Mizan

Üçüncü şeytanlık faslı | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

Ancak bir şey daha diyeceğim; müsaade ediyor musunuz? Sanmayın ki bu yapılan şeyler, bu kadarıyla kalacak! Ne onlar için, ne de sizin için; ne edenlerin ettiği, ne de edilenlere edilen şeyler bitmiş değildir. Bir “hırsızlık” ortaya çıkınca, adını “darbe” koyup Müslümanlara eziyet etme işi; o bir başlangıçtı. Fakat maşerî vicdan, genelde böyle bir muamele için onu yeterli sebep görmediğinden dolayı, şeytanın yeni bir senaryosuna ihtiyaç vardı. Gerçekten “darbe” denecek bir darbe senaryosuna ihtiyaç vardı. Onlar “Sağ olsun!” derler Şeytana, biz de “Yerin dibine batsın!” deriz; çünkü onlara öyle bir senaryo verdi, ellerini güçlendirdi.

“Darbe” senaryosuyla kısmen güçlendiler; bir yönüyle yapılan mezâlim, makuliyet kazandı: “Ettiler, ediyoruz! Dediler, diyoruz! Kıydılar, kıyıyoruz!.. Yaptığımız şey, mukabele-i bi’l-misil!.. Ne yapalım, Kur’an, ona -bir yönüyle- cevaz veriyor: وَإِنْ عَاقَبْتُمْ فَعَاقِبُوا بِمِثْلِ مَا عُوقِبْتُمْ بِهِ ‘Size ikâb ederlerse ve onlara ceza verecek olursanız, size yapılan muamelenin misliyle cezalandırın.’ (Nahl, 16/126)” Önce, “Bakın, bu adamlar, utanmadan kalkıp ‘Siz hırsızlık yaptınız, rüşvet aldınız!’ diye bizi utandırıyorlar; ne hakları var? Kocaman kocaman insanların, değişik merhalelerden geçmiş çok mevkileri ihraz etmiş, şeref ve itibar ile serfirâz insanların şerefine dokunmaya ne hakları var? Bu, apaçık bir darbedir” dediler.

Fakat bu yeterli olmadı. “Yahu darbe mi, değil mi?” Bî-idrak olanlar bile onu darbeye benzetemediler. Onun için şeytan yol gösterdi: “Ben başka bir senaryo hazırladım size! Aklınız ermiyor, bak bu senaryoyu kullanın!.. Hakikaten darbe suretinde bir şey yapın! Ama iktidardakilerden kimseye dokunmayın sakın. Halkı sokağa dökün, sonra kendi muhafızlarınızla halkın üzerine ateş edin, sonra halkı öldürün, sonra da onu başkalarına fatura edin! Sonra da deyin ki, ‘İşte siz yaptınız!’ O zaman milleti derdest edip içeriye doldurmaya o yığınlar da inanacaklardır.” Fakat baktılar ki, dünya buna da inanmıyor. Dünyanın değişik yerlerinde erbâb-ı basiret, elit, entelektüel, “Yahu böyle bir şey olmaz!.. Bu insanlar, nasıl olur, her şeyden haberdar oldukları halde?!.” diyorlar.

Evet, camilerin minareleri/hoparlörleri hazır, diyanet teşkilatı hazır, imamlar hazır, müezzinler hazır… Hâdise olmadan evvel çıkıp camilerin minarelerinde bile haykırıp insanları sokaklara dökecekler ve sun’î bir kargaşaya sebebiyet verecekler. Kitabü’l-Fiten ve’l-Melâhim’de ifade buyrulduğu gibi; ben değil, Söz Sultanı (sallallâhu aleyhi ve sellem) buyuruyor: “Ölen niçin öldüğünü, öldüren de neden öldürdüğünü bilemeyecek!” Kargaşa, anarşi… Diyor ki adam -IŞİD’den, tuhaf kılıklı ve kıyafetli- “Bize silah dağıttılar, ‘Şunu vurun, bunu vurun!’ dediler.” Evet, dolayısıyla dünya, bu hadiseleri görüyor, sizin baktığınız perspektiften bakıyor ve “Yahu burada da bir kısım boşluklar var; buna ‘darbe’ dediler ama bu galiba ‘darbe’ diyenlerin uydurması. Bu da Şeytan’ın bir senaryosu!” diyor. Bunun üzerine, fesada kilitli ruhlar başka bir senaryonun peşine düştüler: “Acaba şimdi ne yapsak?!.

Öyle ise, daha ciddisini yapmamız lazım. Çok önemli bazı kimseleri öldürmemiz lazım, doğrudan doğruya. Sonra da bunu…” Neyi söylüyorum biliyor musunuz? Ayağa düşmüş şekilde konuşulan şeyleri söylüyorum. Ayağa düşmüş şekilde konuşulan, kapalı kapılar arkasında konuşulan şeyleri söylüyorum: “Önemli bazı kimseleri… Gerçekten meseleye ‘darbe’ dedirteceğimiz şekilde… Yeni/yepyeni -evet hiç kullanılmayan bir kelime ile diyeyim- “neo-kargaşa”, yeni bir kargaşa tipi…

Öyle ki Türkiye’deki bir kısım kandıramadığımız kimseleri de bununla kandıralım ve bir de dünyada kamuoyunu değiştirelim, lehimize değiştirelim!.. Zira şimdilerde, herkes, bunun bir ‘senaryo’ olduğunu söylüyor!” Böyle bir şeyin zilleri çalmaya başlamıştır. O açıdan, Hak kapısının önünde, o kapının tokmağına dokunmaya teşne bulunan insanların, başlarına daha ötesinde bazı şeylerin geleceğini de hesaba katarak, firaset ile, basiret ile, uyanıklık ile hareket etmeleri lazım. Bir karıncaya basmama ölçüsünde, bir cana kıymamayı o ölçüde kıymetli görerek ona göre davranmaları lazım. Hiç tereddüdünüz olmasın; çünkü bir kere yalan söyleyen, her zaman söyler.

Bir kere iftira eden, her zaman iftira eder. Bir kere bir senaryo sahneye süren, her zaman benzer -fakat zamanın girdileri ile- senaryolar sahneye sürer. Çünkü tarihi tekerrürler devr-i daiminde, hadiseler, “misliyet” çerçevesinde cereyan eder; dün başka, bugün başka; dünün senaryosu başka, bugünün senaryosu başka. Bunu diyecektim. Dedim. Allah, o fırsatı vermesin onlara!..

Bu video 13/08/2017 tarihinde yayınlanan “SON ŞEYTANÎ SENARYO” isimli bamtelinden alınmıştır. Yayının tamamını buradan izleyebilirsiniz:http://www.herkul.org/bamteli/bamteli…

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu