Uzun bir aramadan ve işkence ederek yapılan sorgudan sonra 24-07-2016’da gözaltına alındı.
Sabaha kadar Vatan Emniyet’te işkence edilerek sorguya çekildi ve sabah bitmiş bir halde nezarethaneye bırakılmış.
Sabah saat 07.10 da bir polis beni aradı ve eşiniz gözaltında. Daha fazla bilgi veremem deyip telefonu kapattı.
Numarayı kaydettim ve o gün İstanbul’a dönmek üzere yola çıktık.
İstanbul’a varınca eşimin durumunu öğrenmek için beni arayan numarayı her gün defalarca aradım.
25-07-2016’da ev aramasında hazırûn olarak bulunan site yöneticisi ile görüştüm ve ayrıntıları öğrendim. Eşime işkence yaparak sorguya çekmişler, ters kelepçe yaparak yere yatırmışlar, şeker krizine girince kelepçeleri açmadan insülin yapmışlar. Daha sonra ilaçlarını ve yedek kıyafetlerini almasına izin vermeden götürmüşler.
Aramalarım birkaç gün sonuçsuz kaldı. Kimse bilgi vermek istemiyordu. Sonunda 27-07-2016’da bir polis memuru (ismi Hamza) eşimin Vatan Emniyet’te olduğu bilgisini verdi ve ilaçlarını görevlilere teslim edebileceğimi söyledi. İlaçları ve yedek kıyafetleri hazırlayıp götürüp teslim ettik. Avukat tutmak istediğimi söylediğimde ise tutamayacağımı ama savcı gerek görürse barodan avukat atanacağını söyledi. Daha sonra her gün ben TEM şubeyi hem de baroyu aramaya başladım. Bu arada araştırdığım ağır ceza avukatları ile randevular yapıp her gün bir kaç avukatla görüşmeye başladım. Ama kimse davayı almak istemiyordu.
29-07-2016’da baro avukat atandığı bilgisini verdi. Avukatın numarasını aldım ve ulaşmaya çalıştım. Aramalara cevap vermedi, sadece Whatsapp ile mesajlaşabileceğini söyledi. Cumartesi sabah eşimle görüşeceğini bildirdi. 30-07-2016’da defalarca aramam neticesinde cevap verdi. Eşimin henüz ifadesinin alınmadığını söyledi. İşkence yapıldığından şüphelendiğimi, gözaltına alırken evde işkence yaptıklarını anlattım. Eşim size söylemiştir dedim. Duraklayarak yok, işkence yok, önceliğimiz ifadesini aldırmak dedi.
03-08-2016’da avukatla tekrar telefonla görüştüm. Yüz yüze görüşmeyi hiç kabul etmedi. Avukat eşimin gözlüğünün kırıldığını, yedek gözlük varsa getirmemizi söyledi. Ben gözlüğün kırılmayacağını, işkence sonucu bunun olduğunu ve savcılığa suç duyurusunda bulunacağımı söyledim. Onlar sonraki işler, önce ifadesi alınsın dedi.
Bu arada hala özel bir avukat tutmaya çalışıyordum. 04-08-2016’da bir avukatla anlaştım ve ertesi gün eşimle görüşeceğini söyledi.
05-08-2016’da sabah saat 09.00 civarı bir polis memuru derhal Haseki Hastanesi’ne gitmemiz gerektiğini haber verdi. Yaklaşık bir saat sonra başka bir polis Adli Tıp Kurumu’na gitmemiz gerektiğini ve daha fazla bilgi veremeyeceğini bildirmek için aradı.
Aynı gün Adli Tıp Kurumunda eşimin vefat haberini aldık ve cenaze teşhisi için çağırdıklarını öğrendik. Cenazeyi teslim etmeleri için 2 gün uğraştık. İstanbul’a defnedeceksek vermeyeceklerini ve hainler mezarlığına gömeceklerini söylediler. İfadesi bile alınmamış masum bir insanın naaşını teslim alabilmek için savcılık, TEM ve Mezarlıklar Müdürlüğü arasında gün boyu mekik dokuduk. En sonunda İstanbul’a defnetmeyeceğimizi söyledik ve teslim etmeye ikna ettik. İlaçlama ve cenaze aracı hizmeti vermedikleri gibi İstanbul Belediyesi logosu olmayan bir tabut arayışına girdiler. Sonuçta 07-08-2016’da cenazeyi teslim alıp Konya’ya vardık. Köye yakın iki belediye de mezar yeri açmak için kepçe vermemişti. Babam özel kepçe tutarak mezar yerini hazırlamıştı.
08-08-2016’da eşimin naaşı defnedildi.
12-08-2016’da İstanbul Asayiş Şube’ye giderek suç duyursunda bulundum ve müşteki sıfatıyla ifade verdim.
Bir avukatla cinayet davası açmak üzere anlaştım.
20-09-2016’da Polisler tarafından uzun bir sorgu dosyası hazırlama sürecinden sonra dava açıldı.
20-12-2016’da hiçbir tanık dinlenmeden, geriye yönelik kamera kayıtları incelenmeden dosya Savcı Burhan Görgülü tarafından kovuşturmaya yer yoktur’ diyerek kapatıldı.
18-01-2017’de TİHV’na yaptığımız başvuru sonucu Prof. Şebnem Korur Fincancı yeni bir otopsi raporu çıkardı ve sonuç kısmında ‘Gökhan Açıkkollu’nun ölüm sebebi her ne kadar kalp krizi olarak açıklansa da buna sebep işkencedir’ dedi.
20-01-2017’de otopsi raporu dosyaya eklenerek red kararına itiraz edildi.
Bu arada davanın peşini bırakmadığım için Şubat 2017 de gözaltına alındım. (Savcı Can Tuncay tarafından. Eşimi de aynı savcı gözaltına almıştı) Aynı gün akşam ifadem alınıp serbest bırakıldım.
13-07-2017 de 12. Sulh Ceza Hakimliği itirazımızı kabul etti ve dosya yeniden açıldı.
20-02-2018’de eşim açığa alındığı görevine iade edildi. Basında bu konu çok infial uyandırdı.
Can Tuncay beni susturmak için 06-03-2018’de apar topar hakkımda bir iddianame yazdı. Mahkeme henüz iddianameyi kabul etmeden 07-03-2018’de tüm basında hakkımda 7,5-15 yıl arası hapis istemiyle dava açıldığı haberleri yer aldı. (Avukatım mahkeme tarafından henüz kabul edilmemiş bir iddianamenin kamuoyuyla paylaşılması hukuka aykırıdır dedi 🙂
13-08-2018 de 23.Ağır Ceza Mahkemesi hakkımdaki iddianameyi kabul etti ve 30-05-2018 tarihine mahkeme günü verdi.
18-04-2018’ de ülkeyi terk ettik.
Eşimin kabul edilen dava dosyasına 25-02-2019 tarihli yeniden bir Adli Tıp Mütaalası eklendi. Burada da işkenceye dikkat çekildi.
09-01-2020’ de kovuşturmaya yer yoktur kararı ile dosya tekrar kapatıldı.
16-06-2020’de AYM’ye bireysel başvuru yapıldı. 7 yıl sonra 30 Temmuz 2025’te hem maddi hem de usul açısından ihlal kararı verildi. Şimdi dosya tekrar açılıp yargılama yeniden yapılacak.
Yurt dışına çıktıktan sonra da 29-01-2020 yılında BM İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdum. Ordan da 25-10-2022’de ihlal kararı çıktı ve TR suçlu bulundu.
Ayrıca Almanya ve Arjantin’de de işkencecilerin yurt dışına çıktıklarında yakalanıp uluslararası mahkemelerde yargılanmaları için davalar açtık.
Tülay Açıkkollu

