Video

Tahta Kulübe | Harun Tokak

Fethullah Gülen Hocaefendi İzmir merkez vaizliği ile birlikte Kestanepazarı Kur’an Kursu’nun da hem idarecisi hem de ders hocasıdır. Bu gün Hizmet Hareketinin en önemli rükünlerinden olan Abdullah Aymaz, İbrahim Kocabıyık, İsmail Büyükçelebi, Vehbi Yıldızlar ilk talebelerindendir. Hocaefendi ile birlikte Kestanepazarı Ege Bölgesinin manevi hayatının kalbi haline gelir. Gül bahçesine döner.
İzmir’de Salih Tanrıbuyruğu, Raif Cilasunlar, İstanbul’da Celal Hoca’lar, Hüsrev Hoca’lar, Konya’da Mustafa Kurucu’lar; geleceğin ümit yüklü şafağında bu güzel nasibin ilk ışıkları olmuşlardır. Canhıraş çalışmışlardır. Sıradağlar gibi her zaman tipiye borana meydan okuyan bu fecir süvarileri, sürekli karla-buzla savaşmış ve her mevsim meyve veriyor olmanın sırrını keşfederek, şartlar ne olursa olsun hep gül yetiştirmiş ve gül türküleri söylemişlerdir. Füsunlu ışıklar gibi en karanlık gecelerin bağrından fışkıran bu aydınlık insanlar, akıp giden yıllar içinde yeniden doğuşun ihtişamlı destanını yazmışlar. Kestanepazarı Hocafendi ile birlikte adeta suyu bir anda çoğalan ve gürül gürül akmaya başlayan bir pınara döner. Önceleri sadece etrafını sulayan o pınarın suyu Ege’nin bereketli topraklarını sulamaya başlar. Hocaefendi, günde bir iki saat ancak uyur. Kahve sohbetleri, çevre hizmetleri de buna eklenince bünye oldukça zayıf düşer. Altı ay kadar müdür odasında yatar kalkar. Daha sonra caminin bahçesinde tahtadan küçük bir odacık yapılır. Hocaefendi 4 metrekare kadar olan bu odacığa “Tahta Kulübe” adını kor. Denek başkanı Ali Rıza Güven, Sacid Bey, Profesör Saffet Solak gibi kimseler “hocam çay hazır mı?” deyip sık sık uğrarlar.. O tahta kulübe nice insanlara ev sahipliği yapar. Hocafendi, Hizmet Hareketinin genişlediği günlerde o Tahta Kulübe’yi anlatır. “Hey gidi günler! Ne kadar arkada kaldınız, bizden ne kadar uzaklaştınız, biz ne kadar büyüdük. Siz ne kadar küçük kaldınız, “ah eyyâmullah!”, “ah peygamber günleri!”, “ah hizmet günleri!”, “ah başka mülahazaların içine girmediği günler!” biz büyüdükçe sizler arkada kaldınız. Benim Kestanepazarı’ndaki tahta kulübeciğimin içinde kaldınız! Ah tahta kulübem, her şey senin içinde kaldı gitti. Ah küçüklük, sen ne iyiydin, arkadaştık seninle” Hocafendi talebenin yemeğini yemez. Kursun suyunu kullanmaz. Kullanırsa parasını verir. Bazı hocalar o kadar hassas değildir. Kendine daha yakın bulduğu Habib Hoca’ya “ Sen de bana yardımcı ol” der. Habib Hoca da o günden sonra yurdun yemeğinden yemez. Dışarda yeme imkânı da yoktur. Halsiz düşer. Bir gece rüyasında Peygamberimiz ona bir tepside yağlı ekmek ikram eder “sen yiyebilirsin” der. Ertesi gün Habib Hoca, Hocafendi ’ye “bana büyük yerden izin çıktı” der. Hocafendi çok ağlar. Bir daha da Habib Hocaya karışmaz.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu