Yazarlar

Muharrem ayı ve Aşura Günü | Melih Genç

Muharrem, Hicri takvimin ilk ayıdır. Aşure günü denilen Muharrem ayının onuncu gününde, tarihte pek çok önemli olayın meydana gelmiştir.  Hazreti Adem’in tövbesinin kabulü, Hazreti Nuh’un gemisinin tufandan kurtulup Cudi Dağı’nın tepesine oturması, Hazreti İbrahim’in ateşten kurtulması, Hazreti Yakub’un oğlu Hazreti Yusuf’a kavuşması ve Hazreti Musa’nın Firavun’un tasallutundan necatı. Nitekim, Peygamberimiz Aleyhissalatü Vesselam Medine’ye hicret buyurduktan sonra orada yaşayan Yahudilerin oruçlu olduklarını öğrendi. ”Bu ne orucudur?” diye sordu.  Yanındakiler, Yahudiler, “ Bugün Allah’ın Musa’yı düşmanlarından kurtardığı Firavun’u boğdurduğu gündür. Hz.Musa (a.s) şükür olarak bugün oruç tutmuştur” dediler.  Bunun üzerine Resulullah Aleyhissalatü Vesselam da “ Biz, Musa’nın sünnetini ihyaya sizden daha çok yakın ve hak sahibiyiz” buyurdu ve o gün oruç tuttu, tutulmasını da emretti.

Rasül-ü Ekrem ( Sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz, Muharrem ayında oruç tutmanın faziletine dair beyanlarda bulunmuştur. Bu hususta bu ayın dokuz, on ve on birinci günlerinde oruç tutmayı tavsiye etmiştir. Aşura gününde tutulan orucun, geçen bir yıl boyunca işlenen hata ve günahların bağışlanmasına vesile olabileceğini müjdelemiştir.Muharrem ayı ve Aşura Günü, Ehl-i Kitap olan Hristiyan ve Yahudiler tarafından da mukaddes sayılırdı.. İbn Abbas konuyla ilgili şu rivayeti aktarmıştır “ Rasulullah, Aşura günü oruç tutup, bize de oruç tutmamızı emrettiği zaman sahabiler kendisine, Ey Allah’ın Resulü! Bugün, Yahudilerle Hristiyanların tazim ettikleri bir gündür. Dediler. Bunun üzerine Rasullullah, öyleyse biz de gelecek sene dokuzunda oruç tutarız buyurdu.

İslam öncesi Cahiliye dönemi Arapları arasında Muharrem ayının dokuz ve onuncu günü mukaddes bir gün olarak biliniyor ve oruç tutuluyordu. Bu hususta Hazret-i Aişe validemiz şöyle söylemiştir “ Aşura, Kureyş Kabilesi’nin Cahiliye döneminde oruç tuttuğu bir gündü. Resulullah da buna uygun hareket ediyordu. Medine’ye hicret edince bu orucu devam ettirmiş ve başkalarına da emretti. Fakat Ramazan orucu farz kılınca kendisi Aşura gününde oruç tutmayı bıraktı. Bundan sonra Müslümanlardan isteyen bugünde oruç tuttu, isteyen tutmadı.“ ( ‘Buharı, Savm: 69.)

O zamanlar henüz Ramazan orucu farz kılınmadığı için Peygamberimiz ve Sahabeleri vacip olarak o günde oruç tutuyorlardı. Ramazan orucunun farz kılınmasının ardından Aşura orucu sünnete bir oruç olarak kaldı.  Ayrıca sahabelerin bazıları efendimize “Ramazan’dan sonra ne zaman oruç tutmamı tavsiye edersiniz”? beyanında bulundu. Peyfamberimiz Aleyhissalatü Vessalam, “ Muharrem ayında oruç tut. Çünkü o Allah’ın ayıdır. Onda öyle bir gün vardır ki, Allah o günde bir kavmin tevbesini kabul etmiş ve o günde başka bir kavmi de affedebilir” buyurdu.

 

Gerek Yahudilere benzememek, gerekse orucu tam Aşura Gününe denk getirmemek için, Muharrem’in dokuzuncu, onuncu ve on birinci günlerinde oruç tutulması tavsiye edilmiştir. Bu manadaki bir hadisi İbni Abbas rivayet etmektedir. Müstehap olan, Aşura Gününü ortalayarak, bir gün önce veya bir gün sonra oruç tutmaktır. Bu günde oruçtan başka hayır, hasenat ve sadaka gibi güzel adetlerin de yaşatılması gerekmektedir. Peygamberimiz, Mü’minin aile efradına Aşura Gününde her zamankinden daha çok ikramda bulunmasını tavsiye etmiştir.  Konuyla ilgili bir hadiste “Her kim Aşura Gününde ailesine ve ev halkına ikramda bulunursa, Cenab-ı Hak da senenin tamamında onun rızkına bereket ve genişlik ihsan eder. “ Bu aile mefhumunun içine akrabalar, yetimler, kimsesizler, konu komşular da girmektedir.

Muharrem ayı ve Aşura Günü | Melih Genç 2

Aşura gününün manevi ve berraklığı üzerinde Kerbela karanlığının kesafeti de görülmektedir. 61. Hicret yılının Muharrem’ine ait 10. Gününde Hazret-i İmam Hüseyin ( r.a) 55 yaşında iken Sinan bin Enes tarafından Kerbela’da şehit edilmiştir.

Hizmetten | Melih Genç

[1] – Buhari, Savm, 69; Müsned, 6/244.

[2] –  Buhari, Savm, 69; Müslim, Sıyam, 127; Ebu Davud, Savm, 63.

[3] –  Buharî, Savm, 69; Müslim, Sıyam, 116; Muvatta, Sıyam, 34.

[4] – Müsned, 1/241.

[5] – İbni Abidin, Terc. 1/114.

[6]  – Buhari, Savm 47.

[7] –  Cami’üs-Sağîr, 6/ 235.

[8] –  İbni Abidin, Terc. 15/557.

[9] -Beyhaki Şuabü’l İman’da, (3797). İbni Abbas’tan zayıf isnadla merfu hadis olarak rivayet etmiştir.

Ayrıca bkz: Nasbu’r Raye, 2/455-456).

[10] – Hidaye, Kitabu’s Savm, 1/151

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu