Doğru Eğitimde Ailenin Önemi

Yazar Orhan Keskin
web

Aile, çocukların ve gençlerin yetişmesinde ve eğitim sürecinde en etkili faktörlerden birisidir. Şuurlu ve bilinçli bir aile gerek aile ortamındaki katkılarıyla gerekse aile dışındaki alanların takibi ve doğru yönlendirilmesinde oldukça etkili bir odak noktasıdır.

kurban-2026-eu

Burada öğrencilerin ve gençlerin eğitiminde gerekli hassasiyetleri ve bilinci olan bir aileden bahsediyoruz. Maalesef ailelerin birçoğu ahlaki ve doğru eğitim süreçleri yaşamada sınıfta kalıyor. Hatta ilgi şekilleri, çocuklarının zarar gördüğü ve dejenere olduğu bir sıkıntılı ortama dönüşebiliyor. İşin en acı tarafı ise ailelerin birçoğu yaptıklarının çocuklarına ve doğru eğitim sürecine zarar verdiğinin farkında bile değiller… Üzüntüyle ifade edelim ki malum göç süreçlerinde mazisinde eğitimcilik olan anne-babalar da aynı hatalı süreçleri yaşayabiliyor ve bu zarar veren davranışlarının farkına bile varamıyorlar.

Öncelikle çocukların cinsiyetlerini ve yaş gruplarını dikkate alarak uzman rehber, eğitimci ve psikolog danışmanlardan anne-baba olarak destek alınabilir. Burada önemli olan danışmanla oturulduğunda; kendi doğru ve kabullerinin bir kenara bırakılarak tekliflere açık samimi bir yaklaşım ortaya koymaktır. Özellikle bazı üst yaş grupların anne-baba ile genç arasında ilişkiler o kadar kopmuştur ki çözüm adına ailenin gencin yanlışlarına müdahale etmesi ya da yönlendirmeler yapmasının mümkün olamayacağı bir noktaya gelinmiş olabilir. Burada aile “Ben artık ne yapabilirim ki…” yanlışına düşmeden; aile ortamında bu süreçte nelere dikkat edilmeli, çocuklarının doğru ortamla, insanlarla ve arkadaşlarla beraber olabilmesi için pasif ama etkili yönlendirmeler nasıl yapılabilir gibi konularda uzmanlardan destekler alınmalıdır…

Doğru entegrasyonda ve eğitimde ana dil eğitimi çok çok önemlidir. Ana dil eğitiminde en önemli unsur ise ailedir. Anne-babalar ve kardeşler aile ortamlarında ana dilleriyle iletişim kurmalıdır. Özellikle batılı dil uzmanları ailelere; çocuklarınızla kendi ortamlarınızda kendi dilinizle konuşun. Çocuklarınız okul ve diğer dış ortamlarda yeni ülkelerinin dilini en güzel şekilde öğreneceklerdir, diyorlar. Ana dilini unutan çocuklarla aileler ve akrabalar arasında zamanla bir dil ve kültür uçurumu doğabilmektedir. Yeni ülkelerinde ana dillerini unutan çocuklar yakın akrabalarıyla iletişim sıkıntısı çekebiliyorlar.  Amcalarıyla, teyzeleriyle, halalarıyla, yengeleriyle, dayılarıyla ve yeğenleriyle dil olarak anlaşamaz hale gelme riskleri taşıyorlar…

Aileler şu bilince ulaşmalıdır: anadil; değerleri ve kültürü de taşır. Zamanla çocuklar ciddi bir asimilasyon ve yozlaşma fırtınasıyla savrulabilir. Almanya’ya giden ilk Türklerde bu kriz korkunç bir şekilde yaşanmış ve nesiller arasında büyük uçurumlar doğmuştur. Alman eğitimcileri bu yanlış süreç konusunda aileleri uyarsa da bilinçli olmayan ailelerin çoğu bu nesiller arası uçurumu acı acı yaşamıştır. Bu tecrübeyi şiddetle yaşayan Almanya’daki göçmen gruplar artık ana dil eğitiminin önemini anlamışlar. Evlerinde ana dille iletişim kurarken aynı zamanda çocuklarına ana dil kursları aldırmaktadırlar.

Fethullah Gülen Hocaefendi’nin “Çekirdekten Çınara” eseri ailenin eğitimde ve çocuk yetiştirmedeki rolünü, görevlerini, İslami ölçülerle ve evrensel değerlerle  çok güzel bir şekilde örnekleriyle anlatmaktadır. Bu kitabı okumanızı önemle önerirken bu eserden aldığımız bir paragrafla yazımızı noktalayalım:

“Şu bir gerçek ki, her şey olmaya müsait ve müstait dünyaya getirdiğimiz çocuklarımızı, kendi ruh ve mânâ köklerimize göre şekillendirmezsek ayrı bir kalıbın insanı olarak yetişmeleri kaçınılmazdır. Dolayısıyla da hiç farkına varmadan mürted babası olabilirsiniz. Öyle ise mevsiminde onlara mutlaka kendi ruhumuzun özünü, usâresini aşılayarak onların yabancılaşmalarını önlemeliyiz. Bağ ve bahçenizdeki ağaçlara aşı yapıyor, ilmin ve tekniğin gereklerine göre varlığa müdahale hakkımızı kullanarak daha iyi semere almaya çalışıyoruz. Odundan, taştan, ağaçtan, topraktan daha aşağı olmayan çocuklarımıza bu kadar olsun, kendi esaslarımız çerçevesinde ihtimam göstermemiz gerekmez mi? Onlar, alâkasızlığın bodurlaştırması ve bozma gayretlerinin azgınlaştırması gibi iki dezavantaja karşılık, ebeveynin vereceği iyi şeyler gibi tek avantaja sahip bulunuyorlar. Evet, olumlu müdahale olmazsa kokuşurlar, başkalarının elinde de fesada uğrarlar. Her iki hâlde de bize rağmen bir çizgi takip ederler. Hususiyle günümüzde anne-baba bütünüyle dünya işlerine daldıklarından evlatlarını tamamen ihmal etmişlerdir. Hatta bu asır ölçüsünde çocukların ihmal edildiği ikinci bir asır göstermek mümkün değildir.

Yine İmamiye menşeli bir hadiste, 17 Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle ferman ediyor: “Ahir zamanda babalarından ötürü evlatların vay hâline!” Bu söz üzerine sahabe şaşkınlık içinde sorar:

– Müşrik babalardan ötürü mü onlara kıyıldı da heder oldular?

– Hayır mü’min babaları onlara kıydı.

– Nasıl oldu ya Resûlallah?

– Babaları onlara ferâiz-i dini, yani dinin temel rükünlerini öğretmediler.

Bu hadis-i şerifi biraz tasarrufla şöyle açabiliriz: Şu küçük dünya hayatı adına ferâiz-i din terk edildi. Sorumlular, din eğitim ve öğretimini bütün bütün ihmal edip sadece maddî hayatı nazara verip himmetlerini o noktada yoğunlaştırdılar. Küçük bir dünya menfaati uğrunda kalbî ve ruhî hayatlarını ihmal ettiler. Kur’ân okutmak, onun ruhunu öğretmek, din ve diyaneti talim etmek vaktini alır diye, dinî bilgileri öğretmeyi önemsemediler. Yukarıdaki hadisin mânâsı şu âyetle de tam bir uyum arz etmektedir: “Yoo yoo siz ücreti ve lezzeti peşin olanı çok seviyor, ahiret (veya neticeyi) umursamıyor (görmezlikten geliyor)sunuz.” Allah Resûlü sözlerini şöyle devam ettiriyor: “Ben onlardan berîyim, onlar da benden berî olsunlar.” Yani, “Evladını ihmal eden, çocuğunun heder olup gitmesine göz yuman, dahası bir neslin mahvolması karşısında titremeyen anne-babalardan ben uzağım; onlar da benden uzak olsunlar.” Ruhen ölmemiş bütün babalar zannediyorum bu sert uyarı ve tembih karşısında ürperir ve tir tir titrerler; titremelidirler de. Böyle önemli ve hayatî bir sorumluluk kendisine anlatıldığında Halife Ömer bin Abdülaziz bayılıyor ve yirmi dört saat kendine gelemiyordu. Hatta vefat edecek diye oturup başında Kur’ân okuyorlardı.

Kendine geldiğinde de hıçkırarak Allah’tan korktuğunu söylüyordu. Evet o, elinin altında bulunanların mesuliyetini omuzlarında hissediyor ve hukuklarına tecavüz ettim endişesiyle sarsılıyordu.”

Yazarımıza, “[email protected]” mail adresinden ulaşabilirsiniz.

YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYINIZ

Diğer Yazılar

Hizmet'e Dair Ne Varsa...

Sitemizde, tercihlerinizi ve tekrar ziyaretlerinizi hatırlayarak size en uygun deneyimi sunmak ve sitemizin trafiği analiz etmek için çerezleri ve benzeri teknolojileri kullanıyoruz. Tamam'a veya sitemizde bulunan herhangi bir içeriğe tıklayarak bu ve benzer çerezlerin/teknolojilerin kullanımını kabul etmiş olursunuz. Tamam Gizlilik Bildirimi

Privacy & Cookies Policy