Bir İstanbul sabahı… Kahvaltı yapmadan sokağa fırladığım için olsa gerek,
kan şekerim ziyadesiyle düşük. Metrobüs, yük vagonuna dönmeden yetişmeliyim.
Eski filmlerde bir cepheden bir cepheye asker sevkiyatı yapılır ya… Metrobüsün
hali de böyle işte…
Önümde yaşlı bir teyze, ürkek ses tonuyla önünden geçen gence soruyor:
– Mecidiyeköy’e hangi taraftan bineceğim evladım?
Gösteriyor genç. Gencin cevabıyla yetinmeyip birkaç kişiye daha soruyor
teyze. Garipsiyorum. Teyze çok mu kuruntulu, yoksa yaşadığımız dünya mı
tekinsiz? İkisi de olabilir aslında. Yoluma devam ediyorum.
Köşede çekirdekli simidini sevdiğim, güzel bir fırın var. Ucuz da… Girişte
nefis bir ekmek kokusu karşılıyor beni ama simit kalmamış . Üzülüyorum, sonra
camdan Suriyeli bir çocuğun parkasını ve esmerce ellerini görüyorum.
Esefleniyorum kendime. En temel ihtiyaçlarını karşılayamazken insanlar, şu
üzüldüğüme bak. Vicdan bu, sızladı bir kere. Zihnim kadar dağınık çantamı
karıştırıyorum. Hah, buldum bir beşlik! İki poğaça ve iki meyve suyu alıyorum.
Sessizce yanına gidiyorum çocuğun. Çömelmiş köşesine duvarın, başını kollarının
arasına sıkıştırmış, öylece duruyor. Görmüyor beni. Bacağının altına doğru iteleyip
poşeti, vicdanım tarafından rahat bırakılmanın hazzıyla, olay mahallini terk
ediyorum.
Yolculuğum sürüyor. Hızlı adımlarla yolun karşısına geçeyim derken acı bir
ses geliyor arkadan, irkiliyorum. Bir bakıyorum ki eski model, kırmızı, modifiye bir
araçla drift atıyor bir genç. Verdiği rahatsızlık, attığı havadan kaç galon büyük, bir
bilse, acep yapar mı?
Nihayet geldim. İşim, ikinci yuvam, ekmeğim, her şeyim… İşini sevmeyen
insanlara acıdım birden. İnsan, neredeyse ömrünü verdiği meşgalesini, ekmek
kapısını sevmezse ayakta duramaz ki!
İkişer ikişer çıktım merdivenleri. Kapıya bakarken görüyorum onu. Elinde
litrelik suyu, ara ara içiyor, bir yandan da kapıyı seyrediyor. Dudaklarında belli
belirsiz bir kıpırtı…
-Buyrun, kime bakmıştınız?
Derin bir uykudan uyanır gibi kendine geldi.
-Bbbenn?Şeyy…
Bir an hatırlayamadı sanki. Kısa bir sessizlikten sonra:
-Ha evet, Leyla Hanım’la görüşecektim.
-Buyrun benim.
-Dün telefon etmiştim. Akasya’daki ev için…
-Erkencisiniz, dokuz buçuğa sözleşmiştik yanlış hatırlamıyorsam.
-Şey ben biraz sağlamcıyımdır. Trafikte filan sıkıntı yaşayıp geç kalırım, diye
erken çıkmıştım yola.
-Gidelim o zaman.
Dün telefonun ucundaki titrek ses, şu an gördüğüm nahif silüetle birleşince
zihnimde anlam kazandı sanki. İki sokak ötedeki eve giderken konuştuk biraz.
Üniversite ikinci sınıftaymış. Gazetede görmüş ilanımızı. Görünce çok sevinmiş.
Aylardır ev arıyorlarmış. Artık ümitlerini kaybetmek üzerelermiş.
-Bu muhitte öğrenciye kimse ev vermek istemiyor. Kendileri, çocuklarını
okutmak için paralanıyorlar. Ama iş, başka çocuklara el uzatmaya gelince imtina
ediyorlar, dedi acı acı gülümseyerek.
-Şey, ev sahibi Osman Amca biraz pimpiriklidir, o da öğrenciye vermeyebilir.
Donuklaştı. Sesindeki suküt-u hayali fark etmemek mümkün değildi.
-Bakın, merak etmeyin. Evi temiz kullanırız. Parayı vaktinde öderiz.
Üzüldüm. İki sene önce ben de öğrenciydim, öğrenci adam- derecesi kişiden
kişiye değişmekle birlikte -garibandır. Yardım etmek lazım, lazım da Osman
Amca’yı iyi tanırım. Çok düşkündür evine.
Şansa bak, bakacağımız dairenin hemen altında oturuyor Osman Amca. Bu
da demek oluyor ki kiraya verse bile, şu kağıt gibi duvarlardan geçen her ses,
9Ünzile Teyze’nin –Osman Amca’nın eşi- sinirlerini zıplatacak, Osman Amca da iki
ayda bu garipleri kapı dışarı edecek. Ümidim kırılmaya başlıyor ufak ufak.
Zile basıp bekledik bir müddet. Neden sonra Ünzile Teyze’nin başı göründü
camda.
-Leyla kızım sen mi geldin? Yanındaki kim?
-Ünzile Teyze, arkadaş daireye bakmak için geldi. Osman Amca evde mi?
-Pek bi küçük görünüyor, öğrenciyse filan istemem ona göre.
Gayri ihtiyari dönüp yüzüne baktım kızcağızın. Derince iç geçirdi,
ümitsizliğimizi zirveleştirmişti bu tavır. Teselli etme ihtiyacı hissettim.
-Hemen üzülmeyin, bi Osman Amca gelsin, belli olmaz.
Sebebini bilmiyordum ama deli gibi istiyordum yardım etmeyi. Komisyon
meselesini bile unutmuştum tamamen. Osman Amca’nın sesiyle kendime geldim.
-Leyla, hoş geldin kızım. Evladım, sen de hoş geldin. Gelin bakalım içeri.
Ünzile, bir çay koy kızlara.
-Yok Osman Amca, benim başka randevularım da var. Eve hızlıca bakıp
çıkalım olmaz mı?
-Neyse, borcun olsun, buyrun bakalım.
İkinci kattaki eve çıktık beraber.
Otuz yıllık bina, köhneliği merdivenlerden belli, ama temiz en azından. Aile
apartmanı nezihliği var binada. Ev gayet aydınlık ve ferah… Kirası da uygun sayılır.
-Ne iş yapıyorsun kızım, kiminle kalacaksın?
-Öğrenciyim amca, dört arkadaşımla kalacağız inşallah.
Osman Amca, “Bunu niye getirdin ki?” der gibi bir bakış fırlattı bana. Cevap
verme ihtiyacı hissettim.
-Bu kızcağızlar, çok temiz insanlar Osman Amca. Hem öğrenciler garibandır.
Sahip çıkmak lazım.
Osman Amca, aldırmaz bir tavırla kıza döndü.
-Evladım, bak ben seni tanımam, bilmem. Diyeceğim o ki: Biz burada
neneyle birlikte sakin sakin yaşayıp gidiyoruz. Bu yaşa gelinceye dek başımız
fazlasıyla ağrıdı. Bırakın bundan sonra ağrımasın.
-Ama amcacığım…
Konuşturmadı Osman Amca. Biz de başımız önümüzde çıkmak zorunda
kaldık.
Çok mahcuptum çok. Ne diyeceğimi bilemiyordum. Toparlamak istedim.
-Başka bir yer bakalım. Abim gelmiştir ofise. Sorarız şimdi.
-Zahmet etmeyin. Nafile uğraşıyoruz.
Tuhaf bir durum… Her zaman müşteriler gelir, belki beş görüşmeden bir ikisi
olumlu sonuçlanır, diğerleri eli boş döner. Bu kız, yüreğimde bir tele dokundu,
onu titretti sanki. Eli boş dönmesini istemiyordum.
Kapının önünde vedalaştık. Israrıma rağmen çıkmadı yukarı.
Ofise çıkar çıkmaz olanları abime anlattım.
-Yok Leyla, Osman Amca ölür de vermez öğrenciye o evi.
-Abi, ikna etmenin bir yolu olmalı. Kızcağız çok istiyordu.
-Leyla, Osman Amca’nın kızını biliyor musun sen?
-Yoo, onların çocukları yoktu ki!
-Vardı, bundan 15 yıl kadar önce bir tane kızları vardı. Üniversiteye
gidiyordu. Başka bir ildeydi. Arkadaşlarıyla kalıyormuş. Soba zehirlenmesi
neticesinde bir arkadaşı ve Osman Amca’nın kızı vefat etmiş. Cesetleri bir hafta
sonra bulunmuş. Bu sorumluluğun altına girmez Osman Amca, hele onları
gördükçe biricik kızını hatırlamayı hiç kaldıramaz.
Etkilenmiştim. Ne kadar kendi halimde yaşıyorum, diye düşünmeden
edemedim. Burnumun dibinde yaşayan, neredeyse her gün gördüğüm bu
insanların, kapalı perdelerin ardında nasıl acı çektiklerini anlayamamışım.
-Abi, ben son kez şansımı deneyeceğim.
Abim: “Boşuna, gitme!” dediyse de konuşmalıydım. Vicdanım yeniden
yakama yapıştı sanki. Ah iç ses! Beni zorla cennetlik edersin umarım.
Zili hızlı hızlı çaldım.
-Osman Amcaaa!!!
Telaşla cama çıktı Osman Amca. Niyetim telaşlandırmak değildi tabi.
-Osman Amca, çay var mı?
-Tabi kızım, ben de bir şey oldu zannettiydim. Gel buyur!
-Geleyim Osman Amca. Kolay gelsin Ünzile Teyze.
Selamlayıp içeri girdim.
– Osman Amca, rica ederim dinle beni. Ben bugünkü öğrenciler için
konuşmak istiyorum. Ben çok üzüldüm. Gencecik çocuklar… Sen yardım etmezsen
ben yardım etmezsem kim yardım edecek. Dinimiz, muhtaçlara el uzatmayı
emretmiyor mu? Aylardır ev arıyorlarmış. Kapılar hep yüzlerine kapanmış. Bak,
gelmişler güzel güzel ilim öğreniyorlar. Vatanlarına, milletlerine hayırlı bir evlat
olacaklar. Senin de çorbada tuzun olsun. Hadi verelim şu evi.
Osman Amca önce duraksadı. Sonra titrek bir ses tonuyla konuşmaya
başladı.
-Leyla, seni evladımız gibi severiz bilirsin. Ama biz bu kızcağızların vebaline
girmek istemiyoruz. Benim kızıma sahip çıkmadılar diye zamanında çok isyan
ettim. Ya biz de bu çocuklara sahip çıkamazsak? Onların da başına bir şey gelirse…
Hem onları gördükçe kızçem gelir aklıma hep.
-Ama Osman Amca, inanıyorum ki siz daha bir farklı bakıp gözetirsiniz
onları. Aileleriymiş gibi sahip çıkarsınız. Hem sen, onların ailelerini daha iyi
anlarsın. Belki de giden bir kızının yerine, beş kızın olacak.
Birbirlerine baktılar Ünzile Teyze’yle. Gözleri doldu ikisinin de.
-Tamam, çağır gelsin dedi. Endişesi yüzünden okunuyordu.
-Allah razı olsun Osman Amcacığım. Siz onlara sahip çıkıyorsunuz, Rabbim
de ahirette size sahip çıksın.
Dualarla uğurladılar beni. Acıları tazelenmişti belli. Ama çok büyük hayırlara
vesile olacaktı bu iş, hissediyordum. Mutluluğum tarifsizdi. Hemen aradım.
Ümitsiz bir ses tonuyla telefonu açtı. Müjdeli haberi verdiğimde, sevinçten
telefonu düşürdü elinden. Arkadan sevinç çığlıkları yükseldi sonra. Bu kadar
sevineceklerini ben bile tahmin etmemiştim.
Aradan üç ay geçti. Öğrenciler taşındılar. Ünzile Teyze, anneleri gibi habire
yemek taşıyıp duruyor. Osman Amca tadilat, tamirat ne varsa hallediyor. Kızlar da
hem güvende olmanın hem de aile sıcaklığı görmenin mutluluğu içindeler…
Ne garip değil mi? Adına bazen nasip bazen dua dediğimiz o gizli saikle,
Rabbim ne güzel işlere sevk ediyor insanı! Bir tarafa muhtaç olduğu himayeyi
ikram ederken diğer tarafın yaralarını sarıyor. Onlara lütufta bulunurken benim
gibi birine de vesileliğin hazzını yaşatıyor. Şükür bunları gösterene diyor benim “İç
ses”. Şükür,şükür…
Hizmetten | Esra Kaya
Hususiyle mağduriyetlerin mağduriyet üzerine yaşandığı, mağduriyetler fâsid dairelerinin yaşandığı, mağduriyetlerin mağduriyetler doğurduğu, bir sürü insanın zulme uğradığı, gadre uğradığı, ırzın çiğnendiği, namusun pâyimal olduğu bir dönemde bütün mü’min kardeşlerin adına kalbin titreyerek, bütün benliğinle titreyerek, Allah aşkına, kalk alnını yere koy, gözyaşlarınla seccadeye boşal!.. O yaşlar, farkına varmadan tebahhur edecek, birer şahit gibi mele-i a’lâya yükselecek ve katiyen geriye boş dönmeyecek!.. Birer rahmet halinde yine senin başına yağacak onlar; O’dan sana geriye dönecek!.. Senin yaptığın şeyler bu kadarcık olacak; O’nunki (celle celâluhu) Kendi büyüklüğüyle mebsûten mütenasip olacak. Sen bir damla atacaksın; O (celle celâluhu) sana bir derya ile geriye döndürecek. Sen, bir zerre ile işe iştirak edeceksin; O (celle celâluhu) güneşler ile mukabelede bulunacak… Büyüklüğüne göre muamele yapacak!..
Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) okunmasını tavsiye buyurduğu duaların birisinde,
اَللّٰهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ نَفْسًا بِكَ مُطْمَئِنَّةً تُؤْمِنُ بِلِقَائِكَ وَتَرْضَى بِقَضَائِكَ وَتَقْنَعُ بِعَطَائِكَ
“Allah’ım! Senden, Sana kavuşacağına inanan, hükmüne razı olan, verdiklerine kanaat eden ve Seninle itminana ermiş bir nefis istiyorum” (et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr, 8/99) buyurmuştur. Bu yüce ve yüksek duadaki “itminana ermiş nefis” ifadesinden anlaşılması gereken nedir, izah eder misiniz?
Cevap: Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir hadis-i şeriflerinde,
أَعْدَى عَدُوٍّ لَكَ نَفْسُكَ الَّتِي بَيْنَ جَنْبَيْكَ
Senin en büyük düşmanın mahiyetindeki nefsindir.” (ed-Deylemî, el-Müsned 3/408)
buyurmak suretiyle kendisine karşı asıl tavır alınması ve mücadele edilmesi gereken en çetin düşmanın nefis olduğuna dikkat çekmiştir. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) başka bir zaman düşmanla yaka paça olduktan sonra Medine’ye dönerken, “Şimdi küçük cihaddan büyük cihada dönüyoruz.” buyurmuş, büyük cihadın ne olduğu sorulduğunda ise O, “Nefisle cihad.” cevabını vermiştir. (Bkz.: el-Beyhakî, ez-Zühd 1/165; Hatîb el-Bağdâdî, Târîhu Bağdâd 13/523) Çünkü insanın, karşısında açıkça gördüğü düşmanla mücadelesine nispetle, iki kaşı arasına gizlenmiş, her an hücum fırsatı kollayan sinsi bir düşmanla mücadelesi daha zordur. Hem düşmanla yapılan cihadda, her ne kadar savaşma, vuruşma gibi maddî zorluklar olsa da, muzaffer olma neticesinde ganimet ve benzeri kazançların peşin olarak dünyada elde edilme ihtimali vardır. Fakat nefisle mücadele etme, onu yenme, aşma ve bertaraf etme neticesinde insana vaat edilen mükâfatlar büyük çoğunluğu itibarıyla hâlihazırda mevcut olmayıp ahirete bağlanmıştır. İnsan tabiatı ise,
كَلَّا بَلْ تُحِبُّونَ الْعَاجِلَةَ وَتَذَرُونَ الْاٰخِرَةَ
“Hayır, doğrusu siz şu peşin dünya hayatına çok düşkünsünüz, onun için ahireti terk edip durursunuz.” (Kıyâme, 75/20-21)
âyet-i kerimesinde ifade buyrulduğu üzere peşin ve günübirlikçi mükâfatlara perestiş eder. Evet, insan sa’y u gayretinin neticesini hemen elde etmek, çalışmasının ücretini çarçabuk almak ister. Bu açıdan i’lâ-i kelimetullah adına yapılan cihad gerçekte küçük olmasa da, büyük cihada nispeten küçük kalmaktadır.
Nefis mertebeleri ve nefs-i levvame
Bilindiği üzere, insanın amansız düşmanı olan nefis, potansiyel olarak insan için çok zararlı olsa da, değişim ve yükselmeye açıktır, terbiye edilebildiği takdirde insanı Allah’tan uzaklaştıran değil, onu Allah’a yaklaştıran bir bineğe dönüşür. Mesela
وَلَا أُقْسِمُ بِالنَّفْسِ اللَّوَّامَةِ
“Hayır hayır, kasem ederim sürekli kendini kınayan o nefse!” (Kıyâme, 75/2)
âyet-i kerimesinde beyan buyrulan nefis, böyle bir değişim ve terakkinin ilk adımını atmış, ilk açılımını gerçekleştirmiş nefsi ifade eder. Bu nefis, her ne kadar, zaman zaman hata ve günahlara girse de, yaptığı kötülük ve günahtan dolayı kendini kınar, sorgular, içine düştüğü levsiyattan çıkma yolları araştırır, tevbe ve istiğfara yönelir ve bir daha da aynı hata ve günahlara düşmemek için alternatif mücadele şekilleri geliştirir. İnsanın, “nefs-i emmare”nin sultasından kurtulup hata ve günahları karşısında kendisini kınayan “nefs-i levvame” mertebesine geçmesi nefsin tezkiye ve terakkisi adına çok önemlidir. Çünkü bu ilk adım, nefsin diğer mertebelerine ulaşma adına bir açılma noktasıdır. İnsan nefsinin mertebe mertebe “nefs-i mutmainne”ye yükselmesi, nefs-i mutmainnenin, nefs-i râdiye (Hakk’ın takdir ve hükümleri karşısında hep rıza soluklayan nefis), nefs-i mardiyye (kendisinden razı olunan nefis) ve -eğer bu dünyada mümkünse- nefs-i safiye veya nefs-i zekiyyeye ulaşması da ilk olarak “nefs-i emmare”nin “nefs-i levvame”ye açılmasından geçmektedir. Nasıl ki, merkezdeki küçük bir açı muhit hattında kocaman bir açı meydana getiriyorsa, nefis adına küçük de olsa merkezdeki böyle bir açılım çok önemlidir ve bir o kadar da zordur. Çünkü bunun sağlanması için bir değişimin gerçekleştirilmesi; bir diğer ifadeyle eskinin silinmesi, geçmişe veda edilmesi, o güne kadar alışılagelen şeylerin elin tersiyle itilip yeni bir yola girilmesi gerekmektedir.
İşte günah ve hatalar karşısında kendini kınayan, sorgulayan ve bir daha da o günahlara düşmeme konusunda mücadele azmi ve iradesi sergileyen nefis, bu mücadelesini sürdürdüğü takdirde, kalb ve ruh ufku semasında pervaz edip kanat çırpabilecek “nefs-i mutmainne” mertebesine yükselmiş olur.
İtminana ermiş nefsin vasıfları
Nefs-i mutmainne, itminana ermiş, iman ve irfan ufku açısından tam oturaklaşmış, Allah’ın (celle celâluhu) rıza ve hoşnutluğundan başka her şeye kapılarını kapatmış, farklı alternatif arayışlardan da kesilmiş nefis demektir. Beyhude arayışlardan kurtulmuş böyle bir nefis artık hep O’na müteveccih yaşar, ömrünün dakika ve saniyelerini bile O’nun rızası istikametinde değerlendirir ve hep O’nun takdir ve hükümleri karşısında rıza soluklar. Bir insanın içinde Cenâb-ı Hakk’ın icraat-ı sübhaniyesi karşısında razı olma duygusu varsa bu aynı zamanda Allah’ın (celle celâluhu) ondan razı olduğunun da bir göstergesidir. Bu açıdan bazı muhakkiklere göre nefs-i râdiye ve mardiyye, nefs-i mutmainnenin açılmış iki kanadı mesabesindedir. Allah’tan razı olan ve Allah’ın da kendisinden razı olduğu böyle bir insan için artık ister celâlden cefa gelsin isterse de cemalden vefa gelsin fark etmez. O, her ikisini de safa diye bağrına basar. Ayrıca o, “Hel min mezid – Daha yok mu?” yolcusu olması itibarıyla sürekli mârifetini artırmaya ve kendisine ait farklı uzaklıkları aşarak O’na karşı yakınlık mukabelesinde bulunmaya çalışır.
Allah’a kavuşacağına iman, rıza ufku ve kanaat
Bu açıdan Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) mezkûr duasında, başta itminana ermiş nefis istedikten sonra duanın devamında O’nun böyle bir nefsin derinlikleri veya kanatları diyebileceğimiz bazı vasıfları da talep ettiğini görmekteyiz.
Şöyle ki Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), duada nefs-i mutmainne istedikten hemen sonra تُؤْمِنُ بِلِقَائِكَ ifadeleriyle bu nefsin er geç Allah’a kavuşacağına inanan bir nefis olmasını talep ediyor. Çünkü yürüdüğü yolun, aksine ihtimal vermeyecek şekilde Ebedî Zât’a ulaştıracağına inanması, likaullah arzu ve iştiyakıyla yanıp tutuşması, oturup kalkması insanın içinde derin ve sarsılmaz bir itminan hâsıl edecektir.
Resûl-i Ekrem Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) ikinci olarak وَتَرْضَى بِقَضَائِكَ sözleriyle itminana ermiş bu nefsin aynı zamanda Allah’ın kazasına rıza göstermesini istiyor. Bazı âlimler kazayı, Cenâb-ı Hakk’ın ezelde ilm-i ilâhîsinde taayyünat çerçevesinde bazı şeyleri belirlemesi olarak tarif etseler de, usûlüddin ulemasının çoğunluğuna göre o, levh-i mahv ve ispatta takdir edilmiş ve yazılmış olan kaderin, mevsimi gelince infaz edilmesi demektir. İnsanın sergüzeşt-i hayatında maruz kaldığı hâdiseler, zâhirî yüzleri itibarıyla bazen iyi bazen de kötü olabilir. Fakat insan, niyetiyle Allah’ın kaza buyurduğu şeylerin tamamını hayra çevirebilir. Mesela maruz kaldığı belâ ve musibetleri, sabır ve rıza duygusuyla; nail olduğu nimet ve başarıları da şükür ve hamd duygusuyla karşılayan bir insan bunları kendisi hakkında hayra çevirmiş olur. Fakat insan, celâlinden cefa geldiği zaman şikâyet eder ve kadere taş atar, cemalinden vefa geldiği zaman da nankörleşir ve bunu kendisinden bilirse, bu sefer de bu onun hakkında şer olur. Yani nimet ve nıkmetin insan hakkında şer veya hayır olması, biraz da insanın bunlar karşısındaki duruşuyla ilgilidir. Dolayısıyla insanın, Allah’ın (celle celâluhu) kendisi hakkında takdir ve kaza buyurduğu her şeyden razı olması çok önemlidir.
Son olarak Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) وَتَقْنَعُ بِعَطَائِكَ sözleriyle, Allah’tan, kendisi hakkında takdir buyurmuş olduğu, kendisine ihsan ettiği her şeye karşı kanaat hissi vermesini istiyor. İnsanın kanaat etmeyip hırs göstereceği yer de vardır. Ama bu, sadece Allah’a iman ve O’nun rızası mevzuuyla alakalıdır. Bu açıdan insan, Allah’ın rızasını talep konusunda delice davranmalı ve bu konuda asla kanaat etmemelidir. Farklı bir ifadeyle hırsın mahz-ı ibadet olduğu bir yer varsa o da, Allah’ı ve O’nun Resûlü’nü sevme mevzuudur. Evet, insan rıza-i ilâhîye uygun bir çizgi takip etme konusunda elde ettiği şeyleri asla yeterli görmemeli ve sürekli “Daha yok mu, daha yok mu?” demelidir. Fakat dünyaya, bedene ve cismaniyete hitap eden hususlarla alakalı asıl olan, Cenâb-ı Hakk’ın takdirine kanaat etmektir. İşte bu da “nefs-i mutmainne”ye yelken açmış kâmil insanların sıfatlarından bir diğeridir.
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bu duasında sabah akşam bütün bu önemli hususları Cenâb-ı Hak’tan talep ediyor. Elbette ki O, bütün bunları kendi engin ufku ve kendi yüksek taleplerine bağlı olarak istiyordu. O’nun bu isteklerini biz, kendi darlığımız, kendi hedeflerimiz zaviyesinden değerlendirirsek, O’nu kendi seviyemize indirmeye çalışma gibi bir saygısızlığa düşmüş oluruz. Fakat Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) bu duasındaki isteklerini, bize rehberlik yapması açısından değerlendirip ona göre hareket etmemiz gerekiyor. Mademki O (sallallahu aleyhi ve sellem), bu duasında çıtayı çok yüksek bir noktaya koyarak bize hep yükseklere talip olmayı öğretiyor, o hâlde biz de hiçbir zaman dûnhimmet olmamalı, sürekli iradelerimizi kamçılamalı ve son nefesimize kadar iman ve itminan içinde Allah’ın (celle celâluhu) rıza ve hoşnutluğunu yakalama peşinde koşmalıyız.
Twitter CEO’su Jack Dorsey ve Enes Kanter ile ‘insan hakları’ sohbeti
Türkiye’de özellikle 15 Temmuz sonrası yaşanan hukuksuzlukları bulunduğu her platformda gündeme getiren NBA yıldızı Enes Kanter, bu kez konuyu Twitter CEO’su Jack Dorsey ile görüştü.
NBA yıldızı Enes Kanter ve Twitter CEO’su Jack Dorsey, sanal alemde bir araya geldi. İkili yaptıkları görüntülü görüşmede son zamanların en önemli gündemi olan insan hakları, özgürlükler ve ifade özgürlüğü konularını tartıştı.
Görüşmeyi Enes Kanter, sosyal medya hesabından duyurdu.
Kanter Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, “Kardeşimle harika bir konuşma yaptım. Jack (Dorsey), insan Hakları ve Adalet’in gerçek bir dostudur. O bir ilham kaynağı ve biz ifade özgürlüğünü savunmak için çalışacağız. Arkadaşlığınız ve desteğiniz için teşekkür ederim” ifadelerini kullandı.
Twitter CEO’su Jack Dorsey, insan hakları, demokrasi ve özgürlükler konusundaki net duruşuyla biliniyor.
Twitter, eski ABD Başkanı Donald Trump’ın şiddeti öven sözleri ve Trump taraftarlarının ABD’de büyük tepki toplayan Kongre baskını sonrası ABD Başkanı’nın milyonlarca takipçisi olan hesabını önce kısa süreyle askıya almış. Daha sonra da Trump’ın hesabını süresiz olarak kapatılmıştı.
NBA yıldızı Enes Kanter ise özellikle Türkiye’de 15 Temmuz sonrası yaşanan insan hakları ihlalleri ve hukuksuzlukları ABD’de bulunduğu her platformda dile getirmeye çalıştı. ABD Kongresi’nden 54 senatörün geçtiğimiz günlerde Başkan Joe Biden’a Erdoğan’a baskı yap çağrısında onun da ismi Türkiye’de hedef gösterilenler arasında yer aldı.
Zaman zaman hem siyasiler hem de ünlülerle bir araya gelerek Türkiye’de özellikle 15 Temmuz sonrası yaşananları dünyaya duyurmaya çalışması Türkiye’de AKP çevrelerinde büyük rahatsızlık oluşturdu.
AKP’nin baskıları sonucu NBA yıldızı Enes Kanter eşine az rastlanır şekilde sansüre uğradı. Geçtiğimiz yıl NBA finallerine kalan Enes’in takımının maçları Türkiye’de yayınlatılmadı. Bazı maçlarda ise dakikalarca oyunda kalan Enes’in adı Türk spikerler tarafından bir kez dahi telaffuz edilmedi, maçta Enes yokmuş gibi maçlar anlatıldı.
AKP’li önde gelen isimlerin bizzat hedef gösterdiği Enes Kanter, sürekli tehditler aldı. Zaman zaman sözlü saldırılarla karşılaştı.
Takımının Londra’daki maçına aldığı tehditler yüzünden gidemedi. Türkiye’nin pasaportunu iptal etmesi nedeniyle takımının Toronto maçlarına ise Kanada Başbakanı Justin Trudeau’nun verdiği özel garanti sonrası gidebildi.
Kaynak: Boldmedya
Avrupa Konseyi’nden Moldova’ya ‘kaçırılan Türk öğretmenler’ çağrısı
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Türk öğretmenlerin hukuksuz sınır dışı edilmesine dair AİHM kararını uygulaması için Moldova’ya çağrı yaptı.
Komitenin çağrısını, Moldova’daki Hukuki Araştırmalar Merkezi (CJRM) Danışmanı Daniel Goinic bir basın toplantısıyla yorumladı. 2018 Eylül ayında Türk öğretmenlerin Ankara’nın isteğiyle sınır dışı edilmesinde yaşanan ihlallerin etkin şekilde soruşturulmasının istendiğine vurgu yapan Goinic şu değerlendirmede bulundu: ‘’Komite, gizli servis çalışanlarının eylemlerini denetleyip sorgulayacak mekanizmanın yokluğuna dikkat çekiyor. İstihbarat ve Güvenlik Servisi’nden (SIS) keyfi gözaltı ve illegal sınır dışı işlemlerine sıfır tolerans göstermesini istiyor. Öte yandan SIS üzerindeki siyasi etkiyi kabul edilemez buluyor.’’
Bakanlar Komitesi kararında, mağdurların açtığı davanın tek bir hakimle karara bağlanması şüphe çekici bulunuyor. İstenen önlemler arasında, yabancıların ikametgah ve iade prosedürüne ilişkin mevzuatta düzenleme ve sınır dışı işlemlerinin uluslararası işbirliği ile yapılması da yer alıyor.
HÜKÜMETTEN FAZLASINI BEKLİYORUZ

Avukat Vadim Vieru, Avrupa Konseyi’nden gelen çağrı istikametinde Kişinev otoritelerine çağrı yaptı. ‘’Çabalarını sürdürdüğünü söyleyen hükümetten daha fazlasını bekliyoruz.’’ diyen Vieru, Moldova hükümetinin, Türk öğretmenlerin şimdiki durumuna dair bilgi edinmede Ankara’ya ısrarcı olmasını istedi.
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Moldova otoritelerine eylül ayına kadar süre verdi. Buna göre Kişinev, eski istihbarat başkanının para cezasıyla kurtulduğu davadaki gelişmeleri ve kaçırılan öğretmenin eşinin yaptığı temyiz başvurusunun akıbetini Strasburg’a bildirecek
6 Eylül 2018’de evlerinden zorla araçlara bindirilerek Türkiye’ye gönderilen Türk öğretmenlerle ilgili AİHM hak ihlali nedeniyle Moldova’yı 125 bin euro ödemeye mahkum etmişti.
Kişinev’de 2020 eylül ayında sonuçlanan davada ise, dönemin istihbarat şefi Vasile Botnari 4 bin 500 euro para cezasına çarptırılmıştı. Kamuoyundan gizlenen mahkeme kararını, bir öğretmen eşi temyize götürmüştü.
Necdet Çelik-Bükreş | Romanya
CANLI | Oruç ve Muhtevası-Safi Ekmekçi soruyor Kemal Kara cevaplıyor
Hizmetten.com YouTube kanalımızın bu haftaki CANLI yayın konuğu İlahiyatçı Kemal Kara.
Safi Ekmekçi moderatörlüğünde gerçekleştirilecek programımızda Oruç ve Muhtevasını konuşacağız.
Ramazanda insan velayete ulaşabilir deniyor. Kaynaklarımızda buna işaret eden deliller nelerdir?
Kitap ve sünnet çerçevesinde Orucun manevi yönüne dikkat etme adına bir mümin nasıl davranmalı?
Ruha oruç tutturma ne demek?
Oruca dair sorular ve cevapları bu programda…
18 Mart 2021 Perşembe
19.30 Berlin
21:30 İstanbul
23.30 Taşkent
13:30 Newyork
Gel Mansur ,
Bırak bu kelimeyi,
Deme enel Hakk,
Biz biliriz niyetini ,
Bilmez onlar kıyar sana.
Enel Hakk derim,
Ardımdan yanacaklar,
Hakk çeşminden gece gündüz,
İrfanı kanacaklar,
Ne ilkiyim bu demin,
Ne ahir seyyahı,
Gam kadehine güle güle dalacaklar,
Enel Hakk,
Bildiğim yol doğrudur,
Gülenler yanmaz.
Ateş Halilin suyudur,
Yeşerirken dem ü dem,
Kurudu sanacaklar,
Bazı balık olur ev,
Bazı destereler tarak.
Sürgünler tadarım, anam Hacer ile,
Bazı bakarım, sade duvarlara,
Bazı şükrederim ağlayarak,
Ne ilkiyim bu demin,
Ne de son seyyahı,
Bizi bin kez kovacaklar.
Hizmetten | Gökhan Bozkuş
Avusturya Parlamentosundaki 73 Kadın milletvekiline çiçek gönderdiler
Dünya Kadınlar Günü münasebetiyle Viyana’da Grüß Gott Österreich Platformu mağduriyetleri duyurma adına yeni bir etkinliğe imza attı.




Amerika’nın Nevada eyaletinde bulunan İnsanı Yardım Kuruluşu Silver Sage Foundation gönüllüleri, Dünya Kadınlar Günü kapsamında bir kermes düzenledi.
Anthem Hills Park’taki kermeste, Silver Sage Vakfı üyelerinin yaptığı tatlı, börek, pasta ve yemekler satışa çıkarıldı.

Gelirinin tamamının Türkiye’deki ihtiyaç sahibi kadınlara ulaştırılacağı kermese ilgi yoğun oldu.
Öte yandan Silver Sage Foundation yardım etkinliklerinin yanı sıra her ay radyo programları düzenlemeye de devam ediyor.
Radyo Talk Show programlarının bu ayki bölümünde yine 3 farklı dinden kanaat önderi bir araya geldi. Yayında, M. Fethullah Gülen Hocaefendi’nin 21. yüzyılda aşk ve toleransa verdiği değer ve bu kavramların dünya barışındaki önemine dair bir sohbet oldu.
Silver Sage Vakfı’nca hazırlanan, İmam Mücahid Ramazan’ın ev sahipliğinde gerçekleştirilen Radyo Talk Show dizisi, 6 Mart 2021’de yayınlanan 4. bölümü ile devam etti.
Bu bölümde İmam Ramazan, 3 farklı dinden 3 değerli konuğu ağırladı. Haham Reuven Firestone PhD, Rahip Dr. Catherine Gregg ve İmam Jamal Rahman, dinler arası diyaloğun İbrahimi dinler arasında nasıl güçlü köprüler kurabileceğini tartışmak için bir araya geldi.
Fethullah Gülen’in farklı sosyal ve dini gruplar arasındaki barış ve diyalog vizyonundan esinlenen Ramazan, 21. yüzyılda uyumlu bir toplum inşa etmede birbirini anlama ve hoşgörü rolüne ilişkin tartışmaları çeşitli noktalarda yönlendirdi.