<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Derya Hekim arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/derya-hekim/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/derya-hekim/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Wed, 04 Jan 2023 00:46:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Derya Hekim arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/derya-hekim/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Anadolu ağlayan ana dolu &#124; Derya Hekim</title>
		<link>https://hizmetten.com/anadolu-aglayan-ana-dolu-derya-hekim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 25 Jun 2021 12:00:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Derya Hekim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=20551</guid>

					<description><![CDATA[<p>Anadolu neresi? Nasıl bir diyar? Kim yaşar burada? Havası suyu nasıldır? İnsanı nasıl? Ana, baba, evlat nedir bu diyarda? Peki  Anadolu nedir? Neden Anadolu adını almıştır? Nasıl almış? Üstüne konuştuğumuz&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/anadolu-aglayan-ana-dolu-derya-hekim/">Anadolu ağlayan ana dolu | Derya Hekim</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Anadolu neresi? Nasıl bir diyar? Kim yaşar burada? Havası suyu nasıldır? İnsanı nasıl? Ana, baba, evlat nedir bu diyarda? Peki  Anadolu nedir? Neden Anadolu adını almıştır? Nasıl almış? Üstüne konuştuğumuz tanımsız kalan nedir bu denli?</p>
<p>Anadolu’m katıksız aşına, “Bende bir aş, sana da yeter bana da yeter”  diyen civanmertlerin diyarı. Sendeki kahrın taliplisinin dolu olduğu babayiğitlerin sırlı dünyası. Bende bir tebessüm ise önce senin olsun diye uzatılan sevinçlerin büyüdüğü kara toprak. Çeşit çeşit  bölgeleri renklere boyayan insanıyla dolu, çiçeklerinin  soldurulduğu karanlık diyar. Ufkuna kara gece layık görülen yetim, öksüz kalmış evlat. Ah Anadolu’m! Ne çok acıyla yoğruldun.</p>
<p>Bir günde göğüne kaç ana feryadı yükseliyor? Kaç ana toprağından kara taşları bağrına evlat diye basıyor? Kaç ana üzerinde gezinen deliye döndü? Söyle nasıl dayanırsın kara toprağınla kara kahrına. Nasıl durursun için kaynamadan. Duramazsın bilirim. Analarından daha çok ağlarsın. Üstelik analar bilmez her şeyi. Evladı demez her çektiğini. Ama sen taşınla duvarınla bilirsin o evladın karanlıklarda nasıl işkenceler gördüğünü.  Ve ağlarsın. Kanar derinliklerde koca  acıların. Çok uzaktır evlat anasına. Demez ağlamasın diye anacığı. Dört duvar arasında soğuk hücrelerde yâ Rab çığlığının canlı şahidisin. Kıvrım kıvrım süzülür o ah toprağına. Göklere ulaşan feryatlar bağrına ateşten birer parça gibi düşer.</p>
<p>Ah Anadolu’m! Nasılda kızıllaştı toprağın. Kızıl toprak kan kokar. Acı ve ızdırap taşır bulaşan her ayağa. Mazluma üzerinde iken, zalime altına girince. Mazlum onurlu durur, başı dik. Ezmez seni, ezdirmez kimseye. Yüzü sürtünürken yere mazlumun, af ister toprağından incitme endişesinden.</p>
<p>Evladına yeni kavuşmuş ananın bereketini taşırdın her bir köşene.  Onun sevinciyle filizlere dururdu tohumların. Her doğan evlatla yeniden yeşerirdin.  Lakin yıl diye sayılan rakamlar asırlar hükmünde işlediğinden beri doğan evlada ağlar oldun. Doğuran ana ağlar, ağlayan anaya da torunuyla bir başına kalan ana ağlar.  Ah Anadolu’m ne çok ağlayan ana doldun. İçimiz delik deşik, kalbimiz parça parça. Kaç evladımız için bölündük bilmiyoruz. Bir yanına dönüp yeni doğanın masumluğuna ağlıyoruz ,ana baba bilmeden bir ocakta aile olmak nedir bilemeyen evladımıza ağlıyoruz. Diğer yanına dönüp genç harbiyelimize ağlıyoruz. Daha çocuktu onlar diye avaz avaz ağlıyoruz. Öteki  yanına dönüp daha çok genç, öğrencisini sevmekten başka suçu olmayan, öğretmenine ağlıyoruz. Beri  yanına dönüp yoksulluktan kıvranan garibine ağlıyoruz. Daha dönecek halimiz kalmadı ama dört duvar arasında özgürlüğü çalınmış masuma ağlıyoruz.</p>
<p>Biz ağlıyoruz Anadaolu’m.  Gurbetine mecbur kalanlar, öz yurdunda tutsak olanlar. Evladın baba ana diye taşına sarılışına ağlıyoruz. Taşından mahrum olanın, elleri cebinde göklere bakan ızdıraplı gözlerine ağlıyoruz.  Yağmurdan çok aktı toprağına yaşımız.  Biz ağlıyoruz; dört bir köşende, yedi coğrafyanda.</p>
<p>Biz gökyüzünün bile kıskanıp saklandığı civanmertleriz. Her halimize hamd için ellerimizi açtığımızda hala aynı gökyüzünün altında teselli bulanlarız.  Bir de soğuğunla sardığın şehitlerimiz var.  İşte dilimizin lal olup topyekün ağlar olduklarımız onlar. Ah Anadolu’m! Ne çok çile ve ızdıraplarla dolusun.  Ne çok ağlayan ana dolusun.  Seni kızıla boyayan, kanlı yaş akıtan el bir gün duracak. Ve  o gün geldiğinde ne çok hırpalandığın görülecek. Bitmiş tükenmiş olacaksın.  Taşın toprağın ızdıraptan iki büklüm kalacak.  O gün seni terk etmeyen bugün beraber ağladıkların olacak.  Ellerinden yaşama hakkı alınanların üzerinden çekilince kanlı eller, onlar toprağına sahip çıkacaklar.  Sana bir tohum düşüp bin başaklarla doğacaklar. Bugün korkularından susan  yığınlara topraktan geldiğini ve yine ona döneceklerini anlatacaklar. Sana vefa gösterene baharlar taşıdığını söyleyecekler.  Ve çalışmaya azmi olmayanın çalışanla bir olmadığını bir kere daha ispatlayacaklar.  Ve sen yeniden gün ışığına kavuşacaksın. Bir yanın değil her yanın bahar bahçe olacak.</p>
<p><strong>Kaynak:Derya Hekim | cizlavet.com</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/anadolu-aglayan-ana-dolu-derya-hekim/">Anadolu ağlayan ana dolu | Derya Hekim</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yalnızlığın Meryemcesi &#124; Derya Hekim</title>
		<link>https://hizmetten.com/yalnizligin-meryemcesi-derya-hekim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Jun 2021 12:00:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Derya Hekim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=20245</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uzak diyarların türküsü çok olur derler. Çok uzak diyarların ise bitmeyen sözleri varmış.  Bu diyarlarda anladım ki ya kalem kelama doyacak ya da kalem bu uğurda tükenecek. Kalem tükense iç&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/yalnizligin-meryemcesi-derya-hekim/">Yalnızlığın Meryemcesi | Derya Hekim</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uzak diyarların türküsü çok olur derler. Çok uzak diyarların ise bitmeyen sözleri varmış.  Bu diyarlarda anladım ki ya kalem kelama doyacak ya da kalem bu uğurda tükenecek. Kalem tükense iç dünyasının fırtınası diner mi?  İnsanın kendi içindeki aleminin enginliği sığlaşır mı?  Ya da insan merak etmekten beri durur mu? Merakım kendimle değil de çocuklardan yana alev alınca onları izlemek beni büyülemeye başladı. Çocukların dünyasının sırlarla dolu gizemli bir yönünün olduğunu fark ettim. Her çocuk özeldir. Her biri kendi içinde ayrı bir aleme sahip. Doğarken her biri aynı fıtrat üzerine doğuyor. Yaradan hiçbirini diğerinden ayırt etmiyor. Onları dünya üzerinde bir meleğe emanet ediyor ve çocuk kendi meleğiyle büyüyor.  Her çocuk meleği ile büyüme şansı bulamıyor ne yazık ki! Garipliği, kimsesizliği bir ömür koynunda taşıyor. Dünya çocuklar için acımasız bir yer olabiliyor maalesef.</p>
<p>Bizler bu garip dünyanın bir gülen, bir ağlatan yanından dem vururken çocuklar bizlere gülmeyi öğretiyorlar. Minik yüreklerindeki korkularını, acılarını yer yer unutup içten bir tebessümleri ile bizlere cesaret veriyorlar. Aşılmaz dediğimiz nice hali “Onlar için” diye diye aşmamız gerektiğini düşünüyoruz. Ve bu sayede aşıyoruz da. Bir anlamda kuvvet kazandırıyorlar biz büyüklere. Çocuklar açısından bakınca iç dünyalarında yaşadıklarını belki de en iyi onlar saklamayı başarıyorlar. Çünkü çocuklar kendi alemlerindeki sıkıntılar için saatlerce düşünmek yerine anlık yaşamayı seçiyorlar. Bir fırsat sunduğumuzda, kalplerine dokunan bir soru sorduğumuzda iç dünyalarının nelerle dolu olduğunu anlatacak ip uçları veriyorlar.  Biz büyükler büyürken çocuk olmayı öylesine unutuyoruz ki çocuklarımızı anladığımızı sandığımız anlarda dahi hiç anlamamış olabiliyoruz. Bir çocuğun oynamak için seçtiği oyuncaktan kurduğu oyuna kadar birçok yorum yapar işin ehli. Peki ya bir çocuğun fırçasından çıkmış resim ne kadar anlaşılır olabilir? Resme bakanın yüreğinde kıvılcım çaktırabilecek kuvveti nasıl kazanır o minik eldeki fırça?</p>
<p>Seçtiği renklerle iç aleminden taşıp gelen duygu yoğunluğunu mu anlatmak istemiş? Yoksa, duyun sesimi! Canım yanıyor! demenin en sessiz hali mi dökülmüş resim kağıdına? Çocuklar dertlerini anlatırken dahi nezaketlerinden ödün vermiyorlar. “Büyüklerin derdi çok, bir de benim için üzülmesinler” fikri ile yaşına göre büyük olgunluk gösteriyorlar. Anlayışlı olmak, küsünce oyun arasında barışmak, elindeki lokmayı paylaşırken ardını düşünmemek, gülümsemek ve daha birçok şeyi unuttuk büyürken. Kelimelerde yaşatır olduk bu güzellikleri. Ah çocuklar! Dünya işte, sizler adım adım büyürken sizi de kendimize benzetiyoruz. Şairin dediği gibi; Gülmeyi çocuklar icat etti, bizler tüketiyoruz. Sizsiz gülünmüyor. Sizin mutluluğunuzun verdiği huzuru anlatmak mümkün değil. Yaşayarak tecrübe ettim ki minik yüreğinizdeki bir parça kıvılcım dünyaya yönünü değiştirecek nispette kuvvetli.</p>
<p>Bir resim gördüm. Küçük bir kızımızın fırçasından akıp gelmiş. Biz büyüklere sizin kadar yaralıyım diyor sanki. Üzerine konuşmaya kalksak saatlerimizi alır. Biz büyükler konuşmayı çok seviyoruz ne de olsa. Oysa kızımız Meryem yalnızlığını bir resim kağıdına sığdırmış. O yalnızlığının, hüznünün resmini çizmiş; biz büyüklere buyurun anlayın demiş. Hiç resim yorumlamaktan anlamayan biri bile resme bakınca der: Bu yavrucak pek üzülmüş. Okul onun için pek zor bir yer olmuş. Yabancılar arasında yapayalnızım demiş. Ve daha da der… Lokmasını paylaşacak kendi gibi bir arkadaşı olmasa da yürek yangınını hisseden bir kedi arkadaşlığını sunuyor kızımıza. Sek sek oynayanların sesi mi, top oynayanların sesi mi daha cazip gelmişti acaba diye düşünmemek de elde değil? Saklambaç oynamayı ben de iyi bilirim demiştir belki içinden.</p>
<p>Aslında ben de sizinle sohbet edebilirim. Sizi anlıyorum. Sadece bir selam vermenizi bekliyorum diye düşünmüştür belki de. Biz büyükler daha çok konuşuruz üzerine. Resme bir daha bakınca gördüm ki yavrumuz hüznünü içinde saklamayı seçiyor.  Ürkek bakışlarla etrafını izlese de yalnızlığına sırtına dönmüş. Elindeki lokması ile dertleşmiş.Derdini daha da bir içine saklamış. Lokma lokma yutmuş yalnızlığını. Ne şairlerin ne de yazarların anlata anlata bitiremedikleri yalnızlığın yakıcılığını fırçası ile renklendirmiş koca yürekli kızımız. Adı gibi Meryemce anlatmış halini. Hz. Meryem de yalnızdı varlığın hakikatini anlatırken.</p>
<p><strong>Kaynak:Derya Hekim</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/yalnizligin-meryemcesi-derya-hekim/">Yalnızlığın Meryemcesi | Derya Hekim</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>A4 kanadı &#124; Derya Hekim (Bölüm 2)</title>
		<link>https://hizmetten.com/a4-kanadi-derya-hekim-bolum-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 06 Jun 2021 12:00:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Derya Hekim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=20060</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir gün son oldu her şeyimiz. Analarımız… Ah analarımız! Son kez yaptığı açmaları kırdıkları bir poşet fındıkla azık ettiler. Bizden geriye minyatür bir ev kaldı. Hayalimizdi bir gün küçük ama&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/a4-kanadi-derya-hekim-bolum-2/">A4 kanadı | Derya Hekim (Bölüm 2)</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir gün son oldu her şeyimiz. Analarımız… Ah analarımız! Son kez yaptığı açmaları kırdıkları bir poşet fındıkla azık ettiler. Bizden geriye minyatür bir ev kaldı. Hayalimizdi bir gün küçük ama mutlulukla ışıldayan yuvamızın olması. Emanet edindiler o garibim evi. Bir avuntu onlara da bize de. Onları  canlı kanlı dünya gözüyle belki de son kez görüp kokularını çektik içimize. Tekrarının ne zaman olacağını bilmediğimizden sakladık göğsümüze. Birde gardaşlar var tabii. Haberleri olmadan içimizden sessiz vedalaştık. Arkalarından gözlermizle koşup sarıldık, ağlaştık. O gün en cesuru 3.5 yaşındaki oğlumdu. O doya doya ağladı. Avutmaya çalıştık da inanmamıştı.  Uzak diyarların türküsü çok olur. Her an çok kıymetli olur. Her anı  mutlulukla birlikte ince bir sızı olur. Yaşayan da bilir, okuyan da bilir, duyanda bilir. Bilirler çünkü ayrılık, gurbet adıyla bile sızı olur.</p>
<p>Karanlığa mahkum bir veda ile sınırları geçerken 3.5 yaşında idi oğlum. Ona hiçbir şey anlatmadığımız halde her şeyi anlamıştı sanki. Karanlıkta apar topar arabadan savrulurken hiç sesini çıkarmadı. Bot diye süs havuzu yatağına otururken korkusu yoktu. Küçücük başını bacaklarının arasına alıp sessizce nehirde süzülen botun bir köşesine çakılı kalmıştı sanki. Babası bot gitsin, arkamızdan gelen tufandan daha hızlı kaçalım diye gecenin serin sularına atladı. Sonu görünmeyen tünelde gittiğimizi bilmeden. Allah’ım,  ne düşünüp ne yapmalıyım diyemeden evladım sordu: “Geldik mi anne?”.  Kurşun yağıyor o gece karanlık yerine. O kadar ağır, o kadar hüzünlü. Gökyüzünde dolunay var. Hani bir söz var ya yetim hırsızlığa çıksa ay akşamdan doğar diye. Bizimki de o misal. Tertemiz bir gökyüzü var. Aşıklara, sevda yeminleri ettirecek bir dolunay.  Hemen altında biz. Ve geriye dönüp bakınca sadece  karanlık bir veda.</p>
<p>Karşı  kıyıya varınca bir anlık sevinç…</p>
<p>-Bitti işte.</p>
<p>-Tufan orada kaldı.</p>
<p>-Tünelden çıktık.</p>
<p>Ama yanıldık. Ve yanıldığımızı anlamak sadece birkaç dakika sürdü. Bir tufandan kaçarken ötekine tutulmuştuk. Korku dolu gece yeni başlarken küçücük bedenler acıktı. Susadı Meriç’i geçerken. O kadar aksiyon başka nasıl etkisini gösterecekti ki. Eyvah!  Erzak çantamız karşı kıyıda kalmıştı. Yolumuzun zorluğu ilk açlık imtihanı ile başladı. Dik  durmak için kendimize telkinler veriyorduk. Yok yok bu daha iyi. Bununla başa çıkabiliriz. Yaparız canım. Diğerlerinde neler neler görmüştük bu kolay. Adını da koyduk bu tufanın: Hicret. Sangılarımız bu tufanın bizden neler alacağını görene kadardı. Dokuz saat karanlık dikenli yollarında yürüten tufan, hayatımızın en büyük yükünü de koydu omuzumuza. Saatlerce yürümek takatimizi kesti. Yarı yolda dinlenmek için durduk. 11 yaşında gencimiz yorgunluktan attı kendini toprak üzerine. 5 yaşındaki yavrucak abisini takip etti. İki anne, iki küçük yavru. Beş aylık bebek, 3.5 yaşında çocuk. Kucağımızda uyuyup kaldık yarım saat kadar. Sonra anne bir tilki tehdit saydı bizi. Gidin yuvamın önünden dedi lisanı hal ile. Onun kadar çok korktuk biz de. Yola ram olduk yeniden. Kimbilir kudret eliyle bizi nasıl bir şeyden korumuştu. O soğuk gecede tatlı tatlı uyku sarmışken sonsuz uykudan mı uyandırmıştı koruyan gizli el? Uzun yürüyüşümüz  bir okulun kantininde son buldu. Sandelye üzerinde uyumanın bu kadar rahat olabileceğini nereden bilebilirdim. Sabah bir çok insanın garip bakışları altında kalmıştık. Polisler gelmiş davet ediyorlar. Davete icabet ettik. Halimiz pek perişan olmalı ki acıyan bakışları vardı. Çocuklarımıza bakarlarken gözlerinin nemini alan vardı. Hey gidi dünya ne hallerin var görmeden nereden bilebilirdim ki. 9 saat gibi 9 gün kaldık misafir ettikleri nezarethanede. İlk gün çaya gelmiş gibi karşıladı arkadaşlar. Evvelinde tanımam gördüğüm insanı. Lakin aynı dertle dertlenmiştik, bu yeterdi candan olmaya. Ertesi gün onları yolcu etmek de bize düştü, arkasından gelenleri karşılamak da. Sağolsunlar sıcak su veriyorlardı. 1.5 litrelik pet şişelere sallama çay ile çay yapıyor, battaniyeye sarıyorduk dem alsın diye. Şakirt çaysız yapamaz, birde Kuransız. Tek tük de  olsa hatim dağıtıp sırayla okuduk. Beylere ranza tepesinde, hanımlara ranza arasında çay sofrası kurduk. Muhhabebtimiz aynı fakat ümitsizlik yok. Olan oldu, önümüze bakmaya pek kararlıyız. Pek alıştık  kurmuş olduğumuz bu ortama.  Buradan çıkınca ne yapacağımızı bilememiştik. Bir otobüs ile Selanik’te soluklandık. Yolculuğumuz yeni başlayacakmış haberimiz yok. Biz Selanik son durak sanıyorken, bir öğrendik ki asıl gidiş için başlangıçmış. Yol yordam sorduk. Ah Meriç! Senin kadar zormuş ya. Sende geçerken perişanlık akıyordu halimizden. Selanik senden geçerken halimiz neyi anlatacaktı peki. Bot en ilkel araçtı. Şimdi en modern araca binebilmek için bir sürü polisin arasından geçeceğiz öyle mi? Hem de ne kılıklarda! Ne yaman çelişki ya Rab! Bunu kabul edip yola çıkmak zor denilenlerin ilkiydi.  Sonra uçak kapısına varmak ve geri dönmek… Her tekrar bir yıkım. Yıkımlar ard arda enkazlar doğurdu. Bu enkazdan çıkmak lazımdı. Her şeyi göze almak şarttı bu tufanda. 8 kez uçak kapısından dönerken  dokuzuncuda üçte bir gol atmak istedik bu tufana. Ve  kafesten el salladık, ayrılıktan  nefret eden Güneşimize. Evladımı babasız, babasını evlatsız bıraktırdı bu tufan bana.  Kalsak birlikte yanacaktık o muhakkak. Ayrılınca ayrı mı yandık sanki. Yok daha beteri şimdi 6 yaşına varmış yavrumda yandı. Herkes nasibi kadar yandı,yanıyor ve yanacak.</p>
<p>Koca diyar Selanik. Hicret diye isim verdiğimiz, yabancı diyarın bir türlü yolu olmayan memleket. Bakınca gezmeye, eğlenmeye ve dinlenmeye pek müsait. Bir de sancıyla beklemeye, acıyı ve acı çekeni saklamaya pek bir müsait.  Kader kime ne biçtiyse onu giyer. Az bol, az dar ya da tam oluyor biçtiği kaftan. Bize burda biçtiği kaftan bilmem ki dar mıdır bol mudur?  Bilmem çünkü bazen boğulacak gibi oluyorum evladımın baba iniltileri arasındayken ve pek dar geliyor kaftanım. Bir ferahlık diye diye geceleri gündüz ediyorum. Bazen de pek bir bol oluyor. Başka bir sineyi de alıveriyorum içine. Az alışıp dinlenince dualar ile  kınasını yapıyorum. Kına dediysem lafta değil ha! Tufandan kaçarken sınırları aşıp gelince hicret diye niyet ettik ya. Adı da oldu hicret kınası. Bir baba ocağından, ana kucağından ayrılırken yakardık ya elimize; ha işte o kına, şimdi hicret kınası oldu.  Kına mendilini işliyorum ellerimle. Kınasını hazırlıyorum hicret yolcusunun. Ellerine kınasını yakarken elim titriyor heyecandan. Bir hicret gelini daha yolcu ediyorum en nihayetinde. Bu bana büyük mutluluk.</p>
<p>İşte bir kınalı gelin daha yolcu ettik. Onların mutluluğunu biliyorum. Buruklar, tam mutlu olamıyorlar; geride kalan bizler yüzünden. Ama ben gidenlerin yerine tam mutluyum. Sevinçten onların yerine hayaller kurma hadsizliğini bile yapıyorum. Ama yokluklarını kabul edince ve geride kaldığımızı anlayınca; avaz avaz ne olur kuş olup uçalım yavrumla, kaldır önümüzdeki engelleri iniltisi sarıyor her yanı. Beklediğimiz mühürlü bir A4 kağıdı. Yavrumun babasına kavuşma müjdesi olan A4 kağıdı. Bilemezdim bu kadar kıymetli olacak bu kağıt. Bize kanat olup kurumuş daldan baharlara ulaştıracak araç  olacağını.  Bir dua olsun bize, tutunduğumuz kurumuş dalımız kırılmadan kanat olsun bu A4’ler. Bir gün, o gün uzak olmadan gelsin kanadımız. Uçalım bizde uzak diyarlarda bekleyenimize. Ah A4 ne kadar nazlısın. Sen bize gelene kadar nice gelinler yolcu ettim kocalarına. Sen gelene dek oğlum kaç evladı babasına uğurladı. Bir bilsen seni beklerken sabrettiğimiz kadar ilham olma gayretimizi. Ne olur gel gayri bizi tüketmesin kamçısıyla terbiye eden şu ayrılık.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynak:Derya Hekim</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/a4-kanadi-derya-hekim-bolum-2/">A4 kanadı | Derya Hekim (Bölüm 2)</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>A4 kanadı &#124; Derya Hekim (Bölüm 1)</title>
		<link>https://hizmetten.com/a4-kanadi-derya-hekim-bolum-1/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Jun 2021 14:00:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Derya Hekim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=19968</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Pıssssssssssssssssss diye hava kaçıran vakum poşetinin sesi miydi yoksa benim hüzün, sevinç karışımı yaşadığım duyguların dışa vurma şekli miydi? Bilemiyorum. Bir sevinç yaşıyorum ön planda. Yıllardır bitsin bu ayrılık&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/a4-kanadi-derya-hekim-bolum-1/">A4 kanadı | Derya Hekim (Bölüm 1)</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Pıssssssssssssssssss diye hava kaçıran vakum poşetinin sesi miydi yoksa benim hüzün, sevinç karışımı yaşadığım duyguların dışa vurma şekli miydi? Bilemiyorum. Bir sevinç yaşıyorum ön planda. Yıllardır bitsin bu ayrılık diye edilen duaların karşılık bulduğu demlerdeyiz sanki.  Şahit olmak için olabileceğimiz en yakın yerde, aynı dalın hüzünle çiçek açtığı yerdeyiz. Ve şimdi ise aynı ağacın çiçek açmış dallarına uzanan bir yolculuk var yakın zamanda. Kolay değil öyle çiçeksiz daldan çiçekli dallara geçiş. Bir vasıta, bir sebep gerek. Bizlerin en iyi bildiği ve bir gün binebilmeyi  hayal ettiği vasıta: Uçak.</p>
<p>Burası hikayenin sonu aslında, başından başlamak gerek anlayabilmek için.</p>
<p>Bir gün bir tufan koptu. Savurdu binlerce, yüzbinlerce belki de milyonlarca canı, cananı. Daha fazlasını diyemiyorum çünkü bu tufan çok ilginçti. Sadece bazılarını almştı içine. Bundan ötürü  ancak yüz bin diyebildim. Bu tufanı tarif edeyim içinde bir sağa bir sola savrulurken. Gördüğüm kadarıyla anlatsam eksik kalır. Hatta derinlerine sakladıklarını bilmemek hiç anlatmamak bile sayılır.</p>
<p>Bir gece ansızın başladı. Yer yerinden oynuyor sandık. Deprem mi oluyordu? Yok yok sel baskınıydı herhalde. Her şeyi önüne katmış götürüyor olmalı. Sesler, bağırış, çağırış… Ama yağmur yok, etrafta tek bir damla ıslaklık yok. O zaman nedendi bu tufan? Hiçbir belirtisi yokken neden savruluyorum. Ve neden sadece ben,oğlum ve kocam. Neden ailemiz bize bakıyor acıyan gözlerle. Anlam veremiyorum. Yaz sıcağında daha yeni düğün telaşını atmışken ne oluyordu?</p>
<p>Adını bilmediğimiz ve neden hortladığını asla bilemeyeceğimiz bir tufana tutulmuştuk bir kere. Tutulduk tutulmasına da çıkmak gibi bir gayemiz de yok. Sevdiklerimizi uzak tutmuştuk ya o bize yeterdi.  Bir oraya bir buraya savurulurken artık adı yavaş yavaş rüzgar oldu. O rüzgarda sanki kendimiz tutunmayı öğrenmiş gibi, daha sert savrulanların elinden tutup bak bu dal sağlam; sana da yer var dedik. Allah’ım hiç birimizde akıl kalmadı. Az nefes alıp soluklanan bir başkasına bakıp yerini veriyor, kendini o tufana teslim ediyordu.  Dışarıdan bakanların hayretlerinden gözleri yuvalarından taşıyordu. Çıkacak diye korktuklarından elleriyle gözlerini kapatıyorlardı. Tek bir çığlık, tek bir inleme olmadığından ürkütücü gelmiyordu bu manzara. Bir şey diyorlar ama!  İşte hepsi bu kadar, tufana uzaktan şahit olanların gösterdiği ilgi.</p>
<p>Biz tufana daha yolun ilk merhalesinde kapılmıştık.  Azerbaycan’da yakalanmıştık.  Ya da yakalanmak için önden gidip teslim olmuştuk. Aslında bizi alö gerisine karışma! Bizimle yetin demek istedik. Nöbet teslimini yeni almıştık. Bu yerler size dar dedi: Bu tufan. Terk et bu diyarı! Yakacağım soğuk ateşimde, dedi. Bu,  yerimizi terk etmeye yetecek miydi? Yetmedi,  yetmeyecekti de asla. Kovuluncaya dek sadece direnmek nasip oldu. Kaçmadık ya, kovulmak da  bir şan oldu. Korkak değildik ya sonunda. Kınalı ellerimizle gidip kanlı ellerle geri dönmek, verdiğimiz sözü tutmak için gayretimizin şahidi idi. Bir gün çağırdı Eğitim Nazirliği. Dedi: Ne yaptıysak gitmediniz. Okulunuza kilit vurduk, olmadı. Dağ başına öğretmen diye verdik, pes etmediniz. Yarı maaş ancak dedik, vazgeçmediniz. Okul yok size evinizde pişirin, satın dedik.Pazar yeri sizi görünce bayram etti. Dedik, yok böyle olmaz! Evinizde oturacaksınız, sokağa çıkmayın dedik. Kimse demedi niye diye. Kimse öfkelenmedi. Kural olmayanı kural diye koyduk önünüze, olur dediniz. Nedir derdiniz sizin kardeşim dedik. Talebe kelimesinden  gayrisi çıkmadı ağzınızdan. Öyle sıkıştırdık ki talebenin yüzüne baksanız gözünüzün önünde harcadık. Bakamaz oldunuz sokakta yürürken gördüğünüz ciğerparelerinize. Fakat olmadı ağalar. Varlığınız tehdit ülkeme. Siz burada nefes aldıkça bizim nefeslerimizi kesiyorlar. Sanıyorlar ki size hiç eziyet edilmiyor. Zevki sefa içinde yaşıyorsunuz da ondan gitmiyorsunuz. Oysa bir görseler şu zulümleri belki onlar da insafa gelirdi.  Ülkemin kaybettiği en büyük değer sizlersiniz. Artık ne eziyet edecek gücüm kaldı ne de size daha zarar vermelerini izleyecek sabrım. Nasıl ki hiçbir şey istemeden geldiniz, sahip çıktınız. Şimdi de öyle bu vatan evladına sahip çıkmak için gidin. On gün süreniz var. Bu topraklara vedanızı yapın. Bu sizin hakkınız…</p>
<p>On gün! On koca gün ve gece mi? Yoksa on küçük tünel girişi mi? O on gün bizi başka buhranlara götürmek için hazırlamıştı sanki. Boynu bükük ayrılma gününe kavuştuk. Sabahın ilk ışıkları ile yola çıkacaktık kaldığımız apartmandaki minik yüreklere yakalanmayalım diye. Yakalandık.  Biri beş yaşında, diğeri iki buçuk yaşında küçük komşularımıza yakalanmıştık. Hiç istememişlerdi gitmemizi.  Biz de hiç istemiyoruz kuzum. İçimdeki ses böyle inlese ne çare. O gün ilk ışıklarla şehre veda ede ede yol aldık. Gümrüğe geldik. Yüreğim sıkışıyor, kalbim yerinden çıkacak gibi atıyor. Böyle mi olacaktı? Oldu işte kabul et. Ne acınası teselli şekli değil mi? Gümrükte valizlerimizi görevliler geçiriyor. Ama ağlaya ağlaya. Oğlum çok severdi diyor eşime. Eşim yüreği kabarmış, hüzünlü görevli ağlamaklı. Ahhhh diyorum derinlerden ahhhhh…. Ne gelir elden. Biz kalmak için çok direndik, gitmesek size zarar verecekler. Ahhhhh derinden yine ahhhhhh….  Uğurladılar gözü yaşlı halde gümrük görevlileri.  Daha acısını da göreceğimiz günler için tünel girişi oldu o son on gün sahiden. Azerbaycan gümrüğü bitti. Arkamıza baka baka bitirdik. Türkiye gümrüğüne geldik. Gelişimizden haberleri varmış gibi olmayacak sorunlar çıkardılar. İki farklı ülke, iki farklı gümrük ama aynı insan. Orada da insan vardı burada da insan vardı. Ya da birileri sahiden insan diğerleri insanlık kisvesini giymişti.  Ne acı!</p>
<p>Ana, baba, gardaş uzak; nerden bilsinler, yaban elde ne olur ne biter. Ne bilsinler deli inadımızı, delice sevdamızı. Kovulduk demeden geldik oturduk usulca. Daha yeni gitmiş taze gelinsin. Elinde valiz, karnında bebe ile geldin vatan bildiğin toprağa. Öyle ana baba yanı deyip memleket memleket dolaşmak yakışmaz deliye. Bir diyar bulmalı, bir yurt edinmeliydik. Talip olduğun aynı olduktan sonra vatan da, memleket de değişmiş ne fark ederdi ki. Adına şiirlerin yazıldığı, şarkıların mısralarına özlemle inci inci işlendiği İstabul yeni diyarımız oldu.  Ey istanbul! “Seni yeneceğiz” demedik. Bizim zaten hiçbir zaman gayemiz yenmek değildi ki. Dünyaya huzurla selam vermekti gayeyi hayalimiz. Fakat şimdi arkamızdan gelen tufandan saklanmak tek derdimiz.  Oysa çıkışı olmayan tünele girmiştik bile. Taşı toprağı altındır deyip zenginlik aramadık. Sadece koca bir yangından korunmak istedik.  Biz korunmayı istedik de taş toprak ne kadar saklayacak ki, tarihi bile  sınırlar ötesinde mesken tutmuş bir yıkılışı anlatırken. Bize  kaçacak kadar yol gösterdi.</p>
<p>Devam edecek…</p>
<p><strong>Kaynak:Derya Hekim</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/a4-kanadi-derya-hekim-bolum-1/">A4 kanadı | Derya Hekim (Bölüm 1)</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Karanlığın Ufkunda Açan Kardelen &#124; Derya Hekim</title>
		<link>https://hizmetten.com/karanligin-ufkunda-acan-kardelen-derya-hekim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Dec 2020 15:00:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Derya Hekim]]></category>
		<category><![CDATA[kardelen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=15419</guid>

					<description><![CDATA[<p>  İnsan en iyi bildiğini kolay  anlatırmış. Kekelemeden, laf kalabalığı yapmadan rahatça anlatırmış. Çünkü o , bildiğini yudum yudum her hücresine içirmiştir. Bazen öyle derindir ki bildiği, anlatmaya kelimeler yetmez.&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/karanligin-ufkunda-acan-kardelen-derya-hekim/">Karanlığın Ufkunda Açan Kardelen | Derya Hekim</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">  İnsan en iyi bildiğini kolay  anlatırmış. Kekelemeden, laf kalabalığı yapmadan rahatça anlatırmış. Çünkü o , bildiğini yudum yudum her hücresine içirmiştir. Bazen öyle derindir ki bildiği, anlatmaya kelimeler yetmez. Pürmelali yeter anlatmaya, bildiğini. Ve asla yanıltmaz hale yansıyan bilinmişlik.  Öğrendiği ile büyümüş, olgunluk kazanmıştır artık.</p>
<p style="font-weight: 400;">     Ben beş senede beş yaşında, bildiğiyle büyümüş koca yürekler tanıdım. Onların kelimelerle işleri olmadı hiç. Sadece bir ah desinler; nice büyüklerin saatlerce konuştuklarından, satırlarca yazdıklarından fazla eder. Çünkü minik bedenlerinde koca özlemler taşıdılar. Hem de her şey içindi bu özlemler.  Hangi vicdan ehli minik yüreğe cesametinin milyon katı ağırlık yüklemeyi kabul edebilir ki? Ah! ehl-i vicdan değil mi aradığımız? Yoktu kör, sağır avanelerden daha fazlası; yoktu bu yükü minik bedenleriyle kucaklarken bir vicdan ehli. Ne olmuştu dersiniz bu ölü toprağı altına saklanan avanelere. Kimbilir sessizce ağlamışlardır belki koca yürekli miniklerimizin arkasından.  Kimbilir sessizce duaya kalkmıştır elleri, minik bedenleri yolda kalmasın diye.Bir gün her şey gözünüzün önünde olup biterken ‘siz neredeydiniz?’ diye sorulursa ardınızdan ağladık, cesur değildik sizin gibi. Meydanlarda ağlayamazdık. Göz yaşımızı içimize akıttık. Sessizdik biz, sustuk. Sadece sizi izleyip korku dağlarının eteklerine gizlendik… Kimbilir belki bu kadar itiraf için cesaretleri olur. Bir küçük bedende koca yürekli bir yiğit çıkıp sorarsa.</p>
<p style="font-weight: 400;">     Minik bir beden ne kadar büyüyebilir ki bir anda. Hayalleri,umutları ne kadar değişir ki  garip bir yavrunun.  Kelimeleri kullanması, olayları yorumlaması, korkuları ne kadar farklı olabilir daha beş yaşına yeni gelmiş bir yavrunun? Cevabı elem verici. Aklı başında bir yetişkinin tüylerini dikenleştirecek kadar keskin.</p>
<p style="font-weight: 400;">     Daha acısı bu minik bedenin koca yüreklisi bir değil binlerce. Kimi uzak diyarların yollarını gözler, polislerin getireceğini sandığı  izin  kağıdını bekler. Kimi askerin izin vermesini bekler. Kırk beş dakika için gece boyu yol çeker koca yüreklim. Ve hiçbiri anlamaz neden böyle olduğunu. Bu kadar cefanın içine doğduklarından yadırgamazlar da. Ve üstelik nice inandık, itaat ettik diyen büyüklerden çok daha diktir başları.  Onların masumluğu kadar masumdur özlemle bekledikleri.</p>
<p style="font-weight: 400;">     Bugün koca yürekli bir minik zaman makinası icat etmeyi planladı. Siz olsanız ilk nereye giderdiniz? Herkesin hayali başka. Lakin koca yüreklim sadece babasına gitmek istiyormuş. Öyle her şeyden kurtulmuş olduğu bir zamana değil ha. Acısını da sevmiş. Her şeyini yanına alarak babasına gitmek istermiş.  Ben olsam her şey bitmiş, temiz bir sabaha uyanmış olmak isterdim. Fakat koca yürekli olmak kolay değil işte. Sadece özlemini giderecek tatlı bir an istiyor.  Geçenlerde hikayesini okuduğum sevda tepesindeki minik gibi. O küçük bedeniyle uzaktan anlıkta olsa babasını görme sevinci yaşamak için çıkmıştı. Küçük bir an için ömürlük seven koca yürekli küçük bedenler bunlar.</p>
<p style="font-weight: 400;">     Korku dağlarının arkasına saklananlar! Yolda sürçüp kalanlar! Kendi cananı için başka canlar yakanlar! Bu koca yürekliler sizin günahınızla, korkaklığınızla ilgilenmeyecekler. Bu yavrucaklar dünyayı solmuş renklerinden arındıracaklar. Karanlığa boğduğunuz baharın çehresini aydınlatacaklar.  Baharı kışta kardelen misali beklemek, güneşin gece doğacağını bilmek boş bir umut değilmiş.</p>
<p style="font-weight: 400;">     Ben güneşe aşık kardelen. Zaman makinem yok ama zaman yolcusuyum. Koca yüreklim ufkuma renkler saçıyor.  Bitmiş bir zamana akıp gitmiyorum. Kardelen misali kış soğuğu tadıp, kar suyu yudumluyorum gece doğacak güneşimiz için.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Kaynak:Derya Hekim</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/karanligin-ufkunda-acan-kardelen-derya-hekim/">Karanlığın Ufkunda Açan Kardelen | Derya Hekim</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
