Yazarlar

Çöp kutusundaki ikazlar | Veysel Ayhan

Çok eski yıllardı. İstanbul’da lise öğrencisiydim. Laleli’de kaldığımız vakıf merkezine Ankara’dan bir misafir gelmişti. Birilerinin selamıyla gelmişti ama o yıllarda her evde telefon olmadığından teyit edememiştik. Hacettepe Tıp’ı dereceyle bitirmiş kalın camlı gözlüğü olan genç bir doktordu. Bizim ev, sürekli misafir gelip giden kalabalık bir yerdi. “Sağ olsun” doktor, gelen gideni itinayla muayene eder, tavsiyelerde bulunur sonra reçete yazardı. Kenardan hayranlıkla seyreder “MaşaAllah tüm branşlardan anlıyor, Hacettepe Tıp boşuna yüksek puanla almıyor!” derdim. O yıllarda üniversiteye girişte Hacettepe 600, İTÜ Uçak mühendisliği 598 puan ile öğrenci alırdı.

Sonra bir sabah uyandığımızda doktor gitmişti. Ama ev de hafiflemişti. Cüzdanlar, teypler, kol saatleri… Ne varsa götürmüştü. 12 Eylül dönemi olduğu için polise şikayet de zordu. Hepimiz için esaslı bir kandırılma şoku olmuştu.

 

Oysa ne orijinal muayene cihazları vardı! Hastalıkların sebeplerini ne güzel de anlatırdı! Sonradan o doktorun bizden önce de başka evleri “tedavi” amacıyla ziyaret ettiğini öğrenmiştik. Çok geçmedi belki de sevinmememiz gereken “güzel” haberi duyduk. Bizim evleri bitirdikten sonra, Yeni Asya cemaatinin evlerine musallat olmuş. Ama onlar uyanık çıkmış. Bu sahte doktora yıllarca unutamayacağı temiz bir dayak atmışlar.

Sonraki yıllarda o günkü “aldatılma ve dolandırılmanın” devede kulak kalacağı günlere geldik. Bahsettiğim doktor o zamanlar bir lise öğrencisi için değerli sayılabilecek Seiko 5 marka saatimi çalmıştı. 15 Temmuz’da ise benimle beraber herkesin maddi varlığı çalındı.

Mark Twain’in çok meşhur bir sözü vardır. “İnsanları kandırmak, kandırılmış olduklarına ikna etmekten kolaydır.” Artık ders alıp “aynı delikten iki defa ısırılmama,” hadisini ciddiye almamız lazım.

Çöp kutusundaki ikazlar | Veysel Ayhan 2

Geniş bir coğrafyaya yayıldık. Her gün birilerinin referansıyla gelen yeni insanlarla karşılaşıyorsunuz. Bazen geldiği yeri arayıp teyit edemiyorsunuz. Kimi zaman iş işten geçtikten sonra yanınıza gelenin “profesyonel” bir muhbir olduğunu öğreniyorsunuz. Türkiye’de onlarca kişinin başını yakmış, hapse attırmış, şimdi de geldiği yeni ülkede sizden “ensar” olmanızı bekliyor! Gönlünüz geniştir, “Ne mahzuru var herkese sahip çıkalım,” da diyebilirsiniz. “Merhametten maraz doğar” sözü yanlıştır. Ama şahsi tecrübem bu sözün doğru çıkabileceği tek kalem bu tiplerdir.

Bunlarla bitmiyor.

İşletemediği okulunu, Hizmet Hareketine yakın birilerine para karşılığında devreden, 15 Temmuz’dan sonra emniyeti arayıp “bunlar okulumu zorla elimden aldılar” diyerek ihbar eden ve okula çöken şahsın, bir kere daha işleri batırdıktan sonra borçlarını ödememek için yurtdışına kaçtığını ve sizin “referansınız”la sığınma talep ettiğini öğreniyorsunuz.

Veya adam vaktiyle mini bir kasabada usulsüzlük yapmış. Görmezden gelip, şehri teslim etmişsiniz. Yıkıp dökmüş, siz “engin gönlünüzle” üçüncü defa “ısırılmak” için bir başka ülkeye “hicret” ettirmişsiniz. Vaktiyle havuzu bulandırmış. Hoş görmüşsünüz. Sonra denizi telvis edince aklınız başınıza gelmiş.

Komik görünüyor ama sonuçları çok acı. Hele bu dönemde.

Geçen bir başka ülkeden yakından tanıdığım bir arkadaş mesaj yolladı. “Hocam lisansı olmayan doktor hakkında yazdıklarınız çok güzel. Tıpkı benzeri bizim ülkemizde var. Henüz o tür bir skandal yok ama bilmiyorum nasıl engel olunur? Psikolog değil ama hasta bakıyor. Şuuraltı telkin ve terapi yapıyormuş. Benim küçük kızda sara var. Onu bile tedavi etmek için haber göndermiş. Kulak- burun-boğazcıya gitmeden vertigoyu hallediyormuş! Lokman Hekim gibi, ne sorsan şifası var. Üniversite mezunu kardeşlerimiz bir ay sonrasına gün alabiliyor…”

Geçen komşu ülkeden bir olay duydum.

Bizden arkadaşların yanında fotoğraf veren birileri bunu referans olarak kullanıp yardım topluyormuş. Yanınıza geliyor, “Abi falana yollayacağız sadece 50 euro lazım,” diyor. “Abla, falanca aile faturaları ödeyemeyince elektriği kapanmış, 127 euro,” diyor. Siz, “Tabi ne demek al sana 200 euro” diyorsunuz. Anlatılanlara dayanamayıp kendi ihtiyacı olduğu halde 7 bin Euro bağışlayan kadın var. Bir zaman sonra işi soruşturunca küçük meblağların tahminin fevkinde miktara ulaştığını ve toplayan zatla beraber buharlaştığını öğreniyorsunuz.

“Usul esasa mukaddemdir.”

Muavenet veya başka bir kalem, hangi yardımı yapacaksak popülist söylemleri umursamadan yapmalıyız. Usulüne uygun bir şekilde iletmeliyiz. Yıllardır güvenle bu işi yapan, olması gereken hassasiyetle çalışan, itimadımızı kazanmış tüzel kişilikleri tercih etmek bu işin en sağlam yolu.

Yapılan hizmetlerin, ulaşan yardımların yanında bu kötü örnekler belki de binde biri geçmiyor. “Sinek küçüktür ama mide bulandırır,” derler. “Bulantı” ile kalsa iyi. İstifra ettiriyor. Böyle vakalarla sadece dünyevi şeyler gitmiyor. İnsanların travması artıyor, itikadı sarsılıyor.

Bu süreçte her zamandan fazla şu iki prensibe uymak gerekiyor.

İlki, “hüsn-ü zan ama adem-i itimat”.

İkincisi “İş ve muamelelerinizde yabancılık esasına göre davranın!” (Ölçü veya Yoldaki Işıklar).

Bugüne kadar gözlemlediğim tüm yanlışların, vakaların hatta skandalların tek bir ortak özelliği var:

Vaktiyle o konuda defalarca uyarı yapılmış olması.

Ama ne olmuş?

Ya makam kibriyle, uyaran kişiye tepeden bakılıp ciddiye alınmamıştır.

Veya “Birtakım dengeler…” falan denerek çözüm savsaklanmıştır.

İddiaa etmeyi sevmem ama bana bir yanlış gösterin ki Allah, birtakım kişilerce sizi o konuda ikaz etmemiş olsun! Gösteremezsiniz. İsterseniz test edin.

Yıkılan hangi sütunun etrafını eşeleseniz enkazın altından “daha önce yapılmış ikazlar listesi” çıkacaktır.

Kaynak:Veysel Ayhan | TR724

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu