Gandi’yi Hayran Bırakan Duruş: Kerbela | İSMET MACİT

Yazar İsmet Macit

Kerbela yüzyıllardır dinmeyen gözyaşıdır.

Yüreklere saplanıp mızrak gibi kanatır durur mümin yürekleri.

Kerbela bir faciadan ötesidir.

Kerbela kutsanmış devlet yapısının canavara dönüştürdüğü idarecilerin; ikballeri ve makamları için yapmayacakları kötülük, kurmayacakları tuzak olmayacağının Hz. Hüseyin ve ailesinin kanı ile bela toprağına yazılmasıdır…

Kerbela, çürümüş bir zihniyetin, rotasından çıkmış dini telakkinin, bozulmuş hakikat anlayışının, bitirilmiş ahiret inancının, yok edilmiş hesap günü idrakinin dirilmesi diriltilmesi için mazlumların gözyaşlarını akıttığı çölün adıdır…

Hz. Hüseyin’in (ra) Kerbela yürüyüşü, Hz. İbrahim’in elinde baltasıyla putlara hücumudur. Dedesi Kâinatın İftihar Tablosu’nun (sav) Huneyn’de “Ben Allah’ın elçisiyim bunda yalan yok, ben Abdulmuttalib’in torunuyum bunda yalan yok” haykırmasıdır…

Dünyasını ahirete kurban etmiş, ruhunu midesine yedirmiş, aklını hevâsının tuzağına düşürmüş… en tepedeki idareciden en alttaki tebâya kadar ölüm uykusuna yatmışları uyandıran sûr sesidir Kerbela’daki çığlık.

Hz. Hüseyin’in (ra) Kerbela’da, 4000 kişilik çapulcular sürüsüne yaptığı şu konuşma yüzyılların alnına yazan manifesto gibidir: “Ey insanlar, Re­sû­lul­lah (a.s.m.) bir hadislerinde şöyle buyurmuştur: ‘Kim insanlara zulümle muamele eden, Allah’ın haram kıldıklarını pervasızca işle­yen, Re­sû­lul­lah’ın yolundan gitmeyen ve Allah’ın kulları arasında zulüm ve haksızlıkla iş gören bir idareciyi görür de ona göz yumar, eliyle veya diliyle karşı çıkmazsa, Cenâb-ı Hakk’ın o kimseyi müstahak olduğu yere göndermesi hak olur.’ Bu adamlar [Yezîd ile Ubey­dul­lah bin Ziyad] devamlı şeytana uymakta­dırlar. Allah’a ibadet etmeyi bırakıp devamlı bozgunculuk ve fesat çıkarmakta­dırlar. Allah’ın kanunlarını işlenemez hâle getirmiş bulunmakta, devletin hazi­nesini kendi aralarında paylaşmaktadırlar. Allah’ın haram kıldığını helal, helal kıldığını ise haram kılmaktadırlar. Bunu kabul etmeyip karşı çıkmak ise herkes­ten önce benim vazifemdir…”

Bir ailenin yok ediliş öyküsünün ötesinde kendilerini, yozlaşmış İslam yorumlarına meydan okumak için feda eden 72 kahramanın destansı öyküsüdür Kerbela…

Sivil direnişin öncüsü olarak tarihe geçen Gandi tarihe sığmayan Hz. Hüseyin ve diğer Kerbela şehitleri için şunları söyler: “Baskı altında mücadele edip galip gelmeyi Hz. Hüseyin’den öğrendim. Hindistan (bağımsızlık) mücadelesinde başarılı bir ülke olmak istiyorsa İmam Hüseyin’in izinden gitmek zorundadır. Hüseyin’inki gibi 72 yoldaşım olsaydı, Hindistan’a 24 saat içinde özgürlüğünü kazandırmış olurdum.”

Şüphesiz ağır bir imtihandı Hz. Hüseyin ile yola çıkanlar için… Ya “Ey Musa biz, onlar durduğu sürece hiçbir zaman oraya girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin git, ikiniz savaşın. Biz burada duracağız” diyerek Peygamber torununu yalnız bırakacaklar, ya da Bedir’in kahramanı Sad bin Muaz (ra) gibi: “Yâ Resûlallah! Biz sana iman ettik. Seni tasdik ettik. Getirdiğin şeylerin hak olduğuna şahit olduk. Sana itaat edeceğimize söz verdik. İstediğin tercihi yapabilirsin. Biz sonuna kadar seninleyiz. Sana Kur’ân’ı indiren Allah’a yemin ederim ki Berku’l-Gımad’a kadar atını sürsen bizden bir kişi bile arkada kalmaz. İşte canlarımız; dilediğini al. İşte malımız; istediğin kadarını al ve istediğin yere harca. Hiç şüphesiz aldıkların, bizim için geride bıraktıklarından daha sevimlidir. Seni hak peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki bize şu denizi gösterip dalsan biz de seninle birlikte dalarız; içimizden kimse geride kalmaz. Yarın bizi, düşmanlarımızla karşılaştırsan asla hoşnutsuzluk göstermeyiz. Savaşırken sabır ve sebat göstermek, düşmanla karşılaşınca sadakatten ayrılmamak, bizim şiarımızdır. Umulur ki Allah, sana bizden gözünü aydın edecek şeyler gösterir. Yürüt bizi Allah’ın bereketine doğru!” diyerek yerin altını da ve üstünü de memnun edeceklerdi…

Onlar tercihlerini çoktan yapmışlardı… Hz. Hüseyin (ra) facia akşamı yakınlarına şöyle bir konuşma yaptı: “Görüyorsunuz, dünya değişmiş. İyisi gitmiş, kötüsü kalmış. Ha­yatın bir tadı kalmamış. Ömrümüzün kalan kısmı, kabın dibinde kalan su artı­ğından, havası ağır ve sıkıcı bir otlak hayatından başka bir şey değildir. Artık hak ile amel edilmediğini, batıldan vazgeçilmediğini görmüyor musunuz? Böyle bir durumda kalan kişinin ölümü hayata tercih etmesi gerekir. Ben şahsen ölümü mutluluk, zalimlerin idaresinde yaşamayı ise alçaklık olarak görüyo­rum…”

Hz. Hüseyin (ra) bunları söyledikten sonra, yanındakilere, gece karanlığından is­tifade ederek geri dönmeleri ricasında bulundu. Fakat onlar bunu kabul et­mediler. “Allah bizi senden sonraya bırakmasın. Vallahi biz senden ayrılma­yız!” dediler.

Ne mi oldu? Yezidler, Şemirler, Ubeydullahlar… tarihin çöplüğünde lanetle anılırken… Hz. Hüseyin (ra) ve diğer Kerbela kahramanları hak karşısında duruşun gereğini yapıp müminlerin kalplerinde mütenâ yerlerini almışlardır…

Rabbimin rahmeti onların ve hakkın kavgasını verirken şehit olanların üzerine olsun!

Diğer Yazılar

“Aç açabildiğin kadar sineni ummanlar gibi olsun. Kalmasın alaka duymadığın ve el uzatmadığın bir mahzun gönül”

 

M.Fethullah Gülen

Bu Sesi Herkes Duysun Diyorsanız

Destek Olun, Hizmet Olsun!

PATREON üzerinden sitemize bağışta bulanabilirsiniz.

© Telif Hakkı 2023, Tüm Hakları Saklıdır  |  @hizmetten.com 

Hizmet'e Dair Ne Varsa...