Yazarlar

Dobrucalı Saber Hala | Aliye Yediveren

                                                                        “ Ufku engin dertlilerle iç içe,

                                                                       Gözleri hüzünlü, sinesi gamlı,

                                                                       Havârîler gibi ahd ü peymânlı,

                                                                       Nâm u nişan bilmez, va’ de vefalı;

                                                                       Ufku engin dertlilerle iç içe…”

DOBRUCALI  SABER  HALA

Dobrucalı Saber Hala | Aliye Yediveren 2

Dobruca…460 sene, Osmanlı’ nın adıyla namlı bir Türk diyarı. Dört bir yanında aslımızdan bir isim, her köşesinde tarihimizden bir mühür, bir adımda kültürümüzden bin iz… Şehirleri mânidâr, insanları  vefâdâr… Yolları sırlı, evleri ârî… Tuna’ sı coşkulu, sahili dalgalı…Dünü, tarihiyle yümnî; bugünü, hatıra yüklü…

Mecidiye… Dobruca’ nın mânâ yüklü kasabalarından biri. Tevâzu kanatlarının altında asalete bürünmüş bu kasaba, çok isim, nice mühür ve bin izle sertâc. Kasabayla aynı adı taşıyan camisi bir saf yapmış, bir yürek eylemiş kasabalıyı. Nice başlar eğilmiş, nice dizler bükülmüş, nice alınlar yere değmiş  bu alçakgönüllü mâbette.

Mecidiyeli, Mecidiye Camii gibi, iki öğrenci yurduyla da bir saf, bir yürek olmuş senelerce. İki yurt ve pırıl pırıl öğrencileri, baş tâcı olmuş alçakgönüllü kasabalının. Buralardan ışıldayan sîmalarla, çok kalplerin zulmeti çözülmüş, çoğunun dünyasına şafak sökün etmiş. Bu ışığın gölgesi, bütün Dobruca’ ya vurmuş. Dobrucalı’ nın “ ciğerpâre ” si olmuş, bu nâsiyesi parlak onlarca genç. Bu ışıltının kaynağında  kaç yanık yüreğin sesi, kaç ak elin izi, kaç âşık gözün yaşı vardır, bilinmez?

Bilinen biri var ki, o da, iki yurdun her türlü işinde, canla başla çalışan; yurt için, etinden tırnağından artıran; çalışanlara kucak açan; onların hislerini paylaşan…

Evini ardına kadar açan; elini bol, sofrasını büyük tutan; hattâ aşını yurda taşıyan cândâde bir kadın…

Saber Hala..

Yaşı altmışı aşkın, cana yakın, bakışı derin, yüreği engin, gönlü zengin..

Gözleri çekik, elmacık kemikleri çıkık, başı eğik..

Yüzü güleç, sözü bilgeç, özü dinç..

Saber Hala; Dobruca’ nın ulu bir çınarı, sessiz bir çağlayanı..

Saber Hala; adına sabır işlenmiş, eline Hızır eli değmiş, yüreğine merhamet tohumu ekilmiş.

Hiç kimsenin öz halası değil; lâkin öz hala kadar yakın, öz hala kadar azîz. Hep “ hala ” lâkabıyla bütünleşmiş adı Dobruca’ da.

İyilik, onun için kolları çok bir ırmak olmuş. “ Tuna ” gibi coşkulu akmış, yüreğinden doğan iyilik damarları.

“ Ma’ rûf ” un her çeşidiyle kanatlanmış. Bir arı misâli konmuş Dobrucalı’ nın münbit yüreklerine. Özünün peteğini örmüş, balını yapmış.

Mecidiye’ nin mahmur sokaklarından birine kurulu yer evine, konanın göçenin, haddi hesabı olmamış aylarca. Dobruca’ ya ilk kadem basan Türk öğretmenlere menzil olmuş mütevâzı evceğizi.

Bu ev, Medine’ nin mesut evi, Mihmandâr – ı Nebî, Hazreti Eyyûb el – Ensâri’ nin evinden bir nebzecik huzur kapmış sanki. O evde yaşanan kudsî hazdan bir şule de, bu evde yaşanmış.

Allah Rasûlü’ nü misafir etmenin doyumsuz huzuru Hz. Eyyûb’ a has ise de, muhâcirîni ağırlama saadetiyle kanatlanmış bir tarih boyu Ensar. Saber Hala da, – ona göre –  güzide misafirleriyle tatmış böylesi saadetten. Evini yurdunu bırakıp gelenlere, evini açmanın bahtiyarlığını yaşamış doyasıya.

Ocağında hep sevgi tüttürmüş onlara. Bu sevgi, Allah içinmiş; zira fedakârlığından belliymiş. Bu sevgi, Allah’ ı bulduran bir iksir imiş; zira menfaatten berî imiş.

Öyle ki, sevgisi kök salmış her iki yurda da. Kâh aşçı olmuş, kâh işçi ciğerpârelerine.

Gece gündüz mihmandârlık yapmış azîz misafirlerine. Zorluk çekmesinler, hiçbir şeyden mahrum kalmasınlar, mahzun olmasınlar istemiş.

Gün olmuş, yurtta sabahlamış; gün olmuş yemek taşımış evinden sabah akşam.

Hicret esnasında, Allah Rasûlü ve sadık arkadaşı Hz. Ebu Bekir mağarada iken, Ebu Bekir’ in ( r. a. )  kızı Hz. Esma ‘ nın, her gün Mekke’ den yiyecek taşırken tattığı haz deryasından damlalar yudumlamış. Taşıdığı yemekler, hicretin iki kutlu muhâcirine değilmiş; ama -ona göre- onlar da, o kutsal yolculuktan nasipdâr imişler.

Hele bir aile varmış ki misafirlerinin arasında; onlara sevgisi çok başkaymış Saber Hala’ nın. Oğul, kız ve torun sevgisiyle harmanlamış fedakârlıklarını. Manevî oğlunu iki öz oğlundan ayrı tutmamış. Manevî kızı, kendisine kız evlat arattırmamış. Eli kolu olmuş dar vakitlerinde Saber Hala’ nın. Bu genç ailenin minik kızları, torun hasretini dindirmiş.

Saber Hala, zinetlerini dahi vermek için çok ısrar etmiş manevî kızına. Reddetmiş elbet bu teklifi, manevî kızı.

Dostları dîde, zinetleri hibe olmuş Saber Hala’ nın “ En Kutlu’ nun yolunda ”. Nadide bir temsille taht kurmuş kalplerde.

Benim de kalbimde kurulu bir tahtın var Saber Hala. Az mı tıklattık kapının tokmağını bayram sabahlarında? Az mı yedik sevgiyle yoğurduğun hamur işlerinden? Az mı içtik dualar eşliğinde pişirdiğin çorbalarından?

Etrafına saçtığın kerem incilerinden az mı hisseyâb olduk?

İhsanın, rahmetle esen rüzgârlar misâli kuşattı Dobruca’ yı.

Sonsuzluğa yelken açtın ihsan yüklü yüreğinle, Saber Hala. Fedakârlığın ne ulvî bir ideal oldu çokları için. Sen yüksek ideallere dilbeste oldun, gönül zenginliğinle.

“ Temsil konuşunca, tebliğe hacet mi kalır?”

“ Hâlin yanında, dilin sözü mü olur? ”

Çok şey dinledik Saber Hala, senin hâl dilinden üç yıl. Çok şey okuduk ikram ve ihsan satırlarından.

Gelip de dönenler memnun ayrıldı sevgi tüten ocağından. Bir eli dolu kapını çalanlar, iki eli dolu ayrıldılar. Her ne kadar, dilinden çok şey anlaşılmasa da, hâl dilin  hep konuştu durdu sürçmeden.

Dobruca’ dan ayrılanlar geride, hep gözü yaşlı, siyanet meleği bir teyze bıraktılar.

Sen de, gidenlerin çıkınına yüreğinden sevgi boşalttın kâse kâse. Dualarla sarmaladın bedenlerini.

Aziz misafirlerinden birini de son yolculuğuna uğurlamıştın gencecik yaşında. Dobruca’ da ışıldayan sîmalardan biri sönmüştü ebedi ışıldamak üzere. Herkes gibi senin de gözlerinin feri söndü, yüreğin sızladı, ciğerin dağlandı, iki gözün ağladı..

Kolay değildi tabii, Allah için sevmek. Kolay değildi Allah için sevdiğini ecele teslim etmek. Kolay değildi vatanlarına dönenlerin ardından su dökerken, birinin üzerine toprak serpmek.

Ama sen biliyordun ki, senden evvel yelken açmıştı sonsuza bu  yiğitlerden biri. Allah için sevdiğin aziz misafirlerin Allah için yaşıyor, Allah için ölüyorlardı. Allah için ölenler de ölmüyorlardı. Onun ölmediğine sen de çok inanıyordun.

Yine sen biliyordun ki, Allah’ ın ihsanı sonsuzdu. Cennet’ in nimetleri bitmezdi, tükenmezdi. Allah için yaşayan Cennetmekân olacaktı.

“ Mekânın Cennet olsun Bilâl Hoca! ” diyebildin ve yüreğine su serptin.

Senin yüreğin gidenlerle gitmemeli Saber Hala. Gelenlere açılmalı.

Unutma ki; Cennet-âsâ Dobruca’ da, sonsuza yelken açacağınız nice aziz misafirlerin olacak Saber Hala. Nice ışıldayan sîmalar, ışık tutacak kararmaya yüz tutmuş yüreklere. El ele verip, saf saf dizilip, sonsuza yürüyeceksiniz şavklı yolun yolcusu olarak.

Ve.. Dobruca’ nın yümnî tarihine, bir “ yâd – ı cemîl ” olacaksınız mânâ yüklü hatıralarınızla..

Dobruca’ nın bir ulu çınarı, bir sessiz çağlayanı Saber Hala!

Aliye Yediveren- 29.05.2004

 

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu