Mizan

Küçük bir fırtına karşında fırıldak gibi dönerler | M. Fethullah Gülen Hocaefendi

Kullukta derin olmayan insanlar, daha evvel bin bir yeminle “Dönmem!” demiş olsalar bile, bazen küçük bir fırtına karşısında fırıldak gibi dönerler!..

Derince üzerinize gelen zâlimlere, hâinlere, Hizmet düşmanlarına, nâm-ı celil-i Nebevî’nin dört bir yanda şehbal açmasına savaş ilan edenlere karşı ayakta durabilmek için Allah ile münasebetin çok kavî olması lazım. Sıradan, camide, cemaat halinde gidip yatıp kalkan insanların seviyesinde ibadet ü tâat değil; Allah’ı görüyor gibi kulluk yapma!.. Siz, henüz o ufku yakalamamış iseniz şayet, hiç olmazsa, O’nun tarafından her rükünde görülüyor olma mülahazasıyla hareket etme!.. Görüyor; ellerimi kaldırdım ben, O (celle celâluhu) beni görüyorsa, ona göre saygıyla, nasıl dediyse öyle… Fukahâ-i kirâm’ın değişik hadislerden istinbatlarına göre, böyle omuz hizasında; Hanefi fukahâsının değişik şeylere dayanarak dediği üzere, kulak yumuşaklarına ellerini değdirecek şekilde veya değdirme seviyesinde; “İşte tam Allah’ım bunu istiyor benden!
Efendimiz de bu şekilde talim buyurmuştu.” diyerek hareket etme… Sonra ellerimi nasıl bağlayacaksam; orada da bazı fukahâya göre salma, bazı fukahâya göre göbeğin üstünde bağlama, bazı fukahâya göre böyle göğsünün üstünde bağlama… Büyük çoğunluk, sizin yaptığınız gibi, Hanefî fukahâsının yaptığı gibi, tüm Kûfelilerin yaptığı gibi, ellerini göbeklerinin üstünde bağlıyorlardı; büyük ölçüde âlem-i İslam’da da öyle uygulanıyor, öyle uygulanmış. Şimdi o, bu; o mevzuda meselenin münakaşasını yapmamak lazım.
Fakat benim yaptığım şeyler, bunlar eğer birer rükün ise.. yani, yapılması, ortaya konması gerekli olan bir bütünün parçaları, iç parçaları ise şayet.. dışta onun için hazırlık nev’inden olan şartlar değil, esasen iç parçaları ise.. iftitah tekbiri, kıyam, kıraat, rükû, sücûd, ka’de-i âhirede teşehhüd miktarı bekleme… Teşehhüdü okurken, “el-Hüccetü’z-Zehrâ”daki mülahazalar içinde, Allah huzurunda duruyor olma şuuru ile her kelime, âdetâ bir mızrap gibi kalbimize inmeli, ses çıkarmalı. اَلتَّحِيَّاتُ Cenâb-ı Hakk’a karşı ta’zimâtımızı, tekrimâtımızı ifade ediyoruz. اَلتَّحِيَّاتُ لِلَّهِ، وَالصَّلَوَاتُ Allah’tan rahmet, meleklerden istiğfar, müminlerden dua olan salavâtı zikrediyoruz. Sonra اَلتَّحِيَّاتُ لِلَّهِ وَالصَّلَوَاتُ وَالطَّيِّبَاتُ Bütün “tayyibât”ın O’na ait olduğunu ikrar ediyoruz. Cenâb-ı Hak, şöyle buyuruyor: مَنْ كَانَ يُرِيدُ الْعِزَّةَ فَلِلَّهِ الْعِزَّةُ جَمِيعًا إِلَيْهِ يَصْعَدُ الْكَلِمُ الطَّيِّبُ وَالْعَمَلُ الصَّالِحُ يَرْفَعُهُ وَالَّذِينَ يَمْكُرُونَ السَّيِّئَاتِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ وَمَكْرُ أُولَئِكَ هُوَ يَبُورُ “Kim izzet istiyorsa, izzet bütünüyle Allah’ındır (ve dolayısıyla onu Allah’tan istemelidir). (İzzet sebebi) pak söz O’na yükselir ve meşrû, sağlam, yerinde ve ıslaha yönelik aksiyon o sözü yükseltir.
Buna karşılık, sürekli kötülük düşünüp kötülük tuzakları kuranlar için ise çetin bir azap vardır. Onların kurdukları bütün tuzaklar boşa gitmeye mahkûmdur.” (Fâtır, 35/10) Tayyibât (pak sözler), her şeyden önce tevhid/şehadet cümlesi, yani “Lâ ilâhe illallah Muhammedun Rasûlullah” ilanıdır. Diğer iman esaslarını da bu şekilde ilan etme ve bütün diğer güzel sözler, bu cümle üzerine oturur. Bu sözleri sadece söyleme, onların gerektirdiği aksiyon (amel) olmazsa, söze sözün gerektirdiği davranış eşlik etmezse, sadece ağızdan çıkan ve iddia niteliğindeki sözün Allah katında fazla bir değeri olmaz. سُبْحَانَ اللَّهِ وَبِحَمْدِهِ، سُبْحَانَ اللَّهِ الْعَظِيمِ tayyibâttandır. Veya ism-i A’zam olarak zikredilen dualar, onlar da var:
Bunlar gibi, daha neyi diyorsanız!.. إِلَيْهِ يَصْعَدُ الْكَلِمُ الطَّيِّبُ وَالْعَمَلُ الصَّالِحُ يَرْفَعُهُ Kelime-i tayyibe, Allah’a yükselir; nezd-i Ulûhiyete arz edilir. Fakat onun kanadı, amel-i sâlihtir; arızasız, riyasız, gösterişsiz, ucubsuz, fahirsiz amel. “Ben, Allah kapısında bir kapıkuluyum! Başım, hep Senin eşiğinde. Beni de kabul buyur, kabul buyurduğun insanlar içinde! Kendime bakıyorum da kabul edilecek hâlim yok benim; perişanım, derbederim, garîbim, nâtüvânem, el-emân gûyem, meded-hâhem, zidergâh et, İlahî! -Hazreti Pîr’in Farsça dediği gibi.- Başım, kapının eşiğinde.. elim, o kapının düğmesinde.. Senin nâm-ı Celîlini, Esmâ-i Hüsnâ’nı anmak suretiyle, ben, kapının tokmağına dokunuyorum. Benim niyazımı, lütfen, kabul buyur Allah’ım!..” şuuruyla edâ edilmesi; böyle derince meselenin üzerine gidilmesi.

Bu video 07/05/2017 tarihinde yayınlanan “DERİN MÜSLÜMANLIĞA İHTİYAÇ VAR!..” isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı buradahttps://www.herkul.org/bamteli/bamtel…

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu