Mizan

Masumlara iftira atanlar… | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

Kritik bir dönemde yaşadığımızdan dolayı, bazılarımız, bazıları, belki epey insan, işin içinden sıyrılmak için arkadaşlarının aleyhinde konuştular, olmayacak şeyler söylediler. Önlerine yazılıp konan kâğıtlara imza atma mecburiyetinde bırakıldılar. (Zalimler onlara) “hücre” dediler, “sopa” dediler, “ilaç içirme” dediler, “Bu kâğıda imza atma…” dediler. Bu mevzuda tercihini yanlış yapanlar oldu. (Masumlara iftira atma yerine, her şeye rağmen) tercih edilmesi gerekli olan, “hücre” idi, belki “ilaç” idi, belki “dövülme” idi, “ağzın-burnun kırılması” idi, “kafanın yarılması” idi. Bunlar, o tercihi doğru yapana sevap kazandırırdı. Ama bir mü’minin aleyhinde konuşma, yazılan yalanı imza etme, iftira idi, bühtan idi, günah-ı kebâir idi.

Bunu bilerek yaptı ise, yapmada da mahzur görmüyorsa, zavallı -farkına varmadan- İslam yolunda (!) kâfir oldu. Çünkü, günah-ı kebâir, tevbe ile zâil olur; fakat insan yaptığı günahı, gıybeti, iftirayı, bühtanı, bir mahzursuz şeymiş gibi görüyor, hem de böyle sürekli tekrar edip duruyorsa, bunu “mahzursuz” kabul ediyorsa; beş vakit namaza beş de ilave etse, on vakit namaz kılsa, yine kâfir, yine kâfir, yine kâfirdir!.. Ve küfür, insanın o âna kadar yaptığı amelleri alır-götürür. O esnada ölse, öbür tarafa taşıyacağı hiçbir sâlih amel yoktur.

Böyle kritik bir dönemde “atf-ı cürüm” -hukukta geçen bir tabir- çok olur. Bazı insanlarda, başkalarını suçlamak suretiyle işin içinden sıyrılma gibi bir “kompleks” vardır: Atf-ı cürüm… “Birini karalarsak, biz, işin içinden sıyrılırız!” Hasımlar da -esasen- onu istemektedirler. Hafizanallah, böyle bir dönemde “gıybet” çok olur. Hele bir de hususî, kendini gıybete adamış, zift bir medya varsa!.. Bunların radyoaktif tesiri bütün topluma sirayet eder. “Alfa”sı olmasa “Beta”sı; “Beta”sı olmasa “Gama”sı; bütün kalbleri ifsat eder, kirletir, farkına varmadan. Bir yalan -böyle- herkes tarafından konuşuluyorsa, kahvedekinin mevzuu olmuşsa, lokaldekinin mevzuu olmuşsa, pastanedekinin mevzuu olmuşsa, hatta camide şadırvan başında namazı bekleyenin mevzuu olmuşsa, hafizanallah “Falanlar, filanlar, hainler, alçaklar, bayağılar!” diyorlarsa, hiç farkına varmadan toplum, bunları mahzursuz görmeye başlar, işlene-işlene ahvâl-i âdiyeden bir hal alır. Ve dolayısıyla topyekûn toplum, zehirlenmiş olur. Buna “duygu zehirlenmesi”, “düşünce zehirlenmesi” denir.

Böyle zehirlenen birinin Allah ile münasebetinden söz edilemez, Rasûlullah ile münasebetinden söz edilemez. O söz edenler de esasen, Makyavelistlerdir. Mesela “İslam!” derler, fakat onu kullanırlar. Ama iyi bilirler onun prim yapacağını. Biliyor musunuz Lenin ve Trocki, daha sonra da Stalin neyi kullandılar? Karl Marks ve Engels’in “Sermaye ve emek arasındaki mücadele” teorilerini kullandılar, kendi dünyalarında; çünkü toplum ona karşı duyarlı hale gelmişti. “Biz, emek verip de arzu ettiği kadar bir şey elde edemeyen insanları harekete geçirirsek şayet; diğerlerinin aleyhinde olur!” dediler. Bir Ortodoks dünyada bu, geçerli bir “materyal” idi. Onlar, Makyavelist bir mülahaza ile hedefe ulaşmak için bu materyali değerlendirdiler.

Bu video 14/01/2018 tarihinde yayınlanan “KAZANMA KUŞAĞINDAYKEN KORKU, İFTİRA ve GIYBET” isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamını burada: http://herkul.org/bamteli/bamteli-kaz…

Masumlara iftira atanlar... | M.Fethullah Gülen Hocaefendi 2
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu