“Kalpler ve Zihinler”

Yazar Recep Atıcı

“Öğrencilerle konuşup onlara deneyimlerini sorarken, bir çok kez içlerinden birinin bana “Kalpler ve Zihinler” dediğini duydum. Bunlardan en hoşuma gideni belki de Arnavutluk’ta karşılaştığım genç öğrenciydi.  Şöyle demişti: ‘Bu okul çok iyi. (Başını işaret ederek) buramı da eğitiyor, (Kalbine işaret ederek) buramı da tatmin ediyor.” Yani bana bizatihi “Kalpler ve Zihinler” terimlerini kullanmadı ama hareketleriyle bunu gösterdi.”

Bu satırlar geçtiğimiz pazar günü Ekrem Dumanlı beyin kendisiyle röportaj yaptığı Prof. Vincent N. Parrillo’ya ait. Kendisi, Hearts und Minds (Kalpler ve Zihinler), Hizmet Schols and Interethnic Relations (Hizmet okulları ve Etnik ilişkiler) ismini verdiği bir kitap yazmış.

Bu kitabı yazmadan önce araştırmanın sağlıklı olması için hareket üzerine değişik bilimsel makaleler, raporlar okumuş, aleyhte ve lehte kaynakları taramış. Bosna Hersek, Arnavutluk, Polonya, Romanya, Kazakistan, Kanada ve ABD gibi farklı ülkelerde okulları dolaşmış. Oralarda öğretmenleri çalışmaya neyin motive ettiğini gözlemlemiş. İdarenin seçtiği öğrencilerle değil, rastgele, okul çıkışı veli ve öğrencilerle görüşmüş. Bu arada öğretmenlerle, yöneticilerle ve finansörlerle de görüşmüş. Her bir öğrenciyle yaklaşık 30 dakika olmak üzere yaklaşık üç yüz kişiyle mülakatlar yapmış. Yaklaşık 10 yıllık muazzam bir emek ve kılı kırk yararcasına yapılan çok titiz bir çalışma.

Bir lisede bir süre İngilizce öğretmenliği yapmış Prof. Parrillo, okulların başarılı olmasının sadece bilgi veya entelektüel kazançla olmayacağını, esas maksadın tüm insanlığı eğitmek olduğunu söylüyor. İnsanların hem kalp ve hem de kafalarına hitap ederek bu başarıyı elde ettiklerini, dolayısıyla kitabın temasını, “Kalpler ve Zihinler” isminin en iyi şekilde yansıtacağını düşünmüş.

Bu incelemeyi yaparken ne bulduğuna gelince şunları söylüyor: “Bu okullarda benimle konuşan herkesin öz güvenleri gayet yüksekti. Hem ebeveynler hem de çocuklar değişim yaşayarak daha açık fikirli hale gelmiş. Bunun neticesinde farklı inançlardan insanlarla arkadaşlıklar edinmişler ve bu sayede kalpler bu işten zevk almış. Okullar son teknoloji ile donatılmış. Ancak öğretmenler olmadan teknoloji bir şey yapamaz. Dolayısıyla çok muhteşem sonuçlara ulaştım. Öğrencilerde ‘karşılıklı saygı’ ve ‘anlayış’, öğretmenlerde ise hizmetin tabiriyle  ‘tam bir adanmışlık ruhu’ taşıdıklarını fark ettim. Finansörlerin ise ‘çok cömert’ olmaları beni oldukça etkiledi.”

Prof. Parrillo, konuşmasını şöyle sürdürüyor: “Benim bu araştırma sırasında bulduğum en anlamlı şey ise bu öğretmenlerin hepsinin farklı ülkelerden olmasıydı. Bazıları Türk’tü ve harekete mensuptu. Ancak birçoğu da hareketin parçası değildi. Fakat bulundukları tavrın kültürün bir parçasıydılar. Öğretmenler, bu çocukları sadece okulda değil, aynı zamanda sınıf dışında, okul sonrası etkinliklerde, gündelik çay sohbetlerinde… onlarla meşgul oluyorlardı. Çocuklar uzakta bile olsa gidip onun ailesini ziyaret ediyorlar. Dolayısıyla öğrenciler, ‘O benim için bir öğretmenden daha ötesi. O benim ağabeyim ya da ablam. Biz bir aile gibiyiz’ diyorlar.”

Prof. Parrillo, ayrıca bu okulları bir “iyi niyet elçileri” olarak görmesine rağmen rejimin bu okulları kapatmaya çalışmasına da hiçbir anlam veremediğini şöyle ifade ediyor:  “Biz bu okulları araştırmaya başladığımızda henüz sözde darbe olmamıştı. Darbeden sonra okullar hakkında çok aykırı suçlamalar olsa da bu suçlamaların hiçbiri doğru değildi ve bu suçlamalar tamamen siyasi idi. Onların dediği gibi okullarda din öğretilmediği gibi siyasi bir görüş de empoze edilmiyordu. Bütün bu suçlamalara rağmen hala okulların erişilebilir olması; onların yeni fikirlere açık olması, açık sözlülüğü, öz güvenleri, empati yapabiliyor olmaları ve hayırseverlik ruhundan kaynaklanıyor.

Geçmişte harekete ait olup şimdi el değiştirmiş okullarda gördüğü manzara karşısında ise Prof. Parrillo, şöyle diyor: “Bence bu çok büyük bir kayıp. Çünkü çok mükemmel şeyler başarılmıştı. Belki de açıklanamayan bencil nedenlerden dolayı güç ve kuvvet kullanılarak bu okullar kapatıldı. Peki kim zarar gördü? Elbette ki, birçok insan haksız yere hapse atıldı. Bu başlı başına korkunç bir şey. Ancak bundan daha fazlası, kapatılan bu okullarda okuyor olmaları gereken çocuklar. Okullar devam etseydi hemcinslerine yönelik büyük katkılar sağlayabilecek insanlar olabilirlerdi.

“Daha önce bu okullarda çalışan öğretmenler, iş adamları, vs. şimdi dünyanın değişik coğrafyalarında ayakta kalmaya çalışıyorlar. Onlara tavsiyeniz nedir?” sorusuna ise şöyle cevap veriyor:

Tanıdığım kadarıyla bu insanların içinde muazzam bir cesaret ve öz güven kaynağı var. Bence yaşadıkları sıkıntılar, geride bırakmak zorunda kaldıkları değerler ve inanç sistemlerinden kaynaklanıyor. Yani kimliklerinden dolayı bir bedel ödüyorlar. Şimdi kimliğinizi değiştiremeyeceğinize göre karşılaştığınız zorlukları fırsata çevirmeniz gerekir. Gittiğiniz ülkelerde hal ve tavırlarınızla adeta şunu ortaya koymalısınız: “Sen beni reddeder kendi ülkemde hayat hakkı tanımazsan ben de inanç ve düşüncelerimi sırtıma yükler gider ve bunları bulunduğum coğrafyalarda paylaşırım.”  Dolaysıyla gidilen yerlerde barınak ve yaşamak için gerekli olan şeyler sağlandıktan sonra herkes şunu demeli: “Beni buraya getiren güç ve sebep neydi?”

Evet, Hocaefendi’nin tabiriyle “Ağzın şeker şerbet yesin” diyor ve ön yargılardan uzak, bilimsel ve tamamen tarafsız olarak yapılan bu araştırmayı isteyen okuyucularımız https://www.youtube.com/watch?v=Mr1qGWOXuxs&ab_channel=Tr724TV adresinden izleyebilirler.

Diğer Yazılar

“Aç açabildiğin kadar sineni ummanlar gibi olsun. Kalmasın alaka duymadığın ve el uzatmadığın bir mahzun gönül”

 

M.Fethullah Gülen

Bu Sesi Herkes Duysun Diyorsanız

Destek Olun, Hizmet Olsun!

PATREON üzerinden sitemize bağışta bulanabilirsiniz.

© Telif Hakkı 2023, Tüm Hakları Saklıdır  |  @hizmetten.com 

Hizmet'e Dair Ne Varsa...