Yazarlar

Gureba gün | Sümeyra Emektar

 

Şehre gelen yabancılardık o gün. Henüz dilini bilmediğimiz, şehirlerinden geçmediğimiz ülkeden daha yabancı değildik birbirimize, aslında hiç tanımadığım mülteci arkadaşlarımla aynı duygudaydık. Birleşmiş Milletler şeysine parmak iziniz kaydedildiğinde anlıyorsunuz ortalıkta yaşamanın ortalama yaşamaktan farkı olmadığını.

İkinci durağımdı Norveç. Uyku ve uyanıklıkla karışık puslu bir atmosferde yaşıyordum sanki 21 gündür, Meriç’te başlayıp havaalanından iltica edeceğimi söyledikten sonra aldıkları polis görüşmesine kadar ki bölüm pusluydu. Memur sorular sordu, bense tek başıma çıktığım bu yolculuğun detaylarını anlatırken birinci çoğul şahıs kullanıyordum. Fark etmeden BIZ diyordum öznesi kendim olan cümlelerde. Memur “kaç kişiydiniz?” diye sorduğunda sanki az önce tek olduğumu söylememişim gibi sorduğu için şaşırdım. “’Dedim ya, tek başıma geçtim.” Memur çok yerinde olarak “ama biz diye bahsediyorsun” deyince kendime geldim. Yıllarca ben demekten utanmayı bir değer kabul ettim. Enaniyet, ego, ben kirli kelimelerdi. Ama işte tam da burada durumu zorlaştıracak bir suç unsuru haline geldi. Öyle ya, biz isek bir sisteme dahil biri olmuş oluyordum.

Tam da buydu yaşadığımız ülkemde. Hala benzerlerini günbegün yaşanıyor o ülkede! Kendimizce ahlak edindiğimiz düsturlar yakamıza yapışmış. Bahsetmekten utandığımız tevazu, karşıdaki için şüpheli olmuş. Ama burada o ülkedeki gibi bir art niyet yok. İstiyorlar ki her kelime sözlükteki karşılığını bulsun. Belki budur bizim de kaçırdığımız! Her şey yerli ve yerinde olsun…

 

Gureba Dost

Gureba gün | Sümeyra Emektar 2

Polis mülakatından sonra bu düşünceler kafamda dans ederken bir gureba çıktı karşıma, bugünse gureba bir dostum dediğim arkadaşım.

Ayni sebeplerle buradaysak da bu ülkeden ayni neticeleri beklemediğimiz aşikârdı. Değişikti, ama böyle aradığımız kelimeyi bulamadığımızda kullandığımız değişikten değil, gerçekten değişik hatta marjinal. Daha sonrasında aylarca birlikte kamplarda ömür çürüteceğimizi bilemedim tabi.

İlk dakikadan başladı sorular sormaya. Çünkü sormak, irdelemek, yeni bir şey bulma iştahı aslında yaşam tarzı onun. Hakikat arayışına soyunmuş bir deli baş. Sordu da sordu. Benimse zihnim darmadağınıktı, sanki son parçayı aradığım puzzle in bütün parçaları yeniden dağılmıştı. Hem ona cevap vermeye çalışıyordum hem de hayret ediyordum. Çünkü çok cüretkârdı soruları.

Çadır kamptan sonra başka bir kampa gönderdiler bizi. Gaybubet, militan diye aranmak mültecilik kadar ağır gelmemişti omuzlarıma.  Yorgundum, tüm bu kasvette  gureba dostum ve ailesi                                                                                                                              başıma gelen ilk güzel şeydi bu ülkede. Çay sohbetleri, kahvaltı sofraları derken her seferinde bir sahanlık muhabbet bulduk, hep ama hep kavga edecek bir şey bulduk. Ben kutsal cephemden, o cüretkâr tecrübelerinden bahsetti. Dünya kadar kavramı bence ve senceleriyle tartıştık. Her sefer haldır haldır kavgaları kıymetli bir hatırla noktaladık. Kusuruma bakmazsa iyi olan ve ümit taşıyan taraftan olmayı kendime ayırıyorum, o ise şeytani görünen ama gerçeklik derdinde olan taraftı ve buna ne kadar daha dayanabilecek bilmiyorum.

Yaratıcı ile irtibatında ki hem samimi hem güçlü cüretine şaşırıyordum.  Çok iyi bildiğimi düşündüğüm meselelerde bir anda zihnimi çekelediği bakışıcısı ile baş etmekte hala zorlanıyorum. Ama bugün dönüp baktığımda iyi ki diyorum, iyi ki rastladım onlara. O ve ailesi bir ömürlük dostlarım. Ayrıca çekişmeli aylardan bize fikir travmalarından başka benim yazar olmam, onun fotoğrafçı olması kaldı. Ben onun çekiştirmeleriyle kalemi doğru kullanmayı öğrendim, o ise benim itelemelerimle objektif tutmayı öğrendi.

Bu kadar ters yerlerden bakıp, bu kadar nasıl işler başardığımıza gelince. Elbette benim meleklerin safında olma çabam melek olduğum anlamına gelmiyordu. Aynı zaman da onun şeytani (bana göre, hakikat Allah u alem) olanı savunuyor olması onu şeytan yapmıyordu. Çarpışmalar ne iyi ve kötü mücadelesi ne de haklı haksız kavgası. Onun da bir gün dediği gibi fikirler değişir, insandır esas olan. Esas olana odaklanabilme kabiliyetlerimiz var, işte bu yüzden aynı masada oturabildik. Unutmamalı ki, karşı karşıya kalan fikirlerle aynı kıymette hayatlar yaşanabilir vesselam…

Hizmetten | Sümeyra Emektar

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu