Yazarlar

Kadın annedir | Mehmet Ali Şengül

Kadın bir annedir. Anne gerçek manasıyla insanlığın baş tacıdır. Hayat içinde ailenin, milletin ve insanlığın denge unsuru bir varlıktır. Tarihte öyle anlar olmuştur ki, kadın bütün kötülüklerin tek sebebi gibi görülmüş ve affedilmez bir suçlu nazarıyla bakılmıştır. Nice menfaat şebekelerinin ve mafyaların geçim hazinesi olmuş, hatta televizyon, gazete, sinemaların reklam aleti yapılmış ve şehvetin esiri olmuştur.
Halbuki insanlığın devamına vesile olmak üzere Allah’ın yarattığı  kadını, kainatı yaratılış gayesine matuf okuyacak, hayatını o istikamette değerlendirecek bir neslin, yetiştirilmesine vazifeli kılmıştır.
Peygamberler dahil, hususiyle kâinatın yaratılış vesilesi, insanlığın iftihar tablosu, Efendiler Efendisi, Efendimiz Hz. Muhammed’in de (sav) dünyaya teşriflerine vesile olan kadındır, annedir.
Dün ve bugün yıkılan ve yıkılma yolunda bulunan devletlerin ve milletlerin altında kadın olduğu gibi, ölmüş milletlerin yeniden ihyasının ve dirilişinin önünde de yine kadın olmuştur.
Cihan harplerinde babalarını, kocalarını ve yiğit evlatlarını kaybeden anne, erkeklerin rolünü alarak maddi, manevi mukaddeslerini koruma yolunda üzerine düşen rolünün hakkını vermekle beraber, sırtındaki yavrusunu da ihmal etmeyip, terbiyeyi İslamiye ile onları vatana ve millete kazandırmaya çalışmıştır.
Böylece, İslâmiyet’in kadına tanıdığı meşru hak ve hürriyetle o, cennet köşesi bir yuvanın hanımefendisi, çocuklarının terbiyecisi, milletlerin de anası olma şerefini kazanmıştır.
İman ve İslamiyet’le şereflenmiş annelerimiz; firavun sarayında her türlü lüks ve debdebenin altında ezilmeyen, şımarmayan, ülülazm bir peygamber olan Hz.Musa’yı (as) büyüten Asiye validemizi,
İlahi emre itaat ederek, ıssız, sessiz dağlar çemberi içinde bir bebek ve kadını yalnız bırakıp ayrılan Hz. İbrahim’e (as) itimat edip güvenerek, kundaktaki yavrusu İsmail Aleyhisselam ile tevekkül ve teslimiyet içinde, tek başına Beytullah’ta hükmü ilahiyeye razı olan Hacer validemizi,
Nebi değil ama Nebilerin ve Resullerin en büyüklerinden olan Hz.İsa (as) ın annesi olma şerefine mazhar, iffet ve nezaket sembolü ve sabır kahramanı Hz. Meryem validemizi,
Kadınlık aleminin üçlü zirvesini teşkil eden, ilk olarak Ümmeti Muhammed’in annesi olma şerefine mazhar fedakar annemiz Hz. Hatice’yi,
Evliya ve asfiya’nın, İslam’a hizmet etmiş ve edecek bütün mücedditlerin ve ehli imanın annesi olma şerefini hak etmiş Hz. Fatıma’yı,
Ve ilmiyle, fazilet ve kemaliyle, zekası, iffet abidesi ve fetanetiyle dillere destan annemiz Hz. Ayşe’yi, vahyin yağmur gibi sağanak sağanak yağdığı peygamber hane-i saadetlerinin bu üç mualla annesini örnek almışlardır. Böyle dönem ve devirlerde milletler ve devletler mulla mevkilerine ulaşmışlardır.
İşte bundan dolayı Kur’an-ı Mu’ciz-ül beyanın Lokman Suresi 14. Ayetinde: “Biz insana, annesine babasına iyi davranmasını emrettik. Zira annesi onu nice zahmetlerle karnında taşımıştır. Sütten kesilmesi de iki yıl kadar sürer. İnsana buyurduk ki: “Hem Bana, hem de annene babana şükret, unutma ki sonunda Bana döneceksiniz.”
İsra Suresi 23 ve 24. ayetlerde: “Rabbin şöyle buyurdu: Allah’tan başkasına ibadet etmeyin. Anneye ve babaya güzel muamele edin. Şayet onlardan her ikisi veya birisi yaşlanmış olarak senin yanında bulunursa sakın onlara hizmetten yüksünme, “öff!” bile deme, onları azarlama, onlara tatlı ve gönül alıcı sözler söyle. Şefkatle, tevazu ile onlara kol kanat ger ve şöyle dua et: “Ya Rabbi, onlar küçüklüğümde nasıl beni ihtimamla yetiştirdilerse, ona mükafat olarak Sen de onlara merhamet buyur!”
Ahkâf Suresi 15,16,17. Ayetlerde ise: “Biz insana, anne ve babasına güzel muamele etmesini emrettik. Zira annesi onu nice zahmetlerle karnında taşımış ve nice güçlüklerle doğurmuştur. Çocuğun anne karnında taşınması ve sütten kesilmesi otuz ay sürer. Nihayet insan, gücünü kuvvetini bulup daha sonra kırk yaşına girince “Ya Rabbi!” der. “Gerek bana, gerek anneme babama lütfettiğin nimetlerine şükür yoluna beni sevk et. Senin razı olacağın makbul ve güzel iş yapmaya beni yönelt ve bana salih, dine bağlı, makbul nesil nasib eyle! Rabbim! Senin kapına döndüm, ben sana teslim olanlardanım.”
“İşte Biz, onların yaptıkları en güzel işlerini, taatlerini kabul edip, günahlarını affedeceğiz. Bunlar cennetlikler arasındadırlar. Bu, onlara söz verilen gerçek bir vaaddir.”
“Fakat bir de öyleleri var ki, kendisini imana davet eden anne ve babasına: “Öf be! (Yetti artık!) Benden önce nice nesiller ölüp de geri dönmediği halde, siz beni mezarımdan dirilip çıkarılmakla mı korkutuyorsunuz!” derken, onlar, Allah’a sığınıp yalvararak oğullarına: “Yazık ediyorsun kendine! derler, imana gel, Allah’ın vadi elbette gerçektir.” O ise yine de: “Bu ahiret inancı eskilerin masallarından başka bir şey değildir” diye diretir, dediklerini ifade buyurmaktadır.
Efendimiz de (sav),” Cennet anaların ayakları altındadır” (İbn-i Hambel) buyurarak, kadına en büyük mevkiyi vermektedir.
Kadına, anneye bundan daha büyük bir hak ve mevkii, daha büyük şeref, kıymet ve değeri kim verebilir? Her kadın bu annelik şerefini hak etmiştir. Ne var ki, kadını, anneyi, Allah ve Resulünün bu kadar yüceltip yükseltmesinden sonra, ahlakı ilahiye ve ahlakı Resulüllah’tan mahrum etmeme mevzuunda fevkalade hassasiyet gösterilmeli ve İslâm’ın takdir ve tayin ettiği annelik şerefine yüceltilebilmesi için, çocuk iken çok iyi terbiye edilmesi ve hakkının korunması adına fevkalade hassasiyet gösterilmesi gerekmektedir.
Mazi ve müstakbele bakan yönüyle kadın hep annedir. Benim varlık sebebim annem olduğu gibi, büyük annelerim de baba ve annemin annesidir. Eşim çocuklarımın annesi olduğu gibi, kerimelerim de torunlarımın annesidir…
Mezkür ayetlerde işaret edildiği gibi Cenab-ı Hak, anneye ve babaya ‘Öf’ bile demeyin, yüz ekşitmeyin, gönlünü kırıcı ve rencide edici her türlü tavır ve davranışlardan uzak durun, nasihatında bulunup, evlatları anne babalarına karşı uyarmaktadır.
Dünya, ahiret hayatını ve Allah’ın rızasını kazanmaya vesile olan bir pazardır. Hayatımızı bu istikamette ne kadar değerlendirir isek, ahiret hayatımız da o istikamette mamur olacaktır. Yoksa Allah’ın rızası olmayan, ahiret adına yatırım yapılmayan hiçbir amelin ve yakınlarımızın öbür tarafta bir faydası bulunmayacaktır.
Abese Suresi 34’den 42. Ayete kadar Cenab-ı Hak: “İşte o gün (kıyamet günü) kişi kardeşinden, annesinden ve babasından, eşinden ve evlatlarından bile kaçar. O gün onlardan her birinin başından aşkın derdi ve tasası vardır. Yüzler vardır o gün pırıl pırıldır. Güleçtir, sevinç doludur. Yüzler de vardır toza toprağa bulanmış, Üstünü karanlık kaplamıştır. İşte bunlar kafir, günaha dadanan, haktan sapan kimselerdir.”
Şuara Suresi 88 ve 89. Ayetlerde ise Cenab-ı Hak: “O gün ki; ne mal, ne mülk, ne evlat insana fayda eder. O gün insana fayda sağlayan tek şey, Allah’a teslim ettiği selim bir gönül olur.” İfade buyurmaktadır.
Kadın ve erkek bir vahidin iki yüzü ve varlık aleminin en önemli halkalarından biridir. Onlar, iki ayrı ceset ama tek ruh gibidirler. Allah, kadını erkeğe, erkeği kadına eş olarak yaratmıştır. Kalpleri imanla süslendiği, kafaları ilimle donatıldığı, ahlakı aliye ile ruhen, kalben ve aklen iffet ve haya duygusu ile teçhiz edildikleri zaman, meleklerden daha ulvi bir makam ve mevkii kazanmış olurlar ve o zaman yuvaları da, cennetin bir köşesi olur.
Evet kadın bir anadır. Kıymet ve değeri bilinir ona göre yetiştirilirse, onun makamına yetişmek neredeyse mümkün değildir. Çünkü maddi manevi en yüksek makamların sahiplerini o doğurmuştur. Ona bu yüce mevkii İslâmiyet vermiştir.
Bundan dolayı:
“Ana başa tâç imiş, her derde ilaç imiş,
Bir evlat pîr (padişah) de olsa, anaya muhtaç imiş.”
Annelerimiz her zaman başımızın tâcı, gönüllerimizin ilacı ama, ben annemi kaybedeli kırk bir yıl oldu. O vefat ettiğinde bizler hırsızlar gibi kovalanıyorduk, o acı günlerimizi Allah anneme göstermedi. Maalesef bu gün de küfrü ve dalaleti temsil eden, görünen ve görünmeyen gizli örgütlerin tahammülfersa zulümleri, isnat ve ihanetleri, hakların gasp edilip yuvaların paramparça edildiği ve şu anda masum, memleket ve milletimize hizmet edecek hayırlı nesillerin yetişmesinden başka hiçbir derdi olmayan on binlerce kadını, binlerce çocuğu, hasta ve yaşlı hücre hapislerinde bulunmakta olan, hayvanlara yapılmayan muamelelere maruz kalan kardeşlerimizi tahammülü zor bir imtihanla karşı karşıya görmekteyiz. Tıpkı bizim de1980 darbesinde emniyette hücre hapislerinde bulunduğumuz ve sıkı yönetim mahkemelerinde yargılandığımız, aynı zulüm ve işkencelere maruz kaldığımız o günlerimizi hatırlatmaktadır.
Kadınlar günü münasebetiyle kırk bir yıldır duasından mahrum kaldığım anneme ve bu yolda bugün aynı kaderi paylaşan bütün annelere rahmeti sonsuzdan af ve mağfiret diliyor, bugün sahabe değerinde imtihana tabi tutulan kardeşlerimizi, bacılarımızı, çocuklarımızı, kaybettikleri değerlerine yeniden kavuşmaları adına mevcut ve müstakbel anneler başta olmak üzere tüm kadınlara saygılarımı ve sevgilerimi sunuyorum.
Kaynak:Mehmet Ali Şengül | Samanyoluhaber 

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu