Haber

Şeytanın çok tuzakları vardır | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

Kimisi makam ve mansıp delisi olur; böyle gittiği yerde herkes, halk onu alkışlasın ister. Bir tane eskort takip ediyorsa, “Yahu iki tane niye olmasın?!.” der. Bir yerden bir yere gidiyorken “Beni bir ihtişam ile görsünler!” filan diye düşünür. Bu da “makam cinneti” esasen, “makam zehirlenmesi”. “İki tane olsun; yahu iki tane de olmuyor, üç olsun, on olsun; on, yirmi, otuz olsun! Böyle camiye giderken, arabalar bir arkama takılsınlar, bakanlar ona bir daha baksınlar böyle, bir başları dönsün. Nasıl baş dönermiş, görsünler!” filan… Şeytan, bu defa onu değerlendirir, saltanat zehirlenmesini değerlendirir, güç ve kuvvet zehirlenmesini değerlendirir. Bazen de öyle olur.

Bazen bir insana şehevânî duygular kapısını aralar; o kapılar, ona aralanır. Bir kere -hadis-i şerifin ifadesiyle- göz bakar, adım ona doğru atılır, el ona doğru uzanır ve ondan sonra da o mevzudaki o menfur, o müstehcen fiil irtikâp edilir. Bir kere de yaptı mı?!. Nasıl ki, bir kere yalan söyleyen, sonra her zaman yalan söyler!.. Evet, şimdikilerin birkaç yüz, belki daha fazla yalanına şahit oldunuz. Bir kere iftira eden, ondan sonra bin defa iftira eder. Bir kere bohemliğe düşen bir insan da elli defa bohemliğe düşer, hafizanallah. Bu defa da şeytan, onların o zayıf yanını yakalar.
“Şeytan” dediğiniz şey, böyle -bütün bütün insanı tecrîd ederek- sağlam karakterlere gelip musallat olacak birisi değil. O gelse, İnsanlığın İftihar Tablosu’na (sallallâhu aleyhi ve sellem) çarpsa, orada İnsanlığın İftihar Tablosu, bir tokat ile onu yere serer. Çünkü öyle bir immün sistemi var ki O’nda, öyle bir virüsün ne haddine O’na tesir etsin!.. Ama bizim gibi zayıf insanlar söz konusu olunca, hafizanallah, bir kere göz kaydı, bir kere ayak yanıldı, bir kere el uzandı, bir kere o fiil, müstehcen fiil irtikâp edildiyse, “İki tane niye olmasın? Üç tane niye olmasın? Dört tane niye olmasın!..” Bu defa onun o zayıf yanını değerlendirir.
Bakın şeytanın çok yolları var! Çok yolunun olduğunu göstermek için üç tane misal verdim. Kendimi sıksam, on tane misal verebilirim, müsaadenizle. Şimdi onun bir de musibet zamanlarını değerlendirmesi var. Bir musibet verir Allah (celle celâluhu). O musibetin geliş sebep ve sâikleri olabilir, şart-ı âdî planında. Mesela size lütfettiği ihsanları, böyle şükür ambalajlı her zaman değerlendirememişsinizdir. Size gelip ulaşan nimetler karşısında gereken şükrü eda edememişsinizdir.
Orada (elektronik tabloda) ilk defa o çıkmıştı; “Ubudiyet, mukaddeme-i mükâfat-ı lâhika değil, belki netice-i nimet-i sâbıkadır. Evet, biz ücretimizi almışız.” “Dünya nimetleri, zehirli bala benzer; lezzeti nispetinde elemi de vardır.” “Dünya, dâru’l-ücret ve lezzet değildir; dâru’l-hizmettir!” diyor Hazreti Bediüzzaman. Allah (celle celâluhu) bizi değişik nimetler ile serfirâz kıldı ama acaba biz onun şükrünü tam eda edebildik mi? Her birimiz kendi açısından düşünmeli bunu. Hani ben kendi açımdan düşünmeliyim. “Bunu Osman hoca böyle düşünüyor, Ahmet hoca düşündü mü, Cemal hoca böyle düşündü mü, Celal hoca böyle düşündü mü?” Onlar, suizan olur. Evet, bizim hakkımız, vazifemiz suizan ise, içimizdeki suizan duygusunu tamamen kendimize tevcih etmeliyiz. “Acaba benim şu davranışımda bir inhiraf oldu mu? Eğilmiştim böyle, içimden geliyor gibi oldu, öyle bir ‘Subhânallah!’ dedim ki, saftakilere bir sinerji oluşturdu.
Fakat acaba ben nefsimi karıştırdım mı buna? Ulan nankör nefis, karışmış olabilirsin sen!..” Böyle en olumlu, bizi kanatlandıracak/şahlandıracak şeyler karşısında bile, “Acaba bir bit yeniği var mı?!” mülahazasına meseleyi bağlayarak, her zaman temkinli hareket etme!.. Bu kendimiz için… Ama başkalarının da arpa kadar iyiliğini gördüysek, “Yahu bu kadar iyiliği olan bir insan… Allah, bunu yüzüstü bırakmaz!” Başkalarına bakarken de öyle bakmalıyız.
Şimdi kendi açımdan, her zaman kendimi bir kıtmîr gördüm. Siz biliyorsunuz; sana sorsam, şimdiye kadar elli defa mı, yüz defa mı demişimdir? Cenâb-ı Hakk’ın Kıtmîr’e ihsan ettiği lütuf… Sâfiyâne, halktan olanlardan, okumuş insanlardan binlerce, yüzbinlerce insan, “Yahu bu yol isabetli yol, Peygamber yolu!” dediler. Nedir o yol? Eğitim ile dünyaya açılma.. fakirliğe savaş ilan etme.. ihtilafa savaş ilan etme.. cehalete savaş ilan etme… Yahu çok makul bir şey; dünyada böyle bir şeye “Hayır!” diyecek insan çıkmaz. Dolayısıyla işin tabiatının icabı, gönüllere sizin için hüsnüzan vazediliyor, vüdd vazediliyor; gittiğiniz her yerde hüsnükabul ile karşılanıyorsunuz. Ve Cenâb-ı Hak, çok önemli hizmetlere sizi muvaffak kılıyor. Aklınızdan geçse ki “Bunu, ben yaptım!” hafizanallah, Cenâb-ı Hak, hafif kulak çeker, ensene bir tokat vurur, Süfyânlardan bir tanesini musallat eder.
Bu video 28/01/2018 tarihinde yayınlanan “MUSÎBET ZAMANI İMTİHANLARI” isimli bamtelinden alınmıştır. Yayının tamamını buradan izleyebilirsiniz:http://herkul.org/bamteli/bamteli-mus…

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu