Fethullah Gülen Hocaefendi, 1990’lı yıllarda arkadaşlara hedef gösterirken “Bir milyon arkadaşımız yurt dışına hicret edebilse…” diyerek; iş adamları, eğitimciler, akademisyenler, öğretmenler, belletmenler, aileler, gençler ve çocuklar olarak tüm camiaya uzun soluklu bir hedef vermişti. Bu mesajı o dönemde idrak etmiş on binlerce hizmet insanları özellikle Orta Asya ve Balkanlar’dan başlamak üzere dünyanın birçok noktasına hicret ettiler. Zamanla Afrika, Pasifik ve Batı ülkeleri seviyesinde de bir açılım oldu. Fakat esas bu açılımın tamamlanması ve büyük göçün gerçekleşmesi ise iradi ve cebri olarak Türkiye’deki malum darbe tiyatrosu süreciyle beraber gerçekleşti.
Özellikle de Hocaefendi’nin 90’lı yıllarda altını çizdiği bu tarihi hicret hareketi, 15 Temmuz sürecinden 3,4 yıl öncesinden başlayan baskılar da hesaba katılırsa son 13 yılda zirveye ulaştı… Konumuz bu tarihi göçün nasıl ve neden gerçekleştiği olmadığı için biz daha çok bu sürecin hikmetleri ve hicret eden insanlarımıza düşen tarihi sorumlulukları üzerine dikkatlerimizi yoğunlaştırmaya çalışacağız. Hocamız; Hizmet insanlarının bu muhteşem hicret açılımını şöyle ifade ediyor:
“Çağın kudsîlerine gelince onlar; “Kim Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde gidecek, barınacak birçok yer ve genişlik bulacaktır. Kim evinden Allah rızası için ve Resûlullah’ın yolu deyip ayrılıp da yolda ölecek olursa, onun mükâfatı Allah’a aittir.”[i] diyerek dünyanın her yanına dağılacak ve asrın gerektirdiği usul ve metodlarla soluklarını her tarafa duyuracaklardır. Onların bu hicretleri sayesinde imana, Kur’ân’a uyanacaklar olabileceği gibi, vicdanlarında dostluğu ve diyaloğu duyanlar da bulunacaktır.
Evet onlar, Hira Dağından ruhlarına akseden mirası, gezip her yerde soluklayacak.. ümitsizlikle uyuşmuş gönüllere diriliş yollarını gösterecek.. mantıkla ilâhî vâridâtı birden duyup, herkese duyuracak.. kalb ile Kur’ân arasındaki engelleri kaldırarak şu birkaç asırlık ayrılığı sona erdirip en büyük buluşmayı sağlayacak ve hareketlerinin tamamen iman, aşk ve heyecan yarışı olduğunu günümüzün sarsık, yeisle kıvrım kıvrım ve tutarsız çocuklarına öğreterek, onları fâni hayatın dar ve boğucu atmosferinden kurtarıp bir kere daha onlara var ve hür olma yollarını, sevme ve saygılı davranma adabını öğreteceklerdir.”[ii]
Yukarıda Fethullah Gülen Hocafendi’nin hususiyetlerini izah ettiği 90’lı yıllardan başlayıp günümüze kadar süren, hatta bundan sonra da devam edecek olan bu büyük göç ve hicretin; hicret eden insanlarımıza da çok büyük, hayati, stratejik misyonlar ve vazifeler yüklediğini görüyoruz. İşte hicret dünyasında karşımızda duran büyük sorumluluklar:
- Türkiye’deki arkadaşlarımızı asla ihmal etmeden onları medya, hukuk, insan hakları zeminlerinde desteklemek ve savunmak; hapishanelerdeki baskı altında ve zulüm gören arkadaşlarımızın özgürlüklerine kavuşmaları için her türlü çalışmaları ve gayretleri sürdürmek ve onların maddi ve manevi ihtiyaçları çerçevesinde sürekli yanlarında bulunmak…
- Yeni gidilen ülkelerin kurallarıyla da uyumlu iyi bir temsil ortaya koymak. Gerek Hizmet Hareketinin gerekse Fethullah Gülen Hocaefendinin prensiplerini doğru anlamış ve benimsemiş, insanlarla barışık, evrensel değerleri de kapsayan hizmetin güzel insan olma kriterlerinin çok iyi temsil edildiği örnek bir hayatı hem aile ortamımızda hem de yaşadığımız çevre içerisinde mükemmel bir şekilde ortaya koyabilme samimi gayreti içerisinde bulunmak…
- İyi ve seviyeli bir diyalog ortamı içerisinde; doğrularımızı ve güzelliklerimizi yeni dünyamızdaki insanlarla paylaşma ve onların dünyalarını ve hayat anlayışlarını tanıma ve anlama gayreti içerisinde olma. Kendi camiamızla sınırlı kalmadan yeni insanlarla tanışma ve süreklilik arz eden sağlıklı ilişkiler kurma gayreti içerisinde olmak…
- Kendi değerlerimizi de koruyarak ama gettolaşma tuzağına düşmeden yeni ülkemizin dilini öğrenmek ve kurallarını benimsemek, kendi fanusumuzla hayatımızı sınırlamadan kendi değer ve kriterlerimizi koruyarak ama yeni dünyamızın doğrularını ve güzelliklerini de hazmetmesini bilme gayreti içerisinde olmak…
- Hepsinden önemlisi de neslimize sahip çıkmak; çocuklarımızın gençlerimizin asimilasyona düşmeden doğru entegrasyon içerisinde yetişmelerini sağlamak…
Doğru entegrasyonun en önemli noktası ise ana dilin korunmasıdır. Nesle sahip çıkma ve doğru entegrasyonda ana dile sahip çıkma üzerine yoğunlaşalım. Eğitim uzmanları, değerlerin ve kültürün korunduğu doğru entegrasyonda ana dilin önemini vurguluyorlar.
Ana dil eğitimi sadece dille iletişimden öte, çok daha fazla önem arz ediyor. Ana dille beraber mili ve manevi değerler de taşınıyor. Beklenen ve istenen yaklaşım tarzı; çocuklar ve gençler dillerini ve değerlerini muhafaza ederek yeni ülkelerinin dilini ve yaşam prensiplerini benimsemeleri şeklindedir. Özellikle Hizmet Hareketi çocukları ve gençlerinden beklenen; Türk, Kürt, Kırgız, Kazak, Tacik, Arnavut veya burada hepsine yer veremediğimiz hangi millettenlerse fark etmez kendi ana dillerini, kültürlerini ve değerlerini koruyarak yeni geldikleri ülkeleriyle doğru entegrasyon çizgisini yakalamalarıdır.
Ana dilin korunması, geliştirilmesi ve özellikle de değerlerimizin ana dil örgüsü içerisinde aktarılmasında en büyük sorumluluk ise ailelere aittir. Çocukların aile atmosferinde ana dil köprüsüyle milli ve manevi değerlerini öğrenmeleri çok çok önemlidir. Tabii ki camia olarak da kurslar açarak, ortamlar oluşturarak sorumluluklarımızı yerine getirmeli ve rehberlik alanlarında ana dili desteklemeyi ve geliştirmeyi asla ihmal etmemeliyiz.
[i] Nisa Suresi, 4/100
[ii] Fethullah Gülen, Çağlayan Dergisi-2025, Şubat
Yazarımıza, “[email protected]” mail adresinden ulaşabilirsiniz.
YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYINIZ

