<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Muharrem arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/muharrem/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/muharrem/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Jul 2023 21:16:13 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.1</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Muharrem arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/muharrem/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Abdullah Aymaz Ağabey’le Muharrem ayı özel Risale-i Nur sohbetleri devam ediyor</title>
		<link>https://hizmetten.com/abdullah-aymaz-agabeyle-muharrem-ayi-ozel-risale-i-nur-sohbetleri-devam-ediyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Aug 2021 08:08:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Abdullah Aymaz]]></category>
		<category><![CDATA[Hz Hasan]]></category>
		<category><![CDATA[hz. hüseyin]]></category>
		<category><![CDATA[Muharrem]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber Efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Risale-i Nur]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=21733</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hizmetten YouTube kanalında Abdullah Aymaz Ağabey’le Risale-i Nur sohbetleri devam ediyor. Muharrem ayına özel olarak Aymaz Ağabey, risalelerde Efendimiz’in (sav) Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’e olan sevgisinin yer aldığı bölümleri&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/abdullah-aymaz-agabeyle-muharrem-ayi-ozel-risale-i-nur-sohbetleri-devam-ediyor/">Abdullah Aymaz Ağabey’le Muharrem ayı özel Risale-i Nur sohbetleri devam ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hizmetten YouTube kanalında Abdullah Aymaz Ağabey’le Risale-i Nur sohbetleri devam ediyor. Muharrem ayına özel olarak Aymaz Ağabey, risalelerde Efendimiz’in (sav) Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’e olan sevgisinin yer aldığı bölümleri anlatmaya devam ediyor.</p>
<p>İslam tarihinin en acı sahnelerinden biri Kerbela’da yaşandı. Efendimizin (sav), torunu Hz Hüseyin, Kerbela’da yakınlarıyla birlikte şehit edildi. Aradan geçen 14 asıra rağmen Kerbela’nın acısı müslümanların yüreğinde tazeliğini koruyor. Her yıl Muharrem ayı geldiğinde, yeniden Kerbela hatırlanır. Hz Hüseyin’e rahmet, Yezid ve Yezid soylulara lanet okunur. Üstad Bediüzzaman Said Nursi, Risaleler’de Kerbela olayına farklı bir pencereden bakmaktadır. Bu akşam Muharrem Ayına özel 4. Lem-a&#8217;nın 1. Makamının 2.Nüktesinde geçen Efendimiz’in (sav) Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’e olan sevgisinin anlatıldığı kısmın devamını dinleyeceğiz.</p>
<div class="epyt-video-wrapper"><iframe  id="_ytid_11626"  width="1170" height="658"  data-origwidth="1170" data-origheight="658" src="https://www.youtube.com/embed/NIGmUWRa-Y8?enablejsapi=1&#038;autoplay=0&#038;cc_load_policy=0&#038;cc_lang_pref=&#038;iv_load_policy=1&#038;loop=0&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;playsinline=1&#038;autohide=2&#038;theme=dark&#038;color=red&#038;controls=1&#038;disablekb=0&#038;" class="__youtube_prefs__  epyt-is-override  no-lazyload" title="YouTube player"  allow="fullscreen; accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen data-no-lazy="1" data-skipgform_ajax_framebjll=""></iframe></div>
<p><strong>21 Ağustos 2021 Cumartesi</strong></p>
<p><strong>20.30 Berlin Saati</strong></p>
<p><strong>21.30 İstanbul Saati</strong></p>
<p><strong>14.30 Newyork Saati</strong></p>
<p><strong>19.30 Londra Saati</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/abdullah-aymaz-agabeyle-muharrem-ayi-ozel-risale-i-nur-sohbetleri-devam-ediyor/">Abdullah Aymaz Ağabey’le Muharrem ayı özel Risale-i Nur sohbetleri devam ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ehlibeyt&#8217;e olan sevgimiz, Kerbela&#8217;daki hüznümüz</title>
		<link>https://hizmetten.com/ehlibeyte-olan-sevgimiz-kerbeladaki-huznumuz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Aug 2021 11:41:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Dr Hüseyin Kara]]></category>
		<category><![CDATA[ehli beyt]]></category>
		<category><![CDATA[Kerbela]]></category>
		<category><![CDATA[Muharrem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=21719</guid>

					<description><![CDATA[<p>Zulme ve zalime karşı direnişin sembol ismi İmam Hüseyin&#8217;in Kerbela&#8217;da şehit edilmesi üzerinden asırlar geçse de milyonlarca Müslüman acısını yüreğinde hissetmeye devam ediyor. Tüm İslâm dünyası, Ehl-i  Beyt sevdalısı olup&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/ehlibeyte-olan-sevgimiz-kerbeladaki-huznumuz/">Ehlibeyt&#8217;e olan sevgimiz, Kerbela&#8217;daki hüznümüz</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Zulme ve zalime karşı direnişin sembol ismi İmam Hüseyin&#8217;in Kerbela&#8217;da şehit edilmesi üzerinden asırlar geçse de milyonlarca Müslüman acısını yüreğinde hissetmeye devam ediyor. Tüm İslâm dünyası, Ehl-i  Beyt sevdalısı olup özellikle Hz. Hüseyin’i, maruz kaldığı  sıkıntılar sebebiyle son derece samimi ve içli duygularla  sevmiştir. Bu sevgi, günümüzde de artarak devam etmektedir. Allah Resûlü’nün (s.a.s) aziz torununa beslenen  bu samimi muhabbet, dünya coğrafyasındaki tüm Müslümanları birleştiren, ağlatan, düşündüren, ders ve ibretler almaya  sevk eden ortak bir değerdir.</p>
<p>Tarihe “Kerbelâ Faciası” diye geçen bu olayda  “sevgi, saygı, vefâ, hakka, hukuka riayet, insana hürmet, insanın fikrine önem vermek, onu dinlemek-anlamak yok olmuş”tur! Dolayısıyla bizler bu faciadan ibret çıkartarak  İslâm dünyasında insanlar arası ilişkilerde bu değerleri öne çıkarmalıyız. Bu vesile ile ifade etmek gerekir ki, “Her yıl Muharrem Ayı’nda Kerbelâ Faciası’nı, acıların tazelenmesi, yaraların yeniden açılması için değil; Hz. Hüseyin Efendimizin, uğrunda canını feda ettiği hak, adalet, rahmet, merhamet, müsamaha, şefkat duygu ve değerlerinin yeniden ihyâsı ve her meslekteki insan ilişkilerine yeniden yansıması için anmalı”yız</p>
<p>Muharrem ayı gelince on dört asırlık bitmeyen acılar depreşir. Ehl-i Beyt&#8217;e, Efendimizin pak nesline yapılan zulümler on dört asır geçse de yüreğimizi kanatır. İnanmış her müminin kalbinde yaradır Kerbela.</p>
<p>Dr Hüseyin Kara, Hizmetten YouTube kanalında bugün Avrupa saatiyle 20:30&#8217;da canlı yayınlanacak programda &#8216;Ehlibeyt&#8217;e olan sevgimiz, Kerbela&#8217;daki hüznümüz&#8217; başlığıyla Kerbela ve İmam Hüseyin&#8217;i anlatacak.</p>
<div class="epyt-video-wrapper"><iframe  id="_ytid_63216"  width="1170" height="658"  data-origwidth="1170" data-origheight="658" src="https://www.youtube.com/embed/THBHe2_yq7g?enablejsapi=1&#038;autoplay=0&#038;cc_load_policy=0&#038;cc_lang_pref=&#038;iv_load_policy=1&#038;loop=0&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;playsinline=1&#038;autohide=2&#038;theme=dark&#038;color=red&#038;controls=1&#038;disablekb=0&#038;" class="__youtube_prefs__  epyt-is-override  no-lazyload" title="YouTube player"  allow="fullscreen; accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen data-no-lazy="1" data-skipgform_ajax_framebjll=""></iframe></div>
<p>19 Ağustos Perşembe<br />
<img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/23f0.png" alt="⏰" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" />20.30 Berlin Saati<br />
<img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/23f0.png" alt="⏰" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" />21.30 İstanbul Saati<br />
<img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/23f0.png" alt="⏰" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" />14.30 Newyork Saati<br />
<img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/23f0.png" alt="⏰" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" />19.30 Londra Saati</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/ehlibeyte-olan-sevgimiz-kerbeladaki-huznumuz/">Ehlibeyt&#8217;e olan sevgimiz, Kerbela&#8217;daki hüznümüz</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ortak acımız Kerbela</title>
		<link>https://hizmetten.com/ortak-acimiz-kerbela/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Aug 2021 10:23:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi]]></category>
		<category><![CDATA[hz. hüseyin]]></category>
		<category><![CDATA[Kerbela]]></category>
		<category><![CDATA[Muharrem]]></category>
		<category><![CDATA[Sünni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=21577</guid>

					<description><![CDATA[<p>Alevilik, İslam dairesinde tasavvufi bir yoldur. Alevilikte Hakk, Muhammed, Ali sevgisi inancın adeta parolasıdır. Allah inancı, Hz. Muhammed’e duyulan muhabbet ve Hz. Ali sevgisi Aleviliğin temelini  oluşturur. Alevi inancını dilden&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/ortak-acimiz-kerbela/">Ortak acımız Kerbela</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Alevilik, İslam dairesinde tasavvufi bir yoldur. Alevilikte Hakk, Muhammed, Ali sevgisi inancın adeta parolasıdır. Allah inancı, Hz. Muhammed’e duyulan muhabbet ve Hz. Ali sevgisi Aleviliğin temelini  oluşturur. Alevi inancını dilden dile gönülden gönüle aktaran ozanların dilindeki binlerce nefes bunun en açık delilidir. Bugün Alevîlik içinde önemli bir konuma sahip olan inanç önderleri Alevî dedeleri de bunu ısrarla dile getirmektedir. Bu bakış tarihi süreç içerisinde de hiç değişmemiş, Aleviler İslam üst kimliği içinde varlıklarını sürdürmüşlerdir.</p>
<p>Alevi ve Sünni inanca mensup halkımız geçmişte şer güçlerce tezgahlanan birtakım oyunlarla zaman zaman karşı karşıya getirilmiştir. Gerilimi tetikleyen asıl unsur cehalettir. Sünniler de Aleviler de hem inançları hakkında hem de birbirleri hakkında yeterli bilgiye sahip değildir. Üstüne üstlük bir de ortalıkta dolaşan birtakım yalan yanlış ifadelerden oluşan ciddi bir bilgi kirliliği vardır.</p>
<p>Bilindiği gibi Aleviler, Hz. Hüseyin’in katledildiği Muharrem ayında oruç tutarak bir hüzün yaşarlar. Esasen Anadolu insanı Alevi’siyle Sünni’siyle gönlü Ehlibeyt muhabbetiyle dopdoludur. Kerbela, ortak bir hüzündür. Son yıllarda Kerbelâ’da Hz. Hüseyin’in şehadeti vesilesiyle Alevî-Sünnî halkın birlikte düzenlediği mevlid ve anma programları, Sünni vatandaşların Muharrem ayında cemevlerinde oruç açma programına katılmaları, birlikte sofraya oturup lokma paylaşmaları, Hz. Hüseyin’in şehadetine ve Ehlibeyt’e yapılan zulme birlikte gözyaşı dökmeleri her iki inanca sahip toplulukları birbirine yaklaştırması, kaynaştırması sebebiyle anlamı ve önemi büyük etkinliklerdir.</p>
<p>Her iki kesimin birbirini tanımaya ve anlamaya ihtiyacı vardır. Öncelikle ve özellikle bu empatiyi egemen çoğunluk olan Sünnilerin yapması lazımdır. Bunun için bir araya gelmelerin vesileleri artırılmalıdır.Alevi ve Sünnîlerin birlikte katıldıkları Muharrem ayı, oruç açma programlarında Kerbela’da Ehlibeyt’e yapılan zulmü dile getiren mersiyelere Alevi Sünni hep birlikte iç geçirdiler, hep birlikte gözyaşları döktüler. İnsanlar tanış oldular. Muhabbet çerağları uyandırıldı, önyargılar eridi. Yapılan konuşmalarda hep Ehlibeyt muhabbeti ve Ehlibeyt’e yapılan zulme tepki ve ehlibeyt için duyulan hüzün vardı. Aynı Allah’a aynı kitaba aynı peygambere inanan Alevi-Sünni vatandaşlarımız ehlibeyt muhabbetiyle bir halka oluşturdular, cem oldular.</p>
<p>Alevî ya da Sünnî inanca sahip olan kişiler herkesi kendi konumunda kabul etmeli, muhataplarını birbirine benzetme çabası içinde olmamalıdır. Bu güvence ile gruplar dönüştürülme kaygısı taşımadan diyaloglarını geliştirebilirler. Esasen Alevî ve Sünnî gruplar tarih boyunca iç içe yaşamış,  aynı ailenin fertleri, aynı coğrafyanın insanıdırlar.Gelinen şu noktada toplumumuzu ayrıştırmaya yönelik yeni Kerbelaların yaşanmasını istemiyoruz. Geçmişte çok acılar yaşadık. Tarih boyunca birlik ve beraberliğimizi bozmak isteyen Yezid zihniyetli şer güçler hep var oldular. Bugün bizler geçmişte yaşananlardan dersler çıkarmalıyız. Milletimiz aynı tuzağa tekrar düşmemelidir. Geçmişte yaşanan acıları dağlamak, değişik vesilelerle aynı dinin mensubu Ehlibeyt sevdalılarının arasını açmak fitne çıkarıp kini bilemek Kerbela ateşine benzin dökmektir.</p>
<p>Bizler Türkiye’yi bir kilime benzetiyoruz. Bu güzel yurdun her deseninde her tür etnik yapı ve inanç<br />
sahibi insanımızın bir ilmik olarak bu desene renk kattığı düşüncesindeyiz. Aynı kader birlikteliği içinde önemli birçok ortak değerlerin yanında insan olmanın gereği farklı bakış açılarının bulunması tabii bir durumdur. İnançların değişik algılama ve uygulamalar şeklinde toplumdan topluma bazı farklılıklar şeklinde görülmesi olağandır. Fakat bu farklılık hiçbir zaman ayrışmaya dönüşecek  nitelikte değildir. Hacı Bektaş Veli’nin ifade ettiği gibi zaman “Bir olma, iri olma, diri olma” vaktidir.</p>
<p>Ruhlarımızın hassaslaştığı Muharrem ayında bu kutlu ayın ruhuna uygun olarak Alevi-Sünni<br />
yakınlaşmasına önemli bir maya çalınmıştır. Umuyoruz ki bu maya, bütün Anadolu’da tutacak, geçmişin acılarını unutturacak bir iksir  olacaktır.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/ortak-acimiz-kerbela/">Ortak acımız Kerbela</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>‘Muharrem, Cenab-ı Hakk’ın ayıdır’</title>
		<link>https://hizmetten.com/muharrem-cenab-i-hakkin-ayidir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Aug 2021 19:48:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Kerbela]]></category>
		<category><![CDATA[Muharrem]]></category>
		<category><![CDATA[oruc]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=21568</guid>

					<description><![CDATA[<p>Muharrem ayı girdiğinde; aklımıza Muharrem orucu, önceki on peygambere verilen ilahi kurtuluş nimetleri, nihayet Kerbela faciası gelir. Önce Muharrem ayıyla ilgili Hz. Muhammed Mustafa’nın şu sözünü hatırlayalım: “Muharrem Cenab-ı Hakk’ın&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/muharrem-cenab-i-hakkin-ayidir/">‘Muharrem, Cenab-ı Hakk’ın ayıdır’</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Muharrem ayı girdiğinde; aklımıza Muharrem orucu, önceki on peygambere verilen ilahi kurtuluş nimetleri, nihayet Kerbela faciası gelir. Önce Muharrem ayıyla ilgili Hz. Muhammed Mustafa’nın şu sözünü hatırlayalım: “Muharrem Cenab-ı Hakk’ın ayıdır.’’ Elbette her ay, her zaman dilimi Allah’ındır; ama Allah  Resulü’nün Muharrem’le ilgili bu beyanı onun özel konumuna işaret olarak  anlaşılmalıdır.</p>
<p>Bilindiği gibi Muharrem ayı hicri takvimin ilk ayıdır. Muharrem senenin bir bakıma “fecr”i yani sabahı gibidir. Bundan dolayı İbn Abbas, “Fecr Suresi’nde Allah’ın yemin ettiği “fecr” yani tan yeri ağarması vaktinden aynı zamanda murat Muharrem’dir.” der. Muharrem aynı zamanda Kur’an-ı Kerim’de hassasiyet gösterilmesi emredilen haram aylardandır. Allah Resulü (sas), içinde savunma hariç savaş yapılması yasaklanan ayları şöyle sayar: Zilkade, Zilhicce, Recep ve Muharrem. Bu aylarda savaş yapmak, kan dökmek ve kötülükte bulunmak yasaklanmıştır. Dolayısıyla yasağın ihlal edilmesi ve günah işlemenin cezası diğer aylara göre daha çoktur.</p>
<p><strong>Muharrem ayında nasıl ibadet edilmeli?</strong></p>
<p>Bu ayda yapılacak ibadetlerin ve niyazların Cenab-ı Hak katında fazlasıyla yerini bulacağı Peygamberimiz Hz. Muhammed (sas) tarafından, en güzel şekilde açıklanmıştır. Mesela, o bazı hadislerinde şöyle buyurmuştur: “Âşure Günü’nde tutulan orucun Cenab-ı Hak katında, o günden önce  bir senenin günahlarına kefaret olacağını kuvvetle ümit ediyorum.” “Kim, Muharrem ayında bir gün  oruç tutarsa, o ayda tuttuğu her gününe karşılık o kimse için otuz sevap vardır.’’</p>
<p>Konuyla ilgili başka bir rivayet de şöyledir: Peygamberimiz Medine’ye geldiği zaman Yahudilerin Aşure Günü oruç tuttuklarını gördü ve bunun ne orucu olduğunu sordu. Onlar da: “Bugün Cenab-ı Hakk’ın İsrailoğulları’nı Firavun’un zulmünden kurtardığı bir gündür. Hz. Musa bu günde oruç tuttuğu için biz de tutarız.’’ dediler. Hz. Muhammed Mustafa: ‘’Biz Hz. Musa’ya sizden daha yakınız ve hak sahibiyiz.’’ dedi ve o gün oruç tuttu. Sahabelerine de tutmalarını tavsiye etti. Şah-ı Merdan, Damad-ı Nebi Hz. Ali, Hz Muhammed’in şöyle buyurduğunu nakleder:“Her kim Âşûre gecesini ibadetle, zikirle, dualarla geçirerek değerlendirirse Hak Teâlâ da onu dilediğince lütuflandırır.”</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/muharrem-cenab-i-hakkin-ayidir/">‘Muharrem, Cenab-ı Hakk’ın ayıdır’</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah’tan korkun da Ehl-i Beyt’ime saygılı davranın! &#124; Hüseyin Yağmur</title>
		<link>https://hizmetten.com/allahtan-korkun-da-ehl-i-beytime-saygili-davranin-prof-dr-muhittin-akgul/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Aug 2021 06:10:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Ehl-i Beyt]]></category>
		<category><![CDATA[Hicri Yıl]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin Yağmur]]></category>
		<category><![CDATA[Muharrem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=21543</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bugün 9 Ağustos Pazartesi 1 Muharrem. Hicri takvime göre yeni sene başlıyor. Hicri 1442 yılı sona eriyor, 1443 yılı başlıyor. Yeni yılın her türlü hayırlara, bereketlere vesile olmasını Cenabı Allah’tan&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/allahtan-korkun-da-ehl-i-beytime-saygili-davranin-prof-dr-muhittin-akgul/">Allah’tan korkun da Ehl-i Beyt’ime saygılı davranın! | Hüseyin Yağmur</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün 9 Ağustos Pazartesi 1 Muharrem. Hicri takvime göre yeni sene başlıyor. Hicri 1442 yılı sona eriyor, 1443 yılı başlıyor. Yeni yılın her türlü hayırlara, bereketlere vesile olmasını Cenabı Allah’tan niyaz ediyorum..</p>
<p>Muharrem ayı yeni senenin başlangıcı olmaktan daha çok Hz. Hüseyin efendimize ve ehli beyte yapılan zulümlerle hatırlanmış asırlarca..</p>
<p>Muharrem ayı gelince on dört asırlık bitmeyen acılar depreşir..</p>
<p>Ehl-i beyte, Efendimizin pak nesline yapılan zulümler on dötr asır geçse de hiç unutulmadı..</p>
<p>Efendimiz gayba aşina gözüyle olacakları önceden görmüş ve ehl-i beyti hakkında ümmetine pek çok uyarıda bulunmuştu bulunmasına ama, siyasetin gözleri kör, kulakları sağır eden atmosferinde pek çok kimse olan biteni anlamakta zorlanacak, peygamber nesli bile olsa linç etmekten geri durmayacaktı:</p>
<p>En başta Cenab-ı Allah ayet-i kerime ile bu hususa dikkatleri çekmiş, peygamberi adına kendisi konuşarak şöyle buyurmuştu:</p>
<p>قُلْ لاَ أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ أَجْرًا إِلاَّ الْمَوَدَّةَ فِي الْقُرْبَى ‘De ki: Ben bu risalet ve irşad hizmetinden ötürü, sizden akrabalık sevgisinden başka beklediğim hiçbir karşılık yoktur.’ (Şura suresi, 23)</p>
<p>Efendimizin ise bu konuda pek çok uyarıları olmuştu:</p>
<p>Abdullah b. Abbas’tan gelen bir rivayette şöyle buyurmuştu:</p>
<p><strong>“Nimetleriyle sizi beslediği için Allah’ı sevin. Beni de Allah sevgisi için sevin. Ehl-i beytimi de benim sevgim için sevin.” </strong>(Tirmizi, Menakıb, (3792)</p>
<p>Ehl-i beytinden en çok sevdiği kızı için “<strong>Fâtıma benden bir parçadır. Herkim onu öfkelendirirse şüphesiz beni darıltmış olur.”</strong> (Buhari, Menakıbı Fatıma) buyurmuştu..</p>
<p>مَنْ كُنْتُ مَوْلَاهُ فَعَلِيٌّ مَوْلَاهُ “<strong>Ben kimin mevlası isem, Ali de onun mevlasıdır” </strong>(Tirmizi, Menakıb 19) buyurarak Hz. Ali’ye sahip çıkmış, muhaliflerine de ikaz da bulunmıştu.</p>
<p>Bir seferinde Hz. Hasan ve Hüseyin’e bakıp: “<strong>Allahım ben bunları seviyorum, sen de sev! Diye dua etmişti.</strong> (Tirmizi, Menakıb, (3784)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir keresinde de “<strong>Ehl-i beytinden en çok kimi sevdiği sorulmuştu da, Hasan ve Hüseyin diye cevap vermişti.” </strong></p>
<p><strong>Hz. Fatıma’ya: “Benim oğullarımı bana çağır! Diye emreder, onları getirtir, kucaklar ve koklardı.”</strong> (Tirmizi, Menakıb, (3774)</p>
<p>Yine bir keresinde “Hasan ve Hüseyin, cennet ehli gençlerin efendileridir.” Diye haber vermişti<strong>.</strong> (Tirmizi, Menakıb, (3778)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>“Hüseyin bendendir, ben de Hüseyin’denim. Allah Hüseyin’i seveni sever, Hüseyin “esbat”tan biridir.” </strong>Diyerek ümmetine dikkat çekecek bir ikazda bulunmuştu. (Tirmizi, Menakıb, (3777); İbn Mace, Mukaddime, (144) Hadiste geçen Esbat sıbtın çoğuludur, torun manasınadır.</p>
<p>En-Nihaye’de “sıbtın” ümmet manasına geldiği belirtilir. Bu hadis-i şerif şu anlama gelmektedir: Hz. Hüseyin efendimizin soyundan ileride pek çok nesiller meydana gelecek ve bunlar hayır yolunda giden kimseler olacak; <strong>Hz. İbrahim’in oğlu İshak’ın neslinden gelen “esbata” benzeyecekler. </strong>(Kütüb-i sitte, 12,313)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sahabeden Zeyd b. Erkam anlatıyor:</strong></p>
<p>Resûlullah <em>sallallahu aleyhi ve sellem</em>, Veda haccı dönüşü Mekke ile Medine arasındaki <strong>(Gadiru Hum) Hum suyu başında ayağa kalkarak bize bir konuşma yaptı.</strong> Allah’a hamd ü senâdan sonra bize nasihat etti. Sonra da şöyle buyurdu:</p>
<p><strong>&#8211; “Ey insanlar! Ben de bir insanım. Yakında Rabbimin elçisi bana da gelecek ve ben onun dâvetine icabet ederek ruhumun ufkuna yürüyeceğim. Size iki önemli şey bırakıyorum. </strong></p>
<p><strong>Biri, insanı her konuda hidayete götüren bir rehber ve nur olan Allah’ın Kitâbı Kur’an. Ona yapışın ve sımsıkı sarılın!” </strong></p>
<p>Peygamber aleyhisselâm Kur’an’a sarılma ve ona bağlanma konusunda tavsiyelerde bulundu. Sonra sözüne şöyle devam etti:</p>
<p><strong>“Size bir de Ehl-i beyt’imi bırakıyorum. Allah’dan korkun da Ehl-i beyt’ime saygılı davranın! Allah’dan korkun ve Ehl-i beyt’ime saygılı davranın!.” (Müslim, Fezailü’s-Sahabe 36); Riyazu’s-Salihin şerhi, h.no.347)</strong></p>
<p><strong>Hazret-i Ebû Bekir efendimiz de kendi zamanında gerekli uyarıları yapmış: </strong></p>
<p><strong>“Ey insanlar, Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem&#8217;e olan hürmetinizi, saygınızı, Ehl-i Beytine de gösteriniz” </strong>demiştir ki, bununla Ehl-i Beyt&#8217;e eziyet etmeyiniz, sövüp hakaret etmeyiniz, saygılı olun! demektedir. (Buhârî)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ne yazık ki, Efendimizin, “<strong>ehl-i beytimi size emanet ediyorum, ehl-i beytime saygılı olun“</strong>  sözü bir kenara bırakılmış, neticede siyasi hırslarına yenik düşmüş o günün zorba despotları tarafından kötü bir çığır açılmış ve arkadan gelenlere kötü örnek olunmuştur.</p>
<p>O günlerde bu zorba despotlara karşı verilmesi gereken mücadele verilebilseydi, Hz. Hüseyin’ler yalnız bırakılmasaydı, “<strong>hakkın hatırı alidir”</strong> denilebilseydi, sadece peygamber nesli değil varsa bedelini hep birlikte ödeyeceğiz denilebilseydi..</p>
<p>Heyhat ki, bu konularda sağlam bir duruş olmadığı için asırlardır bu yanlışlıklar devam ediyor..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Efendimizin bunca uyarıları, ricaları, gözü dönmüş siyaset düşkünlerine hiç bir şey ifade etmedi ve günü geldiğinde o pak nesle kıymaktan geri durmadılar..</p>
<p>Ehl-i beyt’ten Hz. Ali efendimiz Kufe’de camide hançerlenerek şehit edildi..</p>
<p>Hz. Hasan efendimiz 47 yaşında iken haince ve sinsice bir şekilde zehirlenip şehit edildi..</p>
<p>Hele, Hz. Hüseyin efendimizin, h. 61. senesinde 57 yaşında iken Kerbela’da, susuz bırakılarak katledilmesi ise insanlık tarihinin en vahşice icra edilen hadisesi olarak kayıtlara geçti..</p>
<p>Efendimizin, on dört asırdır ciğerler yakmaya devam eden bu hadise karşısındaki üzüntüsünü Ensardan Selma hanım anlatıyor:</p>
<p><strong>“Ümmü Selemenin yanına vardığımda ağlıyordu.</strong></p>
<p><strong>“Niye ağlıyorsun! diye sorduğumda, bana şu cevabı verdi:</strong></p>
<p><strong>“Biraz önce Resulullahı rüyamda gördüm, başında ve sakalında toz, toprak vardı. </strong></p>
<p><strong>“Neyiniz var, ey Allah’ın Resulü?  Dedim. </strong></p>
<p><strong>“Az önce Hüseyin’in öldürüldüğüne şahit oldum”</strong> buyurdu. (Tirmizi, Menakıb, (3774)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>O acılar her dem taze bir yara gibi on dört asırdır kanamaya devam ediyor..</p>
<p>O günün gaddar zalimleri ve despot idarecileri ise bizim dünyamızda hiç eksik olmadı..</p>
<p>Ehl-i beyti Resulillah o güzelim coğrafyalarda barınacak bir yer bulamadı, diyar diyar göç etmek mecburiyetinde kaldı..</p>
<p>Asırlarca süren hakaretlere, takiplere, sövüp saymalara maruz kaldılar..</p>
<p>Ama onlar bitmeyen bir azim ile, her dem taze duygular ile, cibilli olarak bağlı oldukları Efendimizin davasını diyar diyar göç ederek, yep yeni coğrafyalara taşıdılar..</p>
<p>Gittikleri yeni yurtlarında onları tanıyanlar hemen etrafını sardı ve onlara sahip çıktılar.. Onlar siyasetin, idarenin zulümlerle dolu dünyasında değil, gönüllerin ferah feza aleminde gönüller sultanı olmaya namzet oldular..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu gün ise, onların davasına sahip çıkan, onların yolunda olmaya çalışan güzide takipçileri de onların yaşadıklarına benzer zulümleri bu dönemde yaşamaktadırlar..</p>
<p>Bu gün yaşananlarla o gün yaşananlar arasında sadece zaman ve mekan farklılığından başka da bir fark yok..</p>
<p>O günün iktidar hırsıyla, peygamber soyunu hunharca yok edecek kadar gözü dönmüş, sözüm ona idarecileri var..</p>
<p>Bu günün, dini her türlü menfaatlerine alet etmekten geri durmayan, ele geçirdiği devlet gücüyle, her türlü entrikayla, masumlara zulmetmekten zevk alan kaba softa ham yobazları var..</p>
<p>Kur’an   تَشَابَهَتْ قُلُوبُهُمْ <strong><em>“Kalpleri nasıl da birbirine benziyor!”</em></strong> (Bakara suresi, 118) Buyurur..</p>
<p>Nasıl da birbirlerine benziyorlar..</p>
<p>O günün zalim Emevi sözüm ona halifeleri, valileri..</p>
<p>Hak hukuk dinlemedikleri gibi, peygambere, onun en çok sevdiği torunlarına yapmadık eziyeti bırakmıyorlar..</p>
<p>O gün çeşitli entrikalarla hakimiyeti ellerine geçirmek isteyen, zorba despot kimselere karşı verilen mücadeleye destek olmayıp bir kenarda sessiz duran büyük çoğunluk var..</p>
<p>Menfaatlerine halel gelir endişesiyle, yapılan zulümleri sessizce bir kenardan seyredenler var..</p>
<p>Karşı çıkanlara, hapis, ticari hayatına zarar verme, itibarını yok etme ve daha bir sürü entrikayla, korku damarından yakalanarak, hakkı hukuku savunmaktan uzak duran kitleler..</p>
<p>Ve hele ilimden biraz nasibi olup, hakkı, hakikati bildiği halde, Kur’an’dan,</p>
<p>الَّذِينَ يَسْتَحِبُّونَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا عَلَى الآخِرَةِ “Vay onlara ki, âhirete inanmalarına rağmen, bile bile dünyalık çıkarlar peşinde koşan, âhireti ise önemsemeyerek bir kenara bırakanlar.” (İbrahim suresi, 3) ayetini okuduğu halde bundan ders almayan dünyaperestler var..</p>
<p>“Bir de sakın zulmedenlere meyletmeyin, arka çıkmayın, sempati duymayın ! Yoksa size ateş dokunur.” (Hud suresi, 113) ayetini okuyup durduğu halde zalime payanda olmaktan asla geri durmayanlar var..</p>
<p>Daha da ileri giderek dinine, milletine ve bütün insanlığa iyilikten başka bir düşüncesi bulunmayan masumlara ölüm fermanı fetvalar düzen ve bununla da tıpkı Hz. Hüseyin efendimizi şehit edip bir valilik kapmaya çalışan zavallılar gibi, ben de bir şeyler kapabilir miyim niyetiyle siyasilere yalakalık yapan sözüm ona ilim adamı kılıklı soytarılar var..</p>
<p>Bizler, o asırda yaşanan büyük depremin ardçı şoklarını yaşıyoruz bu gün..</p>
<p><strong>Kerbelâ’da Hz. Hüseyin şehid edilip mübarek başı, Yezid’in Kûfe ve Basra vâlisi Ubeydullah İbni Ziyâd’ın önüne getirildiği zaman, sahabeden Zeyd İbni Erkam da orada bulunuyordu. İbni Ziyâd elindeki deynekle Hz. Hüseyin’in ön dişlerine vurmaya başlayınca Zeyd dayanamadı:</strong></p>
<p>&#8211; <strong>Çek şu deyneğini! Ben o dişleri Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in öptüğünü gözlerimle gördüm, dedi ve bu vahşilik ve gaddarlık karşısında hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.</strong></p>
<p>Vâliden daha çok bir hayduta benzeyen İbni Ziyâd onun bu sözlerine kızdı:</p>
<p>&#8211; Eğer yaşını başını almış bir ihtiyar olmasaydın boynunu vururdum, diye çıkıştı.</p>
<p>Zeyd İbni Erkam böyle gürültülere pabuç bırakacak adam değildi. O haksızlık karşısında susmanın dilsiz şeytanlık olduğunu Resûlullah’dan öğrenmiş bir insandı.</p>
<p><strong>Kalkıp giderken oradakilere şöyle haykırdı:</strong></p>
<p><strong>&#8211; Ey Araplar! </strong></p>
<p><strong>Siz bundan sonra birer kölesiniz</strong>. <strong>Siz Fâtıma’nın oğlunu şehid ettiniz, (vali İbni Ziyâd’ı kastederek) Mercâne’nin oğlunu da kendinize emir ve hâkim yaptınız. Halbuki o sizin hayırlılarınızı öldürmüş, kötülerinizi de kendisine kul yapmak istemiştir. Siz bu zillete razı oldunuz. Zillete razı olan kahrolsun!.</strong>. (Riyayu’s-Salihin şerhi)</p>
<p>O gün yiğitçe ve korkusuzca bu sözleri söyleyen Zeyd ibn Erkam vardı orada..</p>
<p>Bu gün ise maalesef memleketimizde yaşanan bunca zulümlere karşı, zalim idarecilere benzer sözleri söyleyebilecek, bir elin parmakları kadar bile şahsiyetli kimse kalmadı..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/allahtan-korkun-da-ehl-i-beytime-saygili-davranin-prof-dr-muhittin-akgul/">Allah’tan korkun da Ehl-i Beyt’ime saygılı davranın! | Hüseyin Yağmur</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kardeşin Kardeşle İmtihanı: Cemel &#124; Reşit Haylamaz</title>
		<link>https://hizmetten.com/kardesin-kardesle-imtihani-cemel-resit-haylamaz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Sep 2020 16:00:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[cemel]]></category>
		<category><![CDATA[Kardeş]]></category>
		<category><![CDATA[Kerbela]]></category>
		<category><![CDATA[Muharrem]]></category>
		<category><![CDATA[Reşit Haylamaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=13565</guid>

					<description><![CDATA[<p>Fotoğrafın bütününü görebilmek için Cemel yoluna devam ediyoruz… Hatırlarsanız, yol ayrımına gelinmiş ve taraflar arasında karşılıklı bir sulh akdi sağlanmıştı. Bütün içtenliğiyle samimiyetin ortaya konulduğu böyle bir zeminde şimdi sırada&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kardesin-kardesle-imtihani-cemel-resit-haylamaz/">Kardeşin Kardeşle İmtihanı: Cemel | Reşit Haylamaz</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Fotoğrafın bütününü görebilmek için Cemel yoluna devam ediyoruz… Hatırlarsanız, yol ayrımına gelinmiş ve taraflar arasında karşılıklı bir sulh akdi sağlanmıştı.</p>
<p>Bütün içtenliğiyle samimiyetin ortaya konulduğu böyle bir zeminde şimdi sırada geri dönmek vardı. İki taraf da ikna olmuş ve evli evine köylü de köyüne dönecekti.</p>
<p>İşin burasında Âişe Validemiz’de (radıyallahu anhâ), alışık olunmayan bir değişiklik görülmeye başlandı. Ciddi bir nedamet içindeydi ve her halinden pişmanlık süzülüyordu! Hiç vakit kaybetmeden sordu:</p>
<p>“Burası neresi?”</p>
<p>“Hav’eb!” diye cevapladılar.</p>
<p>Eli-kolu kırılıvermişti sanki. Büyük bir üzüntüyle, “Hav’eb mi!?” diyerek duyduğunu teyid etmek istedi ve ardından ilave etti: “İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râci’ûn!”</p>
<p>Halinden, dediklerinden ve durup dururken bir anda soluvermesinden kimse bir şey anlamadı. Bir farkla ki şimdi, önceki hâlinden daha da mahzun duruyordu. Sanki aldığı cevap daha da üzmüştü O’nu; endişe ve merakı, telaş ve ürpertiye dönüşmüş, ellerini birbirine vurarak dövünüp duruyordu.</p>
<p>Pür-dikkat bekliyor, bu değişimin sebebini öğrenmek istiyorlardı. Çok geçmeden, hüzün ve pişmanlık yüklü şu cümle döküldü dudaklarından:</p>
<p>“Vallahi, Hav’eb köpeklerinin sahibi benmişim meğer; hemen dönmemiz lazım!”</p>
<p>Yine bir şey anlamamışlardı. Üstelik mesele daha da girift hâle gelmiş ve son cümleyle birlikte meraklar daha da artmıştı. Bakışlarıyla adeta, “Olup bitenleri anlatmadan bir adım atmayız,” demek istiyorlardı.</p>
<p>Çaresizdi ama hakperestlikten de ödün vermiyordu. Döndü ve nihayet, “Ben Resûlullah’tan (sallallahu aleyhi ve sellem) duydum.” diye başladı sözlerine. “Hâne halkını kastederek bir gün, ‘Vay, aranızdan birisinin haline ki Hav’eb köpeklerinin sesleri yükseldiğinde aklı başına gelecek!’ buyurmuştu. Hatta o gün ben, bir miktar tebessüm etmiştim de bana, ‘Dikkat et ey Hümeyra! Sakın o sen olmayasın!’ ikazında bulunmuştu.”</p>
<p>Mesele şimdi anlaşılıyordu; meğer Annemiz’i hüzne boğan şey, kulağına gelen Hav’eb köpeklerinin sesiydi! Neredeyse yüzünde renk kalmamış, damarlarındaki kanın çekildiğini hissediyordu. Hem pişman hem de perişandı; dün verilen gaybî bir haberin bugün zuhûru karşısında bir taraftan, “Sadakte yâ Resûlallah!” diye haykırsa da diğer yanda o gün kastedilenin kendisi oluşu bitirmiş O’nu!</p>
<p>Geri dönüş kararının ne kadar isabetli olduğu şimdi daha iyi anlaşılıyordu; geceyi burada geçirecekler ve sabahın ilk ışıklarıyla birlikte Medîne’nin yolunu tutacaklardı.</p>
<p>Olmadı!</p>
<p>Derler ya yangını başlatabilir veya halkı sokağa dökebilirsiniz ama gidişatı kontrol garantiniz yoktur!</p>
<p>O gün de öyle oldu.</p>
<p>Fırsat kollayan ve işin başından beri yalan üzerinde bir dünya inşa edip insanları kamplara ayırmayı ve kardeşi kardeşle vurmayı planlayan irade iş başındaydı. Gelinen noktadan geriye dönüşün olmaması gerektiğinin farkındalardı ve Şeytan’a şapka çıkartacak yeni bir oyun kuruyorlardı!</p>
<p>Ne de olsa onlar için bu, hayat-memat meselesiydi; aksi taktirde biteceklerdi! Her ne kadar sokağa hâkim olsalar da içeride vahdeti temin eden hilâfet makamının önünde daha fazla duramazlardı!</p>
<p>Yeri geldiğinde en vahşi hayvanların bile kenara çekildiği yerde vahşette sınır tanımayan bir plan kurgulamışlardı. Kılık değiştirecek ve gecenin karanlığında iki tarafa birden saldıracaklardı! Hazreti Ali (radıyallahu anh) ve yanındakilere saldırırken Âişe Validemiz’in (radıyallahu anhâ) adını, Âişe Validemiz ve yanındakilere saldırırken de parola olarak Hazreti Ali’nin adını kullanacaklardı! O gün ellerinde olsaydı, adam gönderip karşı taraftan bir diğer safa füze de fırlatır, infial meydana getirebilmek için yeri geldiğinde en temel mabedi de yıkarlardı!</p>
<p>Zâhirî görüntüye göre sokağın nabzını elinde tutan görünürdeki aktör, hırs küpü ve zaaflarının esiri İbn-i Sebe’yi aşkın bir plandı bu! Arkasında, binlerce yıllık bir devlet geleneği ve imkanları olmadan cesaret edilemeyecek bir kurguydu, aynı zamanda.</p>
<p>İçinde binlerce Sahâbe olan cemaatin hiç aklına gelmeyecek, hatta insanlıktan nasibi olan hiç kimsenin ihtimal vermeyeceği bir ihanetti.</p>
<p>İnsan olan bunu yapar mı?</p>
<p>Zaten, insanlığı suretinden ibaret sırtlanlar yapıyordu! Âyet ve Hadîs kullanarak figüre ettikleri, dinî argümanlarla galeyana getirip sokağa çektikleri kuru kalabalıkları da süfli emellerine meze olarak kullanıyorlardı!</p>
<p>Dediklerini yaptılar, karanlığın en koyu demlerinde iki tarafa birden saldırıverdiler! Planladıkları gibi Âişe Validemiz (radıyallahu anhâ) ve beraberindekilere saldıranlar, kendilerini Hazreti Ali’nin (radıyallahu anh) askerleri olarak tanıtıyor, Hazreti Ali’ye saldıranların kirli ağızlarında ise Âişe Validemiz’in adı dolaşıyordu!</p>
<p>Her dönemde olduğu gibi yine maskeler ardına gizlenmiş ve mertçe er meydanına inme cesareti gösteremeyen insan suretli sîret değiştirmiş mahluklar, hayırda ittifak edip ahd ü peymanını yenilemiş dünyanın şahidi olduğu en samimi iki cemaati, karmakarışık bir savaşın içine çekiyordu! Aslında bu savaş, sanıldığı gibi Hazreti Ali ile Hazreti Âişe (radıyallahu anhümâ) ve onlar etrafında temerküz eden hasbîlerin savaşı değildi; hakikat düşmanı Allah belası bir iradenin, fütüvvet sürecindeki İslâm ile savaşıydı!</p>
<p>Bir de senaryo gereği ortalıkta dolaşan “felâket tellalları” vardı; kendilerine ihanet edildiğini tekrarlayıp “imdât” dileneceklerdi! Filmin hangi dakikasında seyircinin ne türlü bir tepki vereceğinin hesabını yapan senarist, yine iş başındaydı. Hiç olmaması gereken bu fiili durum karşısında herkes, bir diğerine “hâin” nazarıyla bakacak ve bu yara bir daha kapanmayacaktı!</p>
<p>Kendi ikbali için kalabalıklara sinek muamelesi yapan şark kurnazlığı bir kez daha hortlamıştı; göz gözü görmeyen gece karanlığında büyük bir panik oluşmuş ve kan gövdeyi götürüyordu!</p>
<p>Kitlelerin aklını kilitleyen bir taktikti bu. Öyle ki canını kurtarmak isteyenin, kılıcına sarılmaktan başka çaresi yoktu!</p>
<p>Cemel’in pimi çekilmişti!</p>
<p>Daha birkaç saat öncesinde yollar, karşılıklı sulh akit edilerek ayrılmamış mıydı?</p>
<p>Aklı başında olanların, “Durun! Yapmayın!” diye yankılanan itidâl çağrıları çoktan anlamını yitirmiş, kimsenin bunu duyacak mecâli kalmamıştı. Hislerin galip geldiği yerde akıl ve muhakeme atâlete uğramıştı, zira ne gelip de kendilerinden yardım dilenenlerin kim olduğunu sormak akla geliyor ne de kalabalığa saldıranların yüzüne bakıp tefrik etmeyi düşünebiliyorlardı!</p>
<p>Ok yaydan çıkmıştı. Kimin kime vurduğu belli olmayan bu can pazarında, can kardeş, kan kardeş, Rabbi bir, kitabı bir, peygamberi bir, inancı bir, kıblesi bir, binlerce müşterek birlikteliği olan vahdet cemaati, birbirine kılıç kaldırmış, daha kötüsü ortadan ikiye bölünmüştü!</p>
<p>Neredeyse her yıl birbiriyle yaka-paça olan Bizans ve Acem diyarının bayramıydı, o gün…</p>
<p>Artık ne Halîfe Hazreti Ali’nin nasihatleri ne de Âişe Validemiz ile Hazreti Talha ve Hazreti Zübeyr’in (radıyallahu anhüm) gayretleri bir fayda veriyordu.</p>
<p>Akan her damla kan, yeşeren ümitleri de alıp götürüyor, kimsenin kimseye itimadının kalmayacağı karanlık bir gece yaşanıyordu! Öyle bir can pazarı ile karşı karşıya idiler ki müdafaa için kılıç kullanmadıklarında canlarından olacak, intikam duygusuyla hareket edip karşı saflara saldırdıklarında da kardeş kanına girmiş olacaklardı.</p>
<p>Ne çetin ne müthiş bir imtihandı bu!</p>
<p>Bu arada, İbn‑i Sebe’ ve adamları Âişe Annemiz’e de (radıyallahu anhâ) yönelmiş, onun üzerine bindiği hevdeci oklarının hedefi hâline getirmişlerdi. Lafa geldiklerinde “Anne” dedikleri Annemiz’i (radıyallahu anhâ), mü’minlerin annesini de öldüreceklerdi! O kadar atmışlardı ki içinde bulunduğu hevdec, saplanan oklarla kirpi gibi olmuştu! Annemiz, “Allah! Allah! Allah’tan korkun! Yarınki hesap gününü hatırlayın!” diyordu ama onu da duyan yoktu.</p>
<p>Hazreti Ali’nin yüreği ağzına gelmişti. Ayakta duran devenin üzerinde açık hedef hâline gelen Âişe Validemiz’i kurtarmak için üzerine bindiği deveyi yere indirmek gerekiyordu ki o gün bu yiğitliği de yine Hazreti Ali (radıyallahu anh) yapacaktı.</p>
<p>Ne var ki bu arbedede o gün, sadece Annemiz’i korumak için yetmiş can şehîd düştü.</p>
<p>Hedef haline getirilen deveden dolayı adına “Cemel” denilen bu gece, her geceden daha karanlıktı. Sahâbe’nin önde gelenleri dahil bu arbedede, Kur’ân’ın nüzûlüne şahit olmuş, Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) rahle-i tedrisinde yetişmiş veya saff-ı evveli teşkil eden ashâbın terbiyesinden geçmiş on binden fazla insanın hayatı son buldu.</p>
<p>Kıyılan bir canın (Hazreti Osmân) hesabını sormak için çıkılan yolun bedeli çok ağır oldu. Şüphesiz, şartların bu kadar çetin olduğu demde her iki tarafın duyarlılığı meseleye hâkim olmasaydı, bu bedel çok daha vahim olacaktı! İç unsurları harekete geçirip kendilerini her daim görünmez kılabilen oyun kurucuların planladığı ardı arkası gelmez vahşet sarmalını, şüphesiz o geceki bu duyarlılık bozdu.</p>
<p>Nasıl mı?</p>
<p>Onu da haftaya konuşalım.</p>
<p><strong>Kaynak:Reşit Haylamaz | TR724</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kardesin-kardesle-imtihani-cemel-resit-haylamaz/">Kardeşin Kardeşle İmtihanı: Cemel | Reşit Haylamaz</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kerbela, nübüvvete veraset ve devlet &#124; Veysel Ayhan</title>
		<link>https://hizmetten.com/kerbela-nubuvvete-veraset-ve-devlet-veysel-ayhan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Sep 2020 13:00:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Kerbela]]></category>
		<category><![CDATA[Muharrem]]></category>
		<category><![CDATA[veysel ayhan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=13450</guid>

					<description><![CDATA[<p>Muharrem ayı Kerbela’nın hatırlanma vaktidir. Kerbela ne ilktir ne de son. Kur’an, “zâlim ve cahil” olarak tanımladığı “insan” yeryüzünde yaşadığı sürece Kerbela prototipi örneklenmeye devam edecek. Hz. Hüseyin ve ailesine&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kerbela-nubuvvete-veraset-ve-devlet-veysel-ayhan/">Kerbela, nübüvvete veraset ve devlet | Veysel Ayhan</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Muharrem ayı Kerbela’nın hatırlanma vaktidir. Kerbela ne ilktir ne de son. Kur’an, “zâlim ve cahil” olarak tanımladığı “insan” yeryüzünde yaşadığı sürece Kerbela prototipi örneklenmeye devam edecek.</p>
<div class="SbgukfqN"></div>
<p>Hz. Hüseyin ve ailesine Kerbela’da yapılan zulümler herkesin malumu.</p>
<p>Ben birkaç cümle ile başka bir yanından bahsedeceğim.</p>
<p>Kerbela şehitlerinin ikincisi Abdullah B. Umeyr’dir. Kûfe’ye gelir. Bi’ru’l-Abd mevkiinde bir ev alır ve ailece güzel bir hayat yaşamaya başlar. Bir gün Hz. Hüseyin’e karşı bir ordu toplandığını duyar ve <i>“Allah’a yemin ederim ki müşriklere karşı cihat etmeyi çok istiyordum; Peygamber evladıyla savaşa giden bu topluluğa karşı savaşmanın sevabı, müşriklere karşı savaşmanın sevabından daha az olmasa gerek!” </i>der ve hanımını da yanına alarak gece yola çıkar. Muharrem’in 7. gecesi Kerbela’ya varıp Hz. Hüseyin’in ordusuna katılır.</p>
<p>Abdullah B. Umeyr, çatışma başladığında ilk şehit olanlardandır. Eşi Ümmü Vahap şehit eşinin başına koşar. Eşinin yüzündeki kan ve toprağı temizlerken lanet olası Şimr’in emriyle Rüstem isimli bir köle elindeki topuzla kadının başına ağır bir darbe indirir. Ve Ümmü Vahap da eşinin yanı başında şehit olur.</p>
<p>Ahmet Cevdet Paşa bu olayı naklettikten bize bugünleri de işaret eden şu değerlendirmeyi yapar:</p>
<p><b><i>“Müşriklerin kadın ve çocuklarına bile saldırmak dinen yasaklanmış, aklen kötü görülmüş iken bir Müslüman kadın hakkında bu çirkin muamelenin yapılması mel’unun kalbinin ne kadar kararmış ve kızgınlıktan ne derece gözü dönmüş olduğuna yeterli bir delildir.” </i></b></p>
<p>Saltanat, devlet ve iktidar öyle korkunç bir tutku, öyle baş döndüren bir şehvettir ki bu girdaba kendini kaptıran biri karşısına değil peygamber torunu, peygamberin kendisi çıksa fark etmez. Fırsatını bulduğu an ezer geçer.</p>
<p>Zulüm Kerbela’da olanlarla bitmez. Ardından Yezit orduları, Medine’yi kuşatır. Çünkü halk “Yezîd’in kulu ve kölesi olarak” cümlesiyle Yezid’e biat etmemiştir. Vaktiyle Hendek savaşında müşriklerin saldırısını önlemek için açılan hendekler bu defa Müslüman olduğunu iddia eden Yezid ordusu için açılır. Ordunun içinde 500 Rum askerinin de olduğu söylenir.</p>
<p>Şehir halkı düzenli orduya karşı koyamaz. Yezid, Medine’yi “mubah” ilan eder. Medine üç gün talan edilir. Her taraf yağmalanır. O tarihte hayatta olan Enes b. Mâlik’in rivayetine göre içinde hafızların da olduğu 300 sahâbî şehit edilir. Halkın mal ve mülkü gasp edilir. Meşhur sahabi Ebû Saîd el-Hudrî’nin evinde yağmalanacak eşya bulamayan Yezit askerleri öfkeden sakalını yolarlar. O gün Mescid-i Nebevî’de namaz kılınmaz. Hatta pek çok tarihçinin doğruladığı yürek dağlayan tecavüz hadiseleri yaşanır. Bir yıl sonra doğan çocuklara “Evlâdü’l-Harre”denir.</p>
<p>Ertesi gün Yezid’in komutanı Müslim b. Ukbe, Kuba’da Medineliler’den “Yezîd’in kulu ve kölesi olarak” sözüyle biat alır. Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer zamanında olduğu gibi, “Allah’ın kitabı ve nebîsinin sünneti üzerine biat ederim” demekte ısrar eden sahabiler ise şehit edilir.</p>
<p>Zulüm yine bitmez. Yezid orduları Mekke’yi kuşatır. Şehir iki ay mancınıklarla dövülür. Kâbe yıkılmaya yüz tutar, tahrip olur. Kuşatma Yezid’in ölüm haberi gelene kadar sürer. Yezid gider sonraki yıllarda Haccac-ı Zâlim gelir. Müslümanlar en büyük zulmü “Müslüman görünümlü” Yezidlerden görür. Her denaet Müslüman kisvesiyle yapılır. Haccac’ın Kur’an rahat okunsun diye “hareke” koydurmada payı olduğu söylenir. Yezid’in ise iyi aşir okuduğu anlatılır.</p>
<p><b>KERBELA’NIN SÖZCÜK ANLAMI</b></p>
<p>Kerbela ve sonrası o kadar elim hadiseler yaşanır ki insanlar arasında <b>“İslamiyet doğduğu topraklara gömüldü”</b> cümlesinin konuşulduğu kitaplara geçer. Ortalığı saran fitneler, toz ve dumana bakan için manzara buydu. Ufukta ümit va’deden hiçbir şey yoktu.</p>
<p><b>“Her yer Kerbela, her gün aşure”</b> sözü o zamandan kalma.</p>
<p>Ümit bağlanacak tek şey mazlumların günlündeki iman ve Allah’a teveccühtü.</p>
<p>Tarih boyunca “veraseti nübüvveti” temsil edenler yani hayatlarını iyi ve doğrunun yayılmasına adayanlar hep Kerbelalarla karşılaştı. Kerbela hikmet barındıran bir kelime. Belki de önemli bir anlam tevafuku. “Buğdayı ayıklamak ve temizlemek” anlamına gelen “kerbele” kökünden geliyor. Olayın kaderi yönü de bu anlamı teyid ediyor.</p>
<p>Kerbela’nın hikmetini Hz. Bediüzzaman şöyle izah ediyor:</p>
<p><b>“Saltanat-ı dünyeviye Âl-i Beyte yaramaz; vazife-i asliyesi olan hıfz-ı dini ve hizmet-i İslâmiyeti onlara unutturur. Halbuki, saltanatı terk ettikleri zaman, parlak ve yüksek bir surette İslâmiyete ve Kur’ân’a hizmet etmişler.</b><b><br />
</b><b>İşte, bak: Hazret-i Hasan’ın neslinden gelen aktablar, hususan Aktâb-ı Erbaa ve bilhassa Gavs-ı Âzam olan Şeyh Abdülkadir-i Geylânî ve Hazret-i Hüseyin’in neslinden gelen imamlar, hususan Zeynelâbidin ve Cafer-i Sadık ki, herbiri birer mânevî mehdî hükmüne geçmiş, mânevî zulmü ve zulümatı dağıtıp envâr-ı Kur’âniyeyi ve hakaik-i imaniyeyi neşretmişler, cedd-i emcedlerinin birer vârisi olduklarını göstermişler.”</b></p>
<p>Hz. Bediüzzaman’a göre asıl zulüm ve zulümat maddi olan değil, “mânevî” olandır.  Saltanat ve devlet “<b>hıfz-ı dini ve hizmet-i İslâmiyeti” </b>unutturur. Siz birer Hz. Hüseyin olarak, en safi niyetle bile yola çıksanız saltanat buna izin vermez.</p>
<p>Bediüzzaman Hazretleri devletin çürütme tehlikesini şöyle ifade eder:</p>
<p><b>“Hilâfet ve saltanata geçen, ya nebî gibi mâsum olmalı veyahut Hulefâ-i Râşidîn ve Ömer ibni Abdülâziz-i Emevî ve Mehdî-i Abbâsî gibi harikulâde bir zühd-ü kalbi olmalı ki, aldanmasın.”</b></p>
<p>Bir insan böyle değilse aldanır ve çürür.</p>
<p>Kader, Ehli Beyti saltanat ve devletten sakındırdı. “Veraseti nübüvveti” temsil edenler, sebepler açısından Yezidler eliyle devletten uzak tutuldu. Böylece o günün yüzlerce, binlerce pırıl pırıl insanı “Kerbela” ile devletin çürütücülüğünden, gücün zehirlemesinden korundu. Halife olmak, Şam’a, Halep’e, Kûfe’ye vali olmak, kadı olmak, vergi tahsildarı olmak gibi “<b>vazife-i asliye”</b>den olmayan riskli işler yerine ilim ve irfana sarıldılar. İnsani kemalât yollarına sülûk ettiler.</p>
<p>Böylece Cafer-i Sadık’lar, Muhammedü’l-Hanefiyye’ler, Zeynelabidin’ler, İmam Zeyd’ler cebri olarak Saray’a intisaptan korunmuş oldu.</p>
<p>Kerbela’nin bir diğer anlam tevafuku “ayakların yumuşak zemine batması”dır.</p>
<p>Neşri hak için yola çıkanlar için devlet ve saltanat, çamurda boğulmaktan öte bir anlam ifade etmez.</p>
<p>“İslam’ın altın çağı” devletle, iktidarla ufkunu kirletmemiş kutup yıldızı mahiyetindeki bu insanlarla gerçekleşti.</p>
<p>Ebû Hanife, Esved, Alkame, Süfyan-ı Sevrî, Mesruk, Hasan Basrî, İbrahim Edhem ve Bişr-i Hafî’ler;</p>
<p>Câbir b.Hayyan, Hârizmi, Kindi, El Câhiz, Zehrâvî ve İbni Sinalar;</p>
<p>Farabi, İbn Miskeveyh, İbn-i Rüşd’ler ve daha niceleri bu iklimde yetişen erişilmez dimağlarıdır.</p>
<p>O günkü Kerbela’dan bugüne geldiğimizde farklı bir şey görmüyoruz.</p>
<p>Veraseti nübüvveti temsil eden kutlu bir nesil için Kader; Kerbela’nın “buğdayı ayıklamak ve temizlemek” anlamıyla tecelli etti.</p>
<p>O günden daha külli bir Kerbela yaşandı ve hala yaşanıyor.</p>
<p>Kader geleceği örgüleyeceği bahar tohumları için saltanat ve iktidardan uzak bir mevsimi benzer bir ağır ikazla takdir etti.</p>
<p>Geriye Kerbela’nın bu hikmetinden ders alıp yola koyulmak kalıyor.</p>
<p><strong>Kaynak:Veysel Ayhan | TR724</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kerbela-nubuvvete-veraset-ve-devlet-veysel-ayhan/">Kerbela, nübüvvete veraset ve devlet | Veysel Ayhan</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Muharrem ayı ve Aşura Günü &#124; Melih Genç</title>
		<link>https://hizmetten.com/muharrem-ayi-ve-asura-gunu-melih-genc/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 29 Aug 2020 10:00:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Kerbela]]></category>
		<category><![CDATA[Melih Genç]]></category>
		<category><![CDATA[Muharrem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=13416</guid>

					<description><![CDATA[<p>Muharrem, Hicri takvimin ilk ayıdır. Aşure günü denilen Muharrem ayının onuncu gününde, tarihte pek çok önemli olayın meydana gelmiştir.  Hazreti Adem’in tövbesinin kabulü, Hazreti Nuh’un gemisinin tufandan kurtulup Cudi Dağı’nın&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/muharrem-ayi-ve-asura-gunu-melih-genc/">Muharrem ayı ve Aşura Günü | Melih Genç</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Muharrem, Hicri takvimin ilk ayıdır. Aşure günü denilen Muharrem ayının onuncu gününde, tarihte pek çok önemli olayın meydana gelmiştir.  Hazreti Adem’in tövbesinin kabulü, Hazreti Nuh’un gemisinin tufandan kurtulup Cudi Dağı’nın tepesine oturması, Hazreti İbrahim’in ateşten kurtulması, Hazreti Yakub’un oğlu Hazreti Yusuf’a kavuşması ve Hazreti Musa’nın Firavun’un tasallutundan necatı. Nitekim, Peygamberimiz Aleyhissalatü Vesselam Medine’ye hicret buyurduktan sonra orada yaşayan Yahudilerin oruçlu olduklarını öğrendi. ”Bu ne orucudur?” diye sordu.  Yanındakiler, Yahudiler, “ Bugün Allah’ın Musa’yı düşmanlarından kurtardığı Firavun’u boğdurduğu gündür. Hz.Musa (a.s) şükür olarak bugün oruç tutmuştur” dediler.  Bunun üzerine Resulullah Aleyhissalatü Vesselam da “ Biz, Musa’nın sünnetini ihyaya sizden daha çok yakın ve hak sahibiyiz” buyurdu ve o gün oruç tuttu, tutulmasını da emretti.</p>
<p>Rasül-ü Ekrem ( Sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz, Muharrem ayında oruç tutmanın faziletine dair beyanlarda bulunmuştur. Bu hususta bu ayın dokuz, on ve on birinci günlerinde oruç tutmayı tavsiye etmiştir. Aşura gününde tutulan orucun, geçen bir yıl boyunca işlenen hata ve günahların bağışlanmasına vesile olabileceğini müjdelemiştir.Muharrem ayı ve Aşura Günü, Ehl-i Kitap olan Hristiyan ve Yahudiler tarafından da mukaddes sayılırdı.. İbn Abbas konuyla ilgili şu rivayeti aktarmıştır “ Rasulullah, Aşura günü oruç tutup, bize de oruç tutmamızı emrettiği zaman sahabiler kendisine, Ey Allah’ın Resulü! Bugün, Yahudilerle Hristiyanların tazim ettikleri bir gündür. Dediler. Bunun üzerine Rasullullah, öyleyse biz de gelecek sene dokuzunda oruç tutarız buyurdu.</p>
<p>İslam öncesi Cahiliye dönemi Arapları arasında Muharrem ayının dokuz ve onuncu günü mukaddes bir gün olarak biliniyor ve oruç tutuluyordu. Bu hususta Hazret-i Aişe validemiz şöyle söylemiştir “ Aşura, Kureyş Kabilesi’nin Cahiliye döneminde oruç tuttuğu bir gündü. Resulullah da buna uygun hareket ediyordu. Medine’ye hicret edince bu orucu devam ettirmiş ve başkalarına da emretti. Fakat Ramazan orucu farz kılınca kendisi Aşura gününde oruç tutmayı bıraktı. Bundan sonra Müslümanlardan isteyen bugünde oruç tuttu, isteyen tutmadı.“ ( &#8216;Buharı, Savm: 69.)</p>
<p>O zamanlar henüz Ramazan orucu farz kılınmadığı için Peygamberimiz ve Sahabeleri vacip olarak o günde oruç tutuyorlardı. Ramazan orucunun farz kılınmasının ardından Aşura orucu sünnete bir oruç olarak kaldı.  Ayrıca sahabelerin bazıları efendimize “Ramazan’dan sonra ne zaman oruç tutmamı tavsiye edersiniz”? beyanında bulundu. Peyfamberimiz Aleyhissalatü Vessalam, “ Muharrem ayında oruç tut. Çünkü o Allah’ın ayıdır. Onda öyle bir gün vardır ki, Allah o günde bir kavmin tevbesini kabul etmiş ve o günde başka bir kavmi de affedebilir” buyurdu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gerek Yahudilere benzememek, gerekse orucu tam Aşura Gününe denk getirmemek için, Muharrem’in dokuzuncu, onuncu ve on birinci günlerinde oruç tutulması tavsiye edilmiştir. Bu manadaki bir hadisi İbni Abbas rivayet etmektedir. Müstehap olan, Aşura Gününü ortalayarak, bir gün önce veya bir gün sonra oruç tutmaktır. Bu günde oruçtan başka hayır, hasenat ve sadaka gibi güzel adetlerin de yaşatılması gerekmektedir. Peygamberimiz, Mü’minin aile efradına Aşura Gününde her zamankinden daha çok ikramda bulunmasını tavsiye etmiştir.  Konuyla ilgili bir hadiste “Her kim Aşura Gününde ailesine ve ev halkına ikramda bulunursa, Cenab-ı Hak da senenin tamamında onun rızkına bereket ve genişlik ihsan eder. “ Bu aile mefhumunun içine akrabalar, yetimler, kimsesizler, konu komşular da girmektedir.</p>
<p>Aşura gününün manevi ve berraklığı üzerinde Kerbela karanlığının kesafeti de görülmektedir. 61. Hicret yılının Muharrem’ine ait 10. Gününde Hazret-i İmam Hüseyin ( r.a) 55 yaşında iken Sinan bin Enes tarafından Kerbela’da şehit edilmiştir.</p>
<p>Hizmetten | Melih Genç</p>
<p>[1] – Buhari, Savm, 69; Müsned, 6/244.</p>
<p>[2] –  Buhari, Savm, 69; Müslim, Sıyam, 127; Ebu Davud, Savm, 63.</p>
<p>[3] –  Buharî, Savm, 69; Müslim, Sıyam, 116; Muvatta, Sıyam, 34.</p>
<p>[4] – Müsned, 1/241.</p>
<p>[5] – İbni Abidin, Terc. 1/114.</p>
<p>[6]  – Buhari, Savm 47.</p>
<p>[7] –  Cami’üs-Sağîr, 6/ 235.</p>
<p>[8] –  İbni Abidin, Terc. 15/557.</p>
<p>[9] -Beyhaki Şuabü’l İman’da, (3797). İbni Abbas’tan zayıf isnadla merfu hadis olarak rivayet etmiştir.</p>
<p>Ayrıca bkz: Nasbu’r Raye, 2/455-456).</p>
<p>[10] – Hidaye, Kitabu’s Savm, 1/151</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/muharrem-ayi-ve-asura-gunu-melih-genc/">Muharrem ayı ve Aşura Günü | Melih Genç</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kerbelâ ve Aşûre’nin önemi &#124; Halil Şimşek</title>
		<link>https://hizmetten.com/aleviler-ve-sunniler-acisindan-kerbela-ve-asurenin-onemi-halil-simsek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Aug 2020 10:00:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi]]></category>
		<category><![CDATA[Aşura]]></category>
		<category><![CDATA[Aşure]]></category>
		<category><![CDATA[halil simsek]]></category>
		<category><![CDATA[Kerbela]]></category>
		<category><![CDATA[Muharrem]]></category>
		<category><![CDATA[Sünni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=13379</guid>

					<description><![CDATA[<p>Alevîler ve Sünnîler açısından Kerbelâ ve Aşûre’nin önemi 29 Ağustos Cumartesi günü Aşûre günü. Hadisi şerifte övülen bu müstesna günlerde sünnîler aşure yapıp, dağıtıyorlar. Cuma- Cumartesi veya Cumartesi-Pazar gününde aşure orucu tutacaklar. Alevî&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/aleviler-ve-sunniler-acisindan-kerbela-ve-asurenin-onemi-halil-simsek/">Kerbelâ ve Aşûre’nin önemi | Halil Şimşek</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3 style="font-weight: 400;">Alevîler ve Sünnîler açısından Kerbelâ ve Aşûre’nin önemi</h3>
<p style="font-weight: 400;">29 Ağustos Cumartesi günü <strong>Aşûre günü</strong>. Hadisi şerifte övülen bu müstesna günlerde sünnîler aşure yapıp, dağıtıyorlar. Cuma- Cumartesi veya Cumartesi-Pazar gününde <strong>aşure orucu</strong> tutacaklar.</p>
<p style="font-weight: 400;">Alevî vatandaşlarımız da Muharremde “<strong>yas orucu</strong>” veya “<strong>12 imam</strong>” orucu tutuyorlar. Şükrancelik, “kurban tığlıyorlar.”</p>
<p style="font-weight: 400;">Aşure günlerinin Alevi ve Sünniler arasında yakınlaşmaya vesile olabilmesi için birbirimizi anlamaya çalışmalı, konumumuza saygı duymalıyız.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu günler <strong>Kerbelâ</strong> günleridir.</p>
<p style="font-weight: 400;">“Kerbelâ” mağdurları gibi sevgiye ve birbirimize yakınlaşmaya, tanışmaya muhtaç ve susamış durumdayız&#8230;</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu gün Sıffin, Cemel, Nehrevan, Kerbela olaylarını hatırladıkça elimizi dizimize vurup “keşke yaşanmasaydı, keşke Müslüman Müslümanın kanını dökmeseydi” diyoruz.</p>
<p style="font-weight: 400;">Gelecekte de aynı şekilde keşke demeyecek şekilde, hayatı süzerek, bilinçli yaşamamız gerekiyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Avrupa’daki insanlarımız ve topyekün insanlığın huzuru adına, Ehl-i Beyt sevgisi ve Kerbela gibi ortak konularda bir mutabakat sağlayarak bir araya gelmemiz, karşılıklı olarak “konuma saygılı” davranmamız gerekir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Geçmişteki kavga sebeplerini bugüne taşıyarak yeni çatışmalara meydan vermememiz ve asla birbirimizi suçlayıcı söz, tavır ve davranışlara girmememiz gerekmektedir.  Maraş, Çorum ve Sivas yaşanmasın.. ders alınsın. Çorum olaylarını yaşamış bir insan olarak bu sözlerimde ciddi olduğumu düşünüyorum.</p>
<p style="font-weight: 400;">“Muharrem ayı vesilesiyle oruç tutulabilir, iftar sofralarında bir araya gelinebilir, aşûre ikram edilip ağızlar tatlandırılabilir; Alevîler ve Sünnîler bir masa etrafında bir araya getirilerek bir halka teşkil etmeleri sağlanabilir. Sonra da orada Ehl-i Beyt’in ve Kerbelâ şehitlerinin faziletleri, bilhassa Hazreti Hüseyin’in derinliği anlatılarak onlarla bütünleşme ve onlar gibi olmaya çalışma yolunda bazı meselelerin müzakereleri yapılabilir. Aksi halde, kadere taş atma da sayılabilecek şekilde sadece matem havasına bürünmenin ve yas tutmanın bir sevabı söz konusu değildir.”</p>
<p style="font-weight: 400;">“Lü’lülerin elleri kurusun.. İbn-i Mülcemlerin elleri kurusun.. Şimirlerin elleri kurusun… Ne var ki, onların yaptıkları şeylerden dolayı –biraz da garaz duygularını işin içine sokup– başkalarına sövmek ve bir zümreyi karalamak insana sevap kazandırmaz.</p>
<p style="font-weight: 400;">Faydalı ve sevaplı bir iş yapmak istiyorsak, Ehl-i Beyt’i hayırla anabilir, onlara dualar edebilir, mevlidler okutabilir, hatimler yapabilir ve daha başka hayr ü hasenât ortaya koyup sevaplarını onlara bağışlayabiliriz.” (Muharrem ve Kerbelâ |Herkul.org)</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Gelin canlar birlikte bir aşure çorbası yapalım.</strong></p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;">Pişireceğimiz aşure çorbasının tuzu ihlas, suyu fedakarlık olsun.</li>
<li style="font-weight: 400;">Bu çorbanın<strong> </strong>içine, elimizde bulunan ne kadar güzel hasletler varsa cömertçe katalım.</li>
<li style="font-weight: 400;">Aşûremize; sevgi, dostluk, vefa, değer verme, tenkit etmeme, kendi işini bilme, bir hikmeti vardır deme ve inat etmeme gibi güzelliklerimizi katalım.</li>
<li style="font-weight: 400;">Aşure sofrasına adı <strong>İNSAN </strong>olan herkesi davet edelim. Dışarıda kimseyi bırakmayalım.</li>
<li style="font-weight: 400;">Aşurenin çeşitliliği kadar o sofraya davet edilen kişiler de çeşitli olsun. Çeşitlilik lezzettir. Bahçedeki çiçekler ve  halıdaki desenler gibi&#8230;</li>
<li style="font-weight: 400;">Aşûre soframıza gelmeyenlere gidelim. Kâse kâse kardeşliğimizin tutkalı olan, sevgi ve hoşgörü</li>
</ul>
<p style="font-weight: 400;">dağıtalım. Ağız tadıyla yiyelim, afiyet olsun.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>“Muharrem orucu” açma konusunda dikkat edilmesi gereken bir hatırlatma</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">“12 İmam” veya “matem orucu” şu şekilde açılır:</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>&#8220;Bism-i Şah Allah Allah.</em></p>
<p style="font-weight: 400;"><em>Bismillahi&#8217;r-Rahmani&#8217;r-Rahim. Ey yüce Allah’ım bize bu Muharrem orucunu Kerbela Matemini tutmayı nasip ettiğin için sana hamdu senalar olsun. Peygamberlerine salat ve selam olsun. Kerbela şehitlerinin Ruhları İlahi nurun ile şad olsun Yezid’e ve soyuna lanet olsun. Bütün şehitlerin, Erenlerin, Evliyaların yüzü suyu hürmetine tutuğumuz oruçları, yaptığımız ibadetleri dergah-ı izzetinde kabul eyle&#8230; Selamullah ya Hüseyin, Selamullah ya Hüseyin, Selamullah ya Kerbela&#8217;da susuz şehit düşen şühedalar. Hak Lokması yiyelim, Gerçeğe Hüü diyelim Hüü.„</em></p>
<p style="font-weight: 400;">Birilerini severken başka birilerine düşmanlık etme din değildir; o mevzuda herhangi bir ilahî emir yoktur. Hatta dinde Firavun gibi tiranlara sövülmesi ve onlara lanet edilmesi gerektiğine dair bir emir de söz konusu değildir; sövüp saymanın hiçbir sevabı yoktur. Sövmeler saymalar, sövüp saymalara yatırım demektir. Karşılıklı sövme ve hakaretler devam edip gider.</p>
<p style="font-weight: 400;">Sünnîler ile Alevîler arasında birlik ve beraberliğin harcı, tutkalı onlarca ortak noktamız var.</p>
<p style="font-weight: 400;">Allah’a, Peygamber’e, Kitab’a iman etme, Hazreti Ali’ye ve Ehl-i Beyt’e karşı ciddi bir sevgi besleme vs. ortak noktalar üzerinde mutabakat aranmalıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Yozgat’ın Divanlı köyünde olduğu gibi pek çok köy camilerinde bile: “Şemşir gibi kılınç, Ali gibi genç yoktur.” yazmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bazı çevreler, Sünnîlerin arasına girip, Alevîlerle alâkalı bin bir türlü yalan söylemişlerdir. Daha sonra Alevîlerle beraber olup bu defa da onlara Sünnîlerle ilgili asılsız yalanlar ileri sürmüşler ve böylece kardeşi kardeşe düşürmek için ellerinden gelen her şeyi yapmışlardır. Bu gün de yapmaktadırlar. Halbuki, Hz. Ali ve Ehl-i Beyt sevgisi dinin emridir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Sevilmeleri bizim için dinî bir görev sayılan <strong>Ehl-i Beyt</strong>’in uğradığı zulümler ve yaşanan hüzünler hepimizin gönlüne derin bir hüzün salmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Evet <strong>Peygamber Nesli</strong>’nin maruz kaldığı belalar, Alevîsiyle Sünnîsiyle hepimizin yüreğini dağlamıştır. Kerbela ve benzeri olaylar kanayan bir yaramızdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Aşure günleri aradaki uçurumun kapatılmasına, kaynaşmaya vesile yapılmalıdır. Sevemiyorsak, sövmeyi bırakalım.</p>
<p style="font-weight: 400;">Aşure gününde yapılan hayırların, duaların ve tutulan oruçların birlik ve beraberliğimize vesile</p>
<p style="font-weight: 400;">olmasını dilerim.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ehl-i Beyt kervanından ayrılmadan, Hüseynîler olarak yola devam edenlere selam olsun!</p>
<p><strong>Hizmetten | Halil Şimşek</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/aleviler-ve-sunniler-acisindan-kerbela-ve-asurenin-onemi-halil-simsek/">Kerbelâ ve Aşûre’nin önemi | Halil Şimşek</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kerbela&#8217;da şahlanan İhlas Hz. Hüseyin(r.a) &#124; İsmet Macit</title>
		<link>https://hizmetten.com/kerbelada-sahlanan-ihlas-hz-huseyinr-a-ismet-macit/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmet Macit]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 26 Aug 2020 10:00:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Macit]]></category>
		<category><![CDATA[Kerbela]]></category>
		<category><![CDATA[Muharrem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=13358</guid>

					<description><![CDATA[<p>Muharrem Ayı gelince Hz Hüseyin efendimiz düşer gönlümüze&#8230; Ve çölde şahlanan ihlası&#8230; Hz Hüseyin (ra) döneminde İslam Toplumu adeta hasta idi. Tarihçiler o günlerdeki sosyal yaralarla ilgili şu tespitleri yapıyorlar:&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kerbelada-sahlanan-ihlas-hz-huseyinr-a-ismet-macit/">Kerbela&#8217;da şahlanan İhlas Hz. Hüseyin(r.a) | İsmet Macit</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Muharrem Ayı gelince Hz Hüseyin efendimiz düşer gönlümüze&#8230; Ve çölde şahlanan ihlası&#8230;</p>
<p>Hz Hüseyin (ra) döneminde İslam Toplumu adeta hasta idi. Tarihçiler o günlerdeki sosyal yaralarla ilgili şu tespitleri yapıyorlar:</p>
<p>1-Az bir para ve mal uğruna devletin her türlü rezilliğine katlanıyorlardı.<br />
2-Devletin ve toplumun (ahlaken) kötü gidişâtına dur diyecek bir mücadele içine giremiyorlardı&#8230;<br />
3-Bu hususta yapılan uyarılara da aldırış etmiyorlardı.<br />
4-Evet belki Hz Hüseyin&#8217;i (ra) kalben seviyorlardı. Ancak iş kendilerinden bir fedakarlığa gelince (makam ve para kaybından korktuklarından) bu sevgilerini bastırıp devletin yanında yeralıyorlardı.(Şemsedini)&#8230;</p>
<p>İşte Hz Hüseyin’in (ra) kıyamı dinin özüne döndürülmesi adına siyaset canavarına karşı bir şahlanış idi..</p>
<p>Yezid&#8217;in valisi Ubeydullah, Ömer İbn-i Saad&#8217;ı 4000 kişilik ordunun komutanı olarak Kerbelaya göndermişti. &#8220;Hüseyin&#8217;i hallet aksi takdirde rey valiliğini unut demişti. Talihsiz Ömer İbn-i Saad valiliği Hz Hüseyin&#8217;in kanına tercih etmişti.</p>
<p>Kerbela&#8217;da bir savaş oldu. 4000 kişi 70 kişiye acımasızca saldırdı. Şemir denilen adam bozması &#8220;bunlara çok merhametli gidiliyor&#8221; diyerek insan paçavralarını kışkırtmış ve tarihin gördüğü en büyük aile katliamı yaşanmıştı.<br />
Yetinmedi bu zavallılar şehit ettiklerinin başlarını kestiler.</p>
<p>Öfkeleri dinmemişti bu kindar güruhun atlarını başları olmayan mübarek cenazelerin üzerine sürdüler defalarca gidip gelerek cenazeleri toprakta kaybolana kadar çiğnediler.</p>
<p>Evet o gün merhameti taşıyan kalp Kerbela&#8217;da kurumuştu. Merhamet kalbin ameliydi ama orada taşlaşmış bir et parçasından başka birşey yoktu.</p>
<p>Bugün siyasetin canavar haline getirdiği dindar değil kindar bir nesil yetişti. Bunların tohumu Şemirler, Ubeydullah&#8217;lar, Yezid&#8217;ler tarafından Kerbela&#8217;da atıldı.<br />
Dünden bugüne değişen tek şey isimler ve araçlar..</p>
<p><strong>Hizmetten | İsmet Macit</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kerbelada-sahlanan-ihlas-hz-huseyinr-a-ismet-macit/">Kerbela&#8217;da şahlanan İhlas Hz. Hüseyin(r.a) | İsmet Macit</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
