Video

Nurlu Kalabalığa Katılıyorum | Harun Tokak

1973 yılıydı. Egenin camilerinden yeni dirilişin besteleri yeniden duyulmaya başlamıştı. O sese gitmeliydik ama bu nasıl olacaktı. O günlerde öyle bir yolculuğa muktedir değildim. O vakitler, rahmetli babamdan beş lira harçlık alabilmek için, yazın sıcağında atların çektiği saman arabasının peşinden saman tozlarını yutarak saatlerce gitmek zorunda kalan fakir bir çocuktum.

NAZİFE TEYZE Bir Ramazan günüydü. Mahallemizin asil kadını Nazife Teyze küçük bir hizmetim karşılığında benim elime elli lira sıkıştırdı. Bu para tam da beni menzilime götürüp getirecek kadardı. Edremit’e vardığımızda minarelerden cuma salaları okunuyordu. Mahkeme Camii’nin avlusunda, başını mavi göklere uzatmış görkemli çınarın gölgelediği şadırvandan abdestimizi alıp camiye girdik. Küçük bir caminin kürsüsünde konuşurken gördüm onu ilkin.

İlk duyduğum sözler; “Analar anası Hazreti Aişe Anam” oldu. Sanırım İfk(iftira) Hadisesini anlatıyordu. Sanki yüz yıl geçti aradan fakat öylesine aşkla yaşandı ki her şey, bu yüzden öyle berrak ve dün gibi gözümün önünde. Gerçek ya da efsane fark etmez, Arşimet nasıl madde âlemindeki o büyük keşfinden sonra bir deli gibi çırılçıplak koşarak insanlığın kaderini değiştirecek bir gerçeğe uyanmağa çağırmışsa; O da mânâ âleminde gördüğü hakikate, bütün benliğini hiçe sayarak gözyaşları içinde çırpınarak çağırıyordu bizi. İnsanlığın kaderini değiştirecek bir hakikate koşmaya çağrıydı bu.

Durmadan ağlıyordu. Onu gören, dinleyen yarı yaralı, yarı yarıya hayatın kenarında doğmuş çoğunluk şaşkındı. Erkek ağlamazdı da bu hepimizden daha mert ve cesur adam neden ağlıyordu? DİNMEK BİLMEYEN BU GÖZYAŞLARI NASIL ATEŞLİ BİR RUHTAN FIŞKIRIYORDU? Derin ela gözleri neler görüyordu? Ruhunda hiç dinmeyen nasıl bir ateş yanıyordu da böyle bir âlemde yakasını yırtarak, göğsünü parçalayarak kendini teşhir ediyordu.

Bu nasıl bir masumiyet, nasıl bir adanmışlıktı ve nasıl bir keşif vardı arkasında? Her şeyi bir örnek yapan çağın unutturmak, bastırmak istediği o kahramanlık duygusuna çağırıyordu bizi. “Niye?” diyordu, “sizin ne eksiğiniz var kahramanlardan, haydi davranın, iki el bir baş içindir.” Biz olacak ve eklenecektik o çok büyük, ucu on BİNLERCE YIL ÖTESİNE UZANAN, NURLU, SİSLİ, ESRARLI, HEM MUTİ HEM DELİ KALABALIĞA. O geminin önünde toplanmış, nereye git denilirse oraya giden gönüllü ateşzedeler…

Anlatılmayan ama duyulanı, unutulanı, hatırlanmakta zorlanılanı geri getirmeye adanmışlar… AĞLIYORDUM… Ömrümde ilk defa bir camide ağlıyordum. Hem de hıçkıra hıçkıra… Ama ağlayan sadece ben değildim, koca koca profesörler, hâkimler, öğretmenler, öğrenciler, işçiler… Hasılı her kesimden insan çocuklar gibi ağlıyordu. Nice âlimler, hatipler dinlemiştim ama bu ses başkaydı…

Nurlu Kalabalığa Katılıyorum | Harun Tokak 2

O gün bugün hayallerim, düşlerim, sevdalarım değişti. İlkin Ege bölgesi camilerinde dinlemeye başladığım Fethullah Gülen Hocaefendi’nin kürsülerden kükreyişini, inleyişini, ağlayışını, ıstırabını, yeni bir neslin dirilişi için cami cemaatine yalvarışını gözlerimle gördüm. Coşkun akan pınara ulaşıp da göz göze geldiğimizde, bahar görmüş bir dal gibi damarlarıma can yürüdüğünü hissettim. ONUN BAKIŞLARINDA BÜTÜN BİR İNSANLIĞA YETECEK AŞKI VE SEVGİYİ GÖRDÜM. Ah benim sevgili dünyam! Acaba bir gün seni canıyla imanıyla sevecek yaşama arzusundan vazgeçip yaşatma sevdası ile sermest evlatlarını görebilecek miyiz?

Hizmetten

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu