Yazarlar

Sırf İman Hizmeti | Safvet Senih

Barla Lâhikasındaki 145. Mektubu  Üstad Hazretleri kendisiyle görüşmek isteyenlerle ilgili olarak yazmıştır:
“Kardeşlerim benimle görüşmek iki cihetle olur. Ya dünya cihetiyle yani insanlığın ictimâî hayatı itibâriyledir. Şu cihetteki kapıyı kapamışım. (Yani bu yönden hiç kimseyle hiç birşey görüşmek istemiyorum) Veya âhiret hayatı ve mânevî hayat cihetiyledir. O da iki vecihledir. Biri; şahsıma haddimden fazla hüsnü zan edip, şahsımdan mânevî bir istifadeyi niyet etmektir. Şu vechi de kabul etmem. Çünkü ben Kur’an-ı Hakîmin sırf bir hizmetkarıyım, o mukaddes dükkanın dellâlıyım. Şahsî dükkanımdaki perişan, ehemmiyetsiz şeyleri satışa çıkarmayacağım ve çıkarmak istemiyorum. Çünkü, Kur’an-ı Hakimin kudsî elmaslarının kıymetlerine şüphe getirmemek için, perişan ve şahsî dükkanımda bulunan kırık cam parçalarını satsam; hakiki sarraf olmayan müşteriler, dellâllık vaktinde elimde gördükleri elmaslara da şişe (cam parçası) nazarı ile bakabilirler, zihinlerine bir karışıklık, bir şüphe gelir. Onun için şahsî dükkanımı katiyen kapadım. Bana o mukaddes dükkanın hizmetkârlığı yeter. İflas etmiş bir hizmetkâr olsam daha hoşuma gidiyor. İkinci vecih şudur ki, Kur’an hesabiyle, dellâllığı ve hâdimliği noktasında benimle görüşmektir. Şu vecihte gelenler başım- gözüm üstünde kabul ediyorum. Fakat bu görüşme için, doğu ve batı mâni olmaz. Belki yerin üstü ve altı da birdir. Sûreten, şeklen görüşmeye o kadar lüzum yoktur.”
Merhum Abdurrahman Cerrahoğlu Ağabeyimiz  İzmir’de Nakşî Şeyhi Mithat Çınar Efendiye mensuptu. Üstad’dan tarikat hakkındaki fikrini sordu. Üstad ona şöyle cevap verdi: “Evvela sana gelince mensup olduğun zattan ayrılma! Hatta, seni kovsa da devam et. Bundan kırk yıl kadar evvel Şeyh Esad Efendi kardeşim bana geldi; ‘Kardeşim Saîd, tuttuğun bu yolu, tarikatla birlikte devam edersen zamanın İmam veya Reisi olursun’ dedi. Cevaben ‘Kardeşim öyle bir zaman gelecek ki, imân âdet kabilinden sallantıda olacak. Hepimiz, bugünden tezi yok îmani hüccetlerin (delillerin) gönüllerde yerleşmesi için birleşirsek o zaman en faydalı, en lüzumlu vazifemizi yerine getirmiş oluruz’ dedim.”
Üstad, bütün dikkatleri, Kur’an ve iman hizmeti üzerine çekmiştir. Kendi şahsıyla ilgili hususlardan hep uzak durmuş, kendisine bir veli ve keramet sahibi büyük bir zat nazarı ile bakan ve öyle hizmet eden talebelerini bundan vazgeçmeleri için ikaz etmiş ve onlardan, kendisi hakkında Kur’an’a hizmet eden  yaşlı bir kişiye hizmet niyetiyle hareket etmelerini istemiştir.
Evet, Üstad gelenlerin kendisiyle sırf Kur’an hizmetkârlığı cihetiyle görüşmelerini arzulamıştır. Bu görüşmenin de üç meyvesini şöyle beyan etmiştir: “Birincisi; dellallık ettiğim mukaddes dükkânın mücevherâtını benden almaktır. İkinci meyvesi; beş farz namazını kılan ve yedi büyük günahı terk eden zâtları şu mânevî münasebet ve görüşme neticesi olarak âhiret kardeşliğine kabul ediyorum. Ben her sabah, mânevi kazancım ne ise, o  kardeşlerimin amel sayfalarına geçmesi için Cenab-ı Hakkın dergâhına niyaz edip hediye ediyorum. Onlar da beni mânevi hayratlarına ve dualarına hissedar etmelidirler. Tâ hisselerini kazancımızdan alsınlar. Üçüncü meyvesi; onları ya hakikaten veya hayâlen yanımda hâzır edip beraber dergâh-ı İlâhiye el açıp dua ederek ve Kur’an’ın hizmetine dair el ele, kalb  kalbe verip gayet ciddi bir suretle kalbi bağlamaktır. İşte kardeşlerim, size şu üç meyve şimdiden hâsıldır.”
Üstad Hazretleri diyor ki:  “Silsile-i Nakşî’nin kahramanı ve bir güneşi olan İMAM  RABBÂNΠ (r.a.)  Mektubâtında demiş ki: ‘İmanî hakikatlardan bir meselenin inkişâfını, binlerce manevî zevkler vecidler ve kerametlere tercih ederim. (…)  Tarik-i Nakşî’de iki kanat ile sülük edilir. Yani, imanî hakikatlara sağlam bir surette itikad etmek ve dînî farzları imtisal edip yerine getirmekle olur. Bu iki kanatta kusur varsa, o yolda gidilmez.’
“Öyle ise, Nakşî Tarikatının üç perdesi var: Birisi ve en birincisi ve en büyüğü, doğrudan doğruya iman hakikatlarına hizmettir ki, İmam Rabbani de (r.a.) âhir zamanında ona sülük etmiştir. İkincisi, dinî farzlara ve sünnet-i seniyeye tarikat perdesi altında hizmettir. Üçüncüsü: Tasavvuf  yoluyla kalbî hastalıkların giderilmesine çalışmak, kâlb ayağıyla manevî yol almaktır. Birincisi FARZ, ikincisi VÂCİB, bu üçüncüsü ise SÜNNET  hükmündedir.”
Görüldüğü gibi esas olan  ana mesele İMANA  HİZMETTİR.
Kaynak:Safvet Senih  | Samanyoluhaber

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu