Miraç’tan İner Gibi Gel Bekliyoruz Yıllardır

Yazar İsmet Macit

Çilenin katmerlendiği yıllar…

Başına deve işkembeleri konuluyor (en küçüğü 40 kilo ağırlığında), gittiği yollara dikenler saçılıyor taşlanıyor, en yakınları hunharca şehit ediliyor ve boykotlara maruz kalıyor. Arkadaşları açlıktan ve yokluktan vefat ediyor…

Taif’te taşlanıyor, Mekke’ye ancak bir müşrikin himayesinde girebiliyor. Âdeta ”her taraftan ümit kesik bir vaziyette…”

Taif’te içli bir ağıtla Rabbine yalvarıyor:

“Allah’ım!

Kuvvetimin tükendiğini Sana arz ediyorum.

Gücümün azaldığını,

İnsanların gözünde küçük düştüğümü Sana şikayet ediyorum.

 

Ey Merhametlilerin En Merhametlisi!

Sensin ezilmişlerin Rabbi!

Sensin benim Rabbim!

Beni kimlerin eline bıraktın?

Bana gaddarlık yapan yabancıların eline mi?

Yoksa, davamı ipotek edecek bir düşmana mı?

Naz makamının zirvesini temsil eden Nebi’nin duasıyla adeta göklere merdiven dayanıyor, semanın kapıları ardına kadar açılıyor, kaldırım taşları yıldızlar lambaları güneşler olan nurdan bir cadde açılıyor mahzun Nebi’nin önünde… Yolculuk gökler ötesine hatta ötelerin de ötesine idi…

Rabbi “bana gel…” diyor, kimse yoksa Ben varım dercesine… Ve mucizelerle dolu İsra ve Miraç’ı yaşıyor. Bu sırlı yolculuğun ilk durağı yeryüzünün merkezi Mekke idi ve Kur’an bundan şöyle bahseder:

“Âyetlerimizden bir kısmını ona göstermek için kulunu bir gece Mescid-i Haramdan alıp, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâya seyahat ettiren Allah, her türlü noksandan münezzehtir. Şüphesiz ki O her şeyi hakkıyla işiten, her şeyi hakkıyla görendir.” (İsrâ, 17/1)

Yolculuğun ilk durağı kutlu belde Kudüs’ün kalbi Mescid-i Aksâ’dır. Ama asıl yolculuk bundan sonra başlar. Akılların idrak edemeyeceği bir keyfiyette Rabbi ile görüşür ve ümmetine hediyelerle döner. Bu kutsal yolculuğu Allah (cc) Kutsal Kitabı’nda anlatarak gelecek itirazları vahiyle bertaraf eder:

“O ancak kendisine vahyolunanı söyler. Onu muazzam kuvvetlere, üstün bir akıl ve dirayete sahip Cebrail öğretti ki, kendisine gerçek suretiyle görünmüştür. O, ufkun en yukarısında idi. Sonra indi ve yaklaştı. Nihayet kendisine iki yay kadar, hattâ daha da yakın oldu. Sonra da vahyolunacak şeyi Allah’ın kuluna vahyetti. Onun gördüğünü kalbi yalanlamadı. Şimdi onun gördüğü hakkında onunla mücadele mi edeceksiniz? And olsun ki, onu bir kere daha hakikî suretinde, Sidretü’l-müntehâda gördü ki, onun yanında Me’vâ Cenneti vardır. O zaman Sidre’yi Allah’ın nuru kaplamıştı. Göz ne şaştı ne de başka bir şeye baktı. And olsun ki Rabbinin âyetlerinden en büyüklerini gördü.” (Necm, 53/4-18)

Ve…

Cennetteki makamını görüyor, Cemalullah şerefiyle şerefyâb oluyor nebiler resullerle bu sır dolu yolculukta görüşüyor.

Kendisine melekler eşlik ediyor ama o yine de kavminin, ümmetinin arasına dönüyor, Rabbini anlatmaya devam ediyor. İnsanları adeta Rabbine taşıma adına çırpınıyor bu yolda bin bir işkence ve çileye maruz kalıyor.

Hocaefendi Allah Rasulü’nün (sav) Miraç’tan dönüşünü öyle güzel ifade eder ki:

“…Bilal-i Habeşîleri, Sümeyye’leri, Yâsir’leri, Ammâr’ları kumun üstüne yatıran, kayaları onların üzerine koyan insanlar var… Dünya, O’nun için Cehennem. Fakat “Olsun!” diyor. O gördüğü şeyleri gördürmek, duyduğu şeyleri duyurmak, tattığı şeyleri tattırmak için Miraç’tan ayrılıyor, geliyor insanlığın içine; o Cehennem-zebûn hayatın içine geliyor.

Bir Hak dostu diyor ki: “O, öyle pâyeleri ihraz etti ki, Allah’a yemin ederim, ben o noktaya ulaşsaydım, vallâhi, billâhi, tallâhi geriye dönmezdim!” Allah Rasûlü, çile yurduna neden dönüyor? Akın akın Cehennem seline kapılmış, o akıntıya kapılmış, Cehennem’e dökülen insanlar dökülmesin diye, ciddî bir şefkat hissi ile dünyaya dönüyor…”

İnsanlara ahiret pasaportu verme adına çırpınıyor! Allah O’nun çilesini israf etmiyor. Toprağa düşen göz damlaları birer sahabe olarak netice veriyor. Kendisine ve arkadaşlarına zulmedenler bu şefkat güneşi karşısında eriyor, fırtına diniyor, kış yerini bahara bırakıyor ve tüm yaşadıklarını unuturcasına en azılı düşmanlarını bile affediyor.

Zor ve ifritten günler yaşasak da hiçbir kış sonsuza kadar sürmemiş. Hiçbir karanlık temadi etmemiştir.

Bahar çiçeklerinin rengarenk bir dünyayı dokuyacağı günler yakındır inşallah…

Yusuf’un (as) kokusunun ötelerden duyulacağı, gözyaşlarıyla birbirlerinin omuzlarını ıslatacakları sevinçten günler…

Sırf hizmet ettiği için bunca zulmedilen mazlumların hayatları, çektikleri ne kadar benziyor O’nun (sav) ve arkadaşlarının çektiklerine…

O halde şu çileli günlerde O’nun (sav) ümmetine bıraktığı sünnete daha bir sıkı sarılacaklar. Ve yine O’nun (sav) dediği gibi “hangisine sevineceğimiz” günleri hep birlikte idrak edecekler.

Rabbim Miraç hürmetine dünyanın başındaki bela ve musibetleri bertaraf etsin. Miraç hediyesi kılınan namazlar hürmetine mazlum ve mağdurlara yardım etsin, zindandakileri beyaz kanatlı güvercinler gibi salıversin!

Konu ile ilgili görüntülü sohbeti burayı tıklayarak izleyebilirsiniz

Diğer Yazılar

“Aç açabildiğin kadar sineni ummanlar gibi olsun. Kalmasın alaka duymadığın ve el uzatmadığın bir mahzun gönül”

 

M.Fethullah Gülen

Bu Sesi Herkes Duysun Diyorsanız

Destek Olun, Hizmet Olsun!

PATREON üzerinden sitemize bağışta bulanabilirsiniz.

© Telif Hakkı 2023, Tüm Hakları Saklıdır  |  @hizmetten.com 

Hizmet'e Dair Ne Varsa...