Yazarlar

Hocaefendi’nin 55 yıllık yol arkadaşı: Yusuf Bekmezci | RECEP ATICI

Yusuf Bekmezci Abi için verdiği taziye mesajının giriş cümlesinde Hocaefendi, “Elli beş senelik dostum, kardeşim, yol arkadaşım” diyerek başladı O, aslında her yaştan gönüllünün yâreniydi, yol arkadaşıydı. O tam bir yiğitti. Hayırda, infakta zirveleri kovalayan bir kahramandı.

Onun vefatı, başta Hocaefendi, yakınları ve onu tanıyan herkesi üzdü. Aslında “Ölüm hak, miras helal” sözünde olduğu gibi 82 yaşında değişik rahatsızlıkları olan bu insanın vefatı normal bir ölüm olsaydı zannediyorum bu kadar dokunmazdı.

Ancak geçen pazar, Manisa’nın hayırseveri Nusret Muğla’yı; bu pazar ise Yusuf Bekmezci ağabeyi, hastanenin mahkûm koğuşunda, yoğun bakım ünitesinde, eli silahlı jandarmaların gözetiminde ruhlarının ufkuna yürümeleri herkesi perişan etti.

Onu tanıyan herkes hem sosyal medyada hem de değişik mecralarda ona yapılanları dile getirdi. Dün akşam da onun için Kemal Gülen’in sunumuyla yürekleri hoplatan bir anma programı yapıldı. Müsaadenizle ben de onunla ilgili bizatihi dinlediğim bir hatırayı bu yazıda paylaşmak istiyorum.

1985-95 yıllarında İzmir’de okumuştum. İzmir’de bulunup da onun ekmeğini yemeyen çayını içmeyen yoktur. Ben de o nasiblilerden biriyim elhamdülillah. 2007’den sonra Van’da çalıştım. O yıllarda bir düzine insanla İzmir’e gelmiştim. İzmir’e gelince onu ziyaret etmemek olmazdı elbet. Leblebici hanındaki iş yerinde ağırladı bizi. Van’dan gelmiş olmamız hasebiyle çaylarımızı yudumlarken Van’la ilgili bir hatırasını paylaşmıştı. Şöyle ki:
Malumunuz Üstad Bediüzzaman, 1900 yılların başında Van’da Medresetü’z- Zehra adıyla bir üniversite açma teşebbüsünde bulunur. Fakat bu hayali değişik manilerden dolayı hayata geçmez. Bu yüzden ülkemizde ilk defa İzmir, İstanbul ve Anakara gibi yerlerde Hizmetin okulları açılmaya başlayınca belki beşinci veya altıncı okul olarak Van’da bir arsa arayışına başlanır.

O dönem Van’ın yerlilerinden olup belediyede imar işlerini bakan bir abimiz vesilesiyle uygun bir arsa bulunur. Arsa sahipleriyle görüşülür ve onlarda o günlerde bir rüya görmüştür. Rüyada gök yüzünden arsanın üzerine bir nur iner. Dolayısıyla kendilerine gelen bu teklifin rüyada görülen o nur olduğu düşüncesiyle o araziyi Allah rızası için verirler. Araya bir şey girmeden bu arsanın İzmir’deki Vakfın üzerine devredilmesi gerekmektedir. Zira bazı insanların arsa sahiplerinin kafasını karıştırmaktadır. Ancak İzmir Van arası o gününde kolay gidilip gelinen bir yer değildir. Dolayısıyla bu arsanın devri gecikir. Arsanın bulunmasına vesile olan şahıs doğrudan Hocaefendi’ye ulaşır ve bu dedikodulara fırsat verilmeden bu işlemlerin yapılmasını ister.

Hocaefendi bu işin gecikmesine üzülür ve akşam vakti “Bu işi madem siz halletmediniz, ben gidip halledeyim” der. Bunun üzerine Yusuf Abi öne atılır ve “Siz gidemezsiniz, buna müsaade edemeyiz” der. Orada bu meyanda küçük bir gidersin-gidemezsin gerginliği yaşanır.

Hocaefendi de “O zaman kalkın gidin” der. Yusuf Abi, “Efendim sabah gitsek” deyince Hocaefendi “Hayır şimdi gitmelisiniz” der. Bunun üzerine lafı uzatmadan, “Peki Efendim” deyip yola çıkarlar. O günün şartlarında en iyi araç olan Murat 131marka bir araçla yola çıkılır. Afyon’a geçince araç radyatörden su kaçırmaya başlar. O saatte tamirci bulmak mümkün değildir. Araçta ihtiyaten bulunan plastik su bidonunu radyatörün üzerine bağlayarak yola devam ederler. Bilenler bilir, Murat 131’lerin ön kaputu ön camdan geriye doğru açıldığı için kaput kapanmaz. İş böyle olunca biri sağdan biri de soldan yolu tarif ederek Ankara’ya kadar varırlar. Sanayide arabayı bir ustaya bırakarak hızlıca Havaalanına ulaşmaya çalışırlar. Maalesef vardıklarında uçağın kapıları kapanmıştır. Rica minnet uçağı durdururlar ve özel bir araçla uçağa binerler.

Van’a vardıklarında ise Cuma vaktidir. Koşa koşa tapuya ulaşırlarsa da tapudaki memur Cuma’dan sonra gelmelerini söyler. Yusuf Abi, İzmir’den geldiklerini aynı uçakla geri döneceklerini vs. söylese de memur işlerini yapmaz. Bunun üzerine Yusuf Abi, “Cuma’dan sonra ilk bu işi yapsanız olur mu” şeklinde ricada bulunur. Memur da “olur” der. Cuma’dan sonra işlemler yapılır ve Yusuf Abiler gene son dakika uçağa yetişirler. Ankara’ya geldiklerinde ustanın ücretini öder ve tekrar İzmir’e gitmek üzere yola çıkarlar. Sabah namazında Hocaefendi’nin bulunduğu yere gelirler. Hocaefendi onları görünce bu kadar çabuk gidip gelebileceklerini tahmin etmemiş olmalı ki “Siz daha gitmediniz mi” diye sorar. Onlar da “Gittik, tapuyu aldık, geri geldik Efendim” derler.

Evet, o, bir yerde hizmet adına yapılacak bir iş varsa oturmazdı. Problemleri gidermeye, ihtiyaçları yerine getirmeye odaklı bir insan olup bunları yaparak öğretirdi. Esnaftı, diplomalı değildi; ama duruşu, hitabeti, zekaveti ve tecrübesiyle, pek çok mektep görmüşünden daha donanımlıydı.

O da bir çokları gibi, Hizmet Hareketi’ne yönelik yapılan zulümler neticesinde 23 ay önce tutuklandı. İlerleyen yaşına ve birçok hastalığına rağmen son nefesine kadar zalimce bir muamele gördü. Hastanede yoğun bakım ünitesinde 46 gün yaşam mücadelesi verdi. Adli Tıp Kurumunun tahliye kararına rağmen, rejimin yargıçları tahliye etmediği gibi yakınlarının yanına alınmasına da izin verilmedi. Kinden gözü dönenler, insafa gelmedi ne yazık ki… Eskiler, ‘etme bulma dünyası’ derlerdi. Bakalım bu zulmü yapanların akıbeti nasıl olacak, bekleyip göreceğiz.

Makamın Firdevs olsun Hizmetimizin Yusuf Ağabeyi… Âmin.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu