Allah Sevgisi 7
1:34 Allah dostlarına karşı ilan-ı harp edenler UNUTMASINLAR Allah’a karşı ilan-ı harp ediyorlar!
8:02 Biz biliyoruz ki gönüller ancak muhabbete açılacaktır.
8:21 Muhabbetten başkası size yaraşmaz.
Time to Help Derneği’nin birçok farklı şehirde partner derneklerle birlikte Alman yardım kuruluşu Tafel’e bağış desteği devam ediyor. Yardım durağı bu kez Leverkusen Tafel oldu. 2023 yılında henüz 1 ayı geride bırakmışken Time to Help dördüncü Tafel aksiyonunu gerçekleştirmiş oldu.
Leverkusen Tafel’e özenle hazırlanan 400 erzak paketinin teslim edildiği yardım etkinliğine Leverkusen belediye başkanı Uwe Richrath da katıldı. Ayrıca Leverkusener-Bildungs-Center ve Leverkusen Integrationsrat dernekleri de Time to Help’e destek verdiler.
Leverkusen Tafel yönetim kurulu üyeleri bu aylarda yapılan yardımların önemine ayrıca vurgu yaptıktan sonra getirilen erzak paketleri için teşekkür ettiler.
Belediye başkanı Richrath da Leverkusen’de böyle bir yardım faaliyetinin yapılmasına ve özellikle hamisi olduğu kurumun desteklenmesine çok sevindiğini ifade etti. İleride Tafel gibi kurumlara ihtiyaç kalmayacağı ümidini taşıdığını belirten Richrath fakat şu anki durumun bunu gerektirdiğini ekledi. Erzak Paketlerinin taşınması esnasında belediye başkanı da baştan sona bizzat yardım etti.

Leverkusener-Bildungs-Center’in gönüllü çalışanlarının arasından geçmişte bizzat Tafel kuyruğuna girip, Tafel’den yardım alanların da bu bağış kampanyasına destek vermesi ve hatta bizzat çalışmaları da unutulmaz bir hatıra olarak akıllarda kaldı.
Güney Afrika’da eğitim gönüllülerinin açtığı okullar, 15 yıllık geleneği bozmayarak, bu yıl da üniversite giriş sınavlarında (Matric) yüzde yüz başarı elde etti. Star Kolejleri yüzde 92.75 ortalama ile özel okullar arasında ilk sıralarda yer aldı.
Star Kolejlerinin başarısı ülkenin ulusal gazetelerinde ve radyolarında da haber oldu. Hizmet okullarının derecesi, ülkenin köklü medya grubu Independent’ın gazetelerinde yer aldı ve grubun haber sitesi IOL’de de trend haberler arasında girdi. Citizen gazetesi de başarılara yer verdi.

Star Kolejleri öğrencileri, gönderdikleri mesajlarla, Covid-19’a denk gelen zorlu üniversite sınavına hazırlık sürecindeki ekstra fedakarlıkları ile başarılarında çok büyük katkıları olan öğretmenlerini, sınavların gerçek kazananları olarak tanımladılar.
Pretoria’daki Star Kolej’in altı derste en yüksek puan olan A alan öğrencisi Oratile Magoro, eğitimcilerin kendilerine sadece dersleri öğretmekle kalmayıp, çalışmalarında mükemmelleşmeye hazırladığına inandığı için öğretmenlerini “VIP’ler” olarak adlandırdı. Magoro duygularını şöyle ifade etti: “Öğretmenlerimiz, her öğrencinin güvenli ve rahat bir ortamda kaliteli eğitim almasını sağlamayı her zaman taahhüt eden çok önemli kişilerdir (VIP’ler). Sadece bilim ve ticari konularda ilginç dersler öğrenmedim, aynı zamanda daha iyi bir insan olmama yardımcı olan insanlık ve merhamet dersleri de öğrendim. Okulumuz sadece tuğla ve beton değildir, evden uzakta bir evdir bizim için”.
Star Kolej Durban’ın sekiz dersten A alarak, yüzde 93.13 ortalama ile eyaletin en başarılı beşinci öğrencisi seçilen Shivaak Singh ise dördüncü sınıftan beri eğitim aldığı okulu Star için şunları söyledi: “Her öğretmen gelişimimde önemli bir rol oynadı. İlkokuldaki eğlenceli Matematik kamplarından lisedeki zorlu uluslararası bilim olimpiyatlarına kadar, elimden gelenin en iyisini yapmak için mücadele ettiğim dönemlerde öğretmenlerim, her zaman ilham ve cesaret kaynağım oldu. Yalnızca akademik mükemmelliği değil, aynı zamanda verilen sözü tutmanın önemini, dürüstlük ve hesap verebilirlik değerlerine de önem verilen bir ortam olan Star Koleji’nin bir parçası olduğum için minnettarım.”

Sınavlarına olabildiğince erken hazırlanarak ve tüm hazırlık döneminde sınavları için öncelikler belirleyerek 7 A derecesi ile gurur duyduğu sonuçları aldığını söyleyen Star Kolej Pretoria’dan Phakamile Ncokazi: “Ama Star Koleji’ndeki mükemmel eğitimcilerin desteği olmadan bunu başaramazdım. Hem sınıf içinde hem de sınıf dışında bize yardımcı olmak ve tavsiyelerde bulunmak için her zaman hazırdılar; öğretmenlerimiz en yüksek performansı elde etmemiz için bizi motive ettiler” sözleri ile eğitimcilerin hakkını verdi.
Horizon Vakfı’nın bursu ile okuyanlardan Nito Sibisi ise 5 A aldı ve kendisi için geleceğin kapılarını açtığı için Horizon’a çok minnettar olduğunu şu ifadeleri ile dile getirdi: “Lise deneyimimin tamamını değiştiren Horizon’dan bir burs alacak kadar şanslıydım. Sürekli olarak olağanüstü öğrencilerle çevriliydim ve bu beni okul çalışmalarıma zaman ayırmaya motive etti. Küçük zorluklara rağmen üniversiteye hazırlık yılım harikaydı. Horizon eğitimcilerinin, hocalarımın ve kardeşlerim olarak gördüğüm arkadaşlarımın yardımları olmasaydı bu tür sonuçlara ulaşamazdım.”
Yine Horizon Koleji’den 8 A alan Kgomotso Shoke da; “12. sınıfta önceki yıllarımıza göre daha fazla çalıştık. Okulumuzun oluşturduğu kardeşlik ve eğitim ortamı ile çok iyi bir hazırlık devresi geçirdik’’ ifadelerini kullandı.

Horizon’ın 7 A alan öğrencisi Boaz Lutumba, “unutulmaz bir deneyim yaşadığını, yıl boyunca karşılaştığı bir çok zorluğa rağmen, arkadaşlarının ve ailesinin cesaretlendirmesinin yanı sıra öğretmenlerinin kendisine olan inancının onu çalkantılı yolculuğuna devam etmesi için motive ettiğini söyledi.
Sekiz derste A derecesi alan Cape Town’daki Star Kolej Bridgetown’dan Tanweer Alli de diğer şehirlerdeki öğrenciler gibi her öğretmenin rolünü şevkle oynadığını ve her zaman onu desteklediklerini belirtti.
Star Bridgetown’dan 8 A alan Nejdet Demirtaş: “Yüce Allah’a, aileme ve tabii ki tüm hocalarıma çok teşekkürler. Okul kariyerime başladığımdan beri ve şimdi bile, tüm hedeflerime ulaşmam için bana ilham vermeye ve motive etmeye devam ediyorlar.” dedi.
GÜNEY AFRİKA’DAKİ EN İYİ ÖZEL ERKEK OKULUYUZ

Star College Bridgetown müdürü Uğur Hulusi Patlı ise 2022 Matric başarısını şu sözlerle özetledi: “Bridgetown, sıkı çalışmanın ve özverinin olağanüstü sonuçlar getirdiğini bu yıl da kanıtladı. 2003’ten bu yana %100 başarı oranına ulaştık. 2022 akademik yılı da farklı değildi, 12. Sınıf öğrencilerimiz %100 geçme oranı ve %91,67 lisans geçme oranı elde etti. Ortalama 3,25 A elde edildi.” Patlı sözlerine şöyle devam etti: “2022’de en iyi öğrencimiz Mehdi Da Costa Matematikte yüzde 100 derece aldı ve toplamda 10 A’ya ulaştı. Üniversiteye başvuran öğrencilerimizin bu olağanüstü başarısı, yalnızca öğrencilerimizin değil, aynı zamanda okul yılları boyunca çocuklarımıza rehberlik eden kendini işine adamış öğretmenler ve destekleyici ebeveynlerden oluşan ekibimizin çabalarının sonucudur. Bu sonuçlar, Güney Afrika’daki en iyi özel erkek okulu olmamızı sağladı.’’

Aldananlardan Olmamak İçin Siz Kendinize Bakınız *Hazreti Pir, bizim hesabımıza şöyle diyor: “Eyvah, aldandık! Şu hayat-ı dünyeviyeyi sabit zannettik. O zan sebebiyle bütün bütün zayi ettik. Evet, şu güzerân-ı hayat bir uykudur; bir rüya gibi geçti. Şu temelsiz ömür dahi bir rüzgâr gibi uçar, gider.” Evet, bu kısa ömür, bu kısa dünya hayatı çok çabuk bitecektir; insana düşen aldanmamaya çalışmaktır.
*Ebediyet âlemine adımınızı attığınız zaman geriye dönüp bakacaksınız: “Allah Allah, dakikaymış bu ya!” diyeceksiniz. Hele o cennetin göz kamaştıran, şûle-feşân, dilnişîn bağ ve bahçeleri, yalıları, villaları ve bunların üstünde bunları gölgede bırakacak şekilde Cenâb-ı Hakk’ın cemâl-i bâkemâlini müşahede etme, “Ben sizden razıyım!..” hitabıyla orada kendini salma öyle şeylerdir ki dakikası dünyanın binlerce senesine muâdil gelir. Öbür tarafa gittiğiniz zaman göreceksiniz bunu. Bu açıdan aldanmamak, bu kısa dünya hayatında güft-ü gûya, dedikoduya, başkalarının yaptığı çirkinliklere iştirak etmemek lazım.
*Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا عَلَيْكُمْ أَنْفُسَكُمْ لاَ يَضُرُّكُمْ مَنْ ضَلَّ إِذَا اهْتَدَيْتُمْ إِلَى اللَّهِ مَرْجِعُكُمْ جَمِيعاً فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ “Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltmeye bakın! Siz doğru yolda olduktan sonra sapanlar size zarar veremez. Hepiniz dönüp dolaşıp Allah’ın huzurunda toplanacaksınız. O da yaptıklarınızı size bir bir bildirecek, karşılığını verecektir.” (Mâide, 5/105) Tevekkülümüz Allah’adır!..
Küçük bir tersanesi vardı. Geçimini oradan temin ediyordu. İşini çok seviyor, tekneleri özenle, acele etmeden yapıyordu. Ama onun âşık olduğu başka bir meşguliyeti daha vardı. İşten eve gider, ailesi ile halleşir, çocukları ile oynar sonra da çayın buğusuna doğru yola çıkardı. Her hafta bir iki akşam böyle olurdu. Farklı meslekten insanlarla tanışmak, çay sohbetinde kalpten kalbe yollar bulmak, onun için dünyalara bedel bir güzellikti. Hafta sonları işe gitmez, ailece arkadaş ziyaretleri yapar, engin gönüllerdeki yakamozları izlemeye doyamazdı. Maişet derdi ve ahiret şevkini birlikte tutup hayatın iki ucunu birleştirmiş müstesna bir insandı.
O, hayat ve ölüm arasındaki gerçekleri anlatmak, insanlara bu konuda rehberlik etmek derdinde, bir ideal insanı idi. Bir derdi vardı ve o bu derdini seviyordu. “Seviyordu” kelimesi yetmez kanımca; aşıktı. Nebiler, Resuller, Kur’an ve nihayet Allah denilince akan sular dururdu.
Bir gün bir haber yayıldı şehre. Önce ailesi sarsıldı sonra dostları, arkadaşları. Tekne yapımında kullanacağı tomrukları araçtan indirirken bir anlık dikkatsizlik sonucu tomrukların birisi üzerine düşüvermişti. Ambulans gelmiş ve acilen hastaneye kaldırmışlardı. Durumu ağırdı. Kaburgaları kırılmış, omuriliği kopmuştu. Hastanede aylarca tedavi görecekti. Gördü de. Zor günlerdi kendisi ve ailesi için. Hastaneden çıksa bile artık tekerlekli sandalyeye bağlı yaşayacaktı.
Kendine geldiği günler ziyaretçileri ile yavaş yavaş konuşmaya başladı. Durumunu biliyordu. Tekerli sandalyede olacağını da işine devam edemeyeceğini de. Hatta kendi ifadesi ile arabanın gazına basamayacağını da. Ancak onun gündeminde daha farklı konular vardı. Geçmiş günleri özlüyordu. Evinin güzel insanlarla dolup taştığı, hafta sonları ailece gittiği arkadaş ziyaretlerini. Çayların buğusuna doğru yol alırken Allah için iş yapmanın vermiş olduğu huzuru. Başına gelen zahirde olumsuz bir şeydi ama o kadere iman etmiş, kazaya teslim olmuş bir mümindi.
Hastaneden çıktıktan sonra rutin kontrolleri vardı ve bu bir süre devam etti. Konuşuyor, yemeğini yiyordu ama belden aşağısı tutmadığı için bakıma muhtaç haldeydi. Bu hal ve geçmiş günlerin özlemi onu için için kemiriyordu. Arkadaşları gibi koşturamamak onu çok rahatsız ediyordu. Hatta bu duygu öyle bir hal aldı ki zamanla bir şikâyet konusu oldu. Bu olsa olsa şeytanın vesvesesi olabilirdi. İnsanın manevi beslenmesinde boşluk olduğu anda şeytan fırsatı ganimet biliyordu. Şeytanın sağdan gelişini, oradan aldatmak istemesini anlamaz insan bazen. Ancak abimizin imanında sorun yoktu. O hayır işlerinden geri kalmanın verdiği acıyla farklı bir düşünceye savrulmuştu sadece. Kendisi kalben tasdik etmese de Allah nezdinde hoş olmayacak kelimeler, cümleler dolaşıp duruyordu zihninde. “Çok sevdiğin, uğruna her şeyini feda ettiğin, gece demeden, gündüz demeden, adını bayraklaştırmak için koşturduğun Rabbinin sana reva gördüğü şeye bak.”
Bundan sonrasını onun sözlerinden takip edelim:
İlk günler karşı koymuştum bu seslere. Fakat günler geçtikçe farklı ifadelerle, farklı üsluplarda, farklı tonlarda, durmadan bu noktayı dövmeye, surda bir gedik açmaya çalışıyordu. Sandalyeye mahkûm olmuştum. Belden aşağım tutmuyordu. Yine rutin kontrollerden birinde hastane odasında bunları derin derin düşünürken, esen rüzgârların sesi duygularıma eşlik ediyor, bulutların karanlık havası bunalmış dünyama negatif katkı sağlıyor, çiseleyen yağmur damlaları ruhumdan akan gözyaşlarına karışıyordu.
Yalnızlık, acizlik, ortam, hastane, dilediğim gibi hareket edememe; bende negatif duyguların toplanmasına sebep olmuştu. Kaldığım odada bir hasta daha vardı, benim durumuma benziyor hatta daha da ağırdı. Çok konuşmuyor derin derin düşünüyordu. Tanıştık, ranzalar arasında yavaş yavaş konuştuk.
Yatmak zordu ve biz buna mecburduk. Bir süre sonra ben kendi âlemime dalıp gitmiştim. Yine içimde fırtınalar esiyordu. Bir ara oda arkadaşımın bana seslendiğini duydum. Baktım, o da bana bakıyor. Gözlerindeki nemi hissettim. “Buyurun” dedim. Tane tane konuştu. “Beyefendi şu anda Allah’tan ne istediğimi bilebilir misin?” Ben “Nereden bilebilirim ki ama sağlıklı olmak, yürümek, kendi işini yapabilmek olabilir” dedim. Devam etti, “Yüzüme dikkatle bakabilir misin? dedi. Baktım. “Ne görüyorsun dedi? Ben “Bir şey görmüyorum” dedim. O yine devam etti. “Bir sinek var burnumun üzerinde görmüyor musun? “Evet şimdi görüyorum” dedim. Ancak o an “Bu nasıl bir soru şimdi” diye de içimden geçirdim. Yine onun konuşması ile kendime geldim. “Evet haklısın insan sağlıklı olmak, yürümek ister ama ben şu anda Allah’tan burnumdaki sineği kovalayacak kadar da olsa elime güç vermesini arzu ederdim. Benim ellerim, kollarım, ayaklarım kısacası boynumdan aşağısı tutmuyor. Bir bedenim var ama, sineği burnumdan gönderebilecek bir gücüm yok.”
Başımdan aşağıya kaynar sular dökülmüş gibiydi. O devam etti. “Ama Rabbim beni, insanların hallerine şükretmesi için seçti. Rol model yaptı. Rolümü iyi oynayabilirsem, Rabbime isyan etmezsem, belki şu fani dünyada istediklerimi gerçekleştiremeyeceğim ama sonsuz hayatta belki her istediğim olacak hem de fazlasıyla.” O bu sözleri acı bir ilaç gibi sarf ederken ben kendi içimde çoktan muhasebeye başlamıştım. “Senin ellerin, kolların, başın, vücudunun belden yukarısı Rabbime sonsuz şükürler olsun ki çalışıyor, tutuyor, ihtiyaçlarını görebiliyorsun. Bak bu adam ne diyor sana. Allah konuşturdu onu. Sana ders veriyor anlasana.”
İçimdeki fırtınalar bir anda dinmiş, rahmet esintileri tecelli etmişti. Utandım Rabbime karşı söz eden nefsimin seslerine kıymet verdiğim için. Adama neler söyledim sonra bilmiyorum ama çok da yüzüne bakamadım galiba. Eve geldiğimde üzerimden büyük bir yük kalkmış gibiydi. Hanım da çocuklar da sevindiler halime. Gaflet böyle bir şeymiş dedim kendi kendime. Ama rahmet olmasa nasıl çıkardım ki o kuyudan? Halimi benden daha iyi bilmiyor muydu Allah da ben olmayacak hayallerle isyana yelken açıyordum. Hey büyük Allahım sana sonsuz şükürler olsun. Sen beni yarattın, onca nimetler verdin, bir aile ve bir yer nasip ettin. Dahası insanlar içinde bir konum verdin ve orada hizmet imkânı verdin. Hepsi Senin rahmetin, Senin rahmetin.
Ben bu halde iken aradan geçen günler beni yerimde durmama müsaade etmedi. Bir şeyler yapmalı, her şeye rağmen yerimde durmamalıydım. O’nun bana önceden verdiği imkanlarla bir şeyler yapabildiysem bugün de bu imkanlarla bir şeyler yapabilirdim.
Günler su gibi akıp gidiyordu ama o tekerlekli sandalyeye rağmen yerinde durmuyor, arkadaşlarının yardımı ile hizmet edebileceği yerlere gidiyor, dilinin döndüğünce, elinden geldiğince bir şeyler yapmaktan geri durmuyordu. Onu tanıyan herkes şahittir ki o yıllarca bir sabır kahramanı olarak yaşadı, olumsuzluklara dair bir ses etmedi. Kâh evinde kâh başka yerlerde gönüllere su serpmeye devam etti. Günlerden cumartesi idi. Esnaftan bazı arkadaşlarını kendi evinde ağırlıyordu. Çaylar doldurulmuş, misafirlerle koyu bir sohbet başlamıştı. Konu rahmete, nimete gelince bir misal vermek istiyorum dedi ve anlatmaya başladı.
Askeri birliği teftiş esnasında bir asker Padişahın dikkatini çeker. Asker; disiplini, mükemmel iş yapması ve ahlakı ile padişahın takdirini kazanmıştır ve bu yüzden padişah onu sarayına davet eder. Asker şaşırır ama emir emirdir deyip huzura çıkar. “Beni emretmişsiniz haşmetmeab efendimiz buyurunuz” deyince, Sultan; “Senin askeri terbiyeni, ahlakını ve kabiliyetlerini çok beğendim. Bundan sonra artık burada, bu sarayda yaşayacaksın. Ancak senden iki küçük isteğim var. Birincisi, bir asker (nefer) olduğunu unutmayacaksın. İkincisi ise nefer gibi davranmayacaksın. Çünkü sen artık saraydasın. Buranın kendine göre kuralları, kaideleri vardır. Seçkin misafirleri olur buranın. Faklı ülkelerden gelen elçileri, memleketin şairleri, sanatçıları, düşünürleri yer yer saraya uğrarlar. Adımlarını ona göre ayarlamalısın. Nefer olduğunu unutursan kışlaya tekrar geri gönderirim. Nefer gibi davranırsan da gönderirim. Nerede olduğunu, sana biçilen rolünü çok iyi ve samimi bir şekilde yerine getirmelisin.”
Askerin ne dediği önemli değil artık değil mi? Benim aldığım ders şudur bu olaydan: Allah herkese bir konum vermiştir bu dünyada ve zor da olsa herkes konumunun hakkını vermek zorunda.
Yani konum da bir nimettir ve konum bizden hakkını vermemizi ister.
Yoksa…
Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’nin, yaşadığı kampta gerçekleştirdiği yeni sohbetinin bir bölümü Herkul.org sitesinde yayınlandı.
Hocaefendi, vefadan hareketle Bediüzzaman hazretlerinin talebesi Hulusi ağabey ile ilgili hatıralarını anlattı. Hulusi abinin Buca’daki kamplara katıldığını söyleyen Fethullah Gülen Hocaefendi; ‘bizlere hususi dersler yapıyordu’ dedi.
Vefatından önce Hulusi ağabeyi ziyaret ettiğini anlatan Hocaefendi, kendisine Üstad Bediüzzaman’dan kalan bir kaşık bal ikram ettiğini söyledi.
Fethullah Gülen Hocaefendi ardından atmosferin muktezası bir tablo olarak merhum Ali Kervancı ağabey ve muhtereme eşi Necla Kervancı hanım için birer dörtlük kaleme aldı.
ALİ KERVANCI
Âlî kervanın ferd-i mümtazı göçtü alemden
Bir an dahi tat almadı dünya lezaizinden
Pir u pak yaşadı tavizsiz izzet-ü iffetinden
Yad-ı cemil oldu bütün aleme, her halinden
NECLA KERVANCI
Muazzez bir ailenin ferd-i feridesi
Kemal-i masruf odur ki, şefkat abidesi
Pervaz etmeye hiç mâni değil ten kafesi
İrtihali olsun ona cennet arefesi
DERLEYEN: AKADEMİ DUISBURG
هَلْ اَتٰيكَ حَديثُ ضَيْفِ اِبْرٰهيمَ الْمُكْرَمينَۘ ٢٤
اِذْ دَخَلُوا عَلَيْهِ فَقَالُوا سَلَاماًؕ قَالَ سَلَامٌۚ قَوْمٌ مُنْكَرُونَ ٢٥
فَرَاغَ اِلٰى اَهْلِه فَجَاءَ بِعِجْلٍ سَمينٍۙ ٢٦
فَقَرَّبَهُ اِلَيْهِمْ قَالَ اَلَا تَأْكُلُونَ٢٧
24 – Sahi! İbrâhim’in şerefli misafirlerinin gelişlerinden haberin oldu mu?
25 – Onlar yanına varınca: “Selam!” dediler. O da: “Size de Selam!” diye cevap verdi, ama içinden: “Bunlar tanımadığım kimseler, hayırdır inşaallah!” dedi.
26-27 – Onlara yemek getirmek için gizlice ailesinin yanına geçti ve semiz bir dana kebabı getirdi. Önlerine koyup “buyurmaz mısınız?” diye ikram etti. (Zariyat 51/ 24…27)
Bugünkü Hutbemiz misafir ağırlamanın ve misafire ikramda bulunmanın dinimizdeki yeri ve önemi hakkında olacaktır.
Misafirperverlik günümüzde unutulmaya yüz tutmuş en önemli değerlerimizden biridir. Bir eve misafirin gelmesi bereket, misafir kabul etmek ve ağırlamak en büyük şeref, misafire izzet ve ikram ise sadakadır. Misafir kabul etmenin ise kendine göre bir azizliği vardır.
İkram, Ahlâk-ı Aliye’dendir. Her farz namazın bitişinde okuduğumuz “Allahümme Entesselam Ve-minkesselam Tebarekte ya Zelcelali Vel-ikram” zikrinde geçtiği gibi Rabbimiz; Zü’l- Celal-i ve’l-İkram Celâl ve ikram sahibidir. Hem Celâli tecellilerle imtihan eder hem de ikramını eksik etmez, Celâli tecellilerinde bile ikramı vardır. Bu da ikram yapan insanın Esmâ-i Hüsnâ dan olan Zü’l- Celal-i ve’l-İkram ismi ile rezenonsa, manen irtibata geçmesi demektir.
Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) gelen ilk vahyin ardından, üzerinin örtülmesini isteyip endişe izhar edince, Hazreti Hatice Validemizin O’nu teselli etme adına söylediği şu sözler çok manidardır: “Allah’a yemin olsun ki O Seni asla zayi etmeyecektir. Zira Sen, akrabalarını ziyaret eder, hep doğru söyler, başkalarının yüküne omuz verir, yardım eder, misafir ağırlar ve sıkıntıya dûçar olanlara yardımcı olursun.” [Buhârî, bedü’l-vahy 1; Müslim, iman 252.]
Efendimiz (sav);
مَنْ كَانَ يُؤمِنُ بِاللَّهِ والْيوْمِ الآخِرِ ، فَلْيُحسِنْ إلِى جارِهِ
ومنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ واليومِ الآخِرِ فَلْيُكْرِمْ ضَيْفهُ
“Allah’a ve âhiret gününe iman eden kimse komşusuna iyilik etsin. Allah’a ve âhiret gününe iman eden kimse misafirine ikram etsin…!” (Buhârî, Nikâh 80, Edeb 31, 85) buyurmuştur.
Her zaman ikramı seven Efendimiz (sav) ümmetini de teşvik etmiştir.
“Ey İnsanlar! … Sofranız herkese açık olsun, çokça ikram edin,… Böylece selametle Cennet’e girersiniz!” buyurmuşlardır. (İbn-i Mâce, Et’ime, 1; Dârimî, Salât, 156)
Abdullah b. Selam der ki: Hz. Peygamber (s.a.s) Medine’ye varınca halk ona doğru koşuştu ve: “Resulullah geldi” denildi. Ben de halkla beraber ona bakmak için geldim. Resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) söylediğini işittiğim ilk şey şu sözüydü: “Ey insanlar! Selamı yayın, yemek yedirin, akrabalarınızı gözetin ve insanlar uykudayken namaz kılın. Böyle yaparsanız cennete girersiniz.”[1]
Bir kimse Resûlullah aleyhissalatü vesselama: “Müslümanın hangi ameli daha hayırlıdır?” diye sordu. Hz. Peygamber de: “Tanıdık tanımadık herkese yemek yedirmen ve selam vermendir.” buyurdu.[2]
Resulullah (s.a.s): “Aç olanı doyurun, hasta olanı ziyaret edin ve esir olanı kurtarın” buyurdu.[3]
Hz. Peygamber (sav) şöyle demiştir: “Herhangi birinizin sofrası önünde yayılı bulunup kaldırılıncaya kadar, melekler sevabı onun için olacak şekilde salâvat-ı şerife getirirler.”[4]
Efendimizin (sav) Kendisini ziyarete gelen elçilere ikramda bulunur, oturmaları için çok kere hırkasını serer, bazen de altındaki minderi misafire verir, üzerine oturması için işaret eder, kendisi açık yere otururdu. Bu, onlara verdiği değerin bir işaretiydi.
Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) bazı misafirleri de bizzat kendi evine davet etmiş, evinde onlarla bizzat kendisi ilgilenmiştir.
Başka yerlerde kalan elçileri ve misafirleri, kaldıkları yerlere uğrayarak ziyaret eder, hâl hatırlarını sorar, Mekke’de Kureyş’in kendisine ve arkadaşlarına yaptıklarını anlatırdı. Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) bu misafirlerin gündeme getirdiği her konuyla yakından ilgilenir, onlara cevaplar verirdi.
Rasûl-ü Ekrem (aleyhi ekmelüttehâyâ) kendisine gelen elçilere değişik hediyeler takdim ederdi. Onlar da Resûlullah’a hediyeler getirirdi. Onları kabul eder, dönüşlerinde yolda yiyecekleri değişik azıklar, farklı hediyeler vermeyi asla ihmal etmezdi. Buna o kadar önem verirdi ki, vefat etmeden önce de ashabına: “Elçilere benim verdiğim gibi sizler de çeşitli hediyeler verin!” buyurarak bunun takip edilmesi gereken bir sünnet olduğunu kıyamete kadar gelecek ümmetine de bildirmiştir. (Buhârî, Cihad 176-177)
Medine’ye gelen elçiler bazen Mescid’in avlusunda kurulan çadırlarda ya da ashabtan bazı kimselerin evlerinde misafir edilirlerdi. Ev sahipleri misafirlerine Müslümanlığın en sıcak ve samimi ilgisini gösterir, ikram ve hediyelerle ağırlarlardı.
Habeşistan’dan gelen heyete bizzat Peygamberimiz hizmet etmiş. Sahabîler, “Siz bırakın yâ Resulallah, misafirlerin hizmetini biz görürüz.” deyince, Efendimiz (sav); “Onlar daha önce bizim arkadaşlarımıza ikram etmişlerdi. Şimdi ben de bu hizmetlerinin karşılığını vermekten zevk duyuyorum.” demiştir.
Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem), kendisine gelen misafir ve elçilerine böyle davrandığı gibi aile fertlerine de değer verir ve hep aziz tutardı. Kızı hz. Fatıma, hz. Ali ile evlendikten sonra bile yanına gelince hemen ayağa kalkar, onun elinden tutup getirir ve kendi oturduğu yere oturturdu. Hâlini-hatırını sorar, gönderirken de yine aynı iltifatlarla gönderirdi.
Zariyat suresi 26. Ve 27. ayetlerde Hz. İbrahim’in gelen misafirlerine, yemek getirmek için gizlice ailesinin yanına geçtiği ve semiz bir dana kebabı getirdiği, önlerine koyup “buyurmaz mısınız?” diye ikram ettiği anlatılıyor. Bir kısım müfessirler bu âyetlerdeki anlatım tarzıyla, misafire hemen geliş sebebini sormayıp önce ikramda bulunma, ikram hazırlığını belli etmeden yapma, olabildiğince en iyi ikramda bulunma, nezaketle buyur etme gibi misafir ağırlama âdâbı ile ilgili bazı kurallara işaret edildiğini belirtmislerdir. (Zemahşerî, IV, 30; Râzî, XXVIII, 213-214).
İslam alimleri, Peygamber Efendimiz’in söz ve uygulamalarına bakarak özellikle beş hususta ağır ve yavaş davranmamak gerektiğini söylemiş; bu meselelerde “acele” denecek kadar seri hareket etmenin lüzumuna dikkat çekmişlerdir: bunlar birisi de Misâfir gelir gelmez ona yemek ikram etme de acele etmektir.
Hizmetin ilk yıllarında bir hocamız –mekânı Firdevs olsun– Bornova’daki caminin yakınında ev tutmuş, İzmir dışından vaaz dinlemeye gelen insanları kendi evinde misafir etmiş, her Cuma günü namaz sonrası verdiği yemek vesilesiyle de orada bazı hakikatlerin anlatılmasına zemin hazırlamıştır.
Bir gün İmam Mâlik, kendisine misafir gelen ve kendisinden yaşça hayli küçük olan talebesi İmam Şafii’nin eline su dökmüş ve “Sakın ha! Benden gördüğün hareket seni utandırmasın ve de şaşırtmasın. Zira misafire hizmet etmek ev sahibinin görevidir.” demiştir.
Bazen İkramların evin çocukları tarafından yapılması faydalı olur. Çocuklar böylelikle hem hizmet etmeyi, hem ikram etmeyi hem de paylaşmayı öğrenmiş olurlar.
Efendimizin (sav) ümmetine âdeta üç basamaklı bir miraç yolu gösterdiği müjdesi ile hutbemizi bitirelim; “Müjdeler olsun nefsine hakim olana!.. Müjdeler olsun (misafir kabul etme hususunda) evini geniş ve müsait tutana!.. Müjdeler olsun hataları karşısında gözyaşı dökene!..”.
Hutbeyi PDF formatında görüntülemek ve indirmek için tıklayınız
CUMA HUTBESİ MİSAFIR AĞIRLAMA VE İKRAMDA BULUNMA
[1] Tirmizi 4/652 (2485) ve İbn Mace 1/423 (1334) Beyhaki, 3090-
[2] (Buhârî, Îmân 6, 20; Müslim, Îmân 63,
[3] Buhari, etime (195). Beyhaki, 3087-
[4] Taberânî, Evsat
Ahirzaman Nezlesi ve Zükâm’a Tutulanlar
*Hazreti Sâdık u Masduk (aleyhissalatü vesselam) Efendimiz’in “Âhir zamanda bir duman zuhûr edecek; kâfirleri öldürecek ve mü’minleri de zükâm yapacaktır.” buyurur.
Âhir zamanda öyle şeyler ortaya atılacaktır ki, inançsızlar hemen kendilerini salıverecek, gördükleri karşısında adeta baygınlaşacak, sonra şuursuzca onların içine atlayacak ve helâk olup gideceklerdir. İnananlar ise, neticesinin nereye varacağını bilemedikleri o sonradan doğma şeylere belki hemen kendilerini kaptırmayacaklardır ama onlar da bir baş dönmesi, bir bakış bulanıklığı ve kısa süreli de olsa bir şaşkınlık yaşayacaklardır. Arap dilinde bu husus “umumî havadan etkilenme neticesinde gözlerin yaşarmasını, burnun akmasını ve beynin karıncalanmasını” hatırlatan bir deyim olarak “zükâm” ile ifade edilmektedir ki; biz bunu, kendi lisan zevkimiz zaviyesinden “Bazı fanteziler öyle câzip hale gelir ki, insanların başları döner, bakışları bulanır, ağızlarının suyu akar ve kendilerini onların içine bırakıverirler.” şeklinde anlayabiliriz.
*Bu açıdan “kendi kimliğimiz” derken, üzerinde hassasiyetle durduğumuz şey, düşüncelerimiz, tavırlarımız ve davranışlarımız itibarıyla bir farklılık ortaya koymak; asla şirretliklere, bağırıp çağırmalara girmemek; ayrıca yalana-dolana, iftiraya, tezvîre, tenkîle, tehcîre, tehdîde, insanları korkutmaya ve sindirmeye matuf şeylere kulak asmamaktır.
ÖZKAN TOSYALI – OSLO
Norveç Hizmet Hareketi Gönüllüleri, son dönemlerde hazırladıkları proje ve organizasyonlarla bir yandan Norveç’in sosyal ve kültürel hayatına önemli katkılar sunarken, bir yandan da başta Türkiye olmak üzere dünyanın farklı yerlerinde yaşanan zulüm ve haksızlıklara dikkat çekiyorlar.
Kısa adı DNHB olan Den Norske Hizmetbevegelsen (Norveç Hizmet Hareketi) çatısı altında çalışmalarını sürdüren Mangfoldhuset, MentorUng, HETH, SKF, Oslo Dignity Watch gibi dernek ve oluşumlarla, Norveç kamuoyunun ve yetkililerinin takdirini kazanan projeler üreten Norveç Hizmet gönüllüleri, 3 Şubat akşamı yapılacak büyük bir organizasyon için de hazırlıklarını tamamladı.

Birleşmiş Milletler İnsanlığın Kardeşliği Gününde 12 ülkeden 33 sanatçıyla “Çeşitlilik Galası” (Mangfoldsgallaen) düzenlenecek. Mangfoldhuset Oslo Dignity Watch ve HETH’in öncülük ettiği programa, Norveç Müzik Akademisi, Kızıl Haç ve Norveç’te Red Barna olarak çalışmalarını sürdüren Save The Childiren gibi ulusal ve uluslararası organizasyonlar da destek veriyor.
Ülkelerinde yaşadıkları zulümler nedeniyle kaçmak zorunda kalan, başta Ege Denizi ve Meriç olmak üzere sınırlarda hayatlarını kaybeden insanları anmak ve dikkatleri çekmek amacıyla hazırlanan program için yaklaşık 1 ay önce yapılan rezervasyon duyurusunun ardından salon tamamen dolarken, özellikle Norveç siyasi hayatından ve akademik çevrelerden ilgi yoğun oldu. Davetliler şimdi merak ve sabırsızlıkla program saatini bekliyor.
Oslo Büyükşehir Belediye Başkanı Marianne Borgen, Norveç Müzik Akademisi Rektörü Sidsel Karlsen ve Oslo Dignity Watch temsilcisi Fırat Bahçivan’ın konuşmalarının yer alacağı programda, Türkiye’de yaşanan zulüm sürecine dair sinevizyon görüntüleri yayınlanacak. Çeşitlilik Galası öncesi geliri mağdurlara ulaştırılmak üzere Türk mutfağından lezzetlerin sunulacağı kermes düzenlenecek ve yine program esnasında da katılımcılar bağış yapabilecek.
Çilenin katmerlendiği yıllar…
Başına deve işkembeleri konuluyor (en küçüğü 40 kilo ağırlığında), gittiği yollara dikenler saçılıyor taşlanıyor, en yakınları hunharca şehit ediliyor ve boykotlara maruz kalıyor. Arkadaşları açlıktan ve yokluktan vefat ediyor…
Taif’te taşlanıyor, Mekke’ye ancak bir müşrikin himayesinde girebiliyor. Âdeta ”her taraftan ümit kesik bir vaziyette…”
Taif’te içli bir ağıtla Rabbine yalvarıyor:
“Allah’ım!
Kuvvetimin tükendiğini Sana arz ediyorum.
Gücümün azaldığını,
İnsanların gözünde küçük düştüğümü Sana şikayet ediyorum.
Ey Merhametlilerin En Merhametlisi!
Sensin ezilmişlerin Rabbi!
Sensin benim Rabbim!
Beni kimlerin eline bıraktın?
Bana gaddarlık yapan yabancıların eline mi?
Yoksa, davamı ipotek edecek bir düşmana mı?
Naz makamının zirvesini temsil eden Nebi’nin duasıyla adeta göklere merdiven dayanıyor, semanın kapıları ardına kadar açılıyor, kaldırım taşları yıldızlar lambaları güneşler olan nurdan bir cadde açılıyor mahzun Nebi’nin önünde… Yolculuk gökler ötesine hatta ötelerin de ötesine idi…
Rabbi “bana gel…” diyor, kimse yoksa Ben varım dercesine… Ve mucizelerle dolu İsra ve Miraç’ı yaşıyor. Bu sırlı yolculuğun ilk durağı yeryüzünün merkezi Mekke idi ve Kur’an bundan şöyle bahseder:
“Âyetlerimizden bir kısmını ona göstermek için kulunu bir gece Mescid-i Haramdan alıp, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâya seyahat ettiren Allah, her türlü noksandan münezzehtir. Şüphesiz ki O her şeyi hakkıyla işiten, her şeyi hakkıyla görendir.” (İsrâ, 17/1)
Yolculuğun ilk durağı kutlu belde Kudüs’ün kalbi Mescid-i Aksâ’dır. Ama asıl yolculuk bundan sonra başlar. Akılların idrak edemeyeceği bir keyfiyette Rabbi ile görüşür ve ümmetine hediyelerle döner. Bu kutsal yolculuğu Allah (cc) Kutsal Kitabı’nda anlatarak gelecek itirazları vahiyle bertaraf eder:
“O ancak kendisine vahyolunanı söyler. Onu muazzam kuvvetlere, üstün bir akıl ve dirayete sahip Cebrail öğretti ki, kendisine gerçek suretiyle görünmüştür. O, ufkun en yukarısında idi. Sonra indi ve yaklaştı. Nihayet kendisine iki yay kadar, hattâ daha da yakın oldu. Sonra da vahyolunacak şeyi Allah’ın kuluna vahyetti. Onun gördüğünü kalbi yalanlamadı. Şimdi onun gördüğü hakkında onunla mücadele mi edeceksiniz? And olsun ki, onu bir kere daha hakikî suretinde, Sidretü’l-müntehâda gördü ki, onun yanında Me’vâ Cenneti vardır. O zaman Sidre’yi Allah’ın nuru kaplamıştı. Göz ne şaştı ne de başka bir şeye baktı. And olsun ki Rabbinin âyetlerinden en büyüklerini gördü.” (Necm, 53/4-18)
Ve…
Cennetteki makamını görüyor, Cemalullah şerefiyle şerefyâb oluyor nebiler resullerle bu sır dolu yolculukta görüşüyor.
Kendisine melekler eşlik ediyor ama o yine de kavminin, ümmetinin arasına dönüyor, Rabbini anlatmaya devam ediyor. İnsanları adeta Rabbine taşıma adına çırpınıyor bu yolda bin bir işkence ve çileye maruz kalıyor.
Hocaefendi Allah Rasulü’nün (sav) Miraç’tan dönüşünü öyle güzel ifade eder ki:
“…Bilal-i Habeşîleri, Sümeyye’leri, Yâsir’leri, Ammâr’ları kumun üstüne yatıran, kayaları onların üzerine koyan insanlar var… Dünya, O’nun için Cehennem. Fakat “Olsun!” diyor. O gördüğü şeyleri gördürmek, duyduğu şeyleri duyurmak, tattığı şeyleri tattırmak için Miraç’tan ayrılıyor, geliyor insanlığın içine; o Cehennem-zebûn hayatın içine geliyor.
Bir Hak dostu diyor ki: “O, öyle pâyeleri ihraz etti ki, Allah’a yemin ederim, ben o noktaya ulaşsaydım, vallâhi, billâhi, tallâhi geriye dönmezdim!” Allah Rasûlü, çile yurduna neden dönüyor? Akın akın Cehennem seline kapılmış, o akıntıya kapılmış, Cehennem’e dökülen insanlar dökülmesin diye, ciddî bir şefkat hissi ile dünyaya dönüyor…”
İnsanlara ahiret pasaportu verme adına çırpınıyor! Allah O’nun çilesini israf etmiyor. Toprağa düşen göz damlaları birer sahabe olarak netice veriyor. Kendisine ve arkadaşlarına zulmedenler bu şefkat güneşi karşısında eriyor, fırtına diniyor, kış yerini bahara bırakıyor ve tüm yaşadıklarını unuturcasına en azılı düşmanlarını bile affediyor.
Zor ve ifritten günler yaşasak da hiçbir kış sonsuza kadar sürmemiş. Hiçbir karanlık temadi etmemiştir.
Bahar çiçeklerinin rengarenk bir dünyayı dokuyacağı günler yakındır inşallah…
Yusuf’un (as) kokusunun ötelerden duyulacağı, gözyaşlarıyla birbirlerinin omuzlarını ıslatacakları sevinçten günler…
Sırf hizmet ettiği için bunca zulmedilen mazlumların hayatları, çektikleri ne kadar benziyor O’nun (sav) ve arkadaşlarının çektiklerine…
O halde şu çileli günlerde O’nun (sav) ümmetine bıraktığı sünnete daha bir sıkı sarılacaklar. Ve yine O’nun (sav) dediği gibi “hangisine sevineceğimiz” günleri hep birlikte idrak edecekler.
Rabbim Miraç hürmetine dünyanın başındaki bela ve musibetleri bertaraf etsin. Miraç hediyesi kılınan namazlar hürmetine mazlum ve mağdurlara yardım etsin, zindandakileri beyaz kanatlı güvercinler gibi salıversin!
Konu ile ilgili görüntülü sohbeti burayı tıklayarak izleyebilirsiniz
“Aç açabildiğin kadar sineni ummanlar gibi olsun. Kalmasın alaka duymadığın ve el uzatmadığın bir mahzun gönül”
M.Fethullah Gülen
© Telif Hakkı 2023, Tüm Hakları Saklıdır | @hizmetten.com
Sitemizde, tercihlerinizi ve tekrar ziyaretlerinizi hatırlayarak size en uygun deneyimi sunmak ve sitemizin trafiği analiz etmek için çerezleri ve benzeri teknolojileri kullanıyoruz. Tamam'a veya sitemizde bulunan herhangi bir içeriğe tıklayarak bu ve benzer çerezlerin/teknolojilerin kullanımını kabul etmiş olursunuz. Tamam Gizlilik Bildirimi