Hizmet Eğitim Normları-1: Eğitimci Faktörü ve Öğretmen Yetiştirme

Yazar Orhan Keskin

Hizmet Hareketi’nin  daha önce de ifade ettiğimiz gibi sabit bir eğitim modeli yoktur ama “İçine girdiği her eğitim sistemini müspet yönde geliştirecek eğitim kriterleri ve normları vardır.”  Bu eğitim normlarını yazılarımda sizlerle paylaşmaya çalışacağım; bunlardan  en önemlisi; “Hizmet değerleriyle yetişmiş öğretmen” faktörüdür. Bu konuyu birinci sıraya almamızın sebebi ise bu  alanı temsil eden eğitimcilerin; aslında daha sonra anlatacağımız eğitim değerlerini uygulayan ve hayata geçiren kişiler olma özellikleridir ki bu yönleriyle dünyanın dört bir yanına hicret etmiş eğitimciler, şu an  kısmen ve zaman içerisinde ise daha aktif bir şekilde farklı eğitim ortamlarında müspet etkileriyle kendilerini ifade edeceklerdir..

Hizmet eğitimcisi öğretmenlerinin yetişme süreci henüz öğrenci dönemlerinde  “ışık evlerde” başlar.  Bu evlerde kalan genç eğitimci adayları hem kendilerini geliştirir hem de kendi ilgi alanlarındaki gençlere ablalık ve abilik yaparlar. Bir diğer ifadesiyle onlar; bir yandan ablaları ve abileri tarafından yetiştirilirken aynı zamanda kendi alt gruplarına “rehber ablalık ve abilik” yaparlar. Bu yetişme ve yetiştirme süreci o kadar kıymetlidir ki bu filizlenme döneminde kazandıkları değerler; onların öğretmenlik hamurunun yoğrulmasındaki temel mayayı oluşturur. Işık evleri bir yönüyle de Peygamber Efendimizin ilk tebliğ yıllarındaki “Darülerkam” evine  benzetebiliriz.

Bu yetiştirilme döneminde  ve daha sonraki eğitim çalışmalarında kazanılan değerler; aynı zamanda eğitim ve öğretim hayatlarındaki normların şekillendiği bir beslenme ve uygulama sürecinde de temel katalizörlerdir. Öğretmen yetişme dönemi aslında evrensel değerleri de kucaklayan; Kur’an ve Sünnetin merkezde olduğu.. Risale-i Nurların, Pırlanta Serisinin ve yine Hocaefendi’nin sohbetlerinin Hizmet  eğitim kuşağında şekillendiği bir pişme ve yetişme sürecidir. Gelin şimdi Hocaefendi’nin hizmet otağında demlenen bu eğitimcilerin misyonunu birazcık anlamaya çalışalım.

Öğretmenlik peygamber mesleğidir. Efendimiz(SAS) “Ben ancak bir öğretmen olarak gönderildim.” diye buyurarak gerçek öğretmenlerin “her yönüyle mükemmel ve iyi bireyler” yetiştirmeye kendilerini adamış “ideal rehberler” olduklarına işaret etmiştir.

Muhterem Hocaefendi bu hususu şöyle ifade etmektedir: “Muallim, doğumdan ölüme kadar, bütün bir hayat boyu, hayatı şekillendiren kudsî üstattır. Milletine, kader programında rehberlik yapıp, ahlâk ve karakterini yücelten ve ona ebediyet şuurunu aşılayan, melek soluklarının mihraklaştığı bu üstün varlığa denk yeryüzünde ikinci bir yaratık gösterilemez. Muallimin, ferd üzerinde tesiri, anne, baba ve cemiyetin tesirinden kat kat üstündür. Aslında, anneyi de, babayı da, hatta cemiyeti de yoğuran odur. Onun elinin, içine girmediği her hamur tatsız ve tuzsuz sayılır.”

Bediüzzaman hazretleri de muallimin eğitim ve yetiştirmedeki ehemmiyetini şu şekilde ortaya koyar: “Şu zamanın dindar bir muallimine, eski zamanın velîleri nazarı ile bakıyorum. Çünkü eski zamanda dinî terbiye; ebeveyne verilmişti, bu zamanda o vazife muallimlere verilmiş. Muallimin iyisi çok iyi, fenası da çok fena. Çünkü masum çocuklar muallimlerine çok dikkat ederler, âdeta mıknatıs gibi hocalarından ne görürse, iyiyi de, fenayı da çekerler. Muallimin iyisi minare başında, kötüsü kuyu dibindedir. Muallimler için ortası yoktur, ya âlay-ı illiyyînde veya esfel-i sâfilîndedirler. Eğer vaktim olsa, her gün  muallime (eğitimlerini teşvik için) on altın lira veririm. Çünkü dünyada benim çocuğum olmadığından, bütün dünyadaki çocuklarla şefkat cihetiyle alâkadarım.”

Üstad Bediuzzaman ve Hocaefendi’nin hayatında da bu tür kucaklama örneklerine sıkça rastlanmaktadır. Hocaefendi mevzuya muhteşem bir bakış getirmiştir: “Muallimin elinde madenler saflaşır, som altına ve pırıl pırıl gümüşe inkılâp eder. O esrarlı elde en ham ve en değersiz şeyler, bîhemtâ elmaslar hâline gelir. Hiçbir fabrika onun kadar seri ve onun kadar sistematik olarak iş göremez. Karşısına aldığı yüzlerce insana, bir anda bütün duygu tayflarını intikal ettirmek ve onların varlıkları içinde ikinci bir varlık hâline gelmek, muallimden başka kimseye müyesser olmamıştır.”

Branşı ne olursa olsun “rehber” vasfı olmayan fertlerin bu meslekte bulunması; toplum, okul, aile ve öğrenci zaviyesinden telafisi mümkün olmayan yaralara yol açmaktadır. Bu hususu Hocaefendi şu şekilde ifade etmektedir: “İnsanın önce kendini keşfetmesi lazım. “Nefsini bilen Rabbini bilir.” beyanından hareketle, insan nerede hangi seviyede olduğunu bilmeli ki bu çok önemlidir. Kimseyi aldatmanın bir manası yoktur. Yorumlara tevillere girmek kimseye bir şey kazandırmaz. Her insan davranışları ile kendi tabiatının rengini aksettirir. Öyleyse önce onun keşfedilmesi gerekir. Bunu bilmeli sonra da bu tabiatı terbiye etme cihetine gitmeliyiz”

Bir öğretmen, alanında yani; fen, sosyal bilimler veya dini ilimlerden hangisinde faaliyet sürdürüyorsa o dalda kendini mükemmel şekilde yetiştirmelidir. Ayrıca sınıf yönetimi ve öğrencilerle pedagojik ilişkilerde de kusursuz bir performans ortaya koymalıdır… Yukarıda izah etmeye çalıştığımız hususlar ideal bir eğitimcinin üzerinde taşıması gereken temel kriterlerdir. Ancak bunların yanı sıra; “değerler eğitimi” de dediğimiz insani, evrensel ve manevi değerlerle bezenmiş “rehber öğretmen” hususiyetlerini taşıyan “hakiki muallimler” ancak hizmet hareketinin eğitim anlayışını temsil edebilir.

Diğer yandan öğretmen “salih daire” çizgisinde bir hayat yaşamalı; iyilik, güzellik, doğruluk adına ne kadar seçkin vasıflar varsa bunları sevgi hamuruyla yoğurup “rıza güzergahında tahkik yolculuğuna” devam etmelidir. Öğretmen, Daima “müsbet hareketi” kendisine düstur edinmeli “reaksiyoner” değil “aksiyoner” insan olmayı adeta huyu haline getirmelidir. Herkesi kucaklamalı, en zıt davranışlara karşı bile kucağını açmayı bilmelidir. Öğretmen, Kitab-ı Kainatı mana yı harfi gözlüğüyle okuyabilen; branşına göre matematik, fizik, kimya, tarih, coğrafya vb alanları en iyi şekilde öğretirken bir yanda da öğrencilerinin ruhlarına evrensel ve insani değerleri üflemeyi, hayatının olmazsa olmaz bir esası kabul edebilen bir rehber olarak icraatını gerçekleştirmelidir.

YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYINIZ

Diğer Yazılar

“Aç açabildiğin kadar sineni ummanlar gibi olsun. Kalmasın alaka duymadığın ve el uzatmadığın bir mahzun gönül”

 

M.Fethullah Gülen

Bu Sesi Herkes Duysun Diyorsanız

Destek Olun, Hizmet Olsun!

PATREON üzerinden sitemize bağışta bulanabilirsiniz.

© Telif Hakkı 2023, Tüm Hakları Saklıdır  |  @hizmetten.com 

Hizmet'e Dair Ne Varsa...

Sitemizde, tercihlerinizi ve tekrar ziyaretlerinizi hatırlayarak size en uygun deneyimi sunmak ve sitemizin trafiği analiz etmek için çerezleri ve benzeri teknolojileri kullanıyoruz. Tamam'a veya sitemizde bulunan herhangi bir içeriğe tıklayarak bu ve benzer çerezlerin/teknolojilerin kullanımını kabul etmiş olursunuz. Tamam Gizlilik Bildirimi

Privacy & Cookies Policy