Ümit iklimi | İSMET MACİT

Yazar İsmet Macit

Sürecin başladığı günlerdi. Daha önce hizmet eden, arkadaşlarla omuz omuza vermiş; yaklaşan zulmün ayak seslerini işitince bırakıp gitmekle kalmamış, başta Hocaefendi olmak üzere Hizmet hareketine ve hizmet edenlere hakaret içeren birçok yazı yazmış ve yazmaya devam eden zat şöyle diyordu bir yazısında: “Ayakta kalmak ve varlıklarını devam ettirmek için ümit zehri aşılıyorlar.”

Bu ve bunun gibiler herhalde istiyorlardı ve zannediyordu ki böyle bir imtihan atmosferinde bu cemaat tek darbe ile yıkılıp gitsin, moralleri alt üst olsun, ümitleri kırılsın, cemaat fertlerinin her biri birbirini suçlayarak bitişlerini ilan etsinler ve tarih sahnesinden çekilsinler.

Rabbimize hamdolsun ki tarihte eşine az rastlanan bir zulme maruz kalan cemaat, Uhud harbinde geçici bir hezimet yaşayan sahabe gibi ilk şoku atlattıktan sonra derlenip toparlanıp ümidini, aşkını, şevkini kaybetmeden yeryüzü ölçeğinde yoluna devam etmektedir.

Evet ayetin tabiri ile yara almıştır bu masum insanlar: “Şayet siz yara aldı iseniz, karşınızdaki düşman topluluğu da benzeri bir yara aldı. İşte Biz, Allah’ın gerçek müminleri ortaya çıkarması, sizden şehitler edinmesi, müminleri tertemiz yapıp kâfirleri imhâ etmesi için, zafer günlerini insanlar arasında nöbetleşe döndürür dururuz. Allah zalimleri sevmez.”(Âli-i İmran-140)

Bu ayet Uhud harbinden hemen sonra inmiştir. Uhud harbi miladi takvime göre Cumartesi günü olmuş ve yarı müminlerin yarı müşriklerin hesabına göre sona ermişti. Evet Uhud kılıç kılıca yaklaşık olarak 4 saat sürmüştü ama stratejik ve psikolojik harp devam ediyordu.

Pazar günü Efendimiz (sav) düşmanı takip kararı almış, sanki dün ağır bir yara alan onlar değilmiş gibi bir gecede toparlanıp Ebu Süfyan’ın ordusunun peşine düşmüştü.

İbn-i İshak anlatıyor: “Uhud Savaşı bir belâ, bir imtihan, herkesin içindekini dışına vurma günü olmuş; mü’mini münafıktan ayırt etmişti. Uhud akşamı Ebu Süfyan komutasındaki müşrik ordusu bir taraftan Mekke’ye doğru ilerlerken bir taraftan da Medine’ye saldırıp müminlerin işlerini hepten bitirelim planını yapıyor(lar)dı.

Hamra-ül Esed bölgesinin reisi İbn-i Ma’bed’in Efendimiz’in (sav) Kureyş ordusunu takip ettiğini ve bir gecede ciddi bir ordu toplayıp diplerine kadar geldiği propagandası yapınca Ebu Süfyan “dün yarı galibiyet aldık mağlubiyete çevirmeyelim” diyerek Medine’ye saldırmaktan vazgeçip Mekke’nin yolunu tutmuştu.

Ama dönerken tuttuğu adamlara “Medine’ye gidin ve Ebu Süfyan Medine’ye saldıracak haberini yayın” demişti.

Kur’an bu durumu şöyle anlatıyor: “Onlar ki, (bir kısım) insanlar kendilerine şüphesiz insanlar (düşmanlarınız) gerçekten size karşı toplandılar işte onlardan korkun dediler de (bu) onların îmanlarını artırdı ve ‘Allah bize yeter ve O ne güzel vekîldir!’ dediler.” (Âl-i İmran-173)

Uhud her yönüyle Mü’minler için dersler manzumesi olmuştu. İbn-i Selül ve avenelerinin gerçek yüzü ortaya çıkmış ve toplum şuurlanmıştı…

Korku propagandası ile müminleri sindireceğini zanneden Ebu Süfyan Medine’ye saldırmaktan vazgeçmiş ve bu imtihandan müminler ayetlerin övgüsüne mazhar olmuşlar, “imanlarını artırarak” çıkmışlardı.

O günün toplumda gündem oluşturan münadileri Medine’ye korku salmak suretiyle insanları sindirme operasyonu yapmak istemişler ama Efendimiz de (sav) münadilerini Medine’ye salarak yeni nazil olan yukardaki ayeti okutmuş ve Medine’ye dalga dalga moral iklimi yayılmıştı.

Hakkı savunan, hakka hizmet eden, organize olmuş kötülükle mücadele edenlerin başına nelerin geleceğini, mücadele şeklini ve stratejisini Efendimiz (sav) yaşayarak göstermiş ve geriye hazineler değerinde sünneti bırakmıştır.

Efendimiz (sav) Uhud ’da alınan ağır yaraya, münafıkların işi içeriden yozlaştırıp musibeti tezyid etme adına gösterdikleri çabaya ve moral bozukluğuna rağmen bir gecede Allah’ın izni ile arkadaşlarına moral ve ümit aşılamış ve bir avuç insanla 3 bin kişilik ordunun peşine düşmüş ve Medine’ye 17 kilometre mesafede buluna Hamra-ül Esed’e kadar onları takip etmiş; geliştirdiği strateji sayesinde Ebu Süfyan dönüp Medine’ye saldır(a)mamış ve Müminlerin karşısına çıkmaya cesaret edememiştir.

İmtihan dönemlerinde mümince duruş nasıl olmalı? İşte Uhud sonrasının her karesi tam bir ders niteliğindedir. Hangi musibet isabet ederse etsin Allah’ın rahmetinden ümid kesmeden konumun hakkını vererek inanılan yolda azimle devam edilmeli.

Zira Rabbimizin hizmet erlerinden beklediği bu.. İşte Uhud harbinden hemen sonra gelen ayet: “Düşman birliklerini takip edip arkadan sıkıştırmada gevşeklik göstermeyin! Eğer siz acı çekiyorsanız, şüphesiz onlar da tıpkı sizin gibi acı çekiyorlar. Kaldı ki Siz Allah’tan, onların ümit edemeyecekleri birçok şeyleri umuyorsunuz. Allah her şeyi hakkıyla bilir, tam hüküm ve hikmet sahibidir. (Nisa 104)

Evet, onlar korku salacak, biz cesaretle karşı koyacağız. Onlar yıkacak, yakacak, biz imar etme azmimizden bir şey kaybetmeden yolumuza devam edeceğiz . Onlar tuzaklar kurup insanların ümidini kırmaya çabalayacak, biz kapı kapı dolaşıp moral dağıtacağız.

Belki de önden giden atlıların, ahirete göçenlerin kalanlardan beklediği de budur.

Sonra tam bir teslimiyetle neticeyi Rabbimizden bekleyerek geleceğe ümitle ve moralle yürüyeceğiz.

Gayret bizden, netice Rabbimizden..

Diğer Yazılar

“Aç açabildiğin kadar sineni ummanlar gibi olsun. Kalmasın alaka duymadığın ve el uzatmadığın bir mahzun gönül”

 

M.Fethullah Gülen

Bu Sesi Herkes Duysun Diyorsanız

Destek Olun, Hizmet Olsun!

PATREON üzerinden sitemize bağışta bulanabilirsiniz.

© Telif Hakkı 2023, Tüm Hakları Saklıdır  |  @hizmetten.com 

Hizmet'e Dair Ne Varsa...