, oluşturduğu sevgi, hoşgörü ve diyalog atmosferi ile iyi bir entegrasyon örneği olmuştur.</strong> Öncelikle kendini <strong>her seviyeden insana sevdirmiş,</strong><strong>idarecilerin konumlarına</strong>, <strong>yerli</strong> <strong>halkın örf ve âdetlerine</strong> karşı saygılı davranmış, halkın faydasını ve <strong>idarenin hassasiyetlerini</strong> gözetmiştir. İdarede söz sahibi olduğunda, halka âmirane ve baskıcı yaklaşmamış ve onlara asimile olma endişesi yaşatmamıştır. Hazreti Hz. Yusuf (aleyhisselâm);<strong> hep ihsan duygusuyla hareket etmiş, gönüllere girerek insanları kazanmaya çalışmış, bölgeyi ıslah etmiş, kıtlık gibi çok önemli bir felaketi çözmüş, </strong><strong>yaşadığı onca olumsuzluklara rağmen hiçbir zaman tevekkülünü yitirmemiş, asla isyan etmemiş, küsüp darılmamış ve geleceğe hep ümitle bakmıştır. </strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>O halde bizim vazifemiz de; </strong>hiç bıkmadan, yorulmadan içinde yasadığımız topluma ve çevreye faydalı olmaya, <strong>ümitle gayret etmektir.</strong> <strong>Ümitler artıp yayıldıkça dua gibi kabule karîn hâle gelir.</strong> <strong>Öyleyse hep ümitle oturup kalkmalı ve bir an olsun Allah’ın rahmetinden, affından, yardımından ümit kesmemeli…</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/09/Cuma-Hutbesi-Aktif-Vatandaslik-ve-Topluma-Katkida-Bulunma.docx">Cuma Hutbesi | Aktif Vatandaşlık ve Topluma Katkıda Bulunma</a>    <strong>WORD</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/09/Cuma-Hutbesi-Aktif-Vatandaslik-ve-Topluma-Katkida-Bulunma.pdf">Cuma Hutbesi | Aktif Vatandaşlık ve Topluma Katkıda Bulunma</a>      <strong>PDF</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/09/Cuma-Hutbesi-Aktif-Vatandaslik-ve-Topluma-Katkida-Bulunma-Kurtce.pdf">Cuma Hutbesi | Aktif Vatandaşlık ve Topluma Katkıda Bulunma Kürtçe</a>  <strong>PDF</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong> </strong></p>
</div>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-aktif-vatandaslik-ve-topluma-katkida-bulunma/">Cuma Hutbesi | Aktif Vatandaşlık ve Topluma Katkıda Bulunma</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cuma Hutbesi &#124; Barışçı ve Müspet Hareket</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-barisci-ve-muspet-hareket/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Sep 2026 18:24:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[#barışçıhareket]]></category>
		<category><![CDATA[cumahutbesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=49562</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ وَالَّذِينَ إِذَا أَصَابَهُمُ الْبَغْيُ هُمْ يَنْتَصِرُونَ (39) وَجَزَاءُ سَيِّئَةٍ سَيِّئَةٌ مِثْلُهَا فَمَنْ عَفَا وَأَصْلَحَ فَأَجْرُهُ عَلَى اللَّهِ إِنَّهُ لَا يُحِبُّ الظَّالِمِينَ “Onlar zulme uğradıklarında yardımlaşıp haklarını&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-barisci-ve-muspet-hareket/">Cuma Hutbesi | Barışçı ve Müspet Hareket</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span dir="RTL" lang="AR-SA"><strong>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ</strong></span></b></p>
<div style="text-align: center;">
<p style="font-weight: 400;"><strong>وَالَّذِينَ إِذَا أَصَابَهُمُ الْبَغْيُ هُمْ يَنْتَصِرُونَ </strong><strong>(39)</strong><strong> وَجَزَاءُ سَيِّئَةٍ سَيِّئَةٌ مِثْلُهَا فَمَنْ عَفَا وَأَصْلَحَ فَأَجْرُهُ عَلَى اللَّهِ إِنَّهُ لَا يُحِبُّ الظَّالِمِينَ</strong></p>
</div>
<p style="font-weight: 400;">“Onlar zulme uğradıklarında yardımlaşıp haklarını alırlar. Ama unutmayın ki haksızlığın karşılığı, yapılan haksızlık kadar olabilir, fazlası helâl olmaz. Bununla beraber kim affeder, haksızlık edenle arasını düzeltirse onun da mükâfatı artık Allah&#8217;a yaraşan tarzda olur. Şu kesindir ki Allah zalimleri sevmez.” <strong><em>(Şura, 42/39-40)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>.</strong><strong> لَا ضَرَرَ وَلَا ضِرَارَ</strong>“<strong>Zarar vermek de yoktur, zarara zarar ile karşılık vermek de yoktur</strong>.”<strong><em>(</em></strong><strong><em>İbn Mâce;2340; Dârekutnî, Sün 4/228.)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Muhterem Müslümanlar!</strong> Hutbemiz<strong>, barışçı, müspet ve yapıcı hareket etme </strong>hakkında olacaktır<strong>.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Müspet hareket;</strong> yapıcı, imar edici, eksiklikleri giderici, pozitif bir tavır sergilemek demektir. Zıttı ise<strong>, menfî harekettir.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Müspet hareket; <strong>barış, dostluk, kardeşlik, uzlaşma, yardımlaşma ve imar </strong>iken, Menfî hareket; <strong>savaş, düşmanlık, anlaşmazlık, kavga, çatışma ve tahriptir.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Fert ve toplum hayatının barış ekseninde seyredebilmesi için müspet hareket tarzının gerekli olduğu muhakkaktır. Zîrâ bu hareket tarzı, <strong>kavga, çatışma, yılgınlık ve toplumu gerginliğe sevk edebilecek her türlü tavır ve davranıştan kaçınmayı</strong> esas alır. Bir insanın dâhiyane fikirleri ve kabiliyetleri olsa bile, toplumla uyumlu bir diyaloğa girmedikçe, ondan istifade etmek mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla <strong>müspet hareketin en temel esası, toplumla barışık ideal bir insan portresine dayalı olmasıdır.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Gerçek bir mümin,</strong> kendi mesleğinin ve hizmet metodunun muhabbeti ile yaşamalı, asla gönlünde başkalarına düşmanlığa yer vermemeli ve farklılıkları zenginlik kabul etmelidir. “Herkesi kendi konumunda kabul etme”, <strong>“Herkesin gönlümüzde oturacağı bir sandalyesinin olması,”</strong> bizim için bir yol haritası olmalıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kur’an-ı Kerîm’in beyanları Müslümanların bireysel ve toplumsal yaşamlarında bu ilkelere sıkı sıkıya bağlı kalarak <strong>her durumda adaleti, barışı ve iyiliği rehber edinmeleri gerektiğini hatırlatmaktadır.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Peygamberimiz (s.a.s), günümüzde <strong>“Altın Kural”</strong> olarak bilinen ve toplumsal barışın temelini oluşturan ilkeyi, asırlar önce şu şekilde ifade etmiştir: “Kim cehennemden uzaklaşıp cennete girmek isterse, Allah’a ve âhirete inanır bir hâlde iken vefat etsin <strong>ve</strong> <strong>insanların kendisine nasıl davranmasını istiyorsa, o da insanlara öyle davransın.”</strong> <strong><em>(Müslim, İmâre, 46). </em></strong>Bu beyan, <strong>toplumsal barış ve huzurun sağlanmasının ve sürdürülmesinin, </strong>insanların birbirlerine karşı <strong>adaletli ve iyi niyetli davranmaları ile</strong>, mümkün olabileceğini göstermektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Müspet hareket kavramı etrafında inşa edilecek bir <strong>barış ortamı</strong> her zaman mümkündür.  Yaşadığımız toplumun ve insanlığın ortak problemlerine çözüm bulmak için; <strong>evrensel insanî değerlerin içimizde hayat bulması, doğayı koruma </strong>ve bütün dünyayı yemyeşil bir çehreye büründürme adına fikir alışverişinde bulunulması gerekir.</p>
<p style="font-weight: 400;">İslam tarihinde <strong>barış, adalet ve birlikte yaşama,</strong> âlimlerin üzerinde hassasiyetle durduğu konular arasında yer almıştır. Hz. Ali’nin Mısır valisine yazdığı mektupta geçen şu ifadeler, bu anlayışı özetler niteliktedir: <strong>&#8220;İnsanlar ya dinde kardeşin ya da yaratılışta eşitindir. Hatalarını bağışla ve onlara şefkatle yaklaş.&#8221; </strong><strong><em>(Nehcu’l-Belaga, 53. Mektup)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">İmam Gazâlî <strong>(v. M 1111),</strong> insanlarla güzel geçinmenin, sulh ve selamet üzere bir hayat sürmenin İslam ahlâkının temel esaslarından olduğunu belirterek şu tavsiyelerde bulunur: “İnsanlarla güzel geçinmek istersen; ister dostun ister düşmanın olsun, hepsini güler yüzle karşıla. Herkese karşı zillete düşmeyen bir tevazu ve kibre varmayan vakar içinde bulun. Her şeyde aşırılık ayıplandığı için daima orta yolu tercih et.” <strong><em>(İmam Gazâlî, İhya-u Ulumiddin. Tercüme: Ahmet Serdaroğlu, Bedir Yayınevi, İstanbul, ty., 2/472)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Barış ve huzur ortamının sevgiyle mümkün olduğunu söyleyen Mevlâna <strong>(v. M 1273),</strong> <strong>kalpteki sevgi olmadıkça hoşgörünün de olamayacağını ifade eder.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Anadolu insanı üzerinde büyük tesiri bulunan Yunus Emre’nin <strong>&#8220;Dövene elsiz gerek / Sövene dilsiz gerek / Derviş gönülsüz gerek&#8221;</strong> dizeleri müspet hareketin kişisel hayatta uygulanmasıyla ilgili olarak anılabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Allah, zulmü ve fitneyi asla istemez. O, barış içinde ve adalet ölçülerine göre yaşamamızı emreder.</strong> Dolayısıyla, Allah&#8217;a inanan ve O&#8217;na ibadet edenlerden beklenen, <strong>dünyada barış, kardeşlik ve adaleti sağlama istikametinde çalışmaktır.&#8221;</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Kur&#8217;an-ı Kerim’de</strong> ve hadislerde barış ve müspet hareketin yüceltilmesi, <strong>din, dil, ırk, cinsiyet</strong> ayırımı gözetmeksizin bütün insanlığın kucaklanması, <strong>İslam ahlâkının ayrılmaz bir parçası olarak gösterilir.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Müspet Hareketi İnşa Eden Temel Esaslar</strong><strong> Şunlardır: </strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>1- Muhabbet fedaisi olabilme</strong><strong>k: </strong>Geleceğin aydınlık ve mesut dünyalarını ancak muhabbetle şahlanmış sevgi kahramanları, muhabbet fedaileri inşa edecektir. Bugüne kadar şeytanın en tehlikeli oyunlarını boşa çıkaran bir sır varsa, <strong>o da sevgidir.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>2- Yaşatma ideali veya fedakârlık / îsâr ruhu:</strong> Müspet hareket, ferdin yaşadığı toplum ve topyekûn insanlık adına şahsî yaşama zevklerinden fedakârlık yaparak, bir mânâda başkaları için yaşayan ideal insan modelini esas alır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>3- Dil ve üslûp nezaheti </strong><strong>(yumuşak söz):</strong> Üslûp; meselelerin zamana, şartlara, muhatap ve konjonktüre göre nasıl ve ne şekilde icra ve ifade edilmesi gerekiyorsa, ona göre icra ve ifade edilmesidir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>4- Konuma saygı veya müsamaha:</strong> Tüm insanlığa, “Bütün insanlar Âdem&#8217;in çocuklarıdır; Âdem de topraktandır.” anlayışıyla bakılması gerekir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>5- Şahsi ve aidiyet enaniyetinden kaçınma:</strong> İnsanların bir arada barış ve uzlaşı içerisinde yaşamaları için, üstünlük tutkusu ve enaniyet duygularından sıyrılıp kendisini başkasının yerine koyabilme, empati kurabilme erdemine sahip olmaları gerekir. Allah Resûlü’nün (sas), &#8220;Kendin için istediğini, kardeşin için istemedikçe (kâmil) mü&#8217;min olamazsın&#8221; buyruğu da, bu güzel hasletin herkeste olması gerektiğine işaret etmektedir</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>6-Şiddete karşı olmak, radikal söylem ve eylemlerden uzak durmak.</strong> Şiddete karşı olmak; <strong>&#8216;barış ve esenlik&#8217;</strong> anlamına gelen İslâm&#8217;ın temel bir esası ve müntesiplerinden beklediği bir davranış tarzıdır. <strong>&#8220;Medeni insanlara galebe ikna ile olur, laf anlamayan kaba kimselere yapıldığı gibi icbar ile değil.&#8221;</strong> Kur&#8217;ân&#8217;da, Allah Resûlü&#8217;ne <strong>&#8220;Barış elbette daha hayırlıdır.&#8221;</strong>mealindeki âyetle hitap edilir. <strong><em>(Nisâ, 4/128)</em></strong>   Bu sebeple Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), mümkün olduğu her ortamda barıştan yana tavır almayı teşvik etmiştir. Hattâ savaşın tam ortasında bile, &#8220;düşman barışa yönelik bir meyil gösterirse&#8221; O&#8217;ndan barışı kabul etmesi ve Allah&#8217;a güvenmesi istenmiştir. <strong><em>( Enfâl, 8/61)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Rahmeti engin olan Rabbimiz; müspet hareket ve muhabbetle,  insanlık alemine barış ve huzur lütfeylesin.</p>
<p style="font-weight: 400;"><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/09/Cuma-Hutbesi-Barisci-ve-Muspet-Hareket.docx">Cuma Hutbesi | Barışçı ve Müspet Hareket</a>   <strong>WORD</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/09/Cuma-Hutbesi-Barisci-ve-Muspet-Hareket.pdf">Cuma Hutbesi | Barışçı ve Müspet Hareket</a>    <strong>PDF</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/09/Cuma-Hutbesi-Barisci-ve-Muspet-Hareket-Kurtce.pdf">Cuma Hutbesi | Barışçı ve Müspet Hareket Kürtçe</a>  <strong>PDF</strong></p>
<div></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-barisci-ve-muspet-hareket/">Cuma Hutbesi | Barışçı ve Müspet Hareket</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cuma Hutbesi &#124; Dünyevileşme</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-dunyevilesme-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Sep 2026 10:23:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[cumahutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Dünyevileşme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=49531</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ زُيِّنَ لِلنَّاسِ حُبُّ الشَّهَوَاتِ مِنَ النِّسَاءِ وَالْبَنِينَ وَالْقَنَاطِيرِ الْمُقَنْطَرَةِ مِنَ الذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ وَالْخَيْلِ الْمُسَوَّمَةِ وَالْأَنْعَامِ وَالْحَرْثِ ذَلِكَ مَتَاعُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَاللَّهُ عِنْدَهُ حُسْنُ الْمَآبِ Kadınlar, oğullar,&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-dunyevilesme-2/">Cuma Hutbesi | Dünyevileşme</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span dir="RTL" lang="AR-SA"><strong>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ</strong></span></b></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: center;"><strong>زُيِّنَ لِلنَّاسِ حُبُّ الشَّهَوَاتِ مِنَ النِّسَاءِ وَالْبَنِينَ وَالْقَنَاطِيرِ الْمُقَنْطَرَةِ مِنَ الذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ </strong></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: center;"><strong>وَالْخَيْلِ الْمُسَوَّمَةِ وَالْأَنْعَامِ وَالْحَرْثِ ذَلِكَ مَتَاعُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَاللَّهُ عِنْدَهُ حُسْنُ الْمَآبِ</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Kadınlar, oğullar, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüş, güzel cins atlar, davarlar ve ekinler gibi</strong> nefsin hoşuna giden şeyler insanlara cazip gelmektedir. Bunlar dünya hayatının geçici bir metaından ibarettir. <strong>Asıl varılacak güzel yer ise, Allah’ın katındadır.</strong> <strong><em>(Ali İmran;14)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>    </strong>                <strong>لَوْ أَنَّ لِابْنِ آدَمَ وَادِيًا مِنْ ذَهَبٍ أَحَبَّ أَنْ يَكُونَ لَهُ وَادِيَانِ</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"> “İnsanoğlunun bir vadi dolusu altını olsa, bir vadi daha ister.” <strong><em>(Müslim, Zekât, 117)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Muhterem Müslümanlar!</strong> Hutbemiz<strong>,</strong> dini hayatı kemiren<strong> Dünyevileşme </strong>hakkındadır<strong>.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Dünyevileşme,</strong> kendini dünyanın çekiciliğine kaptırma, onun esiri olma anlamına gelir.Hayatın merkezine dini koyarak yaşamanın ve düşünmenin zıttı olan dünyevileşme, dine ters orantılı olarak artan veya eksilen bir yapıya sahiptir. Ayrıca bu terim <strong>bir oldu-bitti</strong> hâdiseyi değil, <strong>yaşanan bir süreci haber verir.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Dünyevileşme</strong> Müslümanlar için çok tehlikeli bir âfettir. Tıpkı ateşin odunu yakıp kül etmesi, pasın demiri yiyip tüketmesi gibi, insanı içten içe çürütür ve bitirir. Dünyevileşmenin değişik buutları, çeşitleri vardır ve bu olguyu herkes farklı oranlarda yaşar.</p>
<p style="font-weight: 400;">Allah (c.c.), dünyamızı güzel ve cazibedar yaratmış, aynı zamanda insan fıtratında ona karşı bir meyil de koymuştur. Dünyamızdaki o cazibedarlıkla insandaki bu meyil karşılaştığında, bir çekme ve çekilme ortamı meydana geliyor. Sonuçta böyle bir ortamda insan kendini dünyaya kaptırıyor ve dünyevileşme başlıyor. Dünya metaını kendi ihtiyaçlarını tatminde kullanması gereken insanoğlu, maalesef bir süre sonra maddenin esiri haline geliyor, netice itibariyle de dünyanın güzellikleri ve çekiciliği, insanın dini hayatını sürekli tüketip duruyor ve onu Allah’tan uzaklaştırıyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">İslâm açısından insanın meşru olan şeyleri sevmesi ve elde etmesinde mahzur yoktur.  “Allah’ın sana verdikleriyle ahiret yurdunu kazanmaya bak, <strong>bu arada dünyadan da nasibini unutma,</strong> Allah sana ihsan ettiği gibi sen de ihsanda bulun.” <strong><em>(Kasas 28/77)</em></strong> ayeti çerçevesinden baktığımızda, Rabbimizin (c.c.), bizlere bahşettiği dünyalıkları, ahireti kazanma istikametinde sarf etmemizi, Kendi yolunda harcamamızı istediğini görüyoruz. Şu hadis-i şerif de bize bu konudaki ölçüyü veriyor. Efendiler Efendisi (s.a.s.), “Salih adam için salih mal ne güzeldir.” buyurmaktadır. <strong><em>(Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 194)</em></strong> Bu hadis, salih adamın dünya malıyla ancak iyilik yapacağını bildiriyor. Dikkat etmemiz gereken husus ise; <strong>dünya malına sahip olma değil, sahip olduklarımızın kölesi olmaktır.</strong>  Mevlâna Hazretleri’nin deyimiyle mal insan için gemiyi yüzdüren su gibi olmalıdır, ama içine girmemelidir. Çünkü içine girdiğinde gemiyi batıran da aynı sudur.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Kur’ân-ı Kerim;</strong> geçmiş peygamberleri ve onların Allah’a karşı kulluklarını yerine getiren ümmetlerini anlattıktan sonra, <strong>“Onların peşinden namazı zayi eden, şehvetlerine tâbi olan bir nesil gelir ki, onlar azgınlıklarının cezasını göreceklerdir”</strong> ayetiyle de sonra gelen nesillerin <strong>dünyevileşme serüvenine</strong> temas eder.  <strong><em>(Meryem, 19/59)  </em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Bu ayet <strong>dünyevileşmenin ilk iki basamağına</strong> işaret ediyor. <strong>Birincisi</strong> başta namaz olmak üzere ibadetleri terk etmek, <strong>ikincisi ise</strong> süfli arzulara tabi olmaktır. Kuran’ın bu söylediği, sadece geçmiş ümmetler için söz konusu değildir. Bu aynı zamanda kıyamete kadar gelecek nesiller için de aynı tehlikenin var olduğuna dair bir uyarıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Allah Resulü (s.a.s.) ümmeti için bu mevzudaki endişesini şu hadisleriyle dile getirmektedir:</strong> “Korktuğum şeylerden birisi de benden sonra size dünya nimet ve zinetlerinin açılması sizin de onlara gönlünüzü kaptırmanızdır.” Buyurur<strong>. </strong><strong><em>(Buhari, Zekat, 47)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Bu konuda bir başka hadis de şudur: Vallahi ben bundan sonra sizin hakkınızda fakirlikten korkmuyorum. Aksine sizden evvelki ümmetlerin önüne dünyalıklar serilip, birbiriyle yarıştıkları ve dünyalıkların onları helak ettiği gibi sizin önünüze de dünyalıkların serilip çekişmenizden ve sizi de helak etmesinden korkuyorum. <strong><em>(Buhari, Cenaiz 72; Menakıb 25)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Efendimizin ikazlarını önemseyen   sahabe, dünya nimetleri karsısında helal dairede de olsa çok hassas davranmış,  acaba böyle yapmakla bizde dünyevileşiyor muyuz diye kendilerini hep hesaba çekmişlerdir.</p>
<p style="font-weight: 400;">İslâm’ın altın çağı diyebileceğimiz sahabe asrından sonra Müslüman toplumlarının nasıl bir dünyevileşme süreci yaşadığını ve kurulan devletlerin bu yüzden nasıl yıkıldığını, tarih kitaplarından okumaktayız. Günümüzde de yaşama zevki içine düşmenin, Müslümanların başına bir balyoz gibi indiğini ve onları içten içe çürüten bir hastalığa dönüştüğünü her gün üzülerek izlemekteyiz. Bu girdabın içine düşenlerin yaşadıkları<strong> gibi inanmaya başladıklarını</strong>, kendi durumlarını <strong>meşrulaştırmak için</strong> nasıl çırpındıklarını, çırpındıkça nasıl battıklarını görüp durmaktayız.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Aziz Müminler!</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Yer yer günahlara girmekte, dünyevileşme ve başkalaşmanın bir çeşididir.</strong> Bir hadislerinde Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: &#8220;Kul bir günah işlediği vakit, kalbinde siyah bir nokta oluşur. Eğer tevbe edip vazgeçer, af dilerse kalbi yine parlar. Ama tevbe etmez tekrar günaha dönerse, o leke büyür, nihayet bütün kalbini ele geçirir.&#8221; <strong><em>(Tirmizî, Tefsir, Mutaffifin) </em></strong>Buradan anlıyoruz ki insan, kalbî hayatı itibarıyla bir kere kirlenmeye açıldığında, tevbe ederek dönmezse o açılmanın nerede duracağını bilemez.  <strong>&#8220;Her bir günah içinde küfre giden bir yol vardır&#8221;</strong> sözü de bu hakikate işaret etmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kur’ân’ın meseleye dikkat çekmesi ve Peygamber Efendimiz’in bu kadar tahşidatta bulunmasının sebebi, <strong>girilen bu yolun sonunun küfre kadar uzanmasıdır.</strong> Nitekim Kur’ân bazı kimselerin dünya sevgisinin, ahirete nazaran ağır basması sebebiyle küfre düştüklerinden bahseder. <strong><em>(bkz. İbrahim, 14/3; Nahl, 16/105-107).</em></strong> Mü’minler böyle bir duruma düşmemek için tedbirli olmalıdırlar. <strong>Çünkü dünyevileşme ve değişme tedbirsizce buzda yürüme gibidir.</strong> İnsan orada her an kayıp düşebilir. O hâlde giyim-kuşamdan şekil ve şemaile kadar<strong> hiçbir meseleyi küçük görmeksizin; sürekli</strong> <strong>manen beslenerek ve koşturarak</strong>, her hususta <strong>kendimiz olarak kalabilme yollarını bulmalı</strong> ve o yolda kararlı bir tavır sergilemeliyiz.</p>
<p style="font-weight: 400;">Konumunun hakkını veremeyip bulunduğu noktadan kayanların iflah olduğu hiç görülmemiştir. “<strong>Derdi dünya olanın, dünya kadar derdi olur! Ulvi meselelerle dertlenmeyenlere, süfli dertler musallat olur.”  </strong>Denmiştir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İmam Şafiî de;<em> </em>“Sen kendini hakla meşgul etmezsen, bâtıl şeyler ruhunu sarar ve seni hep meşgul eder.” </strong>der ki, onun bu sözü, vicdanlarımıza emanet <strong>önemli bir reçete mahiyetindedir.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Rabbimiz bizlere, dünyevileşmeden dünyamızı ve ahiretimizi mamur etmeyi lütfeylesin.</p>
<p style="font-weight: 400;"><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/09/Cuma-Hutbesi-Dunyevilesme.docx">Cuma Hutbesi | Dünyevileşme</a>   <strong>WORD</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/09/Cuma-Hutbesi-Dunyevilesme.pdf">Cuma Hutbesi | Dünyevileşme</a>    <strong>PDF</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-dunyevilesme-2/">Cuma Hutbesi | Dünyevileşme</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cuma Hutbesi &#124; Sahabe Şuuru; Diğergâmlık Ve Îsar</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-sahabe-suuru-digergamlik-ve-isra/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Sep 2026 18:52:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[#diğergamlık]]></category>
		<category><![CDATA[#isra]]></category>
		<category><![CDATA[#sahabeşuuru]]></category>
		<category><![CDATA[cumahutbesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=49497</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ وَيُؤْثِرُونَ عَلَى أَنْفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌ وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِهِ فَأُولَئِكَ هُمُ المُفْلِحُونَ “Kendilerinin ihtiyacı olsa bile başkalarını kendilerine tercih eder, fedakârlık yaparlar. Kurtuluşa erenler,&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-sahabe-suuru-digergamlik-ve-isra/">Cuma Hutbesi | Sahabe Şuuru; Diğergâmlık Ve Îsar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span dir="RTL" lang="AR-SA"><strong>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ</strong></span></b></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: center;"><strong>وَيُؤْثِرُونَ عَلَى أَنْفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌ وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِهِ فَأُولَئِكَ هُمُ المُفْلِحُونَ</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>“Kendilerinin ihtiyacı olsa bile başkalarını kendilerine tercih eder, fedakârlık yaparlar. Kurtuluşa erenler, nefislerinin hırslarına, cimrilik duygularına karşı koyanlardır.”</strong> <strong><em>(Haşir,9)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>                         </strong><strong>مَنْ لَمْ يَهْتَمَّ بِأَمْرِ الْمُسْلِمِينَ فَلَيْسَ مِنْهُمْ</strong><strong>  </strong><strong> </strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Müslümanların dertleri ile dertlenmeyen, -o dertleri paylaşmayan, onların yaşadığı şeyleri vicdanında derinlemesine duymayan-, onlardan değildir! -Hakiki manada Müslüman değildir! &#8211;<strong><em>(Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat, 1/151, 7/270; Hâkim, el-Müstedrek, 4/356)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Muhterem Müslümanlar! Hutbemiz,  <strong>Sahabe şuuru olan diğergâmlık ve îsar </strong>hakkındadır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Sahabe, yaşamayı yaşatmaya bağlamış bir topluluktu.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Diğergâmlık:</strong> Bir kişinin kendi çıkarlarını düşünmeden, hiçbir ödül veya menfaat beklemeden başkalarının iyiliğini gözetmesi ve onlar için fedakarlıkta bulunmasıdır. Bir açıdan diğergâmlığa<strong>, diğerinin derdiyle gamlanma da denebilir. </strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İsar ise kendisinin ihtiyacı olduğu halde başkasını kendi nefsine tercih etmedir</strong>. Cömertliğin bir üst derecesi ve hatta ondan da daha büyük bir fazilet ve davranıştır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bir düşünce, bir plan ve bir gayret; <strong>ne kadar</strong> <strong>diğergâmlık ifade ediyor</strong> <strong>ve ne kadar başkalarını tutup kaldırmaya matuf ise</strong>, o ölçüde tutarlı ve istikbal vaad edicidir; <strong>zira insanları yaşatan kurtarma mefkûresidir, öldüren veya felç eden de menfaat tutkusudur.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Ömürlerini şahsî çıkar uğrunda tüketen insanlar her zaman kirli politikalar içinde olmasalar da bir gün mutlaka kirlenmeleri kaçınılmazdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hayatlarını başkalarına diriliş üflemekle canlı tutanlar ise, herkesin yapraklar gibi hazanla savrulduğu yerlerde bile gezer, çevrelerine hayat iksiri sunarlar.. ve işte bunlar, her zaman dünya ve ukbayı içine alacak olan çok yönlü bir maratonun <strong>“rıdvan”a</strong> namzet kahramanlarıdırlar.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bir topluma ait, yapı taşlarındaki uyum, <strong>terbiyedeki birlik ve gönüllerdeki</strong> <strong>diğergâmlık hissi</strong>, parçaları öylesine sımsıkı birbirine bağlar ki, bir hücredeki ızdırap, bütün organizmada <strong>derin bir inilti meydana getirir. </strong>Parçalarda hâsıl olan haz dahi, aynı uzuvlarda <strong>lezzetlere vesile olur. “Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.”  </strong>Hadisi şerifi de, bize bu hususta ulaşmamız gereken hedefi göstermektedir. <strong><em>(Buhârî, Edeb 27; Müslim, Birr 66)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Sahabeden Ümmü Süleym ve eşi Ebû Talha (r.anhuma), tam örnek bir <strong>“isar”</strong> kahramanı aile idi. Önlerine açılan hayır fırsatlarını kaçırmazlardı. Onların fedakârlıklarıyla alakalı hadis kitaplarında ve siyerde çok şey vardır. Bunlardan en çok bilinen bir hadiseyi bir kez daha hatırlatmış olalım.</p>
<p style="font-weight: 400;">Yine bir gün, Efendimiz’in (s.a.s) huzuruna bir garip gelir, Allah Resûlü onun karnını doyurmak ister, hane-i saadetlerinde ikram edecek bir şey olup olmadığını sorduğunda, “Sudan başka bir şey olmadığı” cevabını alır. Tekrar mescide gelir ve “Bu zatı bu gece ağırlayabilecek kim var?” diye sorar. Ebû Talha (r.a.), alışık olduğumuz şekliyle hemen ortaya atılır ve <strong>“Ben ya Resûlallah!”</strong> diyerek konuğunu alıp evine götürür. Hanımı Ümmü Süleym’e gizliden, “Evde yiyecek bir şeyler var mı?” diye sorar. <strong>“Sadece çocuklara ayırdığım şey var.”</strong> cevabı üzerine şöyle der: “Yemeği hazırla, lambayı yak, çocukları da uyut. Yemeğe oturduğumuzda, <strong>lambada bir şey varmış da</strong> <strong>tamir ediyormuşsun gibi yap</strong> ve lambayı söndür. Misafir bizim de kendisiyle beraber yemek yediğimizi sansın da mahcup olmasın. Yemek sadece ona yeter.”</p>
<p style="font-weight: 400;">Plan aynen uygulanır, misafir ağırlanır, ev sahipliğinde kusur edilmez ve ertesi sabah Resûlullah’ın huzuruna varılır. Allah Resûlü’nün yüzü gülmektedir: <strong>“Bu gece ne yaptınız öyle!?</strong><strong>Allah sizin yaptığınızdan çok hoşnut oldu!”</strong> buyurur. Hutbemizin başında okuduğumuz âyetin sebeb-i nüzulü olarak bu hadise anlatılır.  <strong><em>(Buhârî, tefsir (59) 6; Müslim, eşribe 172-173)</em></strong><strong><em>  </em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Haddizatında en büyük felâket; <strong>uzun bir dönem temsil kusurundan dolayı,</strong> İslâm’ın bizim dünyamızda bir gurbet yaşaması olmuştur. Evet, bugün ne yazık ki insanımız, <strong>kalbî ve ruhî hayatını büyük ölçüde kaybetmiştir.</strong> Bir milletin iktisadî hayatına elli bin defa düzen verilse bile, diğergâmlık ve îsâr olmadığı sürece, arzu edilen düzen ve nizam kat’iyen sağlanamayacaktır. Eğer düzen ve nizam sağlanacaksa, bu, <strong>hasbî ve başkaları için yaşayan insanlar sayesinde gerçekleşecektir yaşatmak için yaşayan fedakâr insanlara ihtiyaç vardır. </strong>Öyle ki onlar,<strong>“Yaşatmıyorsam, yaşamamın da bir anlamı kalmamıştır.” </strong>diyecek ölçüde kendilerini insanlığa hizmete adamalıdırlar. Onlar, başkalarının boy atıp gelişmesi adına su olup onların dibine akmalı, toprak olup kuvve-i inbatiyeleriyle onları omuzlarında taşımalı, güneş olup şualarını onların başından aşağı boşaltmalıdırlar. Kısaca hayatlarını bütünüyle insanlığa hizmete vakfetmelidirler.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Hakikî insan</strong>, şartlar ne olursa olsun, kendi kovasına süt sağarken başkalarının kovalarını da boş bırakmaz. Sadece kendini düşünen, ya hiç insan değildir veya eksik bir varlıktır. <strong>Gerçek insanlığa giden yol,</strong> başkalarını düşünürken icabında kendini ihmal etmekten geçer.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Müjdeler olsun!</strong> Günümüzde de her şeye rağmen <strong>diğergâm</strong> ve<strong> îsâr </strong>kahramanı olmaya gayret edenlere.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/09/Cuma-Hutbesi-Sahabe-Suuru-Digergamlik-Ve-Isra.docx">Cuma Hutbesi | Sahabe Şuuru; Diğergâmlık Ve İsra</a>  <strong>WORD</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/09/Cuma-Hutbesi-Sahabe-Suuru-Digergamlik-Ve-Isra.pdf">Cuma Hutbesi | Sahabe Şuuru; Diğergâmlık Ve İsra</a>   <strong>PDF</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/09/Cuma-Hutbesi-Sahabe-Suuru-Digergamlik-Ve-Isra-Kurtce.odt">Cuma Hutbesi | Sahabe Şuuru; Diğergâmlık Ve İsra Kürtçe</a>  <strong>WORD</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-sahabe-suuru-digergamlik-ve-isra/">Cuma Hutbesi | Sahabe Şuuru; Diğergâmlık Ve Îsar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cuma Hutbesi &#124; Çevrenin Korunması</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-cevrenin-korunmasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Aug 2026 10:03:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[#çevreninkorunması]]></category>
		<category><![CDATA[cumahutbesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=49447</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ ظَهَرَ الْفَسَادُ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ بِمَا كَسَبَتْ أَيْدِي النَّاسِ لِيُذِيقَهُمْ بَعْضَ الَّذِي عَمِلُوا لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ Allah’ın buyruklarını umursamayan şu insanların kendi tercihleri ile yaptıkları işler yüzünden&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-cevrenin-korunmasi/">Cuma Hutbesi | Çevrenin Korunması</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span dir="RTL" lang="AR-SA"><strong>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ</strong></span></b></p>
<div>
<p style="text-align: center;"><b><span dir="RTL" lang="AR-SA">ظَهَرَ الْفَسَادُ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ بِمَا كَسَبَتْ أَيْدِي النَّاسِ لِيُذِيقَهُمْ بَعْضَ الَّذِي عَمِلُوا لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ</span></b></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Allah’ın buyruklarını umursamayan şu insanların kendi tercihleri ile yaptıkları işler yüzünden karada ve denizde (bütün dünyada) bozukluk ortaya çıktı, nizam bozuldu. Doğru yola ve isabetli tutuma dönme fırsatı vermek için, Allah, yaptıklarının bazı kötü neticelerini onlara tattırır.</strong> <strong><em>(Rûm, 41)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Muhterem Müslümanlar! Hutbemizin konusu, <strong>“Çevrenin Korunması” </strong>dır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kur’an-ı Kerim her meselede olduğu gibi insanın çevresi ve bu çevrenin korunması, imar edilmesi ve gelecek nesillere bir emanet olarak bırakılması için evrensel prensipler ortaya koymuştur. Kur’an’a bütüncül bakıldığında onun adeta konuşan bir kâinat, yazılı bir tabiat olduğu görülür. <strong>Bu nedenle, doğayı tahrif etmenin kutsal kitapları tahrif etmek gibi günah olduğu ifade edilir.  </strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>“Gerçekten biz, her şeyi bir ölçü ve dengede yarattık.”</strong> <strong><em>(Kamer suresi 49).</em></strong><strong> “Göğü Allah yükseltti ve mizanı O koydu, sakın dengeyi bozmayınız!” </strong>buyurur. <strong><em>(Rahmân, 7-8)</em></strong> Bu ilahi emri dinlemeyen insanlar zararı kendileri çekerler.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kur’an-ı Kerim; ekolojik dengede küçük büyük her şeyin, Allah’ın varlığına delil olduğunu ifade ederek: “Allah gerçeği açıklamak için bir sivrisineği, hatta onun ötesinde olan bir şeyi misal getirmekten çekinmez…” buyurur. <strong><em>(</em></strong><strong><em>Bakara, 2/26)</em></strong> Allah (c.c.) sivri sinek gibi küçük bir varlık üzerinden örnek vererek, <strong>küçük varlıkların önemini, hepsinin yüce yaratıcının elinden çıkmış çok değerli sanat eserleri olduğunu </strong>ve düşünen insanlar için derin ibretler içerdiğini vurgular.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kur’an; insanla arkadaşlık kuran ve ona refakat eden bir köpeği bile Ashâb-ı Kehf’in fertleri arasında saymıştır. Bu o hayvana <strong>bir nesne değil</strong>, <strong>bir özne gibi değer verme</strong> şeklinde anlaşılabilir. Hazreti Salih’in devesi, Hazreti Süleyman’ın Hüthüt kuşu ve karıncayla konuşması, Hazreti Davud’la beraber kuşların zikretmesi, insan hayvan dayanışmasının zirvesini ifade eder. Bu cümleden olarak Kur’an-ı azimüşşan, hayvan türlerinin insanlar gibi birer ümmet olduklarını şu ayeti ile vurgular: “Hem yerde hareket eden hiçbir canlı, kanatlarıyla uçan hiç bir kuş türü yoktur ki <strong>sizin gibi birer ümmet teşkil etmesinler…</strong>” <strong><em>(En’am, 6/38)</em></strong> Bu ayette geçen <strong>‘ümmet’ </strong>kavramı, hayvanların ekolojik dengede vazgeçilmez bir unsur olduklarını beyan eder.</p>
<p style="font-weight: 400;">Çevre problemlerinin kaynaklarından birisinin <strong>aşırı tüketicilik ve israf olduğunu </strong>göz önüne aldığımızda, Kur’an-ı Kerim’in insanlara verdiği şu nasihatlerin önemi daha iyi anlaşılır: “…Yiyin, için fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri asla sevmez.” <strong><em>(A’raf, 7/31)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Kur’an yeryüzünü beşiğe benzetmiş ve bu beşikte sallanan mahlukat yavrularının, canlı cansız bitki, hayvan <strong>hepsinin birer kardeş olduklarını</strong> vurgulamış ve kâinata bir kardeşlik beşiği olarak bakmak gerektiğine <strong>&#8220;O&#8217;dur ki yeri size beşik yaptı…&#8221; </strong>ayetiyle işaret etmiştir: <strong><em>(Taha 20/53)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Yeryüzünün üçte ikisini teşkil eden denizlere salınan toksinler ve plastiklerin, mercanlardan balıklara kadar deniz canlılarının vücutlarına girmesiyle bu canlıların birer parçası olduğu ekolojik sistemlerde ciddi problemler ortaya çıkmıştır. Kur&#8217;an-ı Kerim’in şu ayeti, adeta denizlerin temiz tutulması için insanlığa bir uyarı mahiyetindedir: “Yine O’dur ki denizi sizin hizmetinize verdi ki oradan taptaze et yiyesiniz … &#8221; <strong><em>(Nahl, 16/14)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Allah Resulü (s.a.s) <strong>çevrenin korunması esasını </strong>dönemini çok aşan peygamberane bir fetanet ile hayata geçirmiştir. “Burası [Mekke] kıyamete kadar Allah’ın haramıyla haramdır. Allah’a ve âhirete inanan hiç kimseye, orada kan dökmesi helal değildir. Onun otu koparılmaz, avı (hayvan) ürkütülmez&#8230;” <strong><em>(Buhârî, Cezâu’s-Sayd 9, Hac 43)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Efendimiz (s.a.s), <strong>Medine ve çevresini koruma alanı</strong> ilan etmiş: “Ey Allah&#8217;ım! İbrâhîm Mekke&#8217;yi haram kıldığı gibi, ben de (Medîne&#8217;yi) iki dağı arasıyla haram kılıyorum…” buyurmuştur. <strong><em>(Buhârî, Fezâilu&#8217;l-Medîne 6)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Geniş mânâlarıyla ve bütün hikmetleriyle düşünüldüğü zaman, hac ibadetinin ekolojik bir yönü olduğu anlaşılır.</strong> Hac veya umre için ihrama giren kimselerin, Harem dâhilinde hayvan öldürmesi, ağaçları kesmesi otları koparması yasak edilmiştir. Bu yasak fiillerin İslâm hukukundaki adı cinayettir. Bu günahın affedilmesi için tevbe şart iken, bundan başka bir de insanın sadaka vermesi dinî bir hükme bağlanmıştır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu, âdeta Müslümanlara çevreci olmalarını hatırlatan bir durumdur.</p>
<p style="font-weight: 400;">Rahmet peygamberi tüm canlılara karşı merhametli olmayı öğretmekle kalmamış, uygulamalarıyla da bizzat göstermiştir. Kendisine hizmet eden hayvanlara güzel isimler vermiş. Devesine <strong>Kusvâ </strong>(ileri giden), hediye olarak gelen katırına <strong>Düldül </strong>(yol gösteren) ve bindiği merkebine <strong>Ufayr</strong> (boz, geyikçik) demesi onun bu ahlakının göstergesidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ondan en çok hadis rivayet eden ve hadis ravilerinin piri olan Abdurrahman İbni Sahr’ı (ra) kedi beslemesi ve kedilere olan sevgisi sebebiyle “kedicik babası” manasında Ebu Hureyre künyesiyle anması, hayvanlara olan sevgisinin bir başka ifadesidir. “Merhamet edene Allah da merhamet eder; yerdekilere merhamet edin ki, göktekiler de size merhamet etsin,” buyurur. <strong><em>(Ebû Dâvûd, Edeb: 58)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Çorak arazileri yeşillendirmek için ağaç dikmeyi teşvik eden Efendimiz (s.a.s) ağaç dikmenin önemine şu beyanlarıyla dikkat çekmiştir: “Kıyamet koparken elinde hurma fidanı bulunan onu dikmeye gücü yetiyorsa- hemen dikiversin.” <strong><em>(Buhârî, Edebü’l-müfred)</em></strong> İhtiyaç halinde kesilen ağacın yerine yeni bir ağaç dikilerek dengenin korunmasını şu sözleriyle salık vermiştir. &#8220;Kim buradan [Medine’nin haram bölgesi dışında] bir ağaç kesecek olursa, onun karşılığı bir ağaç diksin.&#8221; Buyurmuştur.  <strong><em>(El-Belâzurî, Fütûhu&#8217;l-Buldân, Beyrut 1958, I,17)  </em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Peygamber Efendimiz (s.a.s); hayvanların ihtiyaçlarını gidermenin, onların bakım görümünü yapmanın da sadaka hükmüne geçtiğini ve Allah’ın (cc) katında sevaba medar olduğunu “Bir müslüman, bir ağaç diker veya ekin eker de ondan bir kuş, insan veya herhangi bir hayvan yerse, bu onun için sadaka sayılır.” diyerek beyan etmiştir. <strong><em>(Müslim, “Müsâkaât”, 12)  </em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">O’nun (s.a.s) çevresine verdiği önem yalnız hayvan ve bitkilerle sınırlı kalmamıştır. Engin şefkati, merhameti dağları da kucaklamış, <strong>&#8220;Uhud bizi sever biz de Uhud&#8217;u severiz&#8221; </strong>sözleriyle cansızlara karşı da ilgi, merhamet ve koruma duygularını göstermiştir. <strong><em>(Sahih-i Muslim, 1393)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Efendimiz (s.a.s) kalbin her türlü şirkten temiz tutulması yanında insanın bedenini, elbiseni ve çevresini temiz tutmasını da emrederek <strong>“temizlik imanın yarısıdır”</strong> buyurmuştur. <strong><em>(Müslim,Tahâret 1)</em></strong> Bu hadis bir yönüyle Müslümanlara yaşadıkları çevreyi, denizi, dağı, bağı, bahçesi ve ormanıyla temiz tutmaları, kirletmemeleri gerektiğini hatırlatan önemli bir hadistir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hz. Ebu Bekir’in (r.a) sefere çıkan orduya, askeri harekatlarda çevreyi tahrip etmemelerini şu ifadelerle emrettiği rivayet edilir: “Meyve veren ağacı kesmeyin, mamur bir yeri harabeye çevirmeyin ve hurma ağacını yakmayın.” <strong><em>(Taberî Tarihi, Ebu Ubeyd Kitabü’l-Emval)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Netice olarak;</strong> İsrafın yasaklanması, dengenin korunması, canlılara merhamet edilmesi ve doğal kaynakların ölçülü kullanılması gibi prensipler, ekolojik krizin çözümünde önemli adımlardır. <strong>Tabiatı sevme, çevreyi koruma ve temiz tutma İslam’ın emri </strong>ve aynı zamanda Yaratıcının bize verdiği nimetlere karşı emanet bilincinin bir gereğidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Rabbimiz bizleri;  bize emanet edilen yeryüzünü güzelleştiren, her bir nimete şükreden ve tabiata şefkatle muamele eden kullarından eylesin.</p>
<p style="font-weight: 400;"><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/08/Cuma-Hutbesi-Cevrenin-Korunmasi.docx">Cuma Hutbesi | Çevrenin Korunması</a>   <strong>WORD</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/08/Cuma-Hutbesi-Cevrenin-Korunmasi.pdf">Cuma Hutbesi | Çevrenin Korunması</a>    <strong>PDF</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/08/Cuma-Hutbesi-Cevrenin-Korunmasi-Kurtce.pdf">Cuma Hutbesi | Çevrenin Korunması | Kürtçe</a>  <strong>PDF</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">
</div>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-cevrenin-korunmasi/">Cuma Hutbesi | Çevrenin Korunması</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cuma Hutbesi &#124; Peygamber Efendimizin Ahlakı Ve Edebi</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-peygamber-efendimizin-ahlaki-ve-edebi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Aug 2026 12:40:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[#edep]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[cumahutbesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=49426</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ لَقَدْ كَانَ لَكُمْ في رَسُولِ اللّٰهِ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُوا اللّٰهَ وَالْيَوْمَ الْاٰخِرَ وَذَكَرَ اللّٰهَ كَثيرًاۜ “Hakikaten, Allah’ın Resulünde sizler için, Allah’a ve âhiret gününe&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-peygamber-efendimizin-ahlaki-ve-edebi/">Cuma Hutbesi | Peygamber Efendimizin Ahlakı Ve Edebi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span dir="RTL" lang="AR-SA"><strong>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ</strong></span></b></p>
<div>
<p align="center"><b><span dir="RTL" lang="AR-SA">لَقَدْ كَانَ لَكُمْ في رَسُولِ اللّٰهِ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُوا اللّٰهَ وَالْيَوْمَ الْاٰخِرَ وَذَكَرَ اللّٰهَ كَثيرًا</span></b><b><span dir="RTL" lang="AR-SA">ۜ</span></b><b></b></p>
<p style="font-weight: 400;">“Hakikaten, Allah’ın Resulünde sizler için, Allah’a ve âhiret gününe kavuşmayı bekleyenler ve Allah’ı çok zikredenler için en mükemmel bir nümune vardır.” <strong><em>(Ahzab; 21)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>أَدَّبَنِي ربِّي فأَحْسَنَ تَأْدِيبِي</strong><strong>  </strong>“Beni Rabb’im edeplendirdi ve ne de güzel terbiye etti!”<strong><em>(Münâvî, </em></strong><strong><em>Feyzu’l-kadîr</em></strong><strong><em> 1/225)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Muhterem Müslümanlar!</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Önümüzdeki Pazartesi’yi Salı’ya bağlayan gecenin Mevlid Kandili olması münasebetiyle, hutbemiz<strong> Peygamber </strong><strong>Efendimizin Ahlakı ve Edebi hakkında</strong> olacaktır<strong>.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Güzel ahlakı en mükemmel şekilde yaşayan ve temsil eden, hiç şüphesiz Peygamber Efendimizdir (s.a.s.). O’nun hayatından her insanın alacağı, sayısız güzellikler ve pek çok dersler vardır. Kur’ân Onun (s.a.s.)  ahlakından bahsederken;</p>
<p style="font-weight: 400;"> <strong>وَاِنَّكَ لَعَلٰى خُلُقٍ عَظيمٍ</strong> <strong> “Ve</strong><strong> sen pek yüksek bir ahlâk üzerindesin!” </strong>demektedir. <strong><em>(Kalem,4)</em></strong><strong>. </strong>Dolayısıyla bizim de o ahlakla ahlaklanmamız bir zaruret ve mecburiyettir. Tabii ki, farzıyla edeblenmek farz; vacibiyle edeblenmek vacib; sünneti ile edeblenmek sünnet ve müstehabıyla edeblenmek de müstehabtır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Kaynaklarımızda Efendimizin ahlakı ve edebi ele ilgili </strong><strong>ş</strong><strong>u bilgiler nakledilmektedir.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">O’nun (s.a.s) herkesi büyüleyen ve kendine çeken bir yanı vardı. O&#8217;nu yakından tanıyan herkes, O&#8217;na, evlât, anne-baba ve bütün sevdiklerinden daha fazla alâka duyar, âdeta O&#8217;nun tiryakisi olur ve bir daha da huzurundan ayrılmak istemezdi. O her hâliyle çevresine güven verirdi.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kimseyi aldatmamanın yanında baş döndüren stratejileri; en zor hâdiseler karşısında dahi asla “<strong>pes</strong>” etmemesi; musibetlerin yüzüne gülmesi ve belâları iyi okuyup onlardan kitaplar dolusu ibretler ve hikmetler çıkarması; şiddet, hiddet ve öfkeye sebebiyet veren münasebetsizlikler karşısında olabildiğine soğukkanlı, olabildiğine temkinli davranması;  O&#8217;nun insanüstü karakterini aksettiren hususlardan sadece birkaçıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Aile efradı arasında O, eşi menendi olmayan bir aile reisiydi.. arkadaşları içinde, kardeşçe tavırlarıyla gönüllere girmesini çok iyi bilen, mükemmel bir mürşit ve muallimdi.. arkasındakileri hiçbir zaman yanıltmayan ve inkisara uğratmayan eşsiz bir rehberdi.. harikulâde bir devlet reisi ve bozgunlardan zafer çıkaran bir erkan-ı harpti.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bütün bu mükemmelliklerine rağmen O, her zaman düz bir insan gibi davranıyor, kendini insanlardan bir insan sayıyordu. Olabildiğine zâhidâne yaşıyor ve âdeta hayatını dünyaya karşı oruca niyet etmiş gibi fevkalâde bir zühd içinde geçiriyordu; yemiyor, yediriyor; giymiyor, giydiriyor; <strong>bir damla nimet karşısında yüz defa şükürle gürlüyor ve hep minnet hisleriyle oturup kalkıyordu. </strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Dünyaya bir ukbâ koyu nazarıyla bakıyor, onu ahiretin tarlası gibi görüyor;</strong> ekiyor, biçiyor ve elde ettiklerini de hep ötelere bağlıyordu. Rüzgârların tohumları sağa-sola taşıyıp neşv ü nemaya emanet ettikleri gibi O da esiyor-savuruyor; yoksulları görüp-gözetiyor, açları doyuruyor ve kendisi çok defa aç yatıp kalkıyordu.</p>
<p style="font-weight: 400;">Arkadaşlarının onca tazim ve saygısını görmezlikten gelerek onlarla aynı zeminde bulunur, aynı sofrada yemek yerdi. <strong>Yer yer, ibret, ders ve nükte edalı latifelerle onları rahatlatırdı.  </strong></p>
<p style="font-weight: 400;">O her zaman halim, selim ve dengeliydi; kin, nefret ve öfke hislerinin tetiklendiği durumlarda bile fevkalâde mülayim davranır; gayzla köpüren insanların şiddetini, hiddetini dengelerdi.</p>
<p style="font-weight: 400;">Umumî bir hakkın <strong>çiğnenmediği,</strong> Allah hakkına saygısızlıkta <strong>bulunulmadığı </strong>hemen her yerde O, bağışlayıcı ve müsamahalı davranırdı.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>O&#8217;nun bir kere olsun sözünden döndüğü görülmemiş, hep bir güven ve vefa abidesi olarak yaşamıştı</strong>. O&#8217;nu yakın takibe alıp vurmak için sürekli fırsat kollayan o pek azılı hasımları bile hiçbir zaman O&#8217;na yalan isnadında bulunmamış ve bulunamamışlardır<strong>. </strong><strong><em>GAYBIN SON HABERCİSİ/ YENİ ÜMİT: Ocak 2003, KDD)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Enes bin Malik, Efendimiz (s.a.s)’i şöyle anlatır: “Kendisine bir şey soranı can kulağı ile dinler, soruyu soran ayrılmadıkça O’da ayrılmazdı.” Kendisini ziyaret edenlere ikramda bulunur, oturmaları için hırkasını yere sererdi.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kendisi yetim büyüdüğü için yetimliğin ne kadar zor olduğunu bilir, yetimlere çok şefkatli davranırdı. Bir bayram gününde bir kenarda karnı aç, perişan bir vaziyette ağlamaklı duran bir yetim çocuğu aldı, karnını doyurdu, giydirdi. Onu evlatlık olarak aldı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bir çocuk gördüğü zaman mübarek yüzünü neşe ve sevinç kaplar, Onu tutar, kollarına alır, severdi. Çocuklara değer verdiğini, onlara selam verip hal hatırlarını sorarak gösterirdi. Her yolculuk dönüşü Medine’ye girerken mutlaka bindiği devesinin arkasında bir çocuk olurdu. Bazen bir dizine Hasan’ı, diğer dizine de Üsame’yi alır bağrına basar <strong>“Allah’ım bunlara rahmet et”</strong> diye dua ederdi.</p>
<p style="font-weight: 400;">O’nun mübarek dilinden <strong>“Elhamdülillah”</strong> lafzı düşmezdi. Sabahlara kadar namaz kılar, “neden bu kadar kendine eziyet ediyorsun” diyen eşine de <strong>“Allah’ıma şükreden bir kul olmayayım mı?”</strong> derdi. Sevinçli bir haber duyunca hemen şükür secdesi yapardı. Sakat ya da hasta birisini görünce, ona dua eder ve Allah’ın kendisine ihsan ettiği nimetlere de şükrederdi.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>O (s.a.s) aynı zamanda bir sabır kahramanıydı.</strong> Hayatına baktığımızda daha doğmadan babasını, altı yaşında annesini, sekiz yaşında dedesini ve daha sonra aynı senede hem sevgili eşi Hz. Hatice’yi hem de amcası Ebu Talib’i kaybetmiş, kızı Fatıma hariç bütün çocuklarını kendisinden önce toprağa vermişti. Türlü türlü sıkıntılar çekiyor, hakaretler görüyor, aç kalıyor, hastalıklar geçiriyor ve O bütün bunları sabırla karşılıyor, bunları hiç anlatmıyordu.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>O, hayatı boyunca ne bir hizmetçiye ne bir kadına ne bir çocuğa ne de herhangi bir insana veya hayvana vurmuştur.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Hoşgörü ve alçak gönüllülüğüne ilişkin, sadece Mekke’nin Fethi günü takındığı tutuma bakılsa bile bu, onun mükemmel şahsiyetinin ve nübüvvetinin en açık göstergesi olarak yeter. Zira O, Mekke’ye büyük bir ordu ile girmişti ve bir vakitler Mekkeliler onları Mekke’nin sokaklarında abluka altında tuttuktan sonra amcalarını, amca çocuklarını, dostlarını ve kendisine arka çıkanları öldürmüş, arkadaşlarına işkencenin her türünü reva görmüşlerdi. Kendisini yaralamış, türlü baskılar yaşatmış; aç susuz bırakmış, hakaretler yağdırmış, suikast için iş birliği yapmışlardı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Mekke’ye girdiği oraya hâkim olduğu vakit, onlara bir konuşma yapmış ve Allah’a şükredip O’nu övdükten sonra şöyle demişti: <strong>“Kardeşim Yusuf’un dediği gibi derim; bugün sizi kınamak yok. Allah sizi affetsin; çünkü O, rahmet edenlerin en merhametlisidir.” </strong><strong><em>Yusuf Suresi/12; 92.</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Rabbim bizleri Efendimizin ahlakı ile ahlaklandırıp, şefaatine mazhar eylesin.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/08/Cuma-Hutbesi-Peygamber-Efendimizin-Ahlaki-Ve-Edebi.docx">Cuma Hutbesi | Peygamber Efendimizin Ahlakı Ve Edebi</a>   <strong>WORD</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/08/Cuma-Hutbesi-Peygamber-Efendimizin-Ahlaki-Ve-Edebi.pdf">Cuma Hutbesi | Peygamber Efendimizin Ahlakı Ve Edebi</a>     <strong>PDF</strong></p>
</div>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-peygamber-efendimizin-ahlaki-ve-edebi/">Cuma Hutbesi | Peygamber Efendimizin Ahlakı Ve Edebi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cuma Hutbesi &#124; İnsanın Kendi Kusurlarını Görmesi</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-insanin-kendi-kusurlarini-gormesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Aug 2026 19:11:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[cumahutbesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=49391</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ يَا اَيُّهَا الَّذينَ اٰمَنُوا عَلَيْكُمْ اَنْفُسَكُمْۚ لَا يَضُرُّكُمْ مَنْ ضَلَّ اِذَا اهْتَدَيْتُمْۜ  “Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltmeye bakın! Siz doğru yolda olduktan sonra sapanlar size&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-insanin-kendi-kusurlarini-gormesi/">Cuma Hutbesi | İnsanın Kendi Kusurlarını Görmesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span dir="RTL" lang="AR-SA"><strong>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ</strong></span></b></p>
<div style="text-align: center;"><b><span dir="RTL" lang="AR-SA">يَا اَيُّهَا الَّذينَ اٰمَنُوا عَلَيْكُمْ اَنْفُسَكُمْ</span><span dir="RTL" lang="AR-SA">ۚ</span><span dir="RTL" lang="AR-SA"> لَا يَضُرُّكُمْ مَنْ ضَلَّ اِذَا اهْتَدَيْتُمْ</span><span dir="RTL" lang="AR-SA">ۜ</span><span dir="RTL" lang="AR-SA"> </span></b></div>
<div>
<p style="font-weight: 400;">“Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltmeye bakın! Siz doğru yolda olduktan sonra sapanlar size zarar veremez.” <strong><em>(Maide,105)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">                           <strong>طُوبَى لِمَنْ شَغَلَهُ عَيْبُهُ عَنْ عُيوبِ النَّاسِ</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">&#8220;Ne mutlu kendi eksikleriyle yüzleşmekten, başkalarının hatalarını aramaya fırsat bulamayanlara.&#8221; <strong><em>(Beyhaki, Şuabu’l-iman, 13/142)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Muhterem Müslümanlar!</strong> Hutbemiz <strong>“İnsanın Kendi Kusurlarını Görmesi ”</strong> hakkındadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">İnsanoğlu olarak, hatalarımızla ve kusurlarımızla dolu bir dünyada yaşıyoruz. Dolayısıyla nefsimizin ve şeytanın tuzaklarına düşmek, hatalar yapmak mümkündür. Ancak, asıl önemli olan, bu kusurları fark etmek ve onları düzeltmek için çaba göstermektir. Zira kendi kusurlarımızı bilmediğimiz sürece o kusurlardan kurtulmamız mümkün değildir. <strong>Allah&#8217;ın, bir insana en büyük lütfu, ona kendi ayıplarını ve kusurlarını göstermesidir.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Kusurları hissetmek, o eksikleri gidermenin ilk adımıdır. Bu açıdan eksiklerimizi gösterecek yol ve yöntemlere ihtiyacımız var.</p>
<p style="font-weight: 400;">Evvela, dini kaynaklarımıza müracaat etmeliyiz. Kur&#8217;an-ı Kerim ve Sünnet-i Sahiha, bize doğru yolu gösteren en temel kaynaklardır. Bu kaynaklara başvurarak, dinimizin emir ve yasaklarını öğrenmeli, helal ve haramı ayırt etmeliyiz. Bunun için ilmihalleri ve ahlak kitaplarını okumalıyız.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu eserleri okuyarak, dinde açıkça belirtilen haram ve helalleri, kötü ve iyi fiilleri, insanı felakete götüren afetleri öğrenebiliriz.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kusurlarımızı bilmenin bir diğer yolu; <strong>tefekkür, murakabe   ve muhasebe ile kendimizi sorgulamadır.</strong> Kendisi ile yüzleşmeyen, kendisini sorgulamayan; meydana gelen kusurları, işin başlangıcında veya realize edilme sürecinde kendi yaptığı hatalara bağlamayan bir insan sürekli dışta kusurlu arar durur ancak bir türlü ne suçluyu bulabilir ne de o kusurlardan kurtulabilir. Fakat dönüp kendisine<br />
bakan, “Ben nasıl bir hata ettim ki, her şey yolunda giderken böyle bir problemle karşılaştık?” deyip kendini sorgulayan insan ise, Allah’ın izni ve inayetiyle, önündeki engelleri aşar ve yaptığı işlerde muvaffak olur. Hesaba çekilmeden önce kendimizi hesaba çekmeliyiz. Yaptığımız iyi işlerin içinde bile bir takım kirli düşüncelerin olabileceği endişesiyle sürekli Cenab-ı Hakk&#8217;a yönelmeliyiz.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Bir diğer yöntem, bize hatalarımızı söyleyecek, bizi uyaracak ve tekrar doğru yola yönlendirecek vefalı arkadaşlar edinmektir. </strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) -ihtiyacı olmasa da- Cebrail aleyhisselam onun arkadaşı olduğu gibi, güzide sahabilerinden her birinin de onların hata ve kusurlarını hatırlatacak birer arkadaşı vardı. Resul-i Ekrem (aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm), ashabını birbiriyle kardeş yapmıştı. Kardeş kardeşe yardımcıydı, arka çıkıyordu.</p>
<p style="font-weight: 400;">Aynı zamanda onlar kardeşlerine ahiret hesabına da arka çıkıyor, onlara iyilikleri gösteriyor, ayıplarını ve kusurlarını hatırlatıyorlardı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Seyyidina Hazreti Ömer, Selman-ı Farisi ile bir araya geldiği zaman, kendisinin bir kusuru olup olmadığını sorardı. Yine Hazreti Ömer, Hazreti Huzeyfe’yi yakalıyor ve ona: “Resûl-i Ekrem, sana münafıkları isim isim bildirdi. Allah aşkına söyle, ben onların içinde var mıyım?” diyordu.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Önemli bir hususta; işlenen günahın unutulmaması,</strong> hep hüzün ve ızdırapla hatırlanması, yeni hatalara girilmesine engel olur. Eğer bir insan günah çukurlarından birine düşmüşse hiç vakit kaybetmeden tevbeyle kendini yenilemeli ve işlediği günahın hacaletini bir ömür boyu vicdanında duyup hissederek onunla iki büklüm olmalı ve sürekli nefsini sorgulamalıdır. Böyle bir mülâhaza, böyle bir yaklaşım irtikâp edilen o hatayı silip süpüreceği gibi, o hatanın yerine insana bir sevap dahi kazandırabilir. Biz bu durumu ızdırap sevabı, yeni bir teveccüh sevabı, eski bir günaha yeni bir tevbe sevabı şeklinde ifade edebiliriz.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Kıymetli Müminler!</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Asırlar boyunca pek çok âlim, insanın kendi kusurlarını bilmesi istikametinde alternatif yol ve yöntemler aramış ve geliştirmişlerdir. Çünkü kusurlarını göremeyen insan, insanlığı ile beraber her şeyini kaybetmekle karşı karşıyadır; zira insanın bozulması hiçbir bozulmaya benzemez. Onun bozulması sadece kendisini değil, ailesini, tüm insanlığı ve çevresini de felakete sürükler. Bu yüzden, insanın kendi kusurlarıyla yüzleşmesi hem dünyada hem ahirette huzura ve kurtuluşa giden yolda atacağı en önemli adımdır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Başkalarının ayıplarıyla meşgul olan, hayat boyu hep ayıp yapar durur.</strong> Başkalarını suçlamaya kendini salmış bir insan da ömür boyu kendi kusurlarını görmez, hep başkalarına çamur atar-durur. Aleyhissalâtü vesselâm Efendimiz, “O bozuk, bu bozuk, şu da bozuk” diyene “Bozuk olan asıl kendisidir.” mânâsına şöyle buyurmuştur: <em><strong>“İnsanlar helâk oldu, diyen asıl kendisi helâk olmuştur.”</strong></em> Bu hiç farkına varmadan, başkalarını kınayıp ayıplamaya girer; netice itibariylede er-geç gelir, kendi başına dolanır. Allah Rasûlü (aleyhissalâtü vesselam) Efendimiz şöyle buyuruyor:</p>
<p style="font-weight: 400;"> <strong>مَنْ عَيَّرَ أَخَاهُ بِذَنْبٍ لَمْ يَمُتْ حَتَّى يَعْمَلَهُ</strong>  “Bir insan, mü’min kardeşini bir ayıp ile suçluyorsa, O iş başına gelmeden ölmez!” Ya, geniş dairede, ya da, dar dairede kendisine,  evlâd ü ıyâline, eşine, yoldaşına,  mutlaka onu inletecek bir şey, isabet eder Allah, ona maruz bırakır.</p>
<p style="font-weight: 400;">İnsanların günahlarını ortaya dökme yerine, tevbe ve istiğfarla Allaha yönlendirmeliyiz. Seyyidina Hazreti Musa ile ilgili şöyle bir hâdise nakledilir: O, ashabını da yanına alarak birkaç defa yağmur duasına çıkmasına rağmen yağmur yağmaz. Bunun üzerine ulü’l-azm bir peygamber olan Hazreti Musa ellerini kaldırıp, “Ya Rabbi, Sen emrettin ben de yağmur duasına çıktım. Fakat yağmur yağmıyor.” der. Allah, cemaat içinde günahkâr insanların bulunduğunu ve bunlar sebebiyle yağmur göndermediğini ifade buyurur. Hazreti Musa, bunların kim olduğunu sorsa da Allah, “Ben kulumun günahını söylemem. Hepiniz tevbe edin, böylece onlarda sizin aranızda tevbe etmiş olur ve ben duanızı kabul ederim.” buyurur. Böyle durumlarda yapılması gereken toplu olarak tevbe ve istiğfarda bulunmaktır. İşte bu, ilâhî ahlâktır. Bize düşen vazife de bu ahlâka sahip olmaya çalışmaktır. <strong><em>Kırık Testi 16. Dert Musikisi, Doğruluğun ve Ahlâkın Temsilcisi Olma</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Başkalarını değil, kendimizi sorgulamak</strong> <strong>esastır.</strong> Gönül insanı, her zaman kendiyle yaka paça ve kendi ayıplarıyla meşgul bulunduğundan kimsenin eksiğiyle gediğiyle uğraşamaz/uğraşmaz. Başkalarıyla uğraşmak bir yana, her fırsatta iyi bir insan olma örneği sergileyerek, onları daha yüksek ufuklara yönlendirir ve herkese bir hüsnümisal olur: İnsanların ayıplarına kusurlarına göz yumar.. onların olumsuz tavırlarına tebessümle karşılık verir, kötülüklerini iyilikle savar ve elli defa rencide edilse de bir kerecik olsun kimseyi kırmayı düşünmez.</p>
<p style="font-weight: 400;">Rabbim, bizleri kusurlarını gören, onları düzeltmek için çaba gösteren ve rızasına uygun bir hayat yaşayan kullarından eylesin.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/08/Cuma-Hutbesi-Insanin-Kendi-Kusurlarini-Gormesi.docx">Cuma Hutbesi | İnsanın Kendi Kusurlarını Görmesi</a>    <strong>WORD</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/08/Cuma-Hutbesi-Insanin-Kendi-Kusurlarini-Gormesi.pdf">Cuma Hutbesi | İnsanın Kendi Kusurlarını Görmesi</a>      <strong>PDF</strong></p>
</div>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-insanin-kendi-kusurlarini-gormesi/">Cuma Hutbesi | İnsanın Kendi Kusurlarını Görmesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cuma Hutbesi &#124; Kamplardayız</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-kamplardayiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Jul 2026 22:41:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[#kamplar]]></category>
		<category><![CDATA[cumahutbesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=49339</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ فَاذْكُرُوني اَذْكُرْكُمْ وَاشْكُرُوا لي وَلَا تَكْفُرُونِ Öyleyse siz Ben’i zikredin ki Ben de sizi anayım. Bana şükredin, sakın nankörlük etmeyin.(Bakara, 2/152) مَا اجْتَمَعَ قَوْمٌ في بيْتٍ&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-kamplardayiz/">Cuma Hutbesi | Kamplardayız</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span dir="RTL" lang="AR-SA"><strong>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ</strong></span></b></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: center;"><strong>فَاذْكُرُوني اَذْكُرْكُمْ وَاشْكُرُوا لي وَلَا تَكْفُرُونِ</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Öyleyse siz Ben’i zikredin ki Ben de sizi anayım. Bana şükredin, sakın nankörlük etmeyin.</strong><strong><em>(Bakara, 2/152)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>مَا اجْتَمَعَ قَوْمٌ في بيْتٍ مِنْ بُيُوتِ اللَّهِ تعالى يَتْلُونَ كِتَابَ اللَّهِ وَيَتَدَارَسُونَهُ بَيْنَهُمْ إّلا نَزَلَتْ عَلَيْهِمُ</strong><strong>السَّكِينَةُ، وَغَشِيَتْهُمُ الرَّحْمَةُ، وَحَفّتْهُمُ الْمَلاَئِكَةُ، وَذَكَرَهُمُ اللَّهُ فِيمَنْ عِنْدَهُ</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Efendimiz (s.a.s) buyurdular ki: <strong>&#8220;Bir grup, Kitâbullah&#8217;ı okuyup ondan ders almak üzere Allah&#8217;ın evlerinden birinde bir araya gelecek olsalar, mutlaka üzerlerine sekine iner ve onları Allah&#8217;ın rahmeti bürür. Melekler de kanatlarıyla sararlar. Allah, onları, yanında bulunan yüce cemaatte anar.&#8221;</strong> <strong><em>(Müslim, Zikir 38, Ebû Dâvud, Salât 349)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Hutbemiz <strong>“Manevi hayatımız adına kampların önemi”</strong> hakkındadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Tarih boyunca bütün peygamberler, tefekkür, ibadet ve manevî arınma amacıyla, zaman zaman toplumun gürültüsünden uzaklaşarak bir nevi kamp hayatı yaşamışlardır. Hz. Musa (aleyhisselâm), ilahî vahye hazırlanmak ve Rabbine yakınlaşmak için Tur Dağı’nda kırk gün geçirmiştir.</p>
<p style="font-weight: 400;">İnsanlığın İftihar Tablosu Hz. Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) ise peygamberlikten önce Mekke’deki Nur Dağı’nda Hira sultanlığında günlerce, bazen bir aydan fazla süreyle tefekkür ve ibadetle meşgul olmuştur. Medine döneminde de <strong>her Ramazan on gün itikâfa girerek</strong> ümmetine manevî kampın en güzel örneğini göstermiş; erkekleri ve kadınları bu ibadete teşvik etmiştir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Günümüzün manevî rehberleri de aynı ihtiyaca dikkat çekmişlerdir. Nitekim çağın önemli irşat önderlerinden biri, önce yılda bir veya iki ay, daha sonraki dönemlerde bir ay, hayatının son yıllarında ise <strong>genç-ihtiyar, kadın-erkek herkese; </strong>senenin en az on gününü ilim, ibadet, tefekkür ve muhasebe ile geçireceği manevî kamplara ayırmasını tavsiye etmiştir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Aziz Müminler! </strong></p>
<p style="font-weight: 400;">İslam’ın istediği hayat, insanlardan kaçmak değil; insanların içinde kalarak Hakk ile beraber olmaktır. Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), insanların arasına karışıp onların sıkıntılarına sabreden müminin, toplumdan uzak yaşayan kimseden daha faziletli olduğunu bildirmiştir. Bununla birlikte, insanın manevi dünyasını koruması için zaman zaman asude mekânlarda, huzurlu ortamlarda bulunması da büyük bir ihtiyaçtır. <strong>İşte bu noktada kamplar, </strong>okuma programları ve manevî buluşmalar önemli bir fırsat sunmaktadır. Bu programlar sadece dinlenme veya vakit geçirme faaliyetleri değildir. Aksine onlar, kalbin ve ruhun yeniden güç kazandığı, insanın kendisiyle yüzleştiği, eksiklerini gördüğü ve Rabbine yöneldiği bereketli zaman dilimleridir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Bir kampın veya okuma programının değeri, orada geçirilen zamanın verimli kullanılmasıyla ortaya çıkar. </strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Bu sebeple böyle programlar; <strong>Kur’an tilaveti, dua, zikir, ilim, müzakere ve tefekkürle değerlendirilmelidir.</strong> Okunan her kitap, yapılan her müzakere ve öğrenilen her hakikat, insanın imanını kuvvetlendirir, ufkunu genişletir ve hizmet şuurunu artırır. Geçmişte gerçekleştirilen nice kamp programlarında gençler ve gönül insanları büyük fedakârlıklar içinde yaşamış, sade imkânlarla günlerini ilim ve ibadetle geçirmişlerdir. Gecelerini Kur’an okuyarak, dualar ederek ve Rabbine yalvararak ihya etmişlerdir. Bu samimiyet ve ihlas sayesinde o mütevazı mekânlar adeta birer maneviyat ocağı hâline gelmiştir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bugün her zamankinden daha fazla böyle programlara ihtiyaç duyuyoruz. Çünkü yaşadığımız çağda gözlerimizi, kulaklarımızı ve gönüllerimizi kirletecek pek çok unsur bulunmaktadır. Sokakta, iş yerinde, medyada ve dijital dünyada insanın maneviyatını zedeleyen sayısız tehlike vardır. İşte kamplar ve okuma programları, bu kirli ortamların etkisini azaltan birer manevî sera vazifesi görmektedir. İnsan kulluğunu yeniden hatırlar ve hayatına yeni bir yön verir. Bu programlarda kitap okumayla beraber nefis muhasebesi yapılmalı, ibadetler artırılmalı ve kardeşlik duyguları güçlendirilmelidir. Boş ve faydasız sözlerden uzak durulmalı; zaman ilim,   tefekkür ve zikrullah ile değerlendirilmelidir. Çünkü Allah Teâlâ <strong>“Siz Beni anın ki; Ben de sizi anayım.”</strong> Buyurmaktadır. Öyleyse fırsat buldukça çocuklarımızı, gençlerimizi ve kendimizi ilim, ibadet ve güzel ahlakın hâkim olduğu kamp ve okuma programlarına yönlendirelim. Peygamber efendimiz <strong>“Gerçek mücahit; Allah&#8217;a itaat yolunda nefsiyle mücadele eden kimsedir.”</strong>buyurarak nefislerimizi ıslah etmeye davet etmiştir. <strong><em>(Tirmizî, Fedâilü&#8217;l-Cihâd, 2)</em></strong> Dolayısıyla bizlerde bu programlarda, ruhlarımızı yenilemeye, imanımızı güçlendirmeye ve Rabbimize yaklaşmaya hususi bir gayret gösterelim.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hutbemizi <strong>“Kamplarda Zaman” </strong>makalesinden birkaç paragraf ile bitirelim; <strong>Kamp bence,</strong>  şefkat ve muhabbetin tatlı tatlı esip durduğu bir mübarek bucaktı. Hepimiz orada, bir ruh kovanındaki arılar gibi, <strong>bir elimiz çiçeklerde, bir elimiz de peteklerde</strong>, <strong>çiçek özü ve</strong> <strong>bal arası</strong>gelip giderdik. Bu duygu ve düşünce, ruhumuzla öyle kaynaşıp bütünleşmişti ki<strong>;</strong> <strong>aradan bunca yıl geçmiş olmasına rağmen, ben hâlâ, o günleri bütün kalbimde, bütün canımda, bütün benliğimde dipdiri hissetmekteyim</strong>.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Ben,</strong> böyle nurlu ve bereketli bir geçmişin<strong>,</strong> ziyan olacağına inanmak istemiyorum<strong>.</strong> <strong>Zira,</strong> o günler, dar bir zaman dilimi içinde geçip gitse de bizim için bütün bir geçmişi gözetleme kuşağı ve bütün bir geleceğin de rüyalarının görüldüğü <strong>berzahî haritalar olmuştu.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Şimdi, ruhumdaki her hatırayı karıştırdıkça görüyorum ki; <strong>o yumuşak, şefkatli, sihirli, şiirli günler,</strong> hâlâ içimde <strong>dipdiri</strong> <strong>ve mevsim tanımadan tomurcuk tomurcuk açılan güller gibi,</strong> hiç durmadan solar solmaz hemen yeniden <strong>açılıyor,</strong> ruhumda en romantik duyguları <strong>tutuşturuyor </strong>ve zaman zaman hatıraları öyle canlandırıyor<strong> ki</strong>, kendimi hâlâ o üfül üfül ağaçların altında <strong>hissediyor;</strong> ağustos böceklerinin sesleriyle, nur soluklu, ışık soluklu talebelerin tesbih, temcid ve ilâhî sadâlarının birbirine karıştığını ve farklı bir koro teşkil ettiğini, içimin derinliklerinde <strong>duyuyor</strong> ve burkuntu karışımı bir hazla tâliime tebessüm ediyorum.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Eğer ötelere seyahatimizde,</strong> herkese birer hatıra götürme fırsatı <strong>verilseydi,</strong> <strong>şüphesiz ben</strong>, ilklerinden başlayarak, kampların, o bahar çiçeklerine benzeyen<strong>;</strong> <strong>pırıltılı, tılsımlı, hülyalı, </strong>mavi hatıralarını alır götürürdüm.</p>
<p style="font-weight: 400;">Cenâb-ı Hak kalplerimizi Kur’an’la diriltsin, ilim ve hikmet yolunda bizleri daim eylesin. Kamp ve okuma programlarını ümmet için birer hayır, bereket ve diriliş vesilesi kılsın.</p>
<p style="font-weight: 400;">
<p style="font-weight: 400;"><strong> Kamplarla ilgili sohbetler:</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><a href="https://youtu.be/kFFiLgQ9IaI?si=5PxceJQ03QilZmBZ">https://youtu.be/kFFiLgQ9IaI?si=5PxceJQ03QilZmBZ</a>   (Üns Esintileri Kamplar.  Tesbihatlar yapılıyor)</p>
<p style="font-weight: 400;"><a href="https://youtu.be/guKp0T-TpEU?si=2VnUATldQ0C2dbZK%C4%B0l">https://youtu.be/guKp0T-TpEU?si=2VnUATldQ0C2dbZKİl</a>  (ilk Kamplardan Hatıralar (10 Dak.)</p>
<p style="font-weight: 400;"><a href="https://youtu.be/oktuNwfFiTE?si=j-ZXgwz9qgaDc4A7">https://youtu.be/oktuNwfFiTE?si=j-ZXgwz9qgaDc4A7</a>   (Hakiki Halvet ve Okuma Programları)</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/07/Cuma-Hutbesi-Kamplardayiz.docx">Cuma Hutbesi | Kamplardayız</a>   <strong>WORD</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/07/Cuma-Hutbesi-Kamplardayiz.pdf">Cuma Hutbesi | Kamplardayız</a>     <strong>PDF</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-kamplardayiz/">Cuma Hutbesi | Kamplardayız</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cuma Hutbesi &#124; Zulüm ve Zulme Karşı Allah’ın (c.c.) Adeti Sübhaniyesi</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-zulum-ve-zulme-karsi-allahin-c-c-adeti-subhaniyesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Jul 2026 16:46:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[cumahutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[zulüm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=49303</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ وَلَا تَحْسَبَنَّ اللَّهَ غَافِلًا عَمَّا يَعْمَلُ الظَّالِمُونَ إِنَّمَا يُؤَخِّرُهُمْ لِيَوْمٍ تَشْخَصُ فِيهِ الْأَبْصَارُ Sen, o zalimlerin işlediklerinden, sakın Allah’ın habersiz olduğunu zannetme! O, sadece onları, dehşetinden&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-zulum-ve-zulme-karsi-allahin-c-c-adeti-subhaniyesi/">Cuma Hutbesi | Zulüm ve Zulme Karşı Allah’ın (c.c.) Adeti Sübhaniyesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span dir="RTL" lang="AR-SA"><strong>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ</strong></span></b></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: center;"><strong>وَلَا تَحْسَبَنَّ اللَّهَ غَافِلًا عَمَّا يَعْمَلُ الظَّالِمُونَ إِنَّمَا يُؤَخِّرُهُمْ لِيَوْمٍ تَشْخَصُ فِيهِ الْأَبْصَارُ</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Sen, o zalimlerin işlediklerinden, sakın Allah’ın habersiz olduğunu zannetme! O, sadece onları, dehşetinden gözlerinin donup kalacağı bir güne ertelemektedir. <strong><em>(İbrahim, 14/42)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">        <strong>      </strong><strong>اِتَّقِ دَعْوَةَ الْمَظْلُومِ، فَإِنَّهُ لَيْسَ بَيْنَهَا وَبَيْنَ اللَّهِ حِجَابٌ</strong><strong>  </strong></p>
<p style="font-weight: 400;">&#8220;Mazlumun bedduasından sakın. Çünkü onunla Allah arasında hiçbir perde yoktur.&#8221; <strong><em>(Buhârî, Zekât 1)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Muhterem Müslümanlar! Hutbemiz, “<strong>Zulüm ve Zulme Karşı, Allah’ın (c.c.) Adeti Sübhaniyesi”  </strong>hakkında olacaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Adalet mülkün temeli</strong>, <strong>zulüm,</strong> bu temele yerleştirilmiş bir dinamit; <strong>Adalet</strong> hemen her konuda dengeyi koruma ve itidalli olmanın Kur&#8217;ân kaynaklı adı; <strong>zulüm ise</strong> her alanda dengeleri alt-üst etmenin ürperten unvanıdır. <strong>Adalet </strong>Hakk&#8217;ı ve halkı hoşnut etmenin en emin yolu, <strong>zulüm, </strong>bu yolda yürekleri hoplatacak bir gulyabâni; <strong>adalet </strong>evrensel barışın en sağlam köprüsü, <strong>zulüm </strong>insanî ufku kirleten bayağılığın en aşağısı&#8230;</p>
<p style="font-weight: 400;">İnsanın hür ve muktedir olması, ona başkalarına zulmetme hakkını vermez; kuvvet, hakkın emrinde olduğu sürece değerler üstü değer kazanır; hürriyet de başkalarının haklarına saygılı davranıldığı ölçüde hakikî kıymetini bulur ve kalıcı olur.</p>
<p style="font-weight: 400;">Zulüm ile şimdiye kadar kimse payidar olmamıştır; olmuş gibi görünenlerin de yanına kalmamıştır. Atalarımız ne hoş söylerler: <strong>&#8220;Zulm ile âbâd olanın âhiri berbâd olur.&#8221;</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Aslında, böyle birinin evvelinin de âhirinin de berbâd olduğu açıktır; &#8211; <em>asrımızda bunun birçok örneğini mevcuttur &#8211;</em> zira zulmün, <strong>bazen küfrün önünde bir günah hâline geldiği de</strong> <strong>olur ki,</strong> işte o zaman <strong>&#8220;gayretullah&#8221;</strong>a dokunur ve eden de hemen bulacağını bulur. Doğrusu insan küfre karşı mesafeli bulunduğu kadar zulümden de uzak durmalıdır; zira Allah nezdinde mazlumun âhı bir duâdır ve bu duânın kabulü de ilâhî adaletin muktezasıdır. Dememişler mi:</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Zâlimin zulmü varsa mazlumun da Allah&#8217;ı var</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Bugün halka cevretmek kolay, yarın Hakk&#8217;ın divanı var.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Rabbimiz zalime mühlet verir; ancak onu asla unutmaz!</p>
<p style="font-weight: 400;">Verilen o mühlet zalimin kurtuluşu değil, ahiretteki tüm bahaneleri ellerinden alan ilahi bir adalettir. Onlar serbestçe koşturduklarını sanırken, aslında kendi felaketlerini büyütürler. <strong>إِنَّمَا نُمْلِي لَهُمْ لِيَزْدَادُوا إِثْمًا</strong> “Biz onlara sadece günahlarını arttırsınlar diye mühlet veriyoruz.” <strong><em>(Âl-i İmrân, 178) </em></strong>Ayeti buna işaret eder.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kur&#8217;ân-ı Kerim adalet ve ubûdiyet üzerinde durduğu kadar zulüm ve haksızlığa da vurguda bulunur, çok geniş bir zulüm tablosu çizer, onu çeşitlendirir ve her türünden sakınmamızı ister:&#8221;Kâfirler Bize değil, kendilerine zulmediyorlardı.&#8221;  <strong><em>(Bakara,57)</em></strong> diyerek, haksızlığın dönüp zalimin başına dolanacağını vurgular; &#8220;O münkirler zâlimlerin ta kendileridir.&#8221; <strong><em>(Bakara, 254) </em></strong>fermanıyla zulüm ile küfrün bir vâhidin iki yüzü olduğuna dikkati çeker; <strong>&#8220;Allah zâlim bir toplumu hidayete erdirmez.&#8221;</strong> <strong><em>Saf/61;9</em></strong> <strong><em> </em></strong>tehditkâr ifadesiyle <strong>zulmün de tıpkı kibir ve inhiraf gibi imandan mahrumiyete </strong>sebebiyet verdiğini/vereceğini hatırlatır; “Halkı zalim olan ülkeleri cezaya çarptırdığı zaman Rabbinin çarpması işte böyle olur! Şüphesiz ki O’nun çarpması pek acı, pek çetindir!” <strong><em>(Hûd,102)</em></strong> kahır televvünlü fermanıyla tarih boyu şirazeden çıkanların mutlaka cezalandırıldıklarını haber verir; “Zulmedenleri o korkunç sayha çarpıverince, bulundukları yerde dize geldiler.” <strong><em>(Hûd, 67) </em></strong>ihbar-ı sübhânîsiyle haksızların her zaman helâk edildiklerini / edileceklerini tekrarlar ve bizi kendimize gelmeye çağırır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>En´am suresinin 42, 43, 44 ve 45.</strong> Ayetlerinde zalimlere Allah’ın muamelesi şöyle anlatılmaktadır; Allah önce nasihat için Resuller gönderiyor, sonra bela musibet veriyor ki, tövbe edip Allaha yönelsinler, bütün bunlardan bir netice çıkmayınca dünyanın bütün nimet ve güçlerini onlara veriyor, onlar kendilerini çok güçlü hissettiklerinde derdest edip perişan ediyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Senden önce de birtakım ümmetlere resuller gönderdik. Dinlemediler: Hakka dönüş yapsın, suçlarının affı için niyaz etsinler diye onları çetin bir yoksulluk, hastalık ve sıkıntılarla cezalandırdık. <strong>(42)</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"> Bâri, kendilerine şiddetimiz geldiği vakit yalvarsaydılar, tövbe etseydiler! Fakat heyhât! Onların kalpleri kaskatı olmuş, şeytan da yapmakta oldukları mâsiyet ve günahları kendilerine süslemiş, cazip göstermişti. <strong>(43)</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Kendilerine verilen öğütleri terk edip unutunca üzerlerine her şeyin, her zevk ve nimetin kapılarını açtık. <strong>Nihayet kendilerine verilen bu genişlik ve serbestlikle tam ferahlandıkları sırada, ansızın onları kıskıvrak yakaladık</strong> <strong>da</strong> bir anda bütün ümitlerini kaybediverdiler<strong>! (44)</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Hz. Peygamber (s.a.s.), bu âyeti açıklamak üzere söyle buyurur: <strong>&#8220;isyanına devam ettiği halde, </strong>Allah’ın böyle bir kuluna dünyadan arzu ettiği şeyleri verdiğini görürsen, bil ki bu sadece <strong>istidraçtan </strong>ibarettir. <strong>İstidraç</strong>; kâfirin cezasını arttırmak için Allah’ın ona bol nimet ve mühlet vermesidir. Sonra da <strong>“felemma nesû&#8230;”</strong> (bu âyeti) sonuna kadar tilâvet etti.&#8221;</p>
<p style="font-weight: 400;">Alemlerin Rabbi Allah’a hamd olsun ki böylece, zulmedip duran o gürûhun arkası kesildi. <strong>(45)</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Bunlar gibi daha onlarca âyât-ı beyyinât, zalimin dünyevî ve uhrevî akıbetini hatırlatmanın yanında, <strong>Hud suresi 113.</strong> Ayette “Bir de sakın zulmedenlere meyletmeyin, <strong>sempati duymayın!</strong>Yoksa size ateş dokunur.” Buyurarak, <strong>onlara en küçük bir meylin dahi ebedî hüsrana sebebiyet vereceğini ısrarla vurgular </strong>ve bize sürekli adalet ve istikamet içinde olmayı salıklar.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Zulüm mevzuunda İnsanlığın İftihar Tablosu&#8217;nun beyanları da ayrı bir önem arz etmektedir: </strong>&#8220;Allah zalime mehil üstüne mehil verir, bir kere de onu derdest etti mi, artık iflah etmez.&#8221;  <strong><em>(Müslim, Birr, 61)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">&#8220;Ümmetimden iki zümre şefaat yüzü görmez: Zulümle oturup kalkan zâlim ve dinde aşırılıklara düşen dengesiz kişi.&#8221; <strong><em>(Taberânî, el-Mu&#8217;cemü&#8217;l-Kebîr, 8/281, 20/214)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">&#8220;Müslüman Müslümanın kardeşidir, ona haksızlık yapmaz ve onu kendi yalnızlığıyla baş başa bırakmaz.&#8221;<sup>  </sup><strong><em>(Buhârî, Mezâlim, 3)</em></strong><strong> </strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Bugün birçok coğrafyada, zulüm, başına adâlet külâhını geçirmiş.. hıyanet, hamiyet libasını giymiş.. menfaat üzerine dönen canavar siyaset ise iktidar olmuş. <strong>Bize düşen,</strong> bütün benliğimizle bir kere daha Allah&#8217;a yönelmek, yüce mefkûremiz adına harekete geçmek ve kusursuz bir sa&#8217;y ü gayretle yola devam etmektir. Biz kendimize gelip duyguda, düşüncede, ruhta ve gönülde dirileceğimiz, dirilip içtimaî adaleti gerçekleştireceğimiz âna kadar yeryüzündeki yaşanan korkunç mezâlim böyle devam edeceğe benzer. <strong>Yapılması gerekli olan şeyleri yapmadan ne kaderi tenkit ne de şuna-buna sövüp saymakla, hiçbir problem halledilemez. İlâhî adalet her zaman vardı, şimdi de var; ama o, adaletten pay alma liyakatine göre lütfedilir..</strong> bir vakt-i merhûna bağlı tecelli eder.. zulmün gayretullaha dokunmasıyla harekete geçer.. aktif bekleyip bakalım; &#8220;Mevlâ görelim neyler/Neylerse güzel eyler.&#8221; <strong><em>(İbrahim Hakkı)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Hutbemizi Efendimizin   sabah ve akşam yaptığı duası ile bitirelim; &#8220;Allahım, zulmetmekten, zulme uğramaktan, birinin hukukunu çiğnemekten, biri tarafından hukukumun çiğnenmesinden Sana sığınırım.&#8221;  <strong><em>(Buhârî, Mezâlim, 8) </em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/07/Cuma-Hutbesi-Zulum-ve-Zulme-Karsi-Allahin-c.c.-Adeti-Subhaniyesi.docx">Cuma Hutbesi | Zulüm ve Zulme Karşı Allah’ın (c.c.) Adeti Sübhaniyesi</a>    <strong>WORD</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/07/Cuma-Hutbesi-Zulum-ve-Zulme-Karsi-Allahin-c.c.-Adeti-Subhaniyesi.pdf">Cuma Hutbesi | Zulüm ve Zulme Karşı Allah’ın (c.c.) Adeti Sübhaniyesi</a>     <strong>PDF</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-zulum-ve-zulme-karsi-allahin-c-c-adeti-subhaniyesi/">Cuma Hutbesi | Zulüm ve Zulme Karşı Allah’ın (c.c.) Adeti Sübhaniyesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cuma Hutbesi &#124; İmtihanlar Karşısında Tavrımız</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-imtihanlar-karsisinda-tavrimiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Jul 2026 16:15:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[#imtihanlar]]></category>
		<category><![CDATA[cumahutbesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=49261</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِنَ الْخَوْفِ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِنَ الْأَمْوَالِ وَالْأَنْفُسِ وَالثَّمَرَاتِ   وَبَشِّرِ الصَّابِرِينَ “Biz mutlaka sizi biraz korku ile, biraz açlık ile yahut mala, cana veya&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-imtihanlar-karsisinda-tavrimiz/">Cuma Hutbesi | İmtihanlar Karşısında Tavrımız</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span dir="RTL" lang="AR-SA"><strong>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ</strong></span></b></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: center;"><strong>وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِنَ الْخَوْفِ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِنَ الْأَمْوَالِ وَالْأَنْفُسِ وَالثَّمَرَاتِ  </strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>وَبَشِّرِ الصَّابِرِينَ</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">“Biz mutlaka sizi biraz korku ile, biraz açlık ile yahut mala, cana veya ürünlere gelecek noksanlıkla deneriz. Sen sabredenleri müjdele!” <strong><em>(Bakara;155)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">                       <strong>أَشَدُّ النَّاسِ بَلاَءً اَلْأَنْبِيَاءُ، ثُمَّ الْأَمْثَلُ فَالْأَمْثَلُ </strong></p>
<p style="font-weight: 400;">“Belanın en şiddetlisi başta peygamberlere, sonra da seviyesine göre diğer insanlara gelir.” <strong><em>(Tirmizî, zühd 57; İbn Mâce, fiten 23) </em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Muhterem Müslümanlar! Hutbemiz, <strong>imtihanlar karşısında tavrımız</strong> hakkında olacaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kulluk bir imtihandır.  Allah’ın imtihanı, tarihin hemen her döneminde olmuştur, günümüzde de İslam’a hizmet eden insanların imtihanları olmaya devam edecektir. Gerçek bir mü’min, her hâdiseyi müteâl iradenin bir muamelesi kabul ederek, başına gelenleri imtihan sayar; imtihanları tevekkül ve teslimiyetle karşılar, yolunu kesen töre bilmezlere insanlık dersi verir ve Hakk’ın rızasını tahsil etme hedefine doğru ilerler.<strong> Çözüm adına en son noktasına kadar sebeplere riayet eder. </strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Musibet karşısındaki temel disiplin;</strong> onun Cenâb-ı Hakk’ın emirber bir neferi olduğunu düşünmek ve şikâyet ifade eden sözlerden kaçınmaktır. Özellikle musibetin gelip çarptığı ilk anlarda sızlanmaların şikâyete dönüşmemesi için sükûtu tercih etmek lazımdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">İnanan bir insan, Resûl-i Ekrem  (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in: <strong>“Sükûtu tefekkür, bakışı ibret ve konuşması da hikmet olan kurtulmuştur.”</strong><strong><em> (ed-Deylemî, el-Müsned 1/421) </em></strong>beyanı istikametinde, eşya ve hâdiseleri ibret nazarıyla süzmeli, konuşmadan önce durup tefekkür etmeli ve konuşacağı zaman da hep hikmet incileri döktürmelidir. <strong>Öyleyse</strong>, bir bela ve musibet isabet edince yapılması gereken, önce iradî olarak susmak, hâdisenin çehresindeki kaderî yazıları okumaya çalışmak, düşünmek, ondan mesajlar çıkarmak, sonra kulluk âdâbına uygun şekilde konuşmak ve mutlaka sabırlı davranmaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İnsanların ebedî nimetlerden nasipleri, Hak yolunda çektikleri meşakkat ve çile nispetinde olacaktır. </strong>Ahiretteki mükâfatın büyüklüğü ölçüsünde, burada bir kısım zorluklar yaşanacaktır. Aslında Allah Teâlâ, her bela ve musibeti, neticesi itibarıyla mü’min kulları için bir rahmet vesilesi ve arınma vasıtası kılmıştır. Elverir ki, insan, zâhiren çirkin yüzlü hâdiseler karşısında kadere taş atmasın ve Cenâb-ı Hak’tan şikâyetçi olmasın.</p>
<p style="font-weight: 400;">Özellikle belaya maruz kalınan vakitlerde, bütün varlığı yaratan Allah’ın kendi mülkünde dilediği tasarrufu yapabileceğini düşünmek ve <strong>“Biz Allah’a âidiz.”</strong> diyerek malı, canı ve her şeyi Allah’a teslim etmek musibetlerin üstesinden gelmek için muazzam bir güç kaynağına dayanmak demektir. <strong><em>(Bakara, 156)</em></strong> Bu itibarla da, musibetten hemen sonraki sükut ve tefekkür faslını, <strong>Allah’a iltica ve O’na arz-ı hâlde bulunma safhası takip etmelidir.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Binaenaleyh</strong> <strong>her mümin; dinini yaşarken, yolunda pek çok engellerin bulunacağını, bunları sabır ve dua ile aşması gerektiğini çok iyi bilmelidir.</strong> Bazen imtihan müddeti uzun olabilir ama Allah’ın (celle celâluhû), kendisine acz ü fakr içinde ilticâ edenlerin dualarını reddetmeyeceğine, er ya da geç dualara karşılık vereceğine Mü´minin inancı tam olmalıdır. Bizim Cenab-ı Hak’tan istediğimiz de, dünyada imtihanı kazanıp bizi Müslümanlar olarak aziz kılmasıdır. Bizden gayret olunca O’nun (celle celâluhû) nasıl karşılık verdiğine tarih ve hâl-i âlem şahittir. Ama Cenab-ı Hak’tan istediğimiz bu husus belirli bir sabrı gerektirmektedir; çünkü başarı ve muvaffakiyet de ancak sabretmekle mümkün olacaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Unutmayalım ki, her halimize nigehbân olan Rabbimiz her an bize bakmaktadır. Buna karşılık bizim önümüzde de yapılacak bir sürü iş ve kendilerine el uzatılmasını bekleyen insanlar vardır.</p>
<p style="font-weight: 400;">İnsanlığın İftihar Tablosu (aleyhi ekmelüttehâyâ) bilhassa Mekke döneminde çok büyük musibetlerle karşı karşıya kalmıştır; kavmi tarafından yalanlanmış, işkencelere maruz bırakılmış, ölümle tehdit edilmiş ve hatta kendisine komplolar kurulmuştur. Diğer taraftan, kendisinin, ailesinin güzîde fertlerinin ve ashab-ı kiramın hapsedilmekten işkenceye, hastalıktan ölüme kadar pek çok imtihanına şahit olmuştur. Fakat, Rehber-i Ekmel Efendimiz, hiçbir zaman kaderi tenkit mânâsına gelebilecek bir şikâyette bulunmamıştır. Belki çok incindiği anlarda, <strong>“Allahım, güçsüzlüğümü, zaafımı ve insanlar nazarında hakir görülmemi Sana şikâyet ediyorum…”</strong>diyerek, Mevlâ-yı Müteâl’e hâlini arz etmiş O’nun rahmetine sığınmıştır. <strong><em>(İbn Sa’d, et-Tabakâtü’l-kübrâ 1/211-212)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Diğer peygamberlerin başlarına da pek çok musibet gelmiştir. Fakat onların hepsi, belalar karşısında kendilerine yakışan hâl ve tavırları ortaya koymuşlar, Allah’a teveccühlerinde hep edepli ve olabildiğine saygılı davranmışlardır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hz. İbrahim; hayatı hep imtihan içinde geçmiş ve geçirdiği bütün imtihanlarda muvaffak olmuş bir insandır. Onun hayatı bu şekilde hep imtihan üstüne imtihanla geçmişti. Ama o, bunların hepsine katlanmış, bu imtihanların hepsinde derin bir teslimiyet ve tevekkül içinde bulunmuştu. Zevcesini -o gün için hiç kimsenin ve hiçbir şeyin olmadığı bir yerde- bırakıp arkasını dönüp gittiğinde, zevcesi onun arkasından şöyle sesleniyordu: “Ey İbrahim! Bunu Rabbin mi emretti?” Hz. Hacer annemiz teselli istiyordu. Hz. İbrahim: “Evet Rabbim emretti!” deyince o yüce kadın: <strong>“İyi o zaman git! Rabbim beni zayi etmez”</strong> diyordu.</p>
<p style="font-weight: 400;">Günümüzün Müslümanı da, başına gelen imtihanlarda ve yapması gerekenler karşısında; aynı sebat, aynı dayanıklılık ve <strong>aktif sabırla beklerse</strong>, Cenab-ı Hak onu yalnız bırakmayacaktır. Zira O (celle celâluhû), hiçbir zaman kendisine tevekkül edenleri terk etmemiştir ve etmeyecektir. Binaenaleyh başımıza gelen her şeyin bir imtihan olduğunu düşünmeli ve bunlara karşı da sabretmeliyiz. Sıkılıp bunaldığımızda, başkasına değil Rabbimize sığınmalı ve Hz. Yakub gibi: “<strong>إِنَّمَا أَشْكُو بَثِّي وَحُزْنِي إِلَى اللهِ</strong><strong> </strong> Ben sıkıntımı, keder ve hüznümü sadece Allah’a arz ediyorum” demeliyiz.  <strong><em>(Yusuf, 12/86)  </em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Bir başka hususta; insan, başına gelen belaları bile kendi hata ve günahlarından bilmeli; <strong>halini Cenâb-ı Hakk’a arz ederek ve nefsinin oyunlarından dert yanarak</strong> <strong>istiğfara yönelmeli ve rahmet-i ilâhiyeyi celbetmenin yollarını araştırmalıdır.</strong>  İlla şekvâ edecekse, nefsini Cenâb-ı Hakk’a şikâyet etmelidir. Hâlis bir kula yakışan, ilâhî icraattan şikâyet değil, her zaman kendisinden daha aşağı derecelerde bulunan biçareleri düşünüp hâline hamdetmektir</p>
<p style="font-weight: 400;">Bizler de bu dünyada ağır bir imtihan altında bulunuyoruz. Öbür âlemi bütünüyle kazanma veya -hafizanAllah- büyük bir kısmı itibariyle her şeyi kaybetme gibi bir durumumuz söz konusu. <strong>Burada ancak sabredenler, yerini, tavrını hiç değiştirmeyenler Allah’ın tevfikiyle muvaffak olacaklardır.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Allah kötülük düşünenlere doğru yolu göstersin, şer güçlerin şer planlarını kendi başlarına geçirsin, bizi istikametten ayırmasın, bizi şu zor zamanda kazananlardan eylesin…</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/07/Cuma-Hutbesi-Imtihanlar-Karsisinda-Tavrimiz.docx">Cuma Hutbesi | İmtihanlar Karşısında Tavrımız</a>    <strong>WORD</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/07/Cuma-Hutbesi-Imtihanlar-Karsisinda-Tavrimiz.pdf">Cuma Hutbesi | İmtihanlar Karşısında Tavrımız</a>     <strong>PDF</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-imtihanlar-karsisinda-tavrimiz/">Cuma Hutbesi | İmtihanlar Karşısında Tavrımız</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
