Yazarlar

Kerbelâ ve Aşûre’nin önemi | Halil Şimşek

Alevîler ve Sünnîler açısından Kerbelâ ve Aşûre’nin önemi

29 Ağustos Cumartesi günü Aşûre günü. Hadisi şerifte övülen bu müstesna günlerde sünnîler aşure yapıp, dağıtıyorlar. Cuma- Cumartesi veya Cumartesi-Pazar gününde aşure orucu tutacaklar.

Alevî vatandaşlarımız da Muharremde “yas orucu” veya “12 imam” orucu tutuyorlar. Şükrancelik, “kurban tığlıyorlar.”

Aşure günlerinin Alevi ve Sünniler arasında yakınlaşmaya vesile olabilmesi için birbirimizi anlamaya çalışmalı, konumumuza saygı duymalıyız.

Bu günler Kerbelâ günleridir.

“Kerbelâ” mağdurları gibi sevgiye ve birbirimize yakınlaşmaya, tanışmaya muhtaç ve susamış durumdayız…

Bu gün Sıffin, Cemel, Nehrevan, Kerbela olaylarını hatırladıkça elimizi dizimize vurup “keşke yaşanmasaydı, keşke Müslüman Müslümanın kanını dökmeseydi” diyoruz.

Kerbelâ ve Aşûre’nin önemi | Halil Şimşek 2

Gelecekte de aynı şekilde keşke demeyecek şekilde, hayatı süzerek, bilinçli yaşamamız gerekiyor.

Avrupa’daki insanlarımız ve topyekün insanlığın huzuru adına, Ehl-i Beyt sevgisi ve Kerbela gibi ortak konularda bir mutabakat sağlayarak bir araya gelmemiz, karşılıklı olarak “konuma saygılı” davranmamız gerekir.

Geçmişteki kavga sebeplerini bugüne taşıyarak yeni çatışmalara meydan vermememiz ve asla birbirimizi suçlayıcı söz, tavır ve davranışlara girmememiz gerekmektedir.  Maraş, Çorum ve Sivas yaşanmasın.. ders alınsın. Çorum olaylarını yaşamış bir insan olarak bu sözlerimde ciddi olduğumu düşünüyorum.

“Muharrem ayı vesilesiyle oruç tutulabilir, iftar sofralarında bir araya gelinebilir, aşûre ikram edilip ağızlar tatlandırılabilir; Alevîler ve Sünnîler bir masa etrafında bir araya getirilerek bir halka teşkil etmeleri sağlanabilir. Sonra da orada Ehl-i Beyt’in ve Kerbelâ şehitlerinin faziletleri, bilhassa Hazreti Hüseyin’in derinliği anlatılarak onlarla bütünleşme ve onlar gibi olmaya çalışma yolunda bazı meselelerin müzakereleri yapılabilir. Aksi halde, kadere taş atma da sayılabilecek şekilde sadece matem havasına bürünmenin ve yas tutmanın bir sevabı söz konusu değildir.”

“Lü’lülerin elleri kurusun.. İbn-i Mülcemlerin elleri kurusun.. Şimirlerin elleri kurusun… Ne var ki, onların yaptıkları şeylerden dolayı –biraz da garaz duygularını işin içine sokup– başkalarına sövmek ve bir zümreyi karalamak insana sevap kazandırmaz.

Faydalı ve sevaplı bir iş yapmak istiyorsak, Ehl-i Beyt’i hayırla anabilir, onlara dualar edebilir, mevlidler okutabilir, hatimler yapabilir ve daha başka hayr ü hasenât ortaya koyup sevaplarını onlara bağışlayabiliriz.” (Muharrem ve Kerbelâ |Herkul.org)

Gelin canlar birlikte bir aşure çorbası yapalım.

  • Pişireceğimiz aşure çorbasının tuzu ihlas, suyu fedakarlık olsun.
  • Bu çorbanın içine, elimizde bulunan ne kadar güzel hasletler varsa cömertçe katalım.
  • Aşûremize; sevgi, dostluk, vefa, değer verme, tenkit etmeme, kendi işini bilme, bir hikmeti vardır deme ve inat etmeme gibi güzelliklerimizi katalım.
  • Aşure sofrasına adı İNSAN olan herkesi davet edelim. Dışarıda kimseyi bırakmayalım.
  • Aşurenin çeşitliliği kadar o sofraya davet edilen kişiler de çeşitli olsun. Çeşitlilik lezzettir. Bahçedeki çiçekler ve  halıdaki desenler gibi…
  • Aşûre soframıza gelmeyenlere gidelim. Kâse kâse kardeşliğimizin tutkalı olan, sevgi ve hoşgörü

dağıtalım. Ağız tadıyla yiyelim, afiyet olsun.

“Muharrem orucu” açma konusunda dikkat edilmesi gereken bir hatırlatma

“12 İmam” veya “matem orucu” şu şekilde açılır:

“Bism-i Şah Allah Allah.

Bismillahi’r-Rahmani’r-Rahim. Ey yüce Allah’ım bize bu Muharrem orucunu Kerbela Matemini tutmayı nasip ettiğin için sana hamdu senalar olsun. Peygamberlerine salat ve selam olsun. Kerbela şehitlerinin Ruhları İlahi nurun ile şad olsun Yezid’e ve soyuna lanet olsun. Bütün şehitlerin, Erenlerin, Evliyaların yüzü suyu hürmetine tutuğumuz oruçları, yaptığımız ibadetleri dergah-ı izzetinde kabul eyle… Selamullah ya Hüseyin, Selamullah ya Hüseyin, Selamullah ya Kerbela’da susuz şehit düşen şühedalar. Hak Lokması yiyelim, Gerçeğe Hüü diyelim Hüü.„

Birilerini severken başka birilerine düşmanlık etme din değildir; o mevzuda herhangi bir ilahî emir yoktur. Hatta dinde Firavun gibi tiranlara sövülmesi ve onlara lanet edilmesi gerektiğine dair bir emir de söz konusu değildir; sövüp saymanın hiçbir sevabı yoktur. Sövmeler saymalar, sövüp saymalara yatırım demektir. Karşılıklı sövme ve hakaretler devam edip gider.

Sünnîler ile Alevîler arasında birlik ve beraberliğin harcı, tutkalı onlarca ortak noktamız var.

Allah’a, Peygamber’e, Kitab’a iman etme, Hazreti Ali’ye ve Ehl-i Beyt’e karşı ciddi bir sevgi besleme vs. ortak noktalar üzerinde mutabakat aranmalıdır.

Yozgat’ın Divanlı köyünde olduğu gibi pek çok köy camilerinde bile: “Şemşir gibi kılınç, Ali gibi genç yoktur.” yazmaktadır.

Bazı çevreler, Sünnîlerin arasına girip, Alevîlerle alâkalı bin bir türlü yalan söylemişlerdir. Daha sonra Alevîlerle beraber olup bu defa da onlara Sünnîlerle ilgili asılsız yalanlar ileri sürmüşler ve böylece kardeşi kardeşe düşürmek için ellerinden gelen her şeyi yapmışlardır. Bu gün de yapmaktadırlar. Halbuki, Hz. Ali ve Ehl-i Beyt sevgisi dinin emridir.

Sevilmeleri bizim için dinî bir görev sayılan Ehl-i Beyt’in uğradığı zulümler ve yaşanan hüzünler hepimizin gönlüne derin bir hüzün salmaktadır.

Evet Peygamber Nesli’nin maruz kaldığı belalar, Alevîsiyle Sünnîsiyle hepimizin yüreğini dağlamıştır. Kerbela ve benzeri olaylar kanayan bir yaramızdır.

Aşure günleri aradaki uçurumun kapatılmasına, kaynaşmaya vesile yapılmalıdır. Sevemiyorsak, sövmeyi bırakalım.

Aşure gününde yapılan hayırların, duaların ve tutulan oruçların birlik ve beraberliğimize vesile

olmasını dilerim.

Ehl-i Beyt kervanından ayrılmadan, Hüseynîler olarak yola devam edenlere selam olsun!

Hizmetten | Halil Şimşek

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu