Almanya’da Kültürler Arası Dostluk Yürüyüşü: Kolping ve Mosaik Üyeleri Eltville’de Buluştu
Almanya’nın Hessen eyaletine bağlı Eltville bölgesi, anlamlı bir buluşmaya ev sahipliği yaptı. Bölgedeki Kolping aileleri tarafından geleneksel olarak düzenlenen Paskalya yürüyüşüne, bu yıl Wiesbaden ve çevresinde faaliyet gösteren kültür ve diyalog derneği Mosaik e.V. üyeleri de katıldı.

Doğa Yürüyüşü ve Sosyal Etkileşim
Wiesbaden’den gelen yoğun katılımla başlayan etkinlikte gruplar, Eberbacher bölgesi üzerinden Hattenheim’daki ızgara alanına doğru yürüdü. Hava şartlarının uygun olduğu günde, katılımcılar verilen molalarla bölgenin manzarasını değerlendirme ve birbirleriyle tanışma fırsatı buldu.
Varış noktasında grup, Dieter Schenk tarafından organize edilen geleneksel Paskalya oyunları ve çeşitli ikramlarla karşılandı.

İki Kültür, Tek Sofra
Etkinliğin mutfak tarafını Mosaik Derneği üstlendi. Dernek Başkanı İbrahim Ünlüoğlu ve ekibi tarafından hazırlanan döner, katılımcılara ikram edildi. Bağış usulüyle sunulan yemek organizasyonunda, toplanan katkıların dernek çalışmalarında değerlendirileceği belirtildi.
Yedi Yıllık İş Birliği
Peter Fischer ve Saffet Yıldırım’ın girişimleriyle temelleri yedi yıl önce atılan bu dostluk köprüsü, ortak yürüyüş etkinliğiyle yeni bir boyut kazandı. Yıl boyunca fikir alışverişi ve sosyal projeler için bir araya gelen iki derneğin üyeleri, ilk kez birlikte gerçekleştirilen Paskalya yürüyüşünün önümüzdeki yıllarda da sürdürülmesini hedefliyor.
İki farklı kültürün temsilcilerini bir araya getiren bu organizasyon, bölgedeki diyalog çalışmalarına katkı sağlayan örnek bir buluşma olarak kayda geçti.

Bazı insanlar vardır; isimleri kalabalıkların dilinde çok dolaşmaz fakat yaptıklarıyla gönüllerde derin izler bırakırlar. Hasan Amca da işte böyle bir insandı. Hizmette önde, gayrette zirvedeydi. Söz konusu ücret ve karşılık olunca en geride duran bir gönül eriydi.
Toplumların manevi dinamizmini ayakta tutan en önemli unsurlardan biri, karşılık beklemeksizin sorumluluk üstlenen ve bu sorumluluğu istikrarlı bir şekilde sürdüren adanmış ruhlu şahsiyetlerdir. Hasan Kılıçarslan, nam-ı diğer Hasan Dede, bu hakikatin yaşayan bir timsali olarak; hizmet ahlâkını hayatının merkezine yerleştirmiş, aksiyon, disiplin ve fedakârlığı şahsında bütünleştirmiş müstesna bir örnek olarak karşımıza çıkmaktadır.
Onun hayatında en dikkat çeken hususlardan biri, hizmetteki öncülüğü ile maddi beklentiler karşısındaki mesafeli duruşu arasındaki dengedir. O, hayırda yarışın güzel bir timsali olmuş, Kur’an hizmetinde gecesini gündüzüne katmış müstesna bir insandı. Bu hali, onun ihlâs temelli bir anlayışa sahip olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Bu adanmışlığın en somut tezahürlerinden biri, başkentte kurulan bir kolej sürecinde görülmüştür. Mustafa Amca, Arif Hoca ve Mahmut Abi ile birlikte yoklukların içinden bir eğitim yuvası inşa etmeye koyulduklarında, ellerinde neredeyse hiçbir maddi imkân yoktu. Gündüz kalıplardan çıkan eğri çivileri topluyor, gece onları tek tek düzelterek ertesi gün yeniden kullanıma sunuyorlardı. Çivi alacak imkânın dahi bulunmadığı bu süreçte, onların en büyük sermayesi sarsılmaz iradeleri ve eğitime adanmış gönülleriydi.
Aylar ve yıllar süren bu gayret, kapı kapı dolaşıp gönülleri harekete geçiren bir hizmet seferberliğine dönüştü. Nihayetinde, binlerce insanın yetişeceği bir eğitim müessesesi vücut buldu. O müesseseden yetişenler, dünyanın dört bir yanında birer umut ve ışık oldular.
Hasan Amca’nın şahsiyetinde öne çıkan bir diğer husus ise aksiyon ile tefekkür arasındaki dengedir. O, sadece sahada koşan bir gönüllü değil; aynı zamanda okuyan, düşünen ve çözüm üreten bir fikir insanıdır. Tekliflerde bulunur, sorumluluk alır, istişare neticesinde alınan kararlara büyük bir teslimiyetle bağlı kalırdı. Bu yönüyle o, hem istişarenin hakkını veren hem de kardeşliğin hukukunu koruyan nadide şahsiyetlerden biriydi.
Hizmet onun için bir görev değil, bir hayat biçimiydi. Geri durmayı bilmez, yükten kaçmaz; aksine yük arardı. Ve en dikkat çekici tarafı şuydu: Bunca gayretin içinde en küçük bir yorgunluk emaresi göstermezdi. Sanki kalbi, hizmet ettikçe dinlenen bir sırra sahipti.
Onun hayat tarzı aynı zamanda derin bir kanaat ve zühd anlayışını yansıtmaktaydı. Son derece iktisatlı yaşar, israftan titizlikle kaçınır, adeta bir fakir hassasiyetiyle hayatını sürdürürdü. Dünya adına bir iddia taşımayan bu duruş, onun sözlerinden çok yaşayışıyla örnek olmasını sağlamıştır.
Sosyal ilişkilerinde son derece duyarlı bir insandı. Anadolu’nun bir köşesinden üniversite kazanıp gelen bir öğrenciye kalacak yer bulmak için gece gündüz uğraşır; maddi imkânı olmayanlara burs temin etmeye çalışır; taşınma gibi zor zamanlarda ailelerin yanında olurdu. Kimin neye ihtiyacı varsa, yolu bir şekilde ona çıkar; onun varlığı insanlara güven verirdi.
O, yalnızca yardım eden değil; insanın yükünü omuzlayan, onu yalnız bırakmayan bir karaktere sahipti. Aynı zamanda çevresindekileri harekete geçiren, onları motive eden ve birlikte yürümeye sevk eden bir öncüydü. Onun bulunduğu yerde bir canlılık, bir hareket ve derin bir güven hissi oluşurdu.
Hayatı boyunca adeta durmayı bilmeyen bir gayretin temsilcisi oldu. Programlara karşı gösterdiği hassasiyet, dakikliği ve disiplin anlayışıyla örnek teşkil etti. Onun herhangi bir programa geç kaldığına dair bir hatıraya rastlamak neredeyse mümkün değildir.
Pratik zekâsı ve çözüm odaklı yaklaşımı sayesinde karşılaştığı meselelerde hızlı ve etkili adımlar atar, bulunduğu hizmet ortamına ciddi bir verimlilik kazandırırdı.
Hasan Amca denildiğinde akla yalnızca bir isim değil; hizmet, sadakat, vefa, disiplin ve başkası için yaşama ideali gelmektedir. Onu tanıyan herkesin hakkında hüsn-ü şehadette bulunması, geride bıraktığı izlerin ne kadar derin olduğunu göstermektedir. Yüzlerce, binlerce insanın hayatına dokunmuş; fakat bütün bunları büyük bir sessizlik içinde yapmıştır.
92 yıllık ömrünü böylesi bir adanmışlıkla geçiren Hasan Amca, nihayet Hakk’ın rahmetine kavuştu. Ancak geride büyük sözler değil, büyük bir örneklik bıraktı. Onu tanıyanlar için artık bir hatıra değil, bir ölçü hâline geldi.
Onların yokluk içinde attıkları tohumlar, bugün dünyanın dört bir yanında meyve veren bir hizmet ormanına dönüşmüş durumdadır. Atılan tohumların boşa gitmediği, dikilen fidanların mutlaka meyve verdiği hakikati, onun hayatında bütün açıklığıyla müşahede edilmektedir.
Bugün onun ardından söylenebilecek en doğru söz belki de şudur: O, sessiz ama derin akan bir nehir gibiydi. Gürültü yapmadan yol aldı, geçtiği her yeri bereketlendirdi.
“İnsan sevdikleriyle beraberdir” (Buhari, Edeb 96) hadisinin bir tecellisi olarak, onun gibi güzel insanlarla birlikte olmayı niyaz etmek, bu örnek hayatın bizlere bıraktığı en anlamlı dualardan biridir.
Rabbim rahmet eylesin. Mekânı cennet, makamı âli olsun.
Çoğulcu Toplumlarda Birlikte Yaşama: Paris’te Hocaefendi’nin Mirası Ele Alındı
Fransa’nın başkenti Paris, anlamlı bir buluşmaya ev sahipliği yaptı. Cohésions Derneği tarafından düzenlenen konferansta, Amerikalı dinler tarihçisi Jon Pahl’ın kaleme aldığı biyografi üzerinden Fethullah Gülen’in barış ve birlikte yaşama konusundaki perspektifi değerlendirildi.
Paris’in prestijli mekanlarından biri olan Espace Bellechasse de l’Académie d’Agriculture de France salonunda, 13 Nisan 2026 Pazartesi akşamı gerçekleştirilen etkinlik yoğun ilgi gördü. Fransa’daki Hizmet hareketinin temsil platformu olan Cohésions Derneği, Amerikalı dinler tarihçisi Jon Pahl’ın L’Harmattan yayınevi tarafından basılan Fethullah Gülen biyografisi çerçevesinde kapsamlı bir program düzenledi.

Toplumsal Diyaloğa Yoğun İlgi
Günümüz dünyasında din, eğitim ve toplumsal uyum konularına yönelik artan ilgiyi bir kez daha gözler önüne seren konferans, geniş bir katılımcı kitlesini bir araya getirdi. Kayıt sistemiyle katılım sağlanan etkinlik kısa sürede dolarken, salonda yer bulamayan birçok katılımcı programı ayakta takip etti.
Hizmet hareketinin tanıtımı ve açılış konuşmalarıyla başlayan akşam; Jon Pahl’ın sunumu, soru-cevap bölümü ve ardından düzenlenen imza etkinliğiyle devam etti. Katılımcılar, Prof. Pahl ile birebir diyalog kurma ve kitabını imzalatma fırsatı buldu.

Cohésions: Birlikte Yaşamı İnşa Etmek
Kültürlerarası diyalog, eğitim ve toplumsal uyum ekseninde çalışmalar yürüten Cohésions Derneği, program vesilesiyle temel yaklaşımını da paylaştı. Toplumsal çeşitliliğin arttığı günümüzde birlikte yaşamanın ancak “öğrenilmesi ve birlikte inşa edilmesi gereken bir beceri” olduğu tespitiyle hareket eden dernek; uzlaşı kültürünü teşvik eden projelerini aktardı.
Eğitim, gençlik çalışmaları ve inançlar arası diyalog gibi alanlarda somut projeler üreten platform; her türlü radikal yaklaşımdan uzak, karşılıklı anlayışı önceleyen duruşuyla Paris’teki bu buluşmada takdir topladı.
Fethullah Gülen Hocaefendi’yi “barış ve birlikte yaşama ilhamı” çerçevesinde ele alan bu akademik inceleme ve söyleşi, toplumsal barışa dair sunduğu önerilerle katılımcılar tarafından ilgiyle takip edildi.
Daha fazla bilgi için: www.cohesions.org

DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ
إِنَّ اللهَ وَمَلاَئِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا
“Muhakkak ki Allah ve melekleri Peygamber’e salât ederler. Ey iman edenler! Siz de O’na salât u selâm edin.” (Ahzâb sûresi, 33/56)
Bizim için; Cuma, Kurban ve Ramazan Bayramı günleri gibi çok bereketli ve feyiz dolu günler vardır. Bir bayram daha vardır ki, O da Allah Resûlü’nün dünyaya teşrif buyurarak, tenezzülen aramıza girip bizi şereflendirdiği gündür. O gün bütün insanlık, hatta bütün bir varlık âleminin bayramı sayılır.
Peygamber Efendimiz (s.a.s), 20 Nisan 571 Pazartesi günü -Hicri takvime göre Rebiülevvel ayının 12 sinde- Mekke’de doğdu. Bu mübarek geceye “Mevlid Kandili”, Onun (s.a.v), doğduğu haftaya da “Kutlu doğum haftası” deniyor.
Peygamber Efendimiz’in doğum günü, Hadis-i şeriflerde şöyle yer almaktadır. Kendisine pazartesi günü oruç tutulması konusu sorulunca “Ben o günde doğdum ve Kur’ân bana o günde indirildi.” şeklinde cevap vermiştir. Aynı şekilde İbni Abbas’tan; “Hz. Peygamber’in pazartesi günü doğduğu, peygamberliğin pazartesi günü geldiği, Mekke’den pazartesi günü hicret ettiği, Medine’ye pazartesi günü girdiği, vefâtına işaret sayılan âyetin pazartesi günü indiği ve pazartesi günü vefât ettiği” şeklinde, bir hadîs de rivâyet edilmektedir. (Sahihu Müslim, II, 819; Müsnedu Ahmed, V, 297; Sünenü’l-Beyhakî, IV, 300.)
Efendimiz ´in (s.a.s) doğum tarihi, hadisçilerin ve tarihçilerin ortak görüşüne göre; “Fil Vakası”diye bilinen Ebrehe’nin Kâbe’yi yıkmaya teşebbüs ettiği yılda, (İhtilaf olmakla birlikte) Ebrehe’nin Mekke’ye gelişinden elli gün önce; Rebiülevvel ayının 12’si, Pazartesi günüdür. Bu nedenle daha ilk dönemlerden itibaren, “İlkbahar” anlamına gelen “Rebîülevvel” ayının 12 si olan pazartesi günü“, Hz. Peygamber’in (s.a.s) doğum yıl dönümü olarak kutlanagelmiştir.
O’nun (s.a.s) mükemmelliğini ve bunun yanında da farklı özellikleriyle bir insan olduğunu şair şöyle ifade eder:
Muhammedün beşerün velakin leyse kel beşer.
Bel hüve kel yakut beynel hacer.
“Hz. Muhammed (s.a.s) bir beşerdir; ama diğer insanlar gibi değil. Bilakis O, taşlar arasındaki elmas gibidir.” Elmas da maddesi itibarıyla taştır ama o diğer taşlar gibi değildir; insanlar elmasın değerini bilir ve onu korurlar.
Viladet-i Nebî vesilesiyle üzerinde durulması gereken meselelerden biri de Peygamber Efendimiz’e (s.a.s) salat-u selam getirmedir. Efendimizin (s.a.s) doğumu vesile yapılarak, maddi manevi sıkıntıların gitmesi, mazlumların, mağdurların dertlerinin bitmesi ve dünyaya barış ve kardeşliğin hâkim olması için dualar salavatlar okuyabiliriz.
Salât ve selâm kelimelerinin ifade etiği mânâları ortaya koyan değişik lâfızlar kullanıldığı gibi, değişik cümlelerle getirilen birçok salavâtı şerife hadis mecmuâlarında yer almaktadır. Hadislerde zikredilen en kısa salavâtı şerife “Allâhumme salli alâ Muhammed” lafızlarıdır.
Salât u Selâm kelimelerinin mânâları ise şöyledir;
“Salât” kelimesi; istîğfâr, mağfiret, duâ, bereket, övgü, namaz gibi anlamlara gelmektedir. “Salât”, Allah’tan olunca rahmet, meleklerden olunca mağfiret-i İlâhîyi istemeleri, mü’minlerden olunca da hayırla duâ etmek mânâlarına gelmektedir.
“Selâm” kelimesi ise selâmet, esenlik, emniyet anlamlarınadır ki; “selâmet ve emniyet senin üzerine olsun” demektir.
Hz. Peygambere (s.a.s) ve diğer peygamberlere (Aleyhimu’s-Selâm) salât ve selâm getirmek, onlara gösterilen bağlılığın, sevgi ve saygının bir tezahürüdür. Salât u Selâm aynı zamanda her yerde ve her zaman kolayca yapılabilecek bir ibadettir.
İslâm âlimlerine göre Resûlullâh’ın ismi zikredilince bir defa salât ve selâm getirmek vâcip, isminin tekrar edilişi sayısınca getirmek ise müstehap sayılmıştır. Keza namazda, tahiyyattan sonra onun isminin geçtiği ve yazıldığı yerlerde, ezan okunduğunda, cuma günlerinde, camiye girildiğinde, cenaze namazı kılınırken, kabri ziyaret edildiğinde salât u selâm okumak müstehap olarak kabul edilmiştir.
Salât u selamın ayrı bir hususiyeti daha vardır. Salât u selam makbul bir duadır; yapılan diğer duaların başında ve sonunda salât u selam okununca, iki makbul dua arasında istenilen şeyler de makbul olur. Onun için hem duanın başında hem de sonunda salât u selam okumak lazımdır. Dahası bir kısım talepleri salat ü selam ambalajıyla Cenâb-ı Hakk’a sunmak da bir yoldur. Nitekim, “Salât-ı Tefrîciye”nin böyle bir yanı da vardır.
Rahmet duası olan salavât, Âlemlere rahmet olan Efendimiz’e (s.a.s) ulaşmaya bir vesiledir. Salâtu selâm; bir taraftan bizi Efendimiz’e bağlayıp, O’na olan sevgimizi ifade etmeye ve O’nun tarafından sevilmeye, diğer taraftan Efendimiz’in şefaatini kazanmaya vesile olur. Salavât getirme Hz. Peygamber’in (aleyhisselam) rûhuyla irtibat kurmayı ve O’nun nurundan istifâde etmeyi temin eder.
Hz. Peygamber’e salât ve selâm getirmenin önemini vurgulayan pek çok hadîs rivâyet edilmiştir. Bu cümleden olarak Resûlullah (s.a.s) Efendimiz: “Kim bana bir defa salât getirirse, Allah da ona on salât getirir ve on günahını affeder; on derece yükseltir.” (Nesâî Sehv 55) Hadîsin devamında: Bir gün Resûlullah sevinçli olarak geldi. Kendisine: “Sizi sevinçli görüyoruz!” denilince, şöyle buyurmuşlardır: “Bana melek geldi ve şu müjdeyi verdi: “Ey Muhammed! Rabb’in diyor ki: “Sana salât eden herkese benim on rahmette bulunmam, selâm eden herkese de benim on selâm etmem sana (ikram olarak) yetmez mi?” (Nesâî Sehv 55) “Kıyamet günü bana insanların en yakını, bana en çok salavât edendir.” (Tirmizî Salât 357) “Gerçek cimri, yanında anıldığım hâlde bana salavât etmeyendir.” (Tirmizî Daavât 110) “Yeryüzünde Allah’ın seyyah melekleri vardır. Onlar ümmetimin selâmını (anında) bana ulaştırırlar.” (Nesâî Sehv 46) ”Her kim sabahleyin ve akşamleyin bana onar defa salât ü selâm okursa, kıyamet gününde benim şefaatim gelir onu bulur.” buyurmuşlardır. (Mecmaü’z-Zevâid, Cilt 10, Sh. 120; Feyzu’l-Kadîr, Cilt 6, Sh.169)
Resulü Ekrem (s.a.s) Efendimiz; ahirette ümmetine daha çok şefaat edebilmek için ümmetinin sınırsız dualarına ve salavâtına ihtiyaç duymaktadır. Bir diğer açıdan getirilen salât ü selâmlarda, ümmetinin Ona (s.a.s) karşı bir teşekkür borcunu yerine getirmesi anlamı da vardır. Zira ümmetine karşı son derece düşkün olan ve onlara dünya-ukbâ saâdetinin yolunu gösteren O Zât’a karşı salât ü selâm getirmek, bir vefa ve sadakat borcudur, hatta bununda ötesinde İlahî bir emirdir.
Rabbimiz azze ve celle hazretleri; bu günlerde yapılan hayır ve hasenatları, çekilen salat ü selamları dünya sulhüne vesile eylesin.
Oxford Üniversitesi akademisyenlerinden Prof. Paul Weller, İsviçre’de düzenlenen bir dizi etkinlik kapsamında okurlarıyla bir araya geldi. Programlarda Hizmet Hareketi üzerine yapılan araştırmalar ve eğitim faaliyetleri ele alındı.
Prof. Paul Weller, İsviçre’deki ilk ziyaretini 11 Nisan’da Olten şehrinde gerçekleştirdi. Diyalog ve kültür alanında faaliyet gösteren Stiftung Lernforum’un (Lernforum Vakfı) 20. kuruluş yıldönümü vesilesiyle düzenlenen etkinliğe; siyasetçiler, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve bürokratlar katıldı.

Diyalog ve Eğitim Faaliyetleri Değerlendirildi
Etkinlikte, 2007 yılında Solothurn Kantonu Sosyal Ödülü’nü alan Lernforum Vakfı’nın son 20 yılda gerçekleştirdiği projeler hakkında bilgi verildi. Programda ayrıca İsviçre’nin en eski Hizmet kuruluşlarından biri olan SERA Vakfı’nın Başkanı da söz alarak, kurumun ülkedeki eğitim ve diyalog çalışmaları üzerine bir sunum yaptı.
Prof. Weller, Olten programı kapsamında bu yıl 100. yılını kutlayan tarihi bir kitapçıda da okurlarıyla buluştu. Burada yapılan söyleşide, Hizmet’in eğitim çalışmaları ve toplumsal rolü üzerine yürütülen bilimsel incelemeler katılımcılara aktarıldı.
Basel’de Kitap Tanıtımı ve Söyleşi
Turnenin ikinci durağı 12 Nisan Pazar günü Basel şehri oldu. Buchhorizont Kitabevi’nin ev sahipliğinde düzenlenen imza günü ve söyleşide Prof. Weller, Hizmet Hareketi ve Fethullah Gülen üzerine yaptığı araştırmaları paylaştı. Hareket ile tanışma sürecini ve akademik gözlemlerini aktaran Weller, genç katılımcıların ilgisine dair gözlemlerini paylaştı.
Buchhorizont Kitabevi’nin çalışmaları hakkında da bilgi alan Prof. Weller, kitapevinin sunduğu eser çeşitliliğinin bölgedeki gençler için önemine değindi. İncelemeleri sırasında raflarda bulunan Jon Pahl’ın kitabına atıfta bulunan Weller, bu tür biyografik çalışmaların okunmasının önemini vurguladı.
Program, Prof. Weller’ın okurlarıyla birebir görüşmesi ve hatıra fotoğrafı çekimiyle sona erdi.

Avrupa turnesine devam eden “Ümit Nağmeleri: Mefkûre Yolcuları”, Hollanda ve Almanya’nın diğer duraklarının ardından Köln’de izleyiciyle buluştu. Müzik, şiir ve tiyatronun iç içe geçtiği program, izleyicilere duygu dolu bir gece yaşattı.

Programın açılışında bir konuşma yapan Hayrettin Fidan, mefkûre yolculuğunun ruhunu ve anlamını şu sözlerle dile getirdi:
“Burada çok güzel bir program izleyeceğiz. Fedakârlığın sessiz ama güçlü; umudun karanlığı nasıl aydınlattığını, bir ideale inanmış yüreklerin coşkulu hikâyesini dinleyeceğiz. İyi ki geldiniz, iyi ki bu heyecanı beraber yaşıyoruz.”
Zengin Program Akışı ve Sahne Performansları
Etkinlik, “Genç Adam” şiiri ve “Namın Duyulsun” isimli eserin seslendirilmesiyle başladı. Programın devamında “Eşrefpaşalılar”, “Sabır – Asr-ı Saadet” ve “Musibetler Çağı” başlıklı tiyatro skeçleri sahnelenirken, bu performanslara “Mirasımız” temalı görsel sunumlar ve VTR gösterimleri eşlik etti. Müzikal bölümde ise Kübra ve İnci “Uyan Ey Gözlerim”, Neda ve Tuğba ise “Tevfizname” eserlerini yorumladı. Program boyunca ayrıca “Meselem”, “Şevk Yolu”, “Hicran ve Ümit” gibi eserler solo ve koro performansları eşliğinde izleyicilere aktarıldı.

Turne Takvimi
Avrupa ayağının Köln durağını tamamlayan “Mefkûre Yolcuları” ekibi, programı İngiltere’ye taşımaya hazırlanıyor. Turne takviminin bir sonraki aşaması şu şekilde planlandı:
-
25 Nisan: Birmingham
-
26 Nisan: Londra
Kültürel bir köprü kurmayı hedefleyen “Ümit Nağmeleri”, sanatın evrensel diliyle ümit ve vefa mesajlarını farklı şehirlerdeki izleyicileriyle buluşturmaya devam edecek.

Eindhoven’daki başarılı açılışın ardından “Ümit Nağmeleri: Mefkûre Yolcuları” turnesi, Almanya’nın Geseke şehrinde düzenlenen programla devam etti.
Turnenin ikinci ayağı olan Geseke buluşmasında, salonu dolduran izleyiciler tiyatro ve müziğin iç içe geçtiği performanslarla bir kez daha bir araya geldi. Program kapsamında sahnelenen skeçler ve seslendirilen eserler, “adanmışlık” ve “ümit” temalarını merkeze alarak katılımcılara anlamlı bir gece yaşattı.

Vefa ve Azim Teması Ön Plandaydı
Geseke’deki etkinlikte, mefkûre yolcularının gayretlerini ve toplumsal dayanışmanın önemini konu alan performanslar büyük ilgi gördü. İzleyiciler, programın sanatsal kalitesi ve aktardığı mesajlar konusundaki memnuniyetlerini dile getirdi.
Organizasyon yetkilileri, turnenin Avrupa genelinde gördüğü yoğun ilgiden memnuniyet duyduklarını belirterek; bir sonraki durakların Dortmund ve Köln olacağını hatırlattı. Program, ortak değerleri sanat aracılığıyla geniş kitlelere ulaştırmaya devam ediyor.

Ümit Nağmeleri “Mefkûre Yolcuları” Turnesinin İlk Ayağını Eindhoven’da Gerçekleştirdi
Hollanda’nın Eindhoven şehri, sanat ve anlamın iç içe geçtiği özel bir programa ev sahipliği yaptı. “Ümit Nağmeleri: Mefkûre Yolcuları” adıyla düzenlenen etkinlik, turnenin ilk durağı olan Parktheater Eindhoven’da izleyicilerle buluştu.
Haber | Basri Doğan
Programın açılış konuşmasını yapan S.A.N.A.T Vakfı Başkanı Vecih Er, “Mefkûre Yolcuları bir program isminden çok daha fazlası. İnancın, adanmışlığın ve dayanışmanın; sizlerin, güzel insanımızın hikâyesidir” sözleriyle gecenin anlamını vurguladı.

Sanatın Birleştirici Gücü Sahneye Taşındı
Eindhoven’da sahnelenen gösteride tiyatro ve müzik ustalıkla harmanlandı. Sahne performanslarında insanın anlam arayışı, değerler yolculuğu ve toplumsal bağlar etkileyici bir anlatımla aktarıldı. “Ümit Nağmeleri” temasıyla şekillenen programda; naatlar, şarkılar, türküler ve şiirler, özel tiyatro skeçleriyle birleşerek izleyiciyi derin bir duygu yolculuğuna çıkardı.
Farklı yaş gruplarından yoğun katılımın olduğu gecede, “Yol uzun, hedef büyük” mesajı ön plana çıkarken; adanmışlık, vefa ve ümit temaları işlendi. Sanatsal derinliğiyle dikkat çeken etkinlik, güçlü oyunculuk performansları ve müzikal dokunuşlarıyla katılımcılardan tam not aldı.

Sivil Toplum Desteği ve Geniş Katılım
Organizasyonun arkasında yer alan sivil toplum kuruluşları; Challenges, Youth Academy Nova, Stichting Prisma ve S.A.N.A.T, bu tür kültürel faaliyetlerle toplumsal bağları güçlendirmeyi amaçladıklarını ifade etti. Programın ardından birçok katılımcı, benzer etkinliklerin yaygınlaşması yönündeki beklentilerini dile getirdi.
Turne Takvimi: Yolculuk Devam Ediyor
Avrupa ve ABD’nin birçok farklı noktasında izleyiciyle buluşacak olan “Mefkûre Yolcuları” yapımı, Eindhoven’daki başlangıcın ardından yolculuğuna devam ediyor. Programın önümüzdeki günlerdeki durakları ise şöyle:
-
11 Nisan: Paderborn
-
12 Nisan: Köln
-
25 Nisan: Birmingham
-
26 Nisan: Londra
“Mefkûre Yolcuları”, yalnızca bir sahne gösterisi olmanın ötesine geçerek, ortak değerler etrafında buluşan güçlü bir kültürel platform olarak öne çıkmaya devam ediyor.

DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ
“O, rahmetinin eseri olarak gece ile gündüzü var etti ki, geceleyin istirahat edesiniz, gündüzün de hayatınız için çalışıp Allah’ın lütfundan nasibinizi arayasınız ve O’nun nimetlerine şükredesiniz.” (Kasas Sûresi, 73)
إِنَّ لِرَبِّكَعَلَيْكَ حَقًّا، وإِنَّ لِنَفْسِكَ عَلَيْكَ حَقًّا، ولأهْلِكَ عَلَيْكَ حَقًّا. فَأَعْطِ كُلَّ ذِي حَقٍّ حَقَّهُ
“Allah’ın sizin üzerinizde hakkı var, nefsinin sizin üzerinizde hakkı var, ailenin sizin üzerinizde hakkı var.. her hak sahibine hakkını ver.” (Buhârî, edeb 86)
Vakit servet, sıhhat devlet, bunları değerlendirmek ise en büyük saadettir. Zaman, Allah’ın bize bahşettiği bir sermayedir. Bu sermayeyi en iyi şekilde değerlen-diremezsek, ahirette hesabı vardır. Efendimiz Sallallâhü Aleyhi Vesellem şöyle buyurmuştur: “Hiçbir kul, kıyamet gününde, ömrünü nerede tükettiğinden, ilmiyle ne gibi işler yaptığından, malını nereden kazanıp nerede harcadığından, vücudunu nerede yıprattığından sorulmadıkça, bulunduğu yerden kıpırdayamaz.” (Tirmizî, Kıyamet 1)
Zamanı disiplin altına alanlar, hedeflerine daha hızlı ulaşırlar. Zamanı yönetmek, hayatıyönetmektir. Zamanın kıymeti, kendisiyle değil; içinde yapılan işlerle ölçülür. “Asr-ı Saadet”, bir zaman dilimi değil; o zamanda yaşanan iman ve aksiyonun adıdır.
Aslında Cenâb-ı Hakk’ın, namaz vakitleri gibi kıymetli anları yirmi dört saatin içine koyması, O’nun zamana nur saçması açısından çok önemlidir. Farz namazlar Müslüman kimseye, günlük zamanını taksim ve programlama alışkanlığı kazandırmaktadır. Namaz saatlerine öncelik vererek diğer görevleri bu zamanlara göre planlamak, ibadetleri aksatmamak için de gereklidir. Allah, hafta nursuz kalmasın diye onu, içinde eşref saat-i bulunan cuma günü ile nurlandırmıştır.
İnsan, sahip olduğu 24 saatlik sermayeyi son günüymüş gibi ele almalı, bu yirmi dört saati, namaza göre programlayıp her parçasını Hizmet-i İmaniye ve Kur’âniye ile nurlandırmalıdır. İnsan, zamanını bu şekilde değerlendirebilirse, bir taraftan hakikaten zamanın kadrini, kıymetini bildiğini göstermiş olacak, diğer taraftan salih bir daireye gireceğinden ve dolayısıyla da haftaları ve ayları böyle geçeceğinden, hayatında nurlu bir sene meydana gelmiş olacaktır.
Zaman tanziminde dikkat edilmesi gereken diğer bir nokta ise şudur: İnsan, uygulamayı düşündüğü zaman tanzimini öncelikle hayatını paylaştığı insanlara açmalı, onların düşünce ve görüşlerini almalı, sonra da yapması gereken vazifelerin ehemmiyetini onlara anlatıp aklen ve kalben onları ikna etmelidir. Yani eşinin, çoluk-çocuğunun, anne-babasının hakları yanında kendisi üzerinde Allah’ın, dinin, Kur’ân’ın hakkı olduğunu ve her hak sahibine hakkının verilmesi gerektiğini dili döndüğünce izah etmeye çalışmalıdır. İnsan, aynı haneyi paylaştığı kişilerle bu konuda bir mutabakata varabilirse üzerine terettüp eden işleri aile çevresinin olumsuz söz ve tavırlarına takılmadan, daha rahat ve kolaylıkla yapabilir.
Zaman tanzimi, işleye işleye vicdanlarımızda ikinci bir fıtrat hâline gelmeli. İkinci bir fıtrat hâline gelince, biz de onun üzerine eğilecek ve onun her parçasına kendi ruh dünyamızı işlemeye çalışacak, ruhsuz bir anın geçmesine fırsat vermeyeceğiz.
Zamanın doğru tanzimi, yapılması gereken tüm işleri önem sırasına koyarak hayatı buna göre planlamaktır. Bu plan içinde ibadetler, aileye ve sorumluluk taşıdığımız insanlara karşı görevler mutlaka yer almalıdır.
Günlük hayat planlanırken gece ibadeti kesinlikle ihmal edilmemelidir. Kısa da olsa gece kalkıp namaz kılmak ve dua etmek, kişiye kayıp değil büyük kazanç sağlar. Çünkü gece ibadeti insanın manevi dirilişine vesile olur, değeri çok yüksektir ve Allah katında ayrı bir kıymeti vardır.
Kur’an’ın فَإِذَا فَرَغْتَ فَانْصَبْ “Bir işi bitirince, hemen başka işe giriş, onunla uğraş” âyet-i, Müslümanlara önemli bir hareket felsefesi ve bir hayat düsturu sunuyor. (İnşirah; 7) Mü’mininhayatında boşluk olmamalı; çalışma ve dinlenme dengeli şekilde tanzim edilmelidir. Dinlenme pasif değil, aktif dinlenme olmalıdır. Meşguliyet değiştirerek dinlenmek esastır. Okumadan ibadete, ibadetten sohbet ve muhabbete, zihnî faaliyetten bedensel faaliyete geçerek “çalışarak dinlenme, dinlenirken çalışma” mü’mince bir hayat tarzıdır. Bir işten boşalınca hemen başka bir hayra yönelmek esastır.
Mü’min: zamanını planlı ve bilinçli kullanmalı, şükrünü amel ile eda etmeli, vazifelerini aksatmadan yerine getirmelidir. Mü’minler bir bedenin uzuvları gibidir: Birbirlerine yardım eder, noksanlarını tamamlar, kusurlarını örterler.
İşin aslına bakılacak olursa, bir mü’minin bunun dışında bir alternatifi yoktur. Bir kere, Cenâb-ı Hakk’ın mü’minlere ihsan buyurduğu her nimet çok büyüktür. İnsan olmamız bir nimet; sağlık, sıhhat, afiyet ayrı bir nimet ve hele imanla bu nimetleri duymak bambaşka bir nimet; yeme-içme, ebediyeti ve ebedî nimetleri bekleme, kısaca her şey, ama her şey bir nimet. Fakat ülfet ve ünsiyetin çocukları olarak, çok defa bunların gerçek kadr ü kıymetini bilemiyor ve dolayısıyla da bir türlü şükürlerini eda edemiyoruz. Bütün bu nimetler bir yana, başımızı kaldırıp etrafımıza baktığımızda, pek çok yerde sıcak savaşların cereyan ettiğini ve her gün on binlerce insanın kan ağladığını göreceğiz. Şimdi etrafımızda hâdiseler bütün dehşet ve ürperticiliği ile böyle cereyan ederken, bizim hidayet üzerinde bulunmamız, mükellefiyetlerimizi yerine getirebilecek müsait ortamı bulmamız, birer nimet değil midir? Ve bütün bunlar şükür istemez mi? Öyleyse, her zaman bir işten diğerine koşmalı, mevcut çalışma sistematiği içinde üzerimize düşen vazifeleri dur-durak bilmeden yerine getirmeli, bizzat amelin içine konulan ruhi ve mânevi zevkleri bütün derinliğiyle yaşamalıyız.
Evet, bir mü’min için “artık yapacak bir şey kalmadı; vazifem bitti” diye rahata kapılıp, olduğu yerde kalma söz konusu olamaz.
Mü’mine düşen şey bir hayırdan boşalınca ikinci bir hayıra koşma, yorulma içinde dinlenme, dinlenmeyi bir başka yorulmanın mukaddimesi hâline getirme ve hayatında boşluk olmayan bir insan gibi yaşamaktır. Özellikle günümüzde asırlardan beri rahnedar olan mânevî bir kalenin tamiri mevzubahis olduğundan, Kur’ân ve iman hizmetine gönül vermiş insanlar şimdiye kadar gösterilen fedakârlıktan daha fazlasını gösterme ve bu konuda daha hassas hareket etme mecburiyetindedirler.
Rabb’im, irademizi kullanarak zamanı tanzim etmeye ve onun her anını dolu dolu değerlendirmeye bizleri muvaffak etsin!
Cuma Hutbesi | Zamanı Planlama, İşlerin Taksimi ve Yardımlaşma WORD
Cuma Hutbesi | Zamanı Planlama, İşlerin Taksimi ve Yardımlaşma PDF