BERLİN – Küresel krizlerin, savaşların ve artan toplumsal kutuplaşmanın gölgesinde, barışın nasıl yeniden inşa edilebileceği sorusu Berlin’de ele alındı.
, Diyalog ve Eğitim Vakfı, Wertvolle Schulen Netzwerk ve House of One iş birliğiyle düzenlenen 3. Barış Eğitimi Konferansı, 25–26 Nisan 2026 tarihlerinde Spandau Kalesi ve Wilhelmstadt Kampüsü’nde gerçekleştirildi. Yaklaşık 150 katılımcının yer aldığı konferans, akademi ile eğitim pratiğini bir araya getirdi.
Konferansın açılışında Ercan Karakoyun ve İrfan Kumru, barışın eğitim yoluyla inşa edilmesi gerektiğine dikkat çekerek, okulların bu süreçte merkezi bir rol üstlendiğini vurguladı.
Barış: Süreç, Sorumluluk ve Çatışma Yönetimi
Akademik oturumlarda barışın çok boyutlu yapısı ele alındı. Prof. Dr. Uli Jäger, barışı dinamik bir süreç olarak tanımlarken; empati ve belirsizlikle başa çıkabilme becerisinin önemine değindi. Prof. Dr. Meron Mendel, “seçici empati” kavramı üzerinden, farklı tarafların acılarını birlikte görebilmenin barış için kritik olduğunu ifade etti. Prof. Dr. Elisabeth Naurath, dinler arası eğitimin demokratik bilinçle ilişkisini vurgularken, Prof. Dr. Christoph Weller çatışmaların yapıcı şekilde yönetilmesinin toplumsal barış için belirleyici olduğunu belirtti. Prof. Dr. Norbert Frieters-Reermann ise barış eğitiminin bilişsel olduğu kadar duygusal boyutuna da dikkat çekti.

Eğitim Pratiğinden Bulgular
Sahadan gelen katkılarda, eğitim kurumlarının karşı karşıya olduğu güncel zorluklar ele alındı. Dr. Samet Er, gençler arasında artan radikalleşme eğilimlerine ve dijital medyanın etkilerine dikkat çekti. Mustafa Üyrüs, sosyal eşitsizlikler ve artan çeşitliliğin eğitim üzerindeki etkilerini değerlendirdi. Bünyamin Baykuş ise çok kültürlü okul ortamlarında yürütülen uygulamalardan örnekler sundu.
Konferansın ikinci gününde gerçekleştirilen atölye çalışmaları, barış eğitiminin pratikte nasıl uygulanabileceğine odaklandı. Katılımcılar, farklı başlıklarda deneyim paylaşımında bulunarak somut öneriler geliştirdi.
Konferansın genel değerlendirmesinde öne çıkan ortak görüş, barışın yalnızca teorik bir kavram olmadığı; eğitim, diyalog ve karşılaşma yoluyla sürekli olarak inşa edilmesi gereken bir süreç olduğuydu. Berlin’de gerçekleştirilen bu buluşma, eğitim alanında barış odaklı yaklaşımların geliştirilmesi açısından önemli bir katkı sundu.
