<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mehmet Yıldız arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/mehmet-yildiz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/mehmet-yildiz/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Jul 2023 20:52:17 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Mehmet Yıldız arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/mehmet-yildiz/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Evlat, Tanışıyor muyuz?</title>
		<link>https://hizmetten.com/evlat-tanisiyor-muyuz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yıldız]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Mar 2023 22:48:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Evlat]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[Tanışıyor muyuz?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=30345</guid>

					<description><![CDATA[<p>Telaşlı bir gündü. Yoğunluk ve yorgunluk kendisini iyiden iyiye hissettirmiş, ruhum daralmış bir çıkış kapısı arıyordum. Bir anda sanki şimşek çakmış, tatlı bir rüzgâr esmişti ve aklıma güzel bir fikir&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/evlat-tanisiyor-muyuz/">Evlat, Tanışıyor muyuz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="Standard">Telaşlı bir gündü. Yoğunluk ve yorgunluk kendisini iyiden iyiye hissettirmiş, ruhum daralmış bir çıkış kapısı arıyordum. Bir anda sanki şimşek çakmış, tatlı bir rüzgâr esmişti ve aklıma güzel bir fikir gelmişti. Eşim ve çocuklarımla birlikte bir lokantaya yemeğe gidebilirdik. Hem ailece biraz gezmiş hem de birlikte bir şeyler yemiş olurduk. Ben de bu arada hafakanlarımı biraz olsun dağıtmış olurdum.<b> Eve girer girmez, “Haydi herkes hazırsa bir yere yemeğe gidelim” deyince; iki oğlum, soluğu hazırlanmak için odalarında aldılar.</b> Bu arada eşimle gidilecek yer konusunda istişare ettik. Hazırlanmış halde yanımıza gelen çocuklar bizden farklı düşünüyorlardı. Sanayi lokantasında kalmıştı akılları.</p>
<p class="Standard">Gideceğimiz yer, küçük, şirin, çeşidi fazla olmayan, fakat lezzetli yemekleriyle, müşterilerini kendisine çeken bir sanayi lokantasıydı.<b> Sanayi lokantasına karar verilince, eşim, “Ben gelmeyeyim sen çocukları götür, onlar için bir değişiklik olur, ben de size tatlı yapayım dönünce çayla beraber yer içeriz” dedi.</b> Olaylar düşündüğümden farklı seyrediyordu.</p>
<p class="Standard">Bizim gençlerin mutlu konuşmaları arasında mekâna yaklaştığımızda tanıdığım bir esnaf arkadaşımı, Medet Bey’i gördüm. Ona birlikte yemek yemeği teklif ettim. Beni kırmadı. Lokantaya birlikte gittik. Çocuklar klasik siparişlerini verdiler, biz de kendimize göre bir şeyler istedik. Hem sohbet ediyor hem de yemeğimizi yiyorduk. Gençler de kendi aralarında muhabbet ediyorlardı. Benim yönüm dışarı doğru idi. <b>Bir ara gözüm camdan içeri bakan yaşlıca bir adama ilişti. Adam vitrinden yemeklere baktı ve hemen geri çekildi. </b>Ben bir anda irkildim ve Medet Bey’in de dışarıdaki adama bakmasını istedim. Sonra da ani bir kararla kapıdan yana oturan Medet Bey’e adamı içeri davet etmesini söyledim.</p>
<p>Yaşlı adam Medet Bey ile birlikte içeri girerken ben hemen kalkıp onu karşıladım ve yan masaya davet edip; “Amcacığım müsaaden olursa size yemek ikramında bulunmak istiyorum” dedim. Adam utanarak, “Zahmet etmeseydin evlat” dedi. Ben “Estağfirullah, ne zahmeti amcacığım” dedim ve garsonu çağırıp, “Bey amca ne isterse ikram et ücretini ben takdim edeceğim” dedim. Az sonra yaşlı beyefendinin yemekleri de gelmişti, bizler de yemekleri bitirmiş çay faslına geçmiştik. Ancak benim aklım bu adamda kalmıştı. Medet Bey ve iki oğluma arabaya gitmelerini istedim ve yaşlı beyefendinin yanına oturmak için müsaade istedim. Adam olur anlamında başını öne eğdi. Zaten çok konuşacak durumda değildi. Ben selam verdim ve karşı sandalyeye oturdum. Adam biraz tedirgin halde; <b>“Evlat tanışıyor muyuz?”</b> deyince<b> ben “Hayır, sizi tanımıyorum” dedim.</b> Adam daha bir merakla;<b> “Öyle ise niçin beni davet ettin yemeğe?” diye sordu.</b> Bu sefer ben bütün sakinliğimi yüklenerek; “Amcacığım biz yemeğimizi yerken camdan sizi gördüm. Camdan yemek tezgahına bakıp hemen geri çekildiniz.<b> Şayet cebinizde az bir para olsaydı mutlaka içeri girer bir şeyler yerdiniz. </b>Ama siz yemek tezgahına baktıktan sonra başınızı sallayıp gerisin geriye döndünüz. Anladım ki o anda imkânınız yoktu.” Ben sözlerimi bitirmeden bir anda onunla göz göze geldik.<b> Adam derin bir iç çekti ve gözlerinden yaşlar dökülmeye başladı.</b> Ben de duygulandım, ne diyeceğimi bilemedim ama merakımı yenemediğim için<b> “Allah&#8217;ım kimdir bu insan?”</b> diye içimden geçirdim.</p>
<p><b>Kaşık tabağın üzerinde kaldı. Adam sanki bir anda başka dünyalara daldı.</b> Belki maziye gidip; dostlarıyla, ailesiyle, arkadaşlarıyla buluşup, o günleri yeniden yaşıyor gibiydi. Elleri masanın üzerinde öylece kalırken dudakları da titremeye başladı. Bir şey söylemek istiyor fakat söyleyemiyordu. Ben kısa cümlelerle bir şeyler diyordum ama o beni duymuyordu. Gözünü benden kaçırmaya çalışıyor, tanımadığı birine sır vermek istemiyordu.</p>
<p>Ben de birkaç saniye içinde empati yapmaya, adamı anlamaya çalıştım. Kafamda sorular harman olmuştu. Kimdi bu insan? Ne iş yapardı? Ailesi, çoluk çocuğu var mıydı? Neredeydi onlar? Bu ara ben yeniden ortamı seslendirmek için “Amcacığım lütfen buyurun yemeğinizi yemeye devam edin” dedim. Biraz kendine gelir gibi oldu gözlerini tekrar sildi ve kaşığını yavaş yavaş çorba kasesine götürmeye başladı ve nihayet sessizce konuşmaya başladı.<b> “Evladım üç gündür doğru dürüst bir şey yemedim. Cebimde de hiç para yok. Ne yapayım bir ümit buraya geldim. Camdan bakmak da bir dua olurmuş meğer. Yemekleri görünce içim gitti ama kendimi aşıp da lokanta sahibinden isteyemedim. </b>Bu yemeği ikram ettiğin için sana çok teşekkür ederim” dedi. Ben <b>“Hayır hayır, bana teşekkür etme bey amca, seni buraya getiren, bana seni gösteren, kalbime seni davet etme fikri ve hissini veren Rabbimize teşekkür et amcacığım.</b> O anda seni görmeyebilirdim, görsem de davet etme fikri oluşmayabilirdi. Fakat her şeyi görüp gözeten, kalplerden geçen her şeyi bilen Rabbimiz senin ihtiyacını benimle görmek istedi herhalde.<b> Şükür O&#8217;na, minnet O&#8217;na”</b> dedim.</p>
<p>Adam bu ara tabağını temizlemişti. Çayını da yudumladıktan sonra çok teşekkür etti, dualar etti ve kalkarken<b> “Kaldı mı böyle insanlar” diye de mırıldandı. </b>Ben de dedim ki; “Amcacığım sizler bizim babamız, dedemiz yaşlarında olan insanlarsınız. Sizlere sahip çıkmak, bizlere hem bir vazife hem de bir şereftir. <b>Büyüklere vefa küçüklere vecibedir. Allah&#8217;ın rızasını kazanmaya bir vesiledir.</b> Öteler hesabına da bir yatırımdır. Biz sadece Allah rızasını gözetiriz.”</p>
<p>Canına can, kanına kan, yüzüne heyecan gelmişti. <b>Elimden tuttu gözlerimin içine baka baka o kadar güzel dualar etti ki ben de gönülden “âmin” dedim.</b> Sonra da selamlaşıp, vedalaştık o yaşlı beyefendi ile. Onun yüzündeki bir anlık da olsa gülümseme, gözlerindeki ışıltı bana çoktan yetmiş ve artmıştı bile. Adam kapıdan çıkıp uzaklaşırken ben de de arabaya doğru yürüdüm. Küçük bir şeyle de olsa insanları mutlu etmek ne kadar önemliymiş diye düşündüm.</p>
<p>Medet Bey, merak içinde “Onu tanıyor muydunuz deyince”, ben “Hayır” dedim. Medet Bey devam etti.<b> “O bir zamanlar bu civarın en varlıklı insanlarından birisiydi. İşleri kötüye gitti. Her şeyini kaybetti.</b> Ben de siz onunla konuşmaya gidince hatırladım o adam olduğunu” dedi.</p>
<p>Güneş gruba meyletmiş, ufku güzel bir kızıllık kaplamıştı. Arabayı çalıştırıp, yola revan olduk.</p>
<p class="Standard">Bir an derin bir sessizlik oldu. Çocuklar da konuşmuyordu. O sessizlik aldı beni bir anda on dört asır öncesine götürdü. İnsani değerlerin en üst seviyede yaşandığı döneme. Empatinin lafının yapıldığı değil, icraatının yaşandığı devre. Sevginin, saygının, paylaşmanın samimi duygularla yaşandığı kutlu bir devre.<b> İçte derinleşme ve yükselme dönemi.</b> İyilik yapmak için çaba sarfedilen bir devre.<b> Rabbimizi nasıl memnun ederiz diye fırsatların en üst seviyede değerlendirildiği bir devre.</b> Hayırda yarış yapıldığı, gösterişin sırra kadem bastığı bir devre. Mizan’da hangi amel ağır basacak bilemeyiz. Hiçbir iyiliği küçük göremeyiz. <b>Bazen bir çömlek yoğurt, Süleymaniye camisinden ağır gelebilir mizanda. </b>Bir yetimin başını okşamak, muhtaç birisine ikramda bulunmak, bir gencin okuması için elinden geleni yapmak, bir muhacirle evini, bahçeni paylaşmak, ümidini yitirmek üzere olan birisine ümit kaynağı olmak&#8230;</p>
<p><b>Ne kadar da özlemişiz bu hasletleri!</b></p>
<p>Hani bir gün Allah Resulü (sav) mescitte iken yanına biri gelmiş ve kaç günden beri yiyecek bir şey bulamadığını, çok aç olduğunu söyleyivermişti. Bundan çok etkilenen şefkat peygamberi, etrafına bakmış ve o garibin karnını doyuracak birini aramıştı. Ancak o an mescitte elinde avucunda bir şeyler olan kimse yoktu.<b> Neden sonra Ebu Talha ayağa kalkmış ve “Ya Resulallah onu ben misafir edeyim” demişti. </b>Ancak onun evinde de akşam çocukların içeceği az bir çorbadan başka bir şey yoktu. Eve gidince hanımı ile konuştu. Çocukları uyutmasını istedi ve küçük bir plan yaptı. Buna göre sofraya bir kâse çorba gelince, <b>hanımı yanlışlıkla mumu söndürecekti ve Ebu Talha da yiyor gibi yapıp bütün çorbayı misafirin yemesini sağlayacaktı.</b></p>
<p>Ebu Talha ve misafiri sabah namazında Allah Resulünün arkasında yerlerini aldılar. Namazdan sonra Allah Resulü (sav) yüzünü cemaate döndü, sonra da gözleri ile Ebu Talha ve misafirini arayarak sordu: <b>“Bu gece ne yaptınız ki, hakkınızda şu âyet (Haşr, 59/9) nazil oldu: “Kendileri sıkıntı içinde bulunsalar dahi başkalarını kendi nefislerine tercih ederler.”</b></p>
<p>Hiç kimsenin görmediği bir yerde Allah’ın takdir edeceği, meleklerin imreneceği bir tavır sergilemek ne büyük bir güzellikti.<b> Efendimiz (sav)’in yer yer uğradığı o nasıl kutlu bir hanedir ki, orada Ebu Talha ile beraber eşi Ümmü Süleym fedakarlığın zirvesini yaşıyorlar ve</b> ötelere hazırlık için adeta yarışıyorlardı ve kıyamete kadar gelecek bütün mü’minlerin gönüllerine iyilik yapma tohumları saçıyorlardı.</p>
<p>Bundan dolayıdır ki, bu günlerde<b> binlerce, on binlerce, yüz binlerce Ebu Talha ve Ümmü Süleym ruhu taşıyanlar; </b>muhacir kardeşlerini evlerinde barındırıyor, onlara sahip çıkıyor, yalnızları, kimsesizleri, garipleri, yolcuları düşünüyor; onlara Allah rızası için kol kanat germeye gayret ediyorlar.</p>
<p><b>Yaklaşmakta olan Ramazan ayının manevi atmosferinden âzamî derecede istifade etme ve yeni yeni açılımlara vesile olması duası ile.</b><b> </b></p>
<p class="Standard">m.yildiz@hizmetten.com</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/evlat-tanisiyor-muyuz/">Evlat, Tanışıyor muyuz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Piyanist</title>
		<link>https://hizmetten.com/piyanist/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yıldız]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Mar 2023 11:08:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[Piyanist]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=30077</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Son kez soruyorum” dedi salonu dolduran yüzlerce insana hitaben. Fakat beklenildiği gibi kimse ilgi göstermemişti bu çağrıya. “100 $’a bırakıyorum” demişti cümlenin sonunda. 100 $ çok bir para değildi salondakiler&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/piyanist/">Piyanist</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Son kez soruyorum” dedi salonu dolduran yüzlerce insana hitaben. Fakat beklenildiği gibi kimse ilgi göstermemişti bu çağrıya. “100 $’a bırakıyorum” demişti cümlenin sonunda. 100 $ çok bir para değildi salondakiler için ama en ufak bir kıpırdama bile olmadı.</p>
<p>Derken ön sıralarda oturan başına beyaz alevler düşmüş bakımlı ve iyi giyimli bir beyefendi kalktı ve “<strong>Bir teklifim var” dedi</strong>.  Bir anda bütün gözler o beyefendiye döndü. Münadi de merak içinde ona baktı.</p>
<p>Bazen bir söz, bir davranış, dikkatleri farklı bir tarafa çekebiliyordu. Belli ki güngörmüş biriydi. Belli ki çözümlerin sessiz kaldığı yerlerde kendini gösteren biriydi. Halin harekete dönüşmesi gerektiği zamanlarda var olan biriydi. Sesinin ipekliği ve naifliği, bakışlarındaki derinliği gerçekten etkileyici idi. Mevlana’nın dediği gibi: “<strong>Gerek yok her sözü laf ile beyana, bir bakış bin söz eder bakıştan anlayana.”</strong> Bu asrın Mevlana’sına göre de <strong>“Bakışın yettiği yerde söz israf-ı kelamdır.”</strong> Ama o, sözün gerektiği yerde idi şimdi.</p>
<p>Duruşu asalet olan o adam, önce salondakileri kısa bir süzdü. Belki onlar da tecrübeleri ile böyle sürpriz durumlara alışık idiler belki de gerçekten cidden çok merak içinde idiler. Gözler onda idi.</p>
<p>İnsan ne kadar da muamma bir varlık. Alex Karel’in dediği gibi insan denen meçhul. Duruşu, bakışı, edası, susması, konuşması, düşünmesi, jest ve mimikleri ile sırlı bir varlık. Bazen sesindeki tonlamadan onlarca mana bazen gözündeki halden onlarca dünya çıkar. Nasıl tepki vereceğini çoğu zaman kestiremezsin. İstesen de söz ve davranışları arasındaki münasebeti çözemezsin. <strong>Ta ki ona dokununcaya, onu hissedinceye kadar.</strong></p>
<p>Klasik bir piyanonun 88’den fazla tuşu, bir kanunun 78’den fazla teli var ama onlar bu sayılardan çok daha fazla sese sahiptir. Tuşlar ve teller arasındaki ahengi yakalamaktır önemli olan. <strong>Piyanonun bir tuşu tek başına işe yaramaz, onu sanat yapacak olan başka dokunuşlar gerek.</strong> Bunu bilen sanatkarın elinde o sesler olağanüstü bir müziğe dönüşecek. O zaman gör sen o piyanoya kimler ne değerler verecek. Sanat da sanatkardan dolayı kıymet kazanmaz mı? bazen basit bir ağaç parçası bir sanatkarın elinde şaheser olmaz mı? <strong>İnce bir ruhtan fışkıran nameler akar akar da gönül tellerinde ne inanılmaz bestelerde kafiyeye durur.</strong></p>
<p>Beyefendi salonda piyanoya doğru ilerledi. Sonra dönüp “Müsaade eder misiniz size bir parça çalayım” dedi. Salon birden alkışa boğuldu. Ağır adımlarla, imrendirici edasıyla piyanonun başına geçti ve alt perdeden dokundu tuşlara. Müzikle birlikte gözlerde pırıltılar, yüreklerde heyecanlar da hareketlendi. Kimi gözyaşlarını elinin tersi ile silmeye kimi yanındakine sessizce duygusunu ifade etmeye başladı.</p>
<p><strong>Meğer birkaç dakika içerisinde neler değişebiliyormuş. </strong></p>
<p>Perişanım bugün cânâ perişan olmayan bilmez</p>
<p>Cevahir kadrini cevher-fürûşan olmayan bilmez. (Alvarlı Efe Hazretleri)</p>
<p>Altının kıymetini sarraf bilir. Elin ayarı, gözün kararı vardır. Bunu herkes fark edemez.</p>
<p>Elini piyanonun tuşlarından çeken beyefendi münadiye dönerek; “<strong>Teklifini bir kez daha yinele istersen” deyiverdi</strong>. Münadi bu istek üzere son teklifini yeniden gündeme getirdi.</p>
<p>“Evet piyanoyu 100 $’a satışa sunuyorum. Bu sefer salonda ciddi bir hareketlenme oldu. Art arda artışlar gelmeye başladı. 500, 1000, 3000, 5000 ve nihayet <strong>piyano 10.000 $’a satıldı.</strong></p>
<p>Ne oldu da herkes bir anda ilgi gösterdi piyanoya? <strong>Bir sanatkarın eli değmişti.</strong> Sessiz sessiz duran piyano konuşmaya başlamıştı. Notasını bulan sesler, sanata dönüşmüştü. Bu değil mi zaten hayattaki başarılar da. İnsanlar böyle değil mi? <strong>Notasını bulana kadar sessizlik içinde değil midir? </strong>Bir sanatkâr yüreğine denk gelmek en büyük nimet değil midir insan için?</p>
<p><strong>İnsan da iyiliklerle çoğalır nihayet&#8230;</strong></p>
<p>Hani bir bilgenin bir köpeği varmış. Bir süre sonra bir köpek daha almış. Talebesi “Bir köpek yetmiyor mu ki ikincisini de aldın?” diye sormuş bilge zata. Bilge başını kaldırmış talebesine bakmış ve ona çok güzel bir ders vermiş. “İki köpeğin evimizi daha iyi koruyacağı düşüncesindeyim. Birbirlerine arkadaş olurlar, kuvvet olurlar. <strong>Bazen de birbirleriyle mücadele ederler.</strong> Ben de onların mücadele edişlerini seyrederim kendimce.” Talebesi bir soru daha sormak istemiş o da “olur sor” demiş.</p>
<p>“Köpeklerin biri siyah bir beyaz, bunun özel bir nedeni var mı?” Bilge gülmüş. “Bu renklerin birisi iyiliği, birisi kötülüğü temsil eder. İçimdeki iyilik ve kötülük duygularının mücadelesini görürüm onlarda. Onlar mücadele ederken ben içimdeki iyilik ve kötülük duygusunun mücadelesine şahit olurum. Yani insan içinde var olan <strong>nefis ve vicdan birbiri ile hep mücadele halindedir. </strong></p>
<p>“Peki bu mücadeleden hangi renk galip gelir?”</p>
<p><strong>“Hangisini daha iyi beslersem.” </strong></p>
<p>Bir tarafta benliğimiz, duygularımız, ailemiz, inandıklarımız, okuduklarımız, çevremiz, diğer tarafta dostlarımız, sorumlu olduklarımız. Ne çok şey var ilgi alanımızda. Hepsi de bizden ilgi bekler. Hepsi de bizimle beraber. Siyah ve beyaz. İki dünya. Gece ve gündüz. İki döngü. Biri birini tamamlıyor. Ama tercih önemli değil mi? <strong>Sen beyaz olanı besle, ışığı yani.</strong> Karanlık uyumak için değil mi? Hadi sen ışığı al yürü, gölgen ister gelsin ister gelmesin ardından. Sakın sahip olduklarını heba etme. Her şeyi yerli yerinde kullan. Çıkması gereken yerde çıkan ses, piyanoya değer katar. Susması gereken yerde susmayan değerden düşer.</p>
<p>Tutalım ellerimizden, tutalım gönüllerimizden. Şefkatle, merhametle dokunalım hayatlarımıza. Bakmaya gerek var mı karanlıklarımıza? İlgiyle yaşayalım, bilgi ile doğalım, sevgiyle bahar olalım. <strong>Göreceksiniz çevreniz kısa süre içerisinde gülistana dönecek.</strong></p>
<p>Bakın ne güzellikler var içimizde. Keşfedelim kendimizi. Ne sesler ne nameler var ruhumuzda. Ama hepsini biz bulamayabiliriz. O zaman dostlar, canlar girmeli devreye. Bulmalı o notaları ve çıkarmalı gün yüzüne. Böyle bakmalı hayata böyle akmalı gönüllere. “Sende ne cevherler var ne olur bakıp geçme” demeli. Bir suçlunun başına ödüller koyan insanoğlu, böyle cevherler için varlıklar harcamaya değmez mi?</p>
<p><strong>Paradokslar içinde insan&#8230;</strong></p>
<p>Adam çok umursamıyordu çocuklarını. Anne de elinden geleni yapıyordu ama onun işi gücü başından aşkındı. Nihayet biri okudu, güzel mevkilere geldi. Diğeri ise işsiz gücüz bir serseri oldu. Okuyan her ne olursa olsun annesini dinliyor, ona yardımcı oluyor, onu mutlu etmek için elinden geleni yapıyordu. Hayat devam ediyordu. Kimi zaman her ikisine de sorduklarında “Nasıl bu hale geldin?” diye, mutlu olan “<strong>Ailem sayesinde”</strong> der, diğeri de “Babamın durumunu biliyorsunuz” derdi. Gerçekte ise birine bir el bir gönül değmişti, güzel bir el, güzel bir gönül. Onu almış işlemiş, notaları yer yerine koymuştu. Ama diğeri bundan mahrum olmuştu da bir beste halinde arzı endam edememişti.</p>
<p>Bizler hayat yolcularıyız. Ses vermeden gitmek olmaz. Beyazı karadan ayırt etmeden yürümek olmaz. Güzel yüreklerle, sevgi dolu iklimlerde ıslanmadan olmaz. Verelim kendimizi en güzel baharlara. Söyleyelim en güzel şiirleri gürül gürül çağlayanlara. <strong>Dokunalım en güzel besteler için piyanonun tuşlarına.</strong></p>
<p><em>m.yildiz@hizmetten.com</em></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/piyanist/">Piyanist</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fırsatların Kazası Olmaz</title>
		<link>https://hizmetten.com/firsatlarin-kazasi-olmaz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yıldız]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Feb 2023 05:27:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem çadırları]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[yardım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=29763</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir bezm açıldı arkadaş, gönül erleri davet ediliyor bir bir, Dünü, bugünü aynı çizgide gönül erleri. Yol vermiyor çünkü ruhlar ve ruhaniler, Dökülüp yolda kalanlara, sararıp solanlara.*** Geceler gündüzler birbirine&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/firsatlarin-kazasi-olmaz/">Fırsatların Kazası Olmaz</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir bezm açıldı arkadaş, gönül erleri davet ediliyor bir bir,</p>
<p>Dünü, bugünü aynı çizgide gönül erleri.</p>
<p>Yol vermiyor çünkü ruhlar ve ruhaniler,</p>
<p>Dökülüp yolda kalanlara, sararıp solanlara.***</p>
<p>Geceler gündüzler birbirine karışmıştı. 99 depreminden üç beş gün sonraydı. Saat gece 23.00 sularını gösteriyordu. Gece ekibimiz yardımları dağıtmak, insanlara “yanınızdayız” mesajını vermek için hazırlıklarını tamamlamıştı. Grup grup çıkıp belirlenen istikametlere doğru yol almaya başlamışlardı. <strong>Gecenin karanlığında ellerinde meşalelerle, hüzün ve umut dolu duygularla gıda paketlerini ama hiçbir çadırı atlamadan dağıtıyorlar, gözlerindeki hüznü saklayıp yüzlerindeki tebessümü izhar etmeye çalışıyorlardı. </strong>Kimler miydi bunlar? Karanlığın bağrında parlayan yıldızlar misali, çok şeyini belki çok yakınlarını yitirmiş, ellerini şakaklarına götürmüş, düşünceler içinde bekleyenlerin kalplerindeki yangınlara su serpmek, yalnızlıklarına bir kâse umut olmak için yollara koyulan güzel insanlardan bahsediyorum.</p>
<p><strong>Okulumuzun bahçesi kriz masası veya deprem yardımları dağıtım merkezi gibi çalışıyordu</strong>. Listelerle gelenler, bir şeyler yüklenip gidenler, bir vazife var mı diye bekleyenler, farklı illerden acılara merhem olmak için koşanlar. Öğrenci, esnaf, memur, bay-bayan, elimden ne gelirse diye ileri atılanlar. Tanıdık tanımadık o kadar çok sima gördüm ki, içinde olduğum organize adına bir kez daha umut doldum.</p>
<p>Ortalık bir ara sakinleşir gibi oldu. Yaklaşan bir aracın farları gözümü aldı. Hemen araca doğru gittim, camın ardından görünen simayı bir yerlerden hatırlıyor gibiydim. “Buyurun size nasıl yardımcı olabiliriz dedim?” Bakışlarındaki samimiyetten kaynaklanan ışık, içimde bir meltem gibi esti.</p>
<p>O günler çok farklı idi, o günlerin heyecanları da farklı idi, o günlerin heyecan ve umut dolu güzel insanları da farklı idi. O günler gökyüzü de bir başka idi. Nasıl denir bilmiyorum ama öyle idi. Mesela yağmur bir başka yağıyordu, rüzgâr başka esiyordu.</p>
<p>Daha araçtan inmemişlerdi. Gözlerinden süzülen hüzün damlalarını görünce ben de yeniden burkuldum. Hava bulutlu idi ve ince ince bir yağmur bize eşlik ediyordu. <strong>Gözüm plakaya ilişti ister istemez. 35 İzmir. Bir sıcaklık hissettim o an.</strong> “Ben Alperen” dedi beyefendi. İsmini duyunca siması da hafızamda şekillendi birden. Onu spor camiasında biliyordum. “Nasıl yardımcı olabilirim?” diye sorunca, o “Asıl biz sizlere yardımcı olmaya geldik” dedi. Panelvan tipi bir araçla gelmişlerdi. Öndeki iki koltuk dışında aracın için tıka basa dolu idi. “Bunları hemen dağıtalım” dedi Alperen. Ben bir rehber vermek istedim ama kabul etmediler.  Kıymetli eşi ile göz göze geldiler ve <strong>“Biz dağıtalım kimseyi rahatsız etmeyelim böylesi daha iyi olur, hem Allah bizi sevk eder” dediler</strong>. Ben de “Hay hay, nasıl isterseniz, bir şey olursa biz buralardayız” dedim. Aradan dört saat kadar geçmişti. Biz de epey yer dolaştık, epeyce koliyi ihtiyaç sahiplerine ulaştırdık. Onlarla aynı yerde yeniden karşılaştık. Ağlamaktan konuşamaz durumda idiler. Biraz zaman geçince Alperen yavaş yavaş konuşmaya başladı.</p>
<p>Biliyor musun hizmet çok büyük dualar alıyor. Dolaşırken bir çadırın önünde sandalyeye oturmuş iki insan gördük. Dört saat önce yani gece iki buçuk üç civarı. Sohbet ediyorlardı.  Selam verdik, bir şeyler bıraktık. Gayet içten bir sesle yardım gelip gelmediğini sordum. Hiç aklıma bile gelmiyordu ama adamın biri beni tanımış ve bana ismimle hitap etti, sonra o kadar derdini unutmuş gibi bana iltifatlar etti, yerini bana verdi. Hanım da yanıma oturdu. Gözlerimiz dolu dolu onları dinlemeye başladık.</p>
<p>“Allah razı olsun şu hizmet hareketinden. Bu acı olaydan sonra çadırda kalmaya başladık. Her şeyimiz gitti. Paramız yok. Ne ederiz diye düşünürken bir sabah çadırın önünde bir poşet bulduk, sevindik ama bu her sabah devam etti.  Çok merak etmemize rağmen poşeti kimin bıraktığını göremedik. İçinde bir reklam, bir kartvizit arıyorduk ama yoktu. Sonra aramızda anlaştık ve bu şahsı görmeye karar verdik. Meğer gece yarısından sonra herkesin uykuda olduğu zamanda gelirmiş. O gece de öyle oldu. Gençten biri elindeki poşeti bırakıp gidiyordu ki ben seslendim. “Kardeş bakar mısın? deyince durdu bize baktı. Gayet sakin bir sesle, “Buyurun efendim” dedi. “Önceki günler de mi sen bırakıyordun bu poşetleri bizim çadırın önüne?” deyince biraz mahcup bir eda ile “Evet efendim” dedi. Benim merakım daha da artmıştı. Bu delikanlı tek başına bu işi yapamazdı. <strong>Kim olduğunu, nereden geldiğini sordum. Genç önce söylemek istemedi ama ben ısrar edince bir kolej ismi verdi.</strong> Sonra hiç durmadı, elindeki poşetleri çadırların önüne bıraka bıraka yoluna devam etti. Onlar gözden kayboluncaya kadar baktık arkalarından. O gece gözden kayboldular ama inanın gönlümüzden hiç mi hiç kaybolmadılar. Biz anladık gönülden yardım yapanları, insanların içinde insanlardan bir insan olanları.”</p>
<p>Diğer adam söz aldı ve <strong>“Biz herhalde yanlış yapıyoruz. Hocaefendi bir halk kahramanı. Namsız-nişansız insanlığın hizmetinde bir nesil yetiştiriyor</strong>. Bak siz de İzmir’den gelmişsiniz bize yardım ediyorsunuz. Allah rızasından başka bir derdinizin olmadığını biliyorum, ne mutlu insanlık için adımlar atanlara, sırf Allah rızası için işler yapanlara” dedi.</p>
<p>Ben de çok duygulandım bu olaya ama zaten etrafımdaki her bir arkadaş böyle çalışıyordu. Alperen de biliyordu bu güzel insanları ama bu ortamda yaşamak daha bir etkili idi. <strong>Onlar gönül erleri, Hak insanları idi. Onların dünya ile işleri olmazdı.</strong> Çünkü bu daracık dünya onların gönüllerine ancak kasvet verirdi. Onlar sonsuzluklara talip asrın garipleri idi.</p>
<p>Sabahın ışıkları ile ortalık aydınlanmaya başlamıştı. Bizler bütün gün koşturmaktan iyice yorulmuş, biraz dinlenmek, bir iki lokma bir şeyler yemek istiyorduk. Alperenlere de teklif ettim ve birlikte bir yere geçtik.</p>
<p>Sabah namazından sonra arkadaşların ikram ettiği sıcak çayı yudumlarken aklıma şu mısralar geldi.</p>
<p>O erler ki, gönül fezasındalar</p>
<p>Toprakta sürünme ezasındalar.</p>
<p>Yıldızları tesbih tesbih çeker de</p>
<p>Namazda arka saf hizasındalar.</p>
<p>İçine nefs sızan ibadetlerin,</p>
<p>Birbiri ardınca kazasındalar.</p>
<p>Günü her dem dolup her dem başlayan,</p>
<p>Ezel senedinin imzasındalar.</p>
<p>Bir ân yabancıya kaysa gözleri,</p>
<p>Bir ömür gözyaşı cezasındalar.</p>
<p>Her rengi silici aşk ötesi renk;</p>
<p>O rengin kavuran beyzasındalar.</p>
<p>Ne cennet tasası ve ne cehennem;</p>
<p>Sadece Allah&#8217;ın rızasındalar. (NFK)</p>
<p>“Allah rızasında olmak ne güzel” dedim. Alperen bana baktı, bir şey anlamamış gibiydi. Ben hemen toparladım ve şiirden bir iki mısra okudum. Hafif bir tebessüm etti. Başını salladı.</p>
<p>Ben devam ettim. Üstat ne güzel söylemiş, bize ne güzel bir yol göstermiş.</p>
<p>&#8220;Fâniyim, fâni olanı istemem.</p>
<p>Âcizim, âciz olanı istemem.</p>
<p>Ruhumu Rahman&#8217;a teslim eyledim, gayr istemem.</p>
<p>İsterim, fakat bir yâr-ı bâki isterim.</p>
<p>Zerreyim, fakat bir şems-i sermed isterim.</p>
<p>Hiç ender hiçim, fakat bu mevcudatı umumen isterim.&#8221;</p>
<p>Son mısralarda sesim iyice boğuldu, Alperen’in de gözleri doldu. Çaylar bittikten sonra Alperen müsaade istedi ve onlar İzmir’e doğru yola çıktılar.</p>
<p><strong>Böyle günlerde bir yanı öksüz bir yanı yetim oluyor insanın. Yoğun hüzün ve dert büküyor belini.</strong> Ancak vefalılar olunca nefes almak mümkün oluyor. Yaraya şifalı merhem gibi geliyor vefa. “Ben kalbi kırıklarla beraberim” diyorsa Allah Teâlâ, her zaman kalbi kırıkların yanında olmak Allah ahlakı değil midir? Bir yetimin başını okşamak, bir mağdurun ihtiyacını gidermek, ama sadece Allah için, dünya malına değmez mi? Bilinmez ki ötelerde mizanın ağır basmasına, defterin sağdan alınmasına neler vesile olacak.</p>
<p>Kimi elinde olanı gönderir kimi olmayandan borç yapar gönderir. Kimi kendisi toplar, kimi toplananları dağıtır. Herkes hayırda yarış içinde olur. Olanlar olur, olmayanlar ne olur bilinmez. Kimi deprem olmadan önce doğum günü hediyesi olarak eşinin yaşadığı yıl sayısınca kurban infak etmek ister ama o gece deprem olunca kurban parasını hanım efendinin isteği ile deprem için göndermeye karar verirler. Çocuklar kumbaralarında biriken paralarını çıkarır ve bunlar da benden olsun der. Bu güzel inanç, kültür daha iyisiyle yaşamaya devam etmeli. <strong>Sevgi arttıkça, merhamet artar, o arttıkça güzellikler ve huzur da artar. Bir yudum huzur değil midir dünyada istenen de.</strong></p>
<p>“Kim güzel bir iş yapar ve Allah’a onunla gelirse, yaptığının on katıyla mükâfatlandırılır.” (Enam, 160)</p>
<p>Rabbimizden ümit edilir ki, memleketimizin çeşitli beldelerinde, son olarak da Güneydoğu’da canlarımızı yakan depremde, çekilen bunca sıkıntı, ızdırap ve çilelerin ardından Cenab-ı Hakk’a teveccüh edebilirsek, belki manevi bir Mirac yaşatacaktır aziz kullarına.</p>
<p><strong>Not:</strong> Yaşadığı yıllar sayısınca kesmek istedikleri kurban paralarını deprem için gönderen hanım efendinin yaşı 63 imiş. Ben de tefeül ederek Kur’an-ı Kerim’i açmıştım. Enam 160. ayet tevafuk etti. İnşallah kabul olan bir amel olmuştur o paralar.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/firsatlarin-kazasi-olmaz/">Fırsatların Kazası Olmaz</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Acının Tarifi Zordur</title>
		<link>https://hizmetten.com/acinin-tarifi-zordur/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yıldız]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Feb 2023 02:42:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Acının Tarifi Zordur]]></category>
		<category><![CDATA[Kahramanmaraş Depremi]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Yıldız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=29653</guid>

					<description><![CDATA[<p>Boğazında yumruk gibi bir şey hissedersin de ne aşağıya ne de yukarıya hareket ettiremezsin. İşte öyle bir şey çaresizlik, acizlik. Elini kolunu bağlar. Düşünemezsin, konuşamazsın ve hareket edemezsin. Bir bakıma&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/acinin-tarifi-zordur/">Acının Tarifi Zordur</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Boğazında yumruk gibi bir şey hissedersin de ne aşağıya ne de yukarıya hareket ettiremezsin. İşte öyle bir şey çaresizlik, acizlik. Elini kolunu bağlar. Düşünemezsin, konuşamazsın ve hareket edemezsin. Bir bakıma canlı cenaze durumuna düşersin.</p>
<p><em>Acının tarifi zordur.</em></p>
<p>Kelimelere sığmaz, kelimelerle anlatılmaz. Yer yarılmış yutacak gibi, gök parçalanmış üzerine çökecek gibi bir hal yaşarsın. Yaşadığın sıkıntının binbir tonuyla, rengiyle, deseniyle…</p>
<p><em>Acının tarifi zordur. </em></p>
<p>Kendine mi yanacaksın milletine mi? kalbin parça parça oluşuna mı? Ruhun kâbus görmüş dağlanışına mı? Yurdum insanının lâl kesilmiş melül melül bakışına mı?</p>
<p><em>Acının tarifi zordur. </em></p>
<p>Depremin tabiatında zorluk vardır. Dayanışma ile aşılır ancak bu zorluklar.  Acının olduğu yerde yönler yoktur. (doğu batı kuzey güney) Hepsi tek yöne yönelir. Acıların olduğu yere, acıları dindirmek için. Yaraları sarmak üzere. Kim olursa olsun hal hatır sormak ve mağdurun yanında bulunmak…</p>
<p><em>Acının tarifi zordur.</em></p>
<p>Yarının hesabını yapanlar, kendisine acıların uğramayacağını zanneden talihsizlerdir. Namsız, nişansız, reklamsız koşturabiliyorsan, ellerini açıp isimsizlere dua edebiliyorsan, kalben ve ruhen bütün mağdurların, mazlumların yanında durabiliyorsan, acının ne olduğunu biliyorsun demektir. Tarif edemesen de hissediyorsun demektir…</p>
<p><em>Acının tarifi zordur. </em></p>
<p>Zorluklar birlikte aşılır. Yükler güçlü omuzlarla ancak taşınır. Gönül insanları sadece hayırda yarışır. İnsan olana da zaten bu yaraşır.</p>
<p><em>Acının tarifi zordur.</em></p>
<p><strong>Merak etme seni duyan, seni gören biri var. O’na teveccüh et. Rahim ismi ile tecelli eder ummadığın bir anda. Gecenin karanlığında. </strong></p>
<p>Biri gelir yaralı evladını tedavi eder. Gönlü kırık eşinin kalbini onarır. Ummadığın bir yerden susuz dudaklarına kevser misali, gümüş kaselerle zemzem takdim edilir. Beklemediğin bir zaman diliminde kapı çalınır. Gönlün alınır. Nice zorluklar çıkmıştır karşımıza da el ele vererek, gönülden gele gele dua ederek atlatmışızdır aşılmaz gibi görünen nice engelleri…</p>
<p><em>Acının tarifi zordur.</em></p>
<p>Eller yukarıda, diller duada, alınlar secdede, gönüller sadece ve sadece mağdurlarda. Dünyanın neresinde olursak olalım şimdi kalplerin ibresi Güneydoğu’da.</p>
<p><em>Acının tarifi zordur.</em></p>
<p>Göçük altında inim inim inleyen ama iniltisini bir türlü duyuramayan, kimse yok mu diye çığlık atan ama sesini ulaştıramayan kim bilir kimler var. Hem de gecenin bu karanlığında.</p>
<p><em>Acının tarifi zordur.</em></p>
<p>Uzanacak nurlu elleri bekleyen, göçük altında annem, babam, evladım, eşim ve kardeşim diyenleri duyarsan, onlara anne, baba, evlat ve kardeş olma zamanıdır şu an.</p>
<p><em>Acının tarifi zordur.</em></p>
<p>Olumsuzlukları nefsinden bil. Sakın başkalarını suçlama. Öyle bir gaflete düşme. Kendini sorgula. Olumsuzluklarda benim payım var mıdır? Veya ne kadardır de kendini ırgala. Sakın suçu başkalarına atmak suretiyle kolaycılığa kaçma.</p>
<p>Milletçe sağlam düşünceler, sağlam fertler ve sağlam binalar inşa etmeye bak. Sarsılmayan yıkılmayan pörsümeyen yapıların izinde ol…</p>
<p>Ol ki Onun da inayeti sana yâr olsun…</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/acinin-tarifi-zordur/">Acının Tarifi Zordur</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yüzümde Ne Görüyorsun?</title>
		<link>https://hizmetten.com/yuzumde-ne-goruyorsun/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yıldız]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Feb 2023 02:14:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[Yüzümde Ne Görüyorsun?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=29574</guid>

					<description><![CDATA[<p>Küçük bir tersanesi vardı. Geçimini oradan temin ediyordu. İşini çok seviyor, tekneleri özenle, acele etmeden yapıyordu. Ama onun âşık olduğu başka bir meşguliyeti daha vardı. İşten eve gider, ailesi ile&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/yuzumde-ne-goruyorsun/">Yüzümde Ne Görüyorsun?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Küçük bir tersanesi vardı. Geçimini oradan temin ediyordu. İşini çok seviyor, tekneleri özenle, acele etmeden yapıyordu. <strong>Ama onun âşık olduğu başka bir meşguliyeti daha vardı. İşten eve gider, ailesi ile halleşir, çocukları ile oynar sonra da çayın buğusuna doğru yola çıkardı.</strong> Her hafta bir iki akşam böyle olurdu. Farklı meslekten insanlarla tanışmak, çay sohbetinde kalpten kalbe yollar bulmak, onun için dünyalara bedel bir güzellikti. Hafta sonları işe gitmez, ailece arkadaş ziyaretleri yapar, engin gönüllerdeki yakamozları izlemeye doyamazdı. Maişet derdi ve ahiret şevkini birlikte tutup hayatın iki ucunu birleştirmiş müstesna bir insandı.</p>
<p>O, hayat ve ölüm arasındaki gerçekleri anlatmak, insanlara bu konuda rehberlik etmek derdinde, bir ideal insanı idi. <strong>Bir derdi vardı ve o bu derdini seviyordu.</strong> <strong>“Seviyordu” kelimesi yetmez kanımca; aşıktı.</strong> Nebiler, Resuller, Kur’an ve nihayet Allah denilince akan sular dururdu.</p>
<p><strong>Bir gün bir haber yayıldı şehre</strong>. <strong>Önce ailesi sarsıldı sonra dostları, arkadaşları.</strong> Tekne yapımında kullanacağı tomrukları araçtan indirirken bir anlık dikkatsizlik sonucu tomrukların birisi üzerine düşüvermişti. Ambulans gelmiş ve acilen hastaneye kaldırmışlardı. Durumu ağırdı. Kaburgaları kırılmış, omuriliği kopmuştu. Hastanede aylarca tedavi görecekti. Gördü de. Zor günlerdi kendisi ve ailesi için. Hastaneden çıksa bile artık tekerlekli sandalyeye bağlı yaşayacaktı.</p>
<p>Kendine geldiği günler ziyaretçileri ile yavaş yavaş konuşmaya başladı. Durumunu biliyordu. Tekerli sandalyede olacağını da işine devam edemeyeceğini de. <strong>Hatta kendi ifadesi ile arabanın gazına basamayacağını da.</strong> Ancak onun gündeminde daha farklı konular vardı. Geçmiş günleri özlüyordu. Evinin güzel insanlarla dolup taştığı, hafta sonları ailece gittiği arkadaş ziyaretlerini. <strong>Çayların buğusuna</strong> doğru yol alırken Allah için iş yapmanın vermiş olduğu huzuru. Başına gelen zahirde olumsuz bir şeydi ama o kadere iman etmiş, kazaya teslim olmuş bir mümindi.</p>
<p>Hastaneden çıktıktan sonra rutin kontrolleri vardı ve bu bir süre devam etti. Konuşuyor, yemeğini yiyordu ama belden aşağısı tutmadığı için bakıma muhtaç haldeydi. Bu hal ve geçmiş günlerin özlemi onu için için kemiriyordu. <strong>Arkadaşları gibi koşturamamak onu çok rahatsız ediyordu. Hatta bu duygu öyle bir hal aldı ki zamanla bir şikâyet konusu oldu. Bu olsa olsa şeytanın vesvesesi olabilirdi.</strong> İnsanın manevi beslenmesinde boşluk olduğu anda şeytan fırsatı ganimet biliyordu. Şeytanın sağdan gelişini, oradan aldatmak istemesini anlamaz insan bazen. Ancak abimizin imanında sorun yoktu. O hayır işlerinden geri kalmanın verdiği acıyla farklı bir düşünceye savrulmuştu sadece. Kendisi kalben tasdik etmese de Allah nezdinde hoş olmayacak kelimeler, cümleler dolaşıp duruyordu zihninde. <strong>“Çok sevdiğin, uğruna her şeyini feda ettiğin, gece demeden, gündüz demeden, adını bayraklaştırmak için koşturduğun Rabbinin sana reva gördüğü şeye bak.” </strong></p>
<p>Bundan sonrasını onun sözlerinden takip edelim:</p>
<p>İlk günler karşı koymuştum bu seslere. Fakat günler geçtikçe farklı ifadelerle, farklı üsluplarda, farklı tonlarda, durmadan bu noktayı dövmeye, <strong>surda bir gedik açmaya çalışıyordu. Sandalyeye mahkûm olmuştum</strong>. Belden aşağım tutmuyordu. Yine rutin kontrollerden birinde hastane odasında bunları derin derin düşünürken, esen rüzgârların sesi duygularıma eşlik ediyor, bulutların karanlık havası bunalmış dünyama negatif katkı sağlıyor, çiseleyen yağmur damlaları ruhumdan akan gözyaşlarına karışıyordu.</p>
<p>Yalnızlık, acizlik, ortam, hastane, dilediğim gibi hareket edememe; bende negatif duyguların toplanmasına sebep olmuştu. <strong>Kaldığım odada bir hasta daha vardı,</strong> benim durumuma benziyor hatta daha da ağırdı. Çok konuşmuyor derin derin düşünüyordu. Tanıştık, ranzalar arasında yavaş yavaş konuştuk.</p>
<p>Yatmak zordu ve biz buna mecburduk. Bir süre sonra ben kendi âlemime dalıp gitmiştim. Yine içimde fırtınalar esiyordu. <strong>Bir ara oda arkadaşımın bana seslendiğini duydum. Baktım, o da bana bakıyor. </strong>Gözlerindeki nemi hissettim. “Buyurun” dedim. Tane tane konuştu. “Beyefendi şu anda Allah’tan ne istediğimi bilebilir misin?” Ben “Nereden bilebilirim ki ama sağlıklı olmak, yürümek, kendi işini yapabilmek olabilir” dedim. Devam etti, <strong>“Yüzüme dikkatle bakabilir misin? dedi. Baktım. “Ne görüyorsun dedi? Ben “Bir şey görmüyorum” dedim. O yine devam etti. “Bir sinek var burnumun üzerinde görmüyor musun?</strong> “Evet şimdi görüyorum” dedim. Ancak o an “Bu nasıl bir soru şimdi” diye de içimden geçirdim. Yine onun konuşması ile kendime geldim. “Evet haklısın insan sağlıklı olmak, yürümek ister ama ben <strong>şu anda Allah’tan burnumdaki sineği kovalayacak kadar da olsa elime güç vermesini arzu ederdim</strong>. Benim ellerim, kollarım, ayaklarım kısacası boynumdan aşağısı tutmuyor. Bir bedenim var ama, sineği burnumdan gönderebilecek bir gücüm yok.”</p>
<p>Başımdan aşağıya kaynar sular dökülmüş gibiydi. O devam etti. <strong>“Ama Rabbim beni, insanların hallerine şükretmesi için seçti. Rol model yaptı.</strong> Rolümü iyi oynayabilirsem, Rabbime isyan etmezsem, belki şu fani dünyada istediklerimi gerçekleştiremeyeceğim ama sonsuz hayatta belki her istediğim olacak hem de fazlasıyla.” <strong>O bu sözleri acı bir ilaç gibi sarf ederken ben kendi içimde çoktan muhasebeye başlamıştım.</strong> <strong>“Senin ellerin</strong>, kolların, başın, vücudunun belden yukarısı Rabbime sonsuz şükürler olsun ki çalışıyor, tutuyor, ihtiyaçlarını görebiliyorsun. Bak bu adam ne diyor sana. Allah konuşturdu onu. Sana ders veriyor anlasana.”</p>
<p>İçimdeki fırtınalar bir anda dinmiş, rahmet esintileri tecelli etmişti. <strong>Utandım Rabbime karşı söz eden nefsimin seslerine kıymet verdiğim için.</strong> Adama neler söyledim sonra bilmiyorum ama çok da yüzüne bakamadım galiba. Eve geldiğimde üzerimden büyük bir yük kalkmış gibiydi. Hanım da çocuklar da sevindiler halime. Gaflet böyle bir şeymiş dedim kendi kendime. <strong>Ama rahmet olmasa nasıl çıkardım ki o kuyudan?</strong> Halimi benden daha iyi bilmiyor muydu Allah da ben olmayacak hayallerle isyana yelken açıyordum. Hey büyük Allahım sana sonsuz şükürler olsun. <strong>Sen beni yarattın, onca nimetler verdin, bir aile ve bir yer nasip ettin.</strong> Dahası insanlar içinde bir konum verdin ve orada hizmet imkânı verdin. Hepsi Senin rahmetin, Senin rahmetin.</p>
<p>Ben bu halde iken aradan geçen günler beni yerimde durmama müsaade etmedi. Bir şeyler yapmalı, her şeye rağmen yerimde durmamalıydım. O’nun bana önceden verdiği imkanlarla bir şeyler yapabildiysem bugün de bu imkanlarla bir şeyler yapabilirdim.</p>
<p>Günler su gibi akıp gidiyordu ama o tekerlekli sandalyeye rağmen yerinde durmuyor, arkadaşlarının yardımı ile hizmet edebileceği yerlere gidiyor, dilinin döndüğünce, elinden geldiğince bir şeyler yapmaktan geri durmuyordu. Onu tanıyan herkes şahittir ki o yıllarca bir sabır kahramanı olarak yaşadı, olumsuzluklara dair bir ses etmedi. Kâh evinde kâh başka yerlerde gönüllere su serpmeye devam etti. Günlerden cumartesi idi. Esnaftan bazı arkadaşlarını kendi evinde ağırlıyordu. <strong>Çaylar doldurulmuş, misafirlerle koyu bir sohbet başlamıştı.</strong> Konu rahmete, nimete gelince bir misal vermek istiyorum dedi ve anlatmaya başladı.</p>
<p><strong>A</strong>skeri birliği teftiş esnasında bir asker Padişahın dikkatini çeker. Asker; disiplini, mükemmel iş yapması ve ahlakı ile padişahın takdirini kazanmıştır ve bu yüzden padişah onu sarayına davet eder. Asker şaşırır ama emir emirdir deyip huzura çıkar. “Beni emretmişsiniz haşmetmeab efendimiz buyurunuz” deyince, Sultan; <strong>“Senin askeri terbiyeni, ahlakını ve kabiliyetlerini çok beğendim.</strong> Bundan sonra artık burada, bu sarayda yaşayacaksın. <strong>Ancak senden iki küçük isteğim var. Birincisi, bir asker (nefer) olduğunu unutmayacaksın. İkincisi ise nefer gibi davranmayacaksın. </strong>Çünkü sen artık saraydasın. Buranın kendine göre kuralları, kaideleri vardır. Seçkin misafirleri olur buranın. Faklı ülkelerden gelen elçileri, memleketin şairleri, sanatçıları, düşünürleri yer yer saraya uğrarlar. Adımlarını ona göre ayarlamalısın. <strong>Nefer olduğunu unutursan kışlaya tekrar geri gönderirim. Nefer gibi davranırsan da gönderirim. </strong>Nerede olduğunu, sana biçilen rolünü çok iyi ve samimi bir şekilde yerine getirmelisin.”</p>
<p>Askerin ne dediği önemli değil artık değil mi? Benim aldığım ders şudur bu olaydan: Allah herkese bir konum vermiştir bu dünyada ve zor da olsa herkes konumunun hakkını vermek zorunda.</p>
<p><strong>Yani konum da bir nimettir ve konum bizden hakkını vermemizi ister. </strong></p>
<p><strong>Yoksa…</strong></p>
<p><em>m.yildiz@hizmetten.com</em></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/yuzumde-ne-goruyorsun/">Yüzümde Ne Görüyorsun?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hiç Başımı Okşayan Olmadı</title>
		<link>https://hizmetten.com/hic-basimi-oksayan-olmadi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yıldız]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Jan 2023 23:59:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Hiç Başımı Okşayan Olmadı]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[Said Nursi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=29407</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yalnızlığı iliklerine kadar hissettiği zaman ve mekanlar olur insanın. Gök kubbe daralır, yeryüzü kararır ve varlık uzaklaştıkça uzaklaşır. Ama geriye bir tek O kalır. Ve O, kulun her türlü gamını,&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hic-basimi-oksayan-olmadi/">Hiç Başımı Okşayan Olmadı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Yalnızlığı iliklerine kadar hissettiği zaman ve mekanlar olur insanın. Gök kubbe daralır, yeryüzü kararır ve varlık uzaklaştıkça uzaklaşır<strong>. Ama geriye bir tek O kalır.</strong> Ve O, kulun her türlü gamını, tasasını alır. </em></p>
<p>2016’nın bir Ağustos sabahıydı. 7 kişilik bir heyet, uydurma bir terör yaftası sebebiyle beni de gözaltına aldı. Alelacele hazırlık yaparken aklımda hep Kur’an-ı Kerim vardı. Yanımdan hiç ayırmadığım kitabımı yanımda götürmeme bir şey derler mi diye aklıma geldi, fena canım sıkıldı. Ancak korktuğum olmadı.</p>
<p>Nezarethanede yalnızdım. Üzerimdeki endişe ve can sıkıntısı hali çabuk geçti. Küçük boy Kur’an’ımı açtım, okumaya başladım. Onunla ilk kez böyle bir mekânda birlikte idik. Bu bambaşka bir duygu idi. <strong>Yani Kur’an da nezarethanede idi. Belki de benim onu terk etmediğim günlerin hatırına o da beni yalnız bırakmak istemedi. </strong>İçim kıpır kıpır idi. Okumaya devam ederken onun benimle konuştuğunu daha bir yakından hissettim. Demek o her zaman konuşuyordu ama ben günlerin telaşı içinde onu net duyamıyordum. Her ayetin farklı bir sesi, tonu, perdesi vardı. Ruhum açıldıkça açılıyor, kalbim genişledikçe genişliyordu.</p>
<p>Bulunduğum yerde sıra sıra odalar ve odalarda benim gibi olanlar da vardı. Saatler geçmek bilmeyince Kur’an en güzel yoldaş oluyordu. Önce sessiz okudum ama sonra nedense sesimi biraz yükselttim. Mekân sesin yayılmasına müsaitti. Ancak tam duyulmamış olacak ki ilerdeki odalardan biraz sesli okumam için teklifler geldi. Sesimi yükselttim ve okumaya devam ettim. Bu bambaşka bir huzurdu. <strong>Bir ara “okumamı istediğiniz bir yer var mı” diye sordum, “Yusuf suresi” dediler. Allahım, bu nasıl bir aşktı?</strong> Kendimi tutarak okumaya devam ettim, bir ara birisi “manasını da açıklar mısınız” diye seslendi. Okuduğum yere kadar ayetlere anlam verdim ve aklıma geldiği kadarı ile izah etmeye çalıştım.</p>
<p>Aradan 3 gün geçmişti. Ben Kur’an okumaya devam ettim. Kimse de bir şey demedi. Bu Kur’an’ın kerameti idi. Bir ara yan odadan biri, “<strong>Seni buraya muhtaç sinelerimizi sulaman için Allah gönderdi” dedi.</strong> Bu çok güzel bir duygu idi. Kur’an okumakla insanlara yardım etmiş olmak ne kadar da güzeldi. Ara sıra dışarı çıktıklarında görüyordum onları. Tertemiz simalara terörist damgasını reva görmüşlerdi. Ancak onların kalpleri altın gibiydi.</p>
<p>Osman Yüksel Serdengeçti’nin “Said Nur ve Talebeleri” isimli makalesi aklıma geldi. Ne kadar da benzerlik vardı.</p>
<p>“Bahtiyar bir ihtiyar var. Etrafı, sekiz yaşından seksen yaşına kadar bütün nesiller tarafından sarılmış. Yaşlar ayrı, başlar ayrı, işler ayrı&#8230; Fakat bu ayrılıkta gayrılık yok! Hepsi bir şeye inanmış&#8230; Allah&#8217;a!.. Âlemlerin Rabbi olan Allah&#8217;a&#8230; Onun ulu Peygamberine… Onun büyük kitabına… Kur&#8217;an henüz yeni nâzil olmuş gibi, herkes aradığını bulmuş gibi bir hal var onlarda. Said Nur ve talebelerini seyrederken, insan kendini âdeta Asr-ı Saadet&#8217;te hissediyor. Yüzleri nur, içleri nur, dışları nur&#8230; Hepsi huzur içindeler. Temiz, ulvî, sonsuz bir şeye bağlanmak; her yerde hazır, nâzır olana, âlemlerin yaratıcısına bağlanmak, o yolda yürümek, o yolun kara sevdalısı olmak&#8230; Evet!.. Ne büyük saadet!”</p>
<p>Her dönemin zalimleri olduğu gibi, mazlumları da vardı. Firavunun olduğu yerde Musa da asası ile hazırdı.</p>
<p>“Divan-ı Harpler, mahkemeler, ihtilaller, inkılaplar&#8230; Onun için kurulan idam sehpaları&#8230; Sürgünler&#8230; Bu müthiş adamı, bu maneviyat adamını yolundan çevirememiş! O, bunlara imanından gelen sonsuz bir kuvvet ve cesaretle karşı koymuş. Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de &#8220;İnanıyorsanız muhakkak üstünsünüz&#8221; (Âl-i İmran-139) buyuruluyor. Bu Allah kelâmı, sanki Said Nur&#8217;da tecelli etmiş! Niçin Sokrat bu kadar büyüktür? Bir fikir uğruna hayatı hakir gördüğü için değil mi? Said Nur en az bir Sokrat&#8217;tır.”</p>
<p>Aradan altı gün geçmişti. Ben yine Kur’an okuyordum. Odada yalnızdım. Birden bir ağlama, bir hıçkırık sesiyle irkildim. Polis memuru benim odaya doğru birisini getiriyordu. Hava sıcaktı. İçerideki havanın değişme şansı yoktu. Demir parmaklık açıldı, içeri 20-21 yaşlarında bir delikanlı girdi. Daha doğrusu görevli memur genci, “Hocam bunu sana veriyorum” diyerek itti içeri. Genç ağlamaktan kendine gelemiyordu. Ben çok şaşırmıştım ama çabuk toparladım kendimi ve genci omuzlarından tuttum. Sonra gözlerini sildim. Bir şeyler söyledim, bana baktı. Başını okşadım, ona su verdim.</p>
<p>O an aklımdan Üstadın hapishane hatıraları geçti.</p>
<p>“O, mahkemelerden mahkemelere sürüklendi. Mahkûmken bile hükmediyordu. O hapishanelerden hapishanelere atıldı. Hapishaneler, zindanlar onun sayesinde Medrese-i Yusufiye oldu. Said Nur zindanları nur, gönülleri nur eyledi. Nice azılı katiller, nice nizam ve ırz düşmanları, bu iman abidesinin karşısında eridiler; sanki yeniden yaratıldılar. Hepsi halim selim mü&#8217;minler haline, hayırlı vatandaşlar haline geldiler. Sizin hangi mektepleriniz, hangi terbiye sistemleriniz bunu yapabildi, yapabilir?”</p>
<p>Gence ismini sorum, “Şahan” dedi. İlgim şaşırtmıştı onu. <strong>İçimden “Rabbim bana hikmet ver, bu delikanlıya Seni anlatayım” diye dua ettim.</strong> Bu arada onu teselli etmeye gayret ediyordum.  Şahan kendini tutamadı ve bir anda boynuma sarıldı. Bir müddet öyle ağladı ve sonra konuşmaya başladı. Bana teşekkürler ediyordu. <strong>Ben de neden burada olduğunu sordum. “Uyuşturucu” dedi. Canım sıkıldı, üzüldüm. Şahan sözlerine devam etti. “Hayatımda hiç kimse benim gözyaşlarımı silmedi, bana Şahancığım diyerek su vermedi. Elleriyle başımı okşamadı.” Ben bu sefer derinden sarsıldım. </strong></p>
<p>Yüzünde güller açmıştı Şahan’ın. Üç dört saat kadar beraber olduk o küçük odada. Ona dilimin döndüğü kadar, insanı insan yapan değerlerden bahsettim. Hayatın imtihan olduğunu, Allah’a dönüp hesap vereceğimizi anlattım. Ben anlattıkça o rahatlıyor ve ağlıyordu. <strong>Polis geldi ve Şahan’a “gidiyoruz” dedi. Şahan bana sarıldı ve “Şu üç dört saati hiç unutmayacağım” dedi. Ben bir daha mahzun oldum. Ardından baktım, baktım. </strong></p>
<p>Allah abes iş yapmaz, Allah’ın icraatlarında bin bir hikmeti vardır. Görmek isteyenlere perdeler aralanır. İhtiyacı kadar, görmesi gerektiği kadar gösterilir kendisine. Zindanlar bir anda medrese-i Yusufiye olur. Karanlıklar aydınlığa dönüşür, kaoslar huzur iklimine inkılap eder. Yeter ki O dilesin ve insan O’na teveccüh etsin.</p>
<p>Ben elimde Kur’an ve odalarda Yusuflarla baş başa kaldım yine. Yusuf ruhlu, drahşan çehreli kahramanlara duvarlar engel olamaz ki. Hatta engeller birer basamaktır onlar için. Engellere takılmadan sabırla, azimle ve metanetle hedefine ulaşmanın heyecanını yaşar, Zindanlar Pirinin (a.s.) izini takip edenler. Hz. Yusuf’u anlamak için onun mekânında yaşamak gerek.</p>
<p>Sezai Karakoç’un dediği gibi göklerden gelen bir karar vardı. Gelen bu kararı gereğince anlamakta yarar vardı. Rüya ile birlikte seçilmişlerin arasında yerini aldın. Daha çocuktun imtihanlarla baş başa kaldın. En yakınların tarafından ihanete uğradın. Kardeşlerin kıskandı seni. Öldürmeyi planladılar ama kaderin eliyle kuyuya atıldın. Kurt yalanına sarıldılar. Hava iyice kararmıştı. Baba evde endişe içinde idi. Onlar yüzlerindeki yalan görünmesin derdinde idi. Ama o anladı olanları. Dedi, nefsiniz kandırmış sizleri.  Bana sabır, hem de büyük bir sabır gerekiyor dedi yüce Nebî. Onlar güya Yusuf’u gömleksiz bıraktılar. Halbuki onda öyle bir iffet gömleği vardı ki, asırlar Yusuf’un iffet gömleğini konuşup durdu. İnanmış niceler, o iffet gömleğini giymenin yollarını araştırdılar. O gömleği giyenler, zamanının Yusuf yüzlüsü oldular.</p>
<p>Kim bilir belki dört duvar arasında filizlenmeye, ağaç olmaya, çiçek açmaya, meyve vermeye müsait tohumlar vardı. Bambaşka bir hayata kanat açmak için şefkatli kalpleri bekleyen, samimi gözleri gözetleyen, tatlı dillere muhtaç olanlar vardı. Taş duvarlara inat, taşlaşmış kalplere, mümin duruşları ile canlılık verecek güzide kullar vardır. Kim bilir o dar mekanlardan nice sonsuz ufuklara yelken açacak güzel insanlar vardır. Bir asır da belki böyle bahtiyar olacaktır.</p>
<p><strong>Her zamankinden daha çok Yusuf beklentisi var günümüzde. </strong></p>
<p><strong>Belki yüzlerce binlerce on binlerce Yusuflar yetişiyor şu anda kim bilir nerelerde. </strong></p>
<p><strong>“Sen Yusuf olmalısın Allah seni üstün kıldı bize” diyeceklerdir belki de yakın bir gelecekte.</strong></p>
<p><em>m.yildiz@hizmetten.com</em></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hic-basimi-oksayan-olmadi/">Hiç Başımı Okşayan Olmadı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gayen Kadar Büyüksün &#124; MEHMET YILDIZ</title>
		<link>https://hizmetten.com/gayen-kadar-buyuksun-mehmet-yildiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yıldız]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Jan 2023 21:45:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Gayen Kadar Büyüksün]]></category>
		<category><![CDATA[Hz Yusuf]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Musa]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Yıldız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=28545</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ne kadar yaşadığın önemli değil ama nasıl yaşadığın çok önemli. Hz. Musa (a.s.), Azrail (a.s.) ruhunu kabzetmek için gelince, ona ölmek istemediğini söylüyor. Hz. Yusuf (a.s.) ise daha Azrail gelmeden,&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/gayen-kadar-buyuksun-mehmet-yildiz/">Gayen Kadar Büyüksün | MEHMET YILDIZ</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ne kadar yaşadığın önemli değil ama nasıl yaşadığın çok önemli.</strong></p>
<p>Hz. Musa (a.s.), Azrail (a.s.) ruhunu kabzetmek için gelince, ona ölmek istemediğini söylüyor. Hz. Yusuf (a.s.) ise daha Azrail gelmeden, “Beni Müslüman olarak vefat ettir ve beni salihler içine kat!” (Yusuf-101) diye dua ediyor. Bir peygamber ölümü istemezken diğeri ölümü arzu ediyor. Neden acaba?</p>
<p>Şöyle düşünmüştü belki heyecanlı ve kabına sığmayan Hz. Musa: <strong>“Daha Rabbimin adını ulaştıramadığım çok insan var. Gerçekleştirmek istediğim hedeflerim var.”</strong></p>
<p>Hz. Yusuf ise ötelere iştiyak kokan duasını kardeşleri tarafından kuyuya atıldığı zaman yapmadı, iftiraya maruz kaldığı zaman da yapmadı, zindana atıldığı zaman da yapmadı. Ancak ne zaman ki bütün zorluklar geçti gitti, Mısır huzura erdi, dünya hayatının cazibedar yönü herkese tebessüm etmeye başladı; <strong>o zaman Yusuf (a.s.) vazifesinin bittiğine inandı ve Rabbine dönmeyi arzu etti.</strong></p>
<p>Bir ruh düşünün ki hayalindeki ulvi gayesi hep ter ü-taze, her an canlı. Bir gönül insanı düşünün ki inandığı güzel, kıymetli ve ebed renkli değerleri herkese ulaştırma peşinde. Hakkı, hakikati, adaleti yeryüzüne yerleştirme niyetinde. Güzellikleri herkesle paylaşmak istiyor, bunun için gece gündüz koşturup duruyor.</p>
<p><strong>Allah’ın hususi kullarından alınacak çok dersler vardır.</strong> Onlar bitmeyen tükenmeyen bir enerjiyle bir hamlede yeryüzünü dolaşıp, nefes alıp veren herkese ruhlarının, kalplerinin ilhamlarını boşaltmak istiyorlar.</p>
<p>Onları büyük yapan, niyetleri ile de büyük işler peşinde olmaları, kendilerini insanlığın huzuruna adamış olmaları ve bu arada <strong>benliklerine dair basit işleri aşmış olmalarıdır. </strong></p>
<p><strong>Dikkat ederseniz, onları tepeden tırnağa sevgi, şefkat, merhamet, iman, ihlas, samimiyet, fedakârlık, hasbîlik gibi vasıflarla tanırsınız.</strong> Geceler gündüzleri, gündüzler geceleri kovalar; yağmur yağar, tohumlar çimlenir; onların ruhlarında her an ne muhteşem güzellikler mayalanır.</p>
<p>İsterler ki bütün gönüller O’nu sevsin, O’ndan bahsetsin, O’na teşekkür etsin, O’na kullukta bulunsun. <strong>Her an dillerinde, ruhlarında ve kalplerinde sohbet-i canan olsun. </strong></p>
<p>İşte Hz. Musa’nın ölümü arzu etmeyişinde buna şahit olursunuz.</p>
<p>Hz. Yusuf’ta ise bambaşka bir güzellik arz-ı endam eder. O küçük yaştan itibaren çekilebilecek bütün çileleri çekmiş, gençliğinde büyük imtihanlara maruz kalmış, sonra da Allah’ın izni ve inayeti ile büyük işler yapmış müstesna bir nebidir.</p>
<p>Olan biten her şeyin Allah’tan geldiğine inanan o yüce gönül; her şeyi gören, bilen, hikmetiyle varlığını hissettiren Allah’a ram olmuş, kaderine kazasına razı olmuş bir müstesna kuldur. O sabreden, yani her hadiseden bir hikmet, bir ders çıkartan, asıl vazifesini asla unutmayan, her an içinde bulunduğu hale uygun davranan, hayalindeki daha iyiyi gerçekleştirmeye çalışan âli bir ruhtur. Dikkatle bakınca o ruhta daha ne ibretler görürsünüz.</p>
<p>Hapis arkadaşı gençler rüyalarının yorumunu sordular ve tevilini istediler Hz. Yusuf’tan <strong>“Doğrusu biz seni muhsinlerden (iyi insanlardan) biri olarak görüyoruz&#8221;</strong> (Yusuf-36) dediler.</p>
<p>Kim bilir onlara ne iyilikler yaptı orada. Tebliğinden önce onlara nasıl yardımlar etti. Belki hastalıklarında başlarında bulundu, ihtiyaçlarını gördü. Fıtri davrandı, kimseyi öteki görmedi. İnsani meziyetleri öne çıkarmak sureti ile onların gönüllerini fethetti ki onlar “Biz seni muhsinlerden biliyoruz” dediler.</p>
<p>Temsil, tebliğden önce geliyordu. Biz bilmiyorum ama sanki anlayamadık bu âli ruhları. Kim bilir nasıl kıvrandılar Rabbimizi sevdirmek için o muhtaç gönüllere de karşılık buldu bütün gayretleri takdir edilen zamanda.</p>
<p>Hayallerinde parlayan ulvi gayeler vardı.</p>
<p>O zor hapishane şartlarında da yapmadı bu güzel duayı.</p>
<p>Hz. Yusuf (a.s.), hangi şartlarda dünya işleri adına vazife istenebileceğine dair önemli bir ders veriyordu. Sonra da istenilen vazifenin nasıl icra edileceğini hayatı ile adım adım talim ediyordu. O öyle hassas mizanlarla devleti, maliyeyi idare ediyordu ki, kılı kırk yararcasına. Örnek oluyordu kıyamete kadar gelecek bütün nesillere adalet adına.</p>
<p>Onun örnekliği hem kuyudakilere, zindana düşenlere hem de saraylarda yaşama imkânı bulanlara idi. <strong>Ve ne zaman ki vazifesi tamamlandı, dünya ona teslim oldu, o Yüce Ruh bütün gönlüyle Rabbine teveccüh edip “Beni Müslüman olarak vefat ettir ve beni sâlihlerden kabul et” diye dua etti.</strong></p>
<p>Allah Resulü (sav), bu iki büyük peygamberin hallerini bir dua ile özetliyor ve bizlere de bu duayı salık veriyordu: “Başına bir musibet geldi diye hiçbiriniz ölümü temenni etmesin. Mutlaka böyle bir şey temenni etmek zorunda kalırsa: <strong>‘Allahım, benim için yaşamak hayırlı olduğu sürece beni yaşat, hakkımda ölüm hayırlı olduğu zaman da beni öldür’</strong> desin.” Ne Hz. Musa (a.s.) ne de Hz. Yusuf (a.s.) başlarına bir şey geldi diye ölüm istedi. Aksine onlar çok farklı davranışlar sergilediler.</p>
<p>Biz de onların duygu ve düşüncelerini kuşanıp belki şöyle diyebiliriz: <em>“Allahım yaşamam hayırlı ise senin adını bayraklaştıracaksam, kazancımı senin uğrunda harcayacaksam, senin adını insanlara sevdireceksem beni yaşat. Yok dünyaya dalacaksam, ölümü unutup ahiret hazırlığını terk edeceksem, bencilleşip insanlığın derdiyle uğraşmayacaksam, yaşamamın bir anlamı olmaz. Ruhumu al, burada daha fazla kalmanın bir anlamı yok.”</em> Ancak bu hali yakalamak herkese nasip olmaz ve insan her zaman bu duygu içine giremez. Âli ruhlara has bir keyfiyettir bu.</p>
<p>Bazen yol yorgunluğu olur. Ümidini yitirmişler bulunur çevrenizde. Sizin dertlenmenize istinaden bir tavrınız bir sözünüz diriltiverir o ölgün ruhları. Yaşamak gerek yani, bilinenlerin hayata geçmesidir asıl olan.</p>
<p>Allah Resulü (sav) Bedir Savaşı’ndan önce bana bir işarette bulunun demişti ashabına. Kervan takibi ile ilgili yola çıkmışlardı onlar ama Allah Mekkeli düşmanları çıkarmıştı karşılarına. Bu durum istişare gerektiren nazik bir durumdu. Allah Resulü (sav): “Ne dersiniz?” deyince Mikdad b. Esved öne atıldı ve muhteşem bir konuşma yaptı:</p>
<p><strong>“Ya Resulallah biz İsrailoğulları’nın Hz. Musa’ya dedikleri gibi demeyiz. Onlar sen ve Rabbin git savaş biz burada oturuyoruz dediler. Biz öyle demeyiz. Bizler şöyle deriz: Sen ve Rabbin nerede savaşıyorsan biz seninle beraberiz ya Resulallah.”</strong></p>
<p>Bütün gönüllerde bir heyecan meydana getirmişti bu sözler. Sonra Sa’d b. Muaz söz aldı. Her birisinin sözleri orduları harekete geçirecek çaptaydı: <strong>“Bizi istediğinle düşman ilan edebilirsin. Bizi istediğinle dost ilan edebilirsin. Bizim malımızdan dilediğin kadar alabilirsin”</strong> deyiverdi.</p>
<p>Bu nasıl bir yiğitlikti nasıl bir cömertlikti Allah aşkına. Bu nasıl bir gönül vermişlikti. Bu nasıl bir sadakatti ve vefaydı.</p>
<p>Her nebinin etrafında Rabbaniler vardır. İmtihanın büyükleri, büyük insanlara gelir. İmtihanlar büyüdükçe büyük olmaya da adaysın demektir ama bu noktada büyük bir iç mücadele de başlar tüm şiddetiyle.</p>
<p><em>Dünyevi menfaatlere kul olanlar menfaatlerinin gitmesini asla arzu etmezler. Onlar Hak için mücadele etmezler. Hakkın ikamesi için mücadele edenlerden de hiç hazzetmezler. Onlara ellerinden gelen her türlü baskıyı yaparlar. Kendileri gibi düşünmeyenleri taşa tutarlar. Sefih arzularını tatmin etmek için bencil düşüncelerine uyulmasını isterler, hep bunu telkin ederler.</em></p>
<p><strong>Kafalarından uydurdukları yaftalarla masumlara baskı yapabilmek ve kendi fani saltanatlarını devam ettirmek için toplumların bu yaftalara inanmalarını isterler. </strong>Çeşitli propaganda vasıtaları ile onları toplumun nezdinde küçük düşürmeye çalışırlar; hapse atarlar, işkence ederler ve hiç acımadan ölüme terk ederler.</p>
<p>Ama hakkı, adaleti ayakta tutmaya çalışanlar zor olsa da inandıkları değerlerden vazgeçmezler. İman ellerinde adeta yakıcı bir kor gibidir onların. Onu bıraksalar imansız kalacaklar, tutsalar elleri yanacak; dünyevi hayatları perişan olacak. Ama onlar basiretle ve ilahi lütuflarla, zalimlerin tekliflerini kabul edip kalben ve ruhen yollarını değiştirmeye kalkarlarsa ebediyen iflah olamayacaklarını bilirler (Kehf-20) ve <strong>asla inandıkları yolda sebat etmekten geri durmazlar.</strong></p>
<p>Bir bakıma edebi bir dille anlatılan Faust ile Mefisto‘nun savaşıdır bu. İlk insandan itibaren devam edegelmektedir ve kıyamete kadar devam edecektir. Farklı renkleriyle, desenleriyle, sahneleriyle ve figürleriyle.</p>
<p><strong>Hakkın, adaletin, insanlığın yanında saf tutanlar, hayat boyu bunu devam ettirmeye çalışanlar kazanacak bu savaşı.</strong></p>
<p>Zamanın gönül erlerinden Ahmet E Bey’i misal verebiliriz bu noktada. Bir Kurban Bayramı günü öğleden sonra çıkmış deri topluyordu. Bir arkadaşımız onu görünce yaşına hürmeten: “Ahmet amca o vazifeleri biz yaparız. Bu gençler ne güne duruyor” demişti. Ahmet E Bey hiç tereddüt etmeden, tarihe not düşecek şu sözü söyleyecekti o esnada: “Hocam ben belki de ömrümün son turundayım. Turumu iyi tamamlamak istiyorum. Rabbimin huzuruna vazife yaparak gitmek istiyorum.”</p>
<p>Kısa bir süre sonra 80 küsür yaşında Ahmet E Bey’in vefat haberi gelmişti. O ölüp giderken ne de çok çiçek açmıştı.</p>
<p>Dünyanın böyle diriltici soluklara, ümit bahşeden simalara, yaşatma idealiyle yaşayan dimağlara ne kadar ihtiyacı var değil mi?</p>
<p>Madem öyle biz de şu güzel ifadelerle bitirelim satırlarımızı:</p>
<p><strong>“Ey nefis!</strong></p>
<p><strong>Sıyrıl hazan duygularından ve bir yeşillik ol, uçuşsun kuşlar, kuşçuklar çevrende. Bir su kaynağı ol, koşsun bütün bağrı yanıklar semtine. Mumlar gibi eri ve etrafına ışıklar saç; hem öyle bir saç ki, mehtabı temaşaya dalmış olanlar, onu bırakıp da senin ikliminin pervanesi olsunlar. İnsanları tıpkı bir anne gibi öyle sıcak ve içten kucakla ki, hışmından korkanlar bile tereddüt etmeden kendilerini senin kucağına atsınlar.”</strong></p>
<p><em>m.yildiz@hizmetten.com</em></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/gayen-kadar-buyuksun-mehmet-yildiz/">Gayen Kadar Büyüksün | MEHMET YILDIZ</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Dünden Bugüne Kutup Yıldızları&#8217; Saat 20:00’de ‘Hizmetten YouTube’ Ekranlarında Başlıyor</title>
		<link>https://hizmetten.com/dunden-bugune-kutup-yildizlari-saat-2000de-hizmetten-youtube-ekranlarinda-basliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Dec 2022 15:21:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Dünden Bugüne Kutup Yıldızları]]></category>
		<category><![CDATA[Harun Tokak]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Yıldız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=28367</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hizmetten Youtube kanalında bu akşam yepyeni bir program seyirci ile buluşacak. Sonsuz Nur’un ikliminden günümüze, tazeliğini kaybetmeden, duruşunu bozmadan gelip, yolumuzu aydınlatan ışıklar misali yüce kametleri “Dünden bugüne kutup yıldızları”&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/dunden-bugune-kutup-yildizlari-saat-2000de-hizmetten-youtube-ekranlarinda-basliyor/">&#8216;Dünden Bugüne Kutup Yıldızları&#8217; Saat 20:00’de ‘Hizmetten YouTube’ Ekranlarında Başlıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hizmetten Youtube kanalında bu akşam yepyeni bir program seyirci ile buluşacak. Sonsuz Nur’un ikliminden günümüze, tazeliğini kaybetmeden, duruşunu bozmadan gelip, yolumuzu aydınlatan ışıklar misali yüce kametleri “Dünden bugüne kutup yıldızları” programında, İlahiyatçı – Yazar Mehmet Yıldız ve İlahiyatçı – Yazar Harun Tokak sizlerle paylaşacak.</p>
<blockquote class="twitter-tweet" data-width="550" data-dnt="true">
<p lang="tr" dir="ltr">Bazı renkler vardır solmaz<br />Bazı izler vardır silinmez<br />Bazı değerler vardır ki, asırlar geçse de kıymetten düşmez. </p>
<p>Dünden Bugüne Kutup Yıldızları programıyla Mehmet Yıldız ve Harun Tokak bu akşam AB saati ile 20:00’de Hizmetten YouTube ekranlarında. <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/2b07.png" alt="⬇" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /><a href="https://t.co/dkitbFJaj2">https://t.co/dkitbFJaj2</a> <a href="https://t.co/zLZwFDdT2j">pic.twitter.com/zLZwFDdT2j</a></p>
<p>&mdash; Hizmetten&#8230; (@hizmettenson) <a href="https://twitter.com/hizmettenson/status/1606230679997628416?ref_src=twsrc%5Etfw">December 23, 2022</a></p></blockquote>
<p><script async src="https://platform.twitter.com/widgets.js" charset="utf-8"></script></p>
<p>Almanya saati ile 20:00’da başlayacak programda bu akşam Hz. İsa’nın (AS) doğuş mucizesi ve Peygamber Efendimizi (SAV) nasıl müjdelediği ele alınacak.</p>
<div class="epyt-video-wrapper"><iframe  id="_ytid_67869"  width="1170" height="658"  data-origwidth="1170" data-origheight="658" src="https://www.youtube.com/embed/AxM4lYrQdO0?enablejsapi=1&#038;autoplay=0&#038;cc_load_policy=0&#038;cc_lang_pref=&#038;iv_load_policy=1&#038;loop=0&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;playsinline=1&#038;autohide=2&#038;theme=dark&#038;color=red&#038;controls=1&#038;disablekb=0&#038;" class="__youtube_prefs__  epyt-is-override  no-lazyload" title="YouTube player"  allow="fullscreen; accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen data-no-lazy="1" data-skipgform_ajax_framebjll=""></iframe></div>
<p>Dünden Bugüne Kutup Yıldızları her 15 günde bir cuma günleri Hizmetten YouTube ekranlarda olacak.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/dunden-bugune-kutup-yildizlari-saat-2000de-hizmetten-youtube-ekranlarinda-basliyor/">&#8216;Dünden Bugüne Kutup Yıldızları&#8217; Saat 20:00’de ‘Hizmetten YouTube’ Ekranlarında Başlıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Siz Onun Kim Olduğunu Biliyor musunuz? &#8211; 2  &#124; MEHMET YILDIZ</title>
		<link>https://hizmetten.com/siz-onun-kim-oldugunu-biliyor-musunuz-2-mehmet-yildiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yıldız]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Dec 2022 06:59:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[hocaefendi]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[Yol Hikayeleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=28363</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsanoğlu dünyaya geldiği ilk andan itibaren hep yollardadır. Yollar ve yolculuklar ilhama, tefekküre vesiledir çoğu zaman. Yola çıktığımızda herkesin kalbine sekine inmiş gibiydi. Yüzlerdeki masumiyet ve huzur, bunun göstergesiydi. Güzel&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/siz-onun-kim-oldugunu-biliyor-musunuz-2-mehmet-yildiz/">Siz Onun Kim Olduğunu Biliyor musunuz? &#8211; 2  | MEHMET YILDIZ</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanoğlu dünyaya geldiği ilk andan itibaren hep yollardadır. Yollar ve yolculuklar ilhama, tefekküre vesiledir çoğu zaman.</p>
<p>Yola çıktığımızda herkesin kalbine sekine inmiş gibiydi. Yüzlerdeki masumiyet ve huzur, bunun göstergesiydi. Güzel işler için güzel insanlarla yola çıkmanın gizli neşesi ruhlardan taşıp taşıp sözlere yansıyordu.</p>
<p>Bazen bir rüyanın saatlerce, günlerce etkisinde kalırsınız, gün olur bir söze hayran olursunuz, bir davranış karşısında ufkunuzda bir yıldız parlar; işte o anlardan birini yaşıyorduk. Yol, aracın tekerlekleri altında an be an kısalırken araçtakiler hâlâ rüyanın etkisindeydiler.</p>
<p>Tereddüt geçirdiğiniz bir anda, bütün şüphelerinizi silip süpürecek, inandığınız değerler manzumesinin isabetli olduğuna dair içinize inşirah salacak bir işaret bulursunuz ve koyuluverirsiniz yollara. Neden sonra iyi ki gelmişim dersiniz…</p>
<p>Biraz da öyle olmuştu bu yolculuk. Az kalsın iptal olacakken bir işaret ile devam edilmişti. Zaman ve mekânı elinde bulunduran Yüce Allah’ın hikmeti ve rahmeti iktiza etmişti de öyle olmuştu olanlar.</p>
<p>Her zamanki gibi yol emniyeti adına Ayet-el Kürsiler okunmuş, Cenab-ı Hakk’ın inayetine davetiye çıkarılmıştı. Zira mevsim kış ve dağlık yerler kar altındaydı.</p>
<p><em>Bir süre sonra, geceden yağan kardan dolayı yolunun kapandığını bildiğimiz Elmadağ’ına yaklaşmıştık. Yükselti arttıkça yolun bir yerinde durmak zorunda kalacağımıza inanmıştık. Ancak ilerledikçe şaşkınlığımız arttı ve yolun tamamen açıldığına şahit olduk. </em></p>
<p>Yollar kardan temizlenmiş, açılmış havada bir yumuşama başlamıştı. Vakit sabaha yakındı. Gecenin karanlığı sabahın aydınlığıyla yer değiştiriyordu. Biz geç saatlerde açılan bu dağ yolunu geride bırakırken dillerimizden, hamd vadilerinden gelen sesler dökülüyordu.</p>
<p><strong>“Sizi Ilgaz da bile yolda bırakmadık.” sözü çınladı arabanın içinde. Ben demiştim herhalde gayr-i ihtiyari. Bana baktılar; gözlerinde dalgalar, sekine inmiş gönüllerinden şualar fışkıran can yoldaşlar.</strong></p>
<p>Her şeyin bir dili vardır ya, hadiselerin de dili vardır anlayan ve görenler için.  Rüyalar boş değildi elbette bu gönül hizmetinde. Yollar boşuna açılmamıştı o gecenin derinliklerinde. Yüreklerdeki endişelerin yerini huzura bırakıvermesi normal değildi o çalkantılı günlerde. Samimiyet ne güzel bir sebepti bu güzel pırıltılara, içten yapılan dualara.</p>
<p><em>“Gidemediğin yer senin değildir.” demişti Halil Rıfat Paşa. </em></p>
<p>Gitmek gerekiyordu bir demet güzellik paylaşmak için beldelere; güzel niyetlerle. Hem kısalmıyor muydu samimi gayretler sonucu nice uzun yollar bu çileli gönüllerle. Necip Fazıl’ın dediği gibi yollar kıvrım kıvrım uzasa da yeryüzü boşalsa kimse kalmasa da bizler bir avuç aşk insanı olarak düşecektik yollara.</p>
<p>Yolculuk içinde farklı yolculuklar yaşıyorduk demiştim ya. İkindi vakti girmişti.  Namaz kılacak bir yer düşünürken kendimizi Giresun yakınlarında yol üstünde çift minareli bir caminin avlusunda bulmuştuk.</p>
<p>Abdest için kolları sıvadık, şadırvana yöneldik. Şadırvanda yaşlı mı yaşlı bir pîrifâniye rastladık. Az geride durduk, birbirimize baktık. Yanında iki kişi daha vardı. Abdest alması için ona yardım ediyorlardı. Bu yaşlı adam doksan yaşlarında, yanındakilerse altmış, altmış beş yaşlarındaydı.</p>
<p>Biz heyecan içinde onları izlemeye devam ettik. Abdest alma işi bitince yaşlı adamı arabaya götürdüler. Ben hemen yanlarına gidip bu yaşlı adamın kim olduğunu sordum. “Babamız” dediler. Ardından kısaca babalarını bize tanıtmaya çalıştılar. Doksan küsür yaşında olduğunu, dokuz yaşında hıfzını tamamladığını, binlerce talebe yetiştirdiğini, bütün hayatını İslam’a, Kur’an’a vakfettiğini anlattılar.</p>
<p>Amasya’nın bir ilçesinde yaşıyorlarmış. Bir ziyaret vesilesiyle Giresun’a gelmişler. İki kardeş babalarına hizmet etmeyi vazife bilmişler, onun rızasını Allah’ın rızası bilip her arzusunu yerine getirmeye çalışıyorlarmış. Müsaade ederlerse o mübarek zatın duasına talip olduğumuzu söyledim. “Hayhay” dediler. Bunun üzerine biz hemen arabaya yaklaşıp o zatın elini öptük duasını talep ettik. O da bizi merak etmişti.</p>
<p><em>“Sizler kimlersiniz?” diye sordu hafif, ipek gibi bir sesle. Ben, Ankara’dan iş adamları ile beraber hayırlı hizmetlerle alakalı, nesillerin dertlerini çözme adına bir şeyler yapabilmek için yollara düştüğümüzü, her ay dostlarımızı ziyaret ettiğimizi ifade etmeye çalıştım. </em></p>
<p>Yaşlı adam dikkat kesildi ve <strong>“Sizler kimin talebelerisiniz?”</strong> diye sordu. Ben de yine sesimi kısarak, <strong>“Kabul buyurursa Hocaefendi’nin talebeleriyiz’’</strong> dedim ve evrensel değerlerin toplumda yerleşmesi adına, herkesin konumuna saygı duyarak, dünyada yeniden kardeşliğin yaşanabilmesi için gayret ettiğimizi de ifadelerime ekledim.</p>
<p>O benim sözlerimi hiç duymamıştı. Hocaefendi sözü ağzımdan çıkınca gözlerinde bir başka bakış oluşmuştu. Ben sözümü bitirir bitirmez Hocaefendi ile ilgili bazı sorular sordu. Ben dilim döndüğünce cevap vermeye çalıştım. O sanki beni duymuyordu. <strong>Sesi biraz daha derinleşti ve “Siz onun manevi makamının ne olduğunu biliyor musunuz?” dedi.</strong> Biz sustuk. O devam etti. İki evladı da pürdikkat babalarının ağzından çıkacak kelimeleri merakla bekliyorlardı.</p>
<p>Yaşlı zat devam etti; <strong>“Asıl sizler bizlere dua etmelisiniz. Çünkü bu dönemde ona talebe olmak, o hizmetlere sahip çıkmak herkese nasip olmaz. Onun manevi makamından haberiniz var mı sizin?” Son cümle yeniden bir heyecan uyardı kalplerimizde. Birkaç saniye daha bekledikten sonra o nûranî zât sözlerine devam etti; “O fenafillahtan beka billaha vasıl oldu. O bu asrın sahibidir. Allah onu büyük hizmetlere vesile kılacak.”</strong></p>
<p>Bulutlar doldukça dolmuştu, damlalar daha fazla gökte kalacak gibi değildi. İçten gelen hıçkırıklar gözlerde sele dönüşüyordu. Vakit dardı ve namaz kılıp yola revan olmalıydık. Ona çok teşekkür ettik, elini öptük, tekrar duasını isteyip abdest almak için şadırvana geçtik.</p>
<p>Ya beş dakika geç kalsaydık. Kim bilir belki de o mübarek zatla karşılaşmayacak, o güzel sözleri duymayacaktık.</p>
<p><em>O ikindi namazının ruhlarımıza verdiği genişliği, huşu ve hudu’u tariften acizim.</em></p>
<p>Hani gün olur asra bedeldir ya… İşte o türden olmuştu bu yolculuk bizler için. Her saati ayrı bir güzellik, her dakikası ayrı bir bereket, her saniyesi ayrı bir hikmet. En önemlisi yapılıp edilenlerden Allah’ın razı olması… <strong>O razı olduktan ve hikmeti iktiza ettikten sonra yolunda olanlara ne sürprizler hazırlar ve o sürprizlerle kendine giden yolları gösterir onlara.</strong></p>
<p><strong><em>m.yildiz@hizmetten.com</em></strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/siz-onun-kim-oldugunu-biliyor-musunuz-2-mehmet-yildiz/">Siz Onun Kim Olduğunu Biliyor musunuz? &#8211; 2  | MEHMET YILDIZ</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sizi Ilgaz Dağlarında Bile Yalnız Bırakmadık -1 &#124; MEHMET YILDIZ</title>
		<link>https://hizmetten.com/sizi-ilgaz-daglarinda-bile-yalniz-birakmadik-1-mehmet-yildiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yıldız]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Dec 2022 05:18:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Ilgaz Dağları]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber Efendimiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=28191</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kışın şiddetini gösterdiği günlerdi. Akşam haberlerinde Elmadağ yolunun kapandığı, kar temizleme çalışmalarının devam ettiği, ancak yoğun kar yağışının bu çalışmaları engellediği sık sık tekrarlanıp duruyordu. Aylardan aralık, günlerden perşembe idi.&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/sizi-ilgaz-daglarinda-bile-yalniz-birakmadik-1-mehmet-yildiz/">Sizi Ilgaz Dağlarında Bile Yalnız Bırakmadık -1 | MEHMET YILDIZ</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kışın şiddetini gösterdiği günlerdi. Akşam haberlerinde Elmadağ yolunun kapandığı, kar temizleme çalışmalarının devam ettiği, ancak yoğun kar yağışının bu çalışmaları engellediği sık sık tekrarlanıp duruyordu. Aylardan aralık, günlerden perşembe idi. Ertesi günün sabahı ağabeylerle yolculuk için bir planımız vardı. Nedense her yolculuk öncesi, üç beş gün öncesinden bir yol heyecanı sarardı hepimizi.</p>
<p>Bu seyahatlerin, mahiyeti itibarı ile mukaddes yolculuklardan izler taşıdığını düşünüyorduk. Beraberce gittiğimiz, dertleştiğimiz ağabeylerimizin samimiyetleri, yolculuğa böyle bir mana katıyordu. Herkesin kendine göre işi gücü, meşguliyeti, ailesi, çoluk çocuğu vardı. <strong>Ama böyle bir vazife rutin işler yüzünden ihmal edilemezdi, edilmemeliydi.</strong> Bundan dolayı onlar her ay bir hafta sonunu, pek çok güzelliklere vesile olan bir seyahate ayırıyorlardı Allah’ın sadık ve aşık kulları. Hakka gönül vermiş olan dostlar bu seyahatlere katılmak için can atıyordu.</p>
<p>Farklı şehirlerdeki iman ve Kur’an hizmetine gönül vermişlerin ve vereceklerin ziyaretlerine gitmek, onlarla fikir alışverişinde bulunmak, gördüklerimizi, bildiklerimizi ve hissettiklerimizi o güzel insanlarla paylaşmak ve o güzide toplulukların da samimiyetlerini, fedakarlıklarını, hasbîliklerini alıp, yaşadığımız beldedeki kader birliği yaptığımız arkadaşlarımıza aktarmak yeni heyecanlara vesile oluyordu. Ancak bu vazifeyi yaparken yaşadıklarımızı, oralarda duyduğumuz heyecanı tarif etmekten aciz olduğumuzu itiraf etmeliyim.</p>
<p>Şu kadar var ki, sanki giderken elimizde içi kevser dolu testiler vardı da bizi misafir edenlere o testiden nurdan bardaklarla kevserler sunardık. Sonra da boşalan oradaki samimi insanların tarif edilemez güzellikteki pınarlarından doldurup geriye dönerdik. <strong>Biz yalnız olmadığımızı hissederdik. </strong></p>
<p>Gidişimizde kutsi bir heyecan, dönüşümüzde de tatlı bir sevinç yaşardık. O uzun yolculuklar nasıl da bitiverirdi. Doyamazdık yaşanan güzelliklere. Bazen Ordu, Giresun, Trabzon, bazen Malatya, Şanlıurfa&#8230; Yol uzundu ve 1988-90’lı yılların yolları zordu belki ama <strong>söz konusu Allah’ın rızası olunca, işin ucunda zorluklar görünmez olurdu gözümüze ve yollar da kısalır da kısalırdı.</strong></p>
<p>Yolculuklar boş geçmezdi, yer yer sohbetler eder, yer yer de vaaz kaseti ve Kur’an dinlemeyi tercih ederdik. Vaaz kasetindeki dertli ve yanık ses, bizi alır manen asr-ı saadete götürür, Kabe’de tavaf ettirir, Hacer’ül esvedi öptürüp selam verdirir, Kabe’nin karşısında Rabbimizin huzurunda kulluk şuuruna ermemizi hedeflerdi.</p>
<p>İbn-i Erkam’ın evinde yeni Müslüman olan Ammar’ların, Bilal’lerin heyecanlarını hisseder, onlara kardeş olmanın hayalini kurardık.</p>
<p>Hz. Cafer’le Necaşi’nin huzurunda, hakka ve hakikate tercüman olup, gönüllerin yumuşadığını görür, acaba biz de böyle güzellikleri, Efendimiz (SAV)’i, ulvi değerlerimizi aktarabilir miyiz diye içten içe ağlar, kalbî tazarru ve niyazlarımızı gözyaşları eşliğinde Rabbimize sunardık<strong>. Hz. Cafer’in o muhteşem konuşmasına şahit olur, Necaşi’nin huzurunda hicretin hikmetini, ne büyük bereketlere vesile olduğunu anlardık.</strong></p>
<p>Boykot yıllarında, sahabenin kadın-erkek topyekûn metanetine, sadakatine, sabrına şahit olur, onların büyüklüğünü tekrar tekrar fark ederdik.</p>
<p>İçimiz parçalanarak Taif’e gider, orada Hz. Zeyd misali Efendimiz (SAV)’e atılan taşlara kalkan olmayı hayal ederdik.</p>
<p>O sıkıntılı dönemde Mirac’a yükselen Allah Resulünü düşünür, içten içe O’na ümmet olmanın sevincini yaşardık.</p>
<p>Mus’ab b Ümeyr‘in gençliği, rehberliği ve şehadeti, yürekleri inceden titretirdi. Onunla Medine’ye gidip, bir yıl sonra inanmış 75 talihli insanla Allah Resulünün huzuruna gelirdik. Sonra da onun, <strong>“Ya Resulallah! Şu bir yıl içerisinde Medine’de evine gitmediğim, Kur’an okumadığım, seni anlatmadığım, Rabbimden bahsetmediğim kimse kalmadı” sözleri ile Allah Resul’ünün kalbinin süruruna, sevincine şahit olurduk.</strong></p>
<p>Hicret esnasında Hazreti Ebu Bekir’i takip eder, Efendimiz (SAV)’in etrafında perdedar olmasına, O’na olan sadakatine şahit olur<strong>, her türlü tehlikeye göğüs germesini görür,</strong> orada olmayı can u gönülden arzu ederdik.</p>
<p>Yolda sadece namaz için mola verirdik. Seminerlerde verilen bir ara gibi. O sırada ağabeylerimizin kıymetli eşlerinin hazırlamış olduğu ikramlarla, bir iki bardak çay yudumlayıp manevi seyahate kaldığımız yerden devam ederdik<strong>. Bu yolculuklar, bir seminer gibi olurdu bizim için. </strong>Saatler süren dinlemeler, konuşmalar, okumalar ve bazı yaşanmış hatıralarla, ne güzellikler akardı yüreklerimize.</p>
<p>Bir başka seyahatte dinlediğimiz ayrı bir kasetle kendimizi bir anda Bedir’in ortasında bulurduk. Henüz 13-14 yaşında bir delikanlının Bedir’e katılabilmek için Efendimiz (SAV)’e yalvarmasına şahit olur<strong>; “Ya Resulallah ne olur beni kendinden ayırma. Sen neredeysen ben de orada olmak istiyorum. Sana ve davana sahip çıkmak istiyorum. Yaşımın ve boyumun küçüklüğüne bakma”</strong> sözlerini gözyaşları içinde takip ederdik. Ben de kendi içimden ona seslenir ve <strong>“O küçücük kalbine bu yüce mefkûreyi nasıl sığdırdın ey büyük ruhlu Ümeyr b. Ebi Vakkas”</strong> derdim.</p>
<p>Sonra Hz. Hamza, Abdullah b. Cahş, Hanzala, Enes b. Nadr ve diğer kahramanlarla<strong>, kendimizi Uhud’da Efendimizin etrafında, kenetlenmiş bir vaziyette bulurduk.</strong> Orada Allah Resulü (SAV) için bütün bir dünyadan nasıl geçildiğini görür, onlarla aynı duyguları yaşamak isterdik.</p>
<p>Hz. Sümeyra’nın Uhud’da babasını, kocasını, kardeşini ve oğlunu şehit verdikten sonra<strong>, “Eyne Resulullah” yani “Resulullah nerede” çığlığını duyar, Efendimizle buluştuktan sonra “Bütün musibetler bundan sonra bana hafif gelir” sözlerini yüreğimize nakşederdik.</strong></p>
<p>Hendek’te Allah Resulünün açlıktan karnına taş bağladığına şahit olur ve O’nun her şeye rağmen, bütün zorluklara nasıl katlandığını hayranlıkla izlerdik.</p>
<p>Hz. Ebu Bekir, Hz. Osman ve Abdurrahman b. Avf gibi sahabelerin cömertliğine şahit olur, malımızı, mülkümüzü onlar gibi infak etme duygusu ile coşardık.</p>
<p>Yemame savaşında, Ebu Akil’in kahramanlığına şahit olur, son nefesini vermeden önce halini hatırını soran bir sahabeye, <strong>“galibiyet ve mağlubiyet kimde” diye sormasındaki şuurunu ve yalancı peygamberin mağlup edildiğini duyunca parmağını kaldırıp, “Binlerce Ebu Akil gitsin ama, Allah Resulünün mübarek adı yere düşmesin”</strong> sözlerini hayranlıkla takip ederdik.</p>
<p>Her sahabi hayatını dinlediğimizde şöyle derdik<strong>: Bu nasıl bir sadakat, bu nasıl bir teslimiyet ve bu nasıl bir inanmışlık!</strong> Allah’ım bizleri de o güzel insanlar gibi sadık ve vefalı eyle dualarını yapa yapa seyahatlere devam ederdik.</p>
<p>Yer yer ara verir, düşüncelere dalar, muhasebe yapardık. Bu araların arkasından Mısır hafızlarından Kur’an tilaveti dinlerdik<strong>. Kur’an-ı Kerimi Mustafa İsmail’den, Abdüssamed’den, Sıddık Minşâvi’den dinlerken sanki Kur’an yeni nazil oluyormuş gibi bir hisse kapılır, tadına doyamazdık o ilahi kelamın.</strong></p>
<p>Yola çıkacağımız günün öncesinde perşembe akşamı saat 23 sularında, çok sevdiğim ayakkabıcı bir ağabeyim telefonda<strong>, “Hocam yolların kapandığını duydunuz değil mi?” dedi. Bir anda içim burkuldu. Bütün motivasyonum bir anda sıfırlanmış gibi oldu. Bu cümle yola çıkamayacağımız anlamına geliyordu. O devam etti konuşmaya; “Hocam haftaya gitsek olmaz mı, yollar da açılmış olur.”</strong></p>
<p>Karadeniz’in o güzel şehrinin, Giresun’un, güzel insanlarını düşünerek istirahate çekildim buruk duygularla.</p>
<p>Sabah namazı için hazırlık yapıyordum ki telefon çaldı. Ayakkabıcı ağabey<strong>, “Hocam 15 dakikaya geliyorum hemen inerseniz çok mutlu olacağım gitmemiz gerekiyor” deyince ben yeniden bir şok yaşadım. Namazımı kıldım yola indim. Ekip tamamdı. Ben merakımı yenemeyip neler olduğunu öğrenmek istedim. Ayakkabıcı ağabey, ağlaya ağlaya başladı anlatmaya.</strong></p>
<p><strong>“Hocam rüyamda o ana kadar hiç görmediğim bir mübarek zatı gördüm. Nurani bir yüz. Gözleri çakmak çakmak. Bana dedi ki: “Sizi Ilgaz dağlarında bile yalnız bırakmadık, Elmadağ’ında mı bırakacağız? Bak sizleri bekliyorlar. Onların iksir gibi sözlere, nurani yüzere, götüreceğiniz müjdeli haberlere ihtiyaçları var. İşinizi neden öteliyorsunuz? </strong></p>
<p><strong>Uyandığımda hıçkıra hıçkıra ağlıyordum.”</strong></p>
<p>Olay anlaşılmıştı. Mahiyeti itibarıyla mukaddes olan yolculuk başlamıştı ve sonuç itibarı ile gerçekten çok tatlı bir yolculuk olmuştu.</p>
<p><strong>Meğer o rüya boş değilmiş ve yolun sonunda bizi başka bir sürpriz bekliyormuş.</strong></p>
<p>Müsaadeniz olursa onu da bir sonraki yazımızda anlatmaya çalışacağım inşallah.</p>
<p><strong>m.yildiz@hizmetten.com</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/sizi-ilgaz-daglarinda-bile-yalniz-birakmadik-1-mehmet-yildiz/">Sizi Ilgaz Dağlarında Bile Yalnız Bırakmadık -1 | MEHMET YILDIZ</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
