Yazarlar

“Hakta Mağlup olanların kuvvete Müracaatı” ve Üstad Said Nursi | Muhsin Tarık Aslan

Bu muhteşem cümle yaşadığı döneme tevhidin mührünü vuran Bediüzzaman`a ait. Aşağıdaki yazıda kendi devrinin zalim diktatör ve onların arkasındaki dinsiz komitelere söylediği enfes soruları ve yorumları göreceksiniz. Bu yazıda Bediüzzaman`ın hemen her devrin müfsit, münafık, şeddat zalimlerine cevabını bulacaksınız. Bugün Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi`nin maruz kaldığı eza, cefa ve iftiralara Said Nursi de kendi döneminde maruz kalmış ve o devrin diktatörlerine karşı kaleme aldığı Es’ile-i Sitte ve Hücumat-ı Sitte adlı eserlerinde inananların en büyük imtihanlarını ve devrin islam düşmalarına altı can alıcı sual yöneltiyor ve cevap istiyor.

Esasen arada hiç fark yok diyemeyeceğim. Çünkü bence ne Bediüzzaman nede bir başka İslam alimi bu türden glocal bir tenkile, küresel bir ihanete, medyatik bir linçe ve psikolojik asimetrik bir taarruza maruz kalmamıştır. Ben şahsen ne bu çağın yarınsız Firavun, Yezit ve Zalimlerine ve nede ailelerine acırım.. Ama islam dünyasının yıkılan ve yok edilen ümitlerine yanarım. İslam`ın kirletilen imajına ağlarım… Bütün insanlığın kurtuluşuna ferman ve reçete Kainatın İftihar Tablosunun nurdan evrensel mesajının söndürülme gaflet ve dalaletine yanarım.. Bu küresel ihanet çerçevesinde aşağıdaki kükreyişleri okuyunca aslında ülkemizde bu manada çok fazla bir şeyin değişmediğini görecekseniz.  

 

 Hakikat-i Kur’âniyeye feda olan bu baş size eğilmeyecektir!

 

 “Ey efendiler! Bilirim ki, hak noktasında mağlûp olduğunuz zaman kuvvete müracaat edersiniz. Kuvvet hakta olduğu, hak kuvvette olmadığı sırrıyla, dünyayı başıma ateş yapsanız, hakikat-i Kur’âniyeye feda olan bu baş size eğilmeyecektir! Hem size bunu da haber veriyorum ki, değil sizler gibi mahdut, mânen millet nazarında menfur bir kısım adamlar, belki binler sizler gibi bana maddî düşmanlık etseler, ehemmiyet vermeyeceğim. Yapacağınız iş, ya hayatıma hâtime çekmekle veya hizmetimi bozmak suretiyle olur. Bu iki şeyden başka dünyada alâkam yok.”

“Hakta Mağlup olanların kuvvete Müracaatı” ve Üstad Said Nursi | Muhsin Tarık Aslan 2

 

Tuh o asrın gayretsiz adamlarına!.

 

“İstikbalde gelecek nefret ve tahkirden sakınmak için, şu mahrem zeyil yazılmıştır. Yani, “Tuh o asrın gayretsiz adamlarına!” denildiği zaman yüzümüze tükürükleri gelmemek için veyahut silmek için yazılmıştır. Avrupa’nın insaniyetperver maskesi altında vahşî reislerinin sağır kulakları çınlasın! Ve bu vicdansız gaddarları bize musallat eden o insafsız zalimlerin görmeyen gözlerine sokulsun! Ve bu asırda, yüz bin cihette “Yaşasın Cehennem” dedirten mim’siz medeniyetperestlerin başlarına vurulmak için yazılmış bir arzıhaldir. Bu yakınlarda ehl-i ilhâdın perde altında tecavüzleri gayet çirkin bir suret aldığından, çok biçare ehl-i imana ettikleri zalimâne ve dinsizcesine tecavüz nev’inden, bana, hususî ve gayr-ı resmî, müdahale edildi. Kabil-i hitap olmayan öyle vicdansız alçaklara değil, belki milletin mukadderâtıyla keyfî istibdatla oynayan firavunmeşrep komitenin başlarına derim ki: Ey ehl-i bid’a ve ilhâd! Altı sualime cevap isterim.”

  

Yamyamların, hattâ vahşî, canavar bir çete reisinin bir usulü var, ya sizin?!

 “Dünyada hükûmet süren, hükmeden her kavmin, hattâ insan eti yiyen yamyamların, hattâ vahşî, canavar bir çete reisinin bir usulü var, bir düsturla hükmeder. Siz hangi usulle bu acip tecavüzü yapıyorsunuz? Kanununuzu ibraz ediniz. Yoksa bazı alçak memurların keyiflerini kanun mu kabul ediyorsunuz? Çünkü böyle hususî ibâdâtta kanun yapılmaz ve kanun olamaz. Nev-i beşerde, hususan bu asr-ı hürriyette ve bilhassa medeniyet dairesinde, hemen umumiyetle hükümfermâ hürriyet-i vicdan düsturunu kırmak ve istihfaf etmek ve dolayısıyla nev-i beşeri istihkar etmek ve itirazını hiçe saymak kadar cür’etinizle, hangi kuvvete dayanıyorsunuz? Hangi kuvvetiniz var ki, ehl-i dine böyle tecavüz, elbette saklı kalmayacak, sizden sorulacak. Ne cevap vereceksiniz?”

 

Canilere af Masumlara Eziyet..

 

“Eşhâsın keyfine tebaiyet edilmez ve etmeyiz! İşte, madem vatana ve millete hiçbir zararım dokunmadığı halde, beni sekiz senedir, en yabanî ve hariç bir milletten câni bir adama dahi yapılmayan bir esaret altına aldınız. Cânileri affettiğiniz halde, hürriyetimi selb edip hukuk-u medeniyeden iskat ederek muamele ettiniz. “Bu da vatan evlâdıdır” demediğiniz halde, hangi usulle, hangi kanunla biçare milletinize rızaları hilâfına olarak tatbik ettiğiniz bu hürriyet-şiken usulünüzü, benim gibi her cihetle size yabancı bir adama teklif ediyorsunuz? Ve biçare milletin hüsn-ü ahlâkını muhafaza ve saadet-i dünyeviye ve uhreviyelerinin teminine pek ciddî ve tesirli çalışmayı hıyanet saydınız.”

 

Huzur-u İlahide yakalarınızı tutacak ve intikamımı alacağım…

 

“Madem sizlerle, itikadınızca ve bana edilen muameleye nazaran, küllî bir muhalefetimiz var. Siz dininizi ve âhiretinizi dünyanız uğrunda feda ediyorsunuz. Elbette, mâbeynimizde, tahmininizce bulunan muhalefet sırrıyla, biz dahi hilâfınıza olarak, dünyamızı dinimiz uğrunda ve âhiretimize her vakit feda etmeye hazırız. Sizin zalimâne ve vahşiyâne hükmünüz altında bir iki sene zelîlâne geçecek hayatımızı, kudsî bir şehadeti kazanmak için feda etmek, bize âb-ı kevser hükmüne geçer. Fakat Kur’ân-ı Hakîmin feyzine ve işârâtına istinaden, sizi titretmek için, size kat’î haber veriyorum ki: Kahhar bir el ile, cennetiniz ve mahbubunuz olan dünyadan tard edilip ebedî zulümata çabuk atılacaksınız. Ben de huzur-u İlâhîde yakalarını tutacağım. Adalet-i İlâhiye onları esfeli sâfilîne atmakla intikamımı alacağım.”

 

‘Allah bize yeter; O ne güzel vekildir’..

 

“Ey din ve âhiretini dünyaya satan bedbahtlar! Yaşamanızı isterseniz bana ilişmeyiniz. İlişseniz, intikamım muzaaf bir surette sizden alınacağını biliniz, titreyiniz! Cesaretiniz varsa ilişiniz! Yapacağınız varsa göreceğiniz de var. Ben bütün tehdidâtınıza karşı, bütün kuvvetimle bu âyeti okuyorum: “Onlar öyle kimselerdir ki, insanlar onlara ‘Düşman size karşı büyük bir kuvvet topladı; onlardan korkun’ dedikleri zaman onların imanı ziyadeleşti ve ‘Allah bize yeter; O ne güzel vekildir’ dediler.” (Âl-i İmrân Sûresi)  “O bize yollarımızı dos doğru gösterdiği halde, bize ne oluyor ki Allah’a tevekkül etmeyelim? Bize yaptığınız ezâlara kesinlikle sabredeceğiz. Tevekkül etmek isteyenler sadece Allah’a güvensinler.” (İbrahim Sûresi)”

 

Sözün özü nifak ve şikak şebekesi, zındıka komitesi ve şirzime-i kalil süzme sızmışların Peygamber torunlarına yaptığı imansız ve insafsız saldırılar bu gerçek dava adamlarının ancak imanlarının ve sadakatlerinin kavileşmesine vesile olacaktır.

Hizmetten | Muhsin Tarık Arslan

iletişim : muhsintarikarslan@gmail.com
                    @MTarikarslan

 

 

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu