Yazarlar

Yunus Aleyhisselam gibi | Safvet Senih

Hüsrev Ağabey Barla  Lahikasındaki  mektubunda Birinci Lem’adaki “Yunus, karanlıklar içinde kaldığında, ‘Senden başka ilâh yoktur. Seni her türlü noksandan tenzih ederim. Gerçekten ben kendime zulmedenlerden oldum.’ diye niyaz etti.” (Enbiyâ Suresi, 87) ile ikinci Lem’a daki “Eyyûb’u da hatırla ki, Rabbine ‘Bana gerçekten zarar dokundu. Sen ise merhametlilerin en merhametlisisin’ diye niyaz etti.” (Enbiyâ Suresi, 83) ayetlerinin tefsiri ve Rumûzât-ı Semaniye hakkındaki takdirlerini arz ediyor: “(Bunlardan) aldığımız manevi feyzi, benim gibi yoksul bir talebenizin kâlp ve kaleminin haddi değil ki, tarif etsin. (…) Aziz Üstadımızı vasıta kılarak (Hâlık-ı Zülcelâl ) en büyük nimetlerini pek ziyade muhtaç olduğumuz bir vakitte veriyor, bizi teselli ediyor. Hem memnun ediyor, hem istikbalin nurlu yüzünü göstererek bizi nura koşturuyor. Bir taraftan kardeşlerimizi çoğaltıyor, muhabbetlerimizi teksir ediyor, maddî ve manevî kuvvetlerimizi takviye ediyor; diğer taraftan saadet hazinelerinin anahtarlarını ellerimize veriyor…”
Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin etrafında toplanıp tesânüt ve uhuvvet içinde iman ve Kur’an hizmetinde aşk ve şevk ile koşuşturan bu ilklerde gördüğümüz en mühim bir husus, okudukları ve yazdıkları hakikatler  hayatlarında tatbik etmektir.
1972 senesinin son günleri emekli Albay Hulûsî Bey hacca gitmek için hava alanına gelir. Fakat o anda, hava şartları yüzünden kapıların kapatıldığı bildirilir. Bütün ümitler kesilmiştir. Bu son hac kafilesinde bulunan hacı adaylar, büyük bir üzüntü içindedirler. Bütün mürâcaatlar neticesiz kalmıştır. Tam bu sırada Hulûsî Bey, Birinci Lem’ada bahsedilen Yunus Aleyhisselamın kıssasına dayanarak, o ümitsiz ve perişan haldeki yolcu kafilesine “Şimdi gelin, Hz. Yunus Aleuhisselamın münacat ve duasını hep bir ağızdan okuyup Cenab-ı Hakka halimizi arz edelim.” der. Bütün kâfile, bu ciddî, bu asil insanın etrafında toplanıp onun söylediklerini hep bir ağızdan tekrarlamaya başlarlar: “Lâ ilâhe illâ Ente Sübhânek. İnnî küntü mine’z-zâlimîn…” Bir saat sonra sis hafifler, bir saat sonra da hava açılır… Bir Alman uçağı gelir ve son kafilenin bütün yolcularını alarak hacca götürür.
Devam etmekte olan bu şiddetli ve fırtınalı süreçte sanki Balığın karnındaki Yunus Aleyhisselam gibi dua, Hizmet erlerinin uzun bir dönemi oldu. Aslında bu şiddetli ve hiddetli dönem, bir muhâsebe ve durum muhâkemesi süreci oldu. Zaman ayıramadığımız geçmiş günlerin bir keffareti olarak bir açıdan Hizmet erleri için çok önemli bir fırsata dönüştü. Zaten eğer Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin Lâhika mektuplarındaki benzer hususlarla ilgili değerlendirmelerine dikkat edersek bu tip hikmet ve sırları da anlamış oluruz. Gerçi Asr-ı saadette Efendimizin (S.A.S.)  ve Sahabe Efendilerimizin hayatlarına bakarsak ve nûzül (iniş)  sebebi olarak bazı âyetlere dikkat edersek bu güzelliklere âşina olabiliriz.
Önceleri Yusuf Aleyhisselamın ve Yunus Aleyhisselamın kıssalarını okuduk, tefsirlere de baktık. Ama bu süreç bizlere bu kıssaları çok daha derin ibret ve dersler verdi. Dinleyerek, okuyarak anlamanın ötesinde yaşamanın ayrı bir enginliği oluyor.
Bazılarımızın “Yahu bizi çok iyi tanıyan insanların bilhassa İslâmî Cemaatlerin hâli bir haksızlık değil mi?  Nasıl böyle olabiliyor?”  diye soru ve itirazlarına karşı, “Ne biz, Hz. Yusuf Aleyhisselamız; ne de o İslamî cemaatler Hz. Yakub Aleyhisselamın oğulları…  Onlarda bile durum böyle olursa, bizler kim oluyoruz?”  diyebiliyoruz.
Peki netice?..
Aktif sabır neticesinde su akıp yolunu buluyor;  zamanla taşlar yerine oturuyor… Hz. Yakup da, Hz. Yusuf da kardeşleri de  memnun ve mesud oluyor…
Kehf Suresindeki Hz. Musa ve Hz. Hızır  kıssasında da kendimiz için derin ve engin hikmetler ve ibretleri şimdi daha parlak şekilde görebiliyoruz…
Kaynak: Safvet Senih  | Samanyoluhaber

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu