Mizan

“Kuvvet, haktadır; hak, kuvvette değil” | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

 

Gönüllerin anahtarları, “yumuşak huy” ve “yumuşak beyan”dır. Sertlik ile, hüşûnet ile, baskı ile gönüllere giremezsiniz; sadece insanları sürü haline getirirsiniz. İnsanlığın İftihar Tablosu (sallallâhu aleyhi ve sellem) lüyûneti ile (yumuşaklığı ile), inceliği ile, zerâfeti ile, nezâheti ile, nezâketi ile gönüllere otağ kurdu. Gönüller, O’na, O’nun inceliği ile, semânın kendisinden beklediği ölçüde inceliği ile kapılarını açtı. Tabiatı/donanımı, ona müsait idi. Allah (celle celâluhu) o emaneti insanlığa ulaştırmak için, emanette emin Muhammedü’l-Emîn’i (sallallâhu aleyhi ve sellem), o vazifelerin en önemlisi ile tavzîf buyurdu; o misyonu O’na edâ ettirdi.

Biz de yetiştiğimiz kültür ortamıyla, insanların O’na (sallallâhu aleyhi ve sellem) doğru koştuğu bir ortamda neş’et ettiğimizden, O’nu, kenarından-köşesinden tanıdık. O kadarcık olsun tanımaya bile binlerce hamd ü senâ olsun! Ya dünyanın arkasından -bilmem neler gibi- koşsaydık; bazen de o mevzuda onu elde etmek için kuduz bilmem kimler gibi önüne gelen herkese saldıran kimselerden olsaydık; hafizanallah!.. Evet.. “Dünyasına, dünyasına / Aldanma dünyasına / “Dünya benim!” diyenin / Gittikdi dün yasına..” “Dünya benim!” diyor ama iki gün sonra “Başınız sağ olsun ey aile! O ‘Dünya, dünya!..’ diye yaşadı; güftesi de dünya, bestesi de dünya, hep onu mırıldanarak yaşadı ama başınız sağ olsun, gitti!..” Amel sandığı olan kabre, eli boş olarak gitti. وَالْقَبْرُ صُنْدُوقُ الْعَمَلِ “Kabir, amel sandığıdır.” اِصْبِرْ عَلَى أَهْوَالِهَا، لاَ مَوْتَ إِلاَّ بِاْلأَجَلِ “Şu dünyanın gailelerine karşı dişini sık, sabret! ‘Ölüm’ dediğin şey, ‘öbür tarafa uçma’ dediğin şey, ancak Hakk’ın takdir buyurduğu ‘ecel’ ile olur.” O’nun tayin ettiği zaman ile olur; kimse ne bir dakika onu öne alabilir, ne bir dakika sonraya.    “Kuvvet, haktadır; hak, kuvvette değildir.” diyen hak ve hakikat insanları, zulme boyun eğmemenin yanı sıra, kötülüklere kötülükle karşılık vermeyi de asla düşünmezler.

Cenâb-ı Hak, bizleri hakkın, hakikatin hatırını sayan birer hak ve hakikat insanı eylesin! Her şey adalet ile kâimdir. Güç ve kuvvet, adaletin emrine girdiği zaman -esasen- o güç ve kuvvet kendinden beklenen şeyi, ahirette de kendisine mesuliyet terettüp etmeyecek şekilde yerine getirmiş olur. Hazreti Pîr de öyle diyor: “Kuvvet, haktadır; hak, kuvvette değildir! Kuvvetin hakta, hakkın kuvvette olmadığına binaen, dünyayı başıma (başımıza) ateş yapsanız, hakikat-ı Kur’âniyeye fedâ olan bu baş, zındıkaya (zâlimlere diyebilirsiniz, münafıklara diyebilirsiniz, hak-hakikat tanımayanlara diyebilirsiniz) eğilmeyecektir.” Evet, kuvvet, haktadır. Bugün olmazsa yarın, haklı, er-geç kaymak gibi işin üstüne çıkar, Allah’ın izniyle. Birinin başına basa basa değil, birini eze eze değil, birini sile sile değil. Hatta kendisine yapılan mesâvî/meâsî karşısında o alçaklıklara tenezzül etmeden, onları hayvanî tavırlar sayarak… Ezdiler seni, hakkına-hukukuna tecâvüz ettiler, insanca yaşamaktan mahrum bıraktılar, zindanlara attılar seni; aileyi paramparça ettiler, çocukları yetim bıraktılar, kadınları dul bıraktılar ve bunları kendi hakları gibi avaz avaz bağırarak ilan ettiler. Bütün bu kötülüklere “mukabele-i bi’l-misil”de bulunmama… “Yıkanlar hâtır-ı nâ-şadımı -yâ Rab- şâd olsun / Benim’çün ‘Nâ-murad olsun!’ diyenler, ber-murâd olsun.” (Nâilî-i Kadim) Evet, “Benim’çün ‘Nâ-murad olsun!’ diyenler, ber-murâd olsun.” diyebilme…

Kur’an buyuruyor:  “Size yapılan bir haksızlık ve kötü muameleye mukabele edecek olursanız, size yapılanın aynısıyla mukabelede bulunun. Fakat sabreder de mukabele yerine af yolunu seçerseniz, böyle davranmak, sabredenler için hiç kuşkusuz daha hayırlıdır.” (Nahl, 16/126) Eğer birilerinin size yaptığı kötülüğe karşı, kısas gerektiren hususlarda, hukuk, hukuk sistemi, adalet sistemi aynıyla mukabelede bulunma hakkını size veriyorsa, “mukabele-i misil”de bulunmak, sizin hakkınızdır, “kısas” diyebilirsiniz.  “Ama dişinizi sıkar, sabrederseniz, bu, sizin için daha hayırlıdır!” İşte muvaffakiyete öyle yürüme, hedefe öyle yürüme, gâye-i hayale öyle yürüme… Dizlerinizi kırmışlar, parmaklarınızı koparmışlar, dişlerinizi ağzınıza dökmüşler, sizi kan-irin içinde bırakmışlar. Bütün bunlar karşısında iradenin hakkını vererek, o canavarca tavırlara ve davranışlara tenezzül etmeme, onu bir “alçaklık” olarak kabul etme, -bağışlayın- onu bir “kudurmuşluk” kabul etme… Hayır, insan, öyle davranmaz!.. İnsan, Hazreti Yusuf gibi davranır: قَالَ لاَ تَثْرِيبَ عَلَيْكُمُ الْيَوْمَ يَغْفِرُ اللهُ لَكُمْ وَهُوَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ “Hazreti Yusuf, şöyle dedi: Hayır! Bugün size hiçbir kınama yok! (Ben hakkımı çoktan helâl ettim;) Allah da sizi affetsin. Çünkü O, bütün merhamet edenlerin üstünde mutlak merhamet sahibidir.” (Yusuf, 12/92)

Bu video 02/07/2017 tarihinde yayınlanan “KUVVET HAKTADIR, HAKLI İNSAFLIDIR!..” isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada:https://www.herkul.org/bamteli/bamtel…

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu