Yazarlar

“Beyhude yorulma, kapılar sürmeli!” | Recep Atıcı

Malumunuz 28 Şubat darbe teşebbüsünden hüküm giyen 14 generalin hapis cezaları onandı. Bunun ardından bazı kimseler “Gelin Türkiye toplumu olarak bir merhamet devrimi yapalım… 80 yaşını geçmiş tüm mahkûm ve tutukluların cezalarını ev hapsinde geçirmeleri konusunda uzlaşalım” gibi timsah gözyaşını hatırlatan ifadeler kullandı. Gerçi bu ifadeler Cem Karaca’nın ‘Hep Kahır’ güftesinde, “İnsanlar gülüyordu de; Trende, vapurda, otobüste, Yalanda olsa hoşuma gidiyor, söyle” dediği gibi bazılarımızın kulağına timsah gözyaşları da olsa hoş geliyor. Bu beklentiden olsa gerek Hizmet Hareketi’ne mensup ve darbeyle yakından uzaktan ilgisi olmayan tüm kesimlerin de bu af kapsamına alınmasını ümit ediyoruz.

Evet, insan ümitlerinin ve beklentilerinin çocuğudur. Yeis, mâni-i her kemâldir. Bunda hem fikiriz. Ancak ümidin de bir itibarı var. Onun da kendine göre bir kıymeti harbiyesi var. Timsahtan merhamet beklentisi içinde olmak safderunluk olur. Zira aç canavardan merhamet beklentisi onun merhametini değil, sadece iştahını arttıracaktır. Şayet geriye dönüp bakılırsa, timsah mizaçlı yöneticiler ve onların palyaçoları hep timsah gibi acımasız dişleriyle avını parçalayan ve karakter yönüyle kendilerine benzeyen kimselere merhamet ettiler. Bu yüzden büyük ihtimalle 28 Şubat darbe teşebbüsünden hüküm giyen generaller de affedilecektir. Çünkü onlar fıtrat itibariyle kendilerine çok benzemektedirler. Ama Hizmet Hareketi mensuplarına gelince onlar hiçbir yönüyle timsah mizaçlı insanlara gibi değildir. Öyleyse hakları ‘kötektir.’

Geçende hatırlarsanız bu safderunluğumuz ile ilgili bir yazı kaleme almıştım. Rabbim bizi affetsin. Bu kaçıncı safderunluğumuz? Allah aşkına bu sayyad-ı bi ’insafa hizmetten zevk alan köpekten kaçıncı merhamet bekleyişimiz? Bundan önce Covid-19 nedeniyle hapishanelerde ne kadar timsah karakterli insan varsa salıverildi. O zaman da aynı beklenti içine girdik ve ümidin itibarını yerle bir ettik. Onun öncesinde de hapishanelerdeki doluluk oranını azaltmak için bir af çıkarıldı. O zaman da yine ümidin haysiyetiyle oynadık. Geriye doğru gidince çok şey yazmak mümkün. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin vereceği kararlar, Dünya insan hakları örgütünün hazırlayıp sunduğu rapor, Amerika’da yapılan başkanlık seçimleri, Halkbank davası vs. dahası.. Vay bilmem kim hastaymış, gidiciymiş felan. Bu kadar da ümidin şahsiyetiyle oynanmamalı. Zira bizim sahibimiz Allah’tır, O’ndan başka kimseden ümit adına bir beklentimiz de olmamalıdır. Çünkü “Allah’ın rahmetinden asla ümidinizi kesmeyin” (Yusuf;12/87) fermanı bizim beklentilerimize cevap verecek tek dayanak noktasıdır.   

Şimdi şöyle diyebilirsiniz, “Sebeplere hiç mi riayet edilmemeli?” Yazdığım ifadelerde kat’iyyen böyle bir şey söylemedim. Ancak merhum M. Akif’in “Şark” şiirinde dediği gibi “Düşünmez başlar(ın); aldırmaz yürekler(in); paslı vicdanlar(ın); Tegallübler(in), esâretler(in); tehakkümler(in), mezelletler(in); Riyâlar(ın); türlü iğrenç ibtilâlar(ın); türlü illetler(in)” her birinin zirve yaptığı kimselerden merhamet beklemek kimden ve nereden merhamet bekleyeceğini bilmemektir. Bu yüzden bizler Kur’an’ın “De ki: “Duanız olmazsa Rabbim size ne diye değer versin ki!” (Furkan; 25/77) fermanına tabi olmalıyız. Bizler için ümit ve merhamet kapısı orasıdır. Onun dışında beyhude kapı aramamalıyız. Sûzî’nin ifadesiyle, “Beyhude yorulma, kapılar sürmelidir!” demeli ve O’ndan başka her şeye karşı kapanmalıyız.

Bu arada Hocaefendi’den dinlediğim bir anekdotu size aktarayım. Şöyle diyor Hocaefendi: “Benim de çok sevip takdir ettiğim bir insan olan Ahmed Naim’in cenazesini beş-on insan kılmıştır. Bir gün Yaşar Hoca’ya bu hadiseyi zikrettiğimde, “Allah bu günahkâr insanlara nasip eder mi Ahmet Naim’in cenaze namazını kılmayı!” demişti. Keza millet, Mehmet Akif’e karşı da vefasızlık yapmış ve onun cenazesine gitmemişti. Camide namaz kılındıktan sonra üniversiteli talebeler bayrakları alıp gelmişlerdi. Tarihte kıymet-i harbiyelerine göre muamele görmeyen daha nice insan vardır.”

Yaşar Hoca’nın o sözünden mülhem ben de diyorum ki, yukarıda Akif’in sözleriyle resmetmeye çalıştığım ve cahiliye devrini geride bırakacak günahlar irtikab etmiş bir kesimden merhamet beklemek elbette safderunluk olur. Allah, bu çirkef topluluğuna, karıncayı ezmeyen Hizmet Hareketi mensuplarını affetmeyi nasip eder mi? Keşke!.. Ama ben artık bu mevzuda insanların ümitlerini kırmanın doğru olmadığını düşünüyorum. Onun için bizler sadece ve sadece âlemlerin Rabbi olan Allah’a yönelmeliyiz. Affı da saffı da O’ndan beklemeliyiz.

Evet, içerideki kardeşlerimiz adına dua ediyoruz. Onların bir an önce hürriyetlerine kavuşmasını canı gönülden istiyoruz. Fakat Cenab-ı Hakk’ında bir muradı var. Onun takdir ettiği hadiselerde meselenin bize bakan yönü bir ise kaderi İlahiye bakan yönü bindir. Dolayısıyla onun takdirine rıza göstermeli, küfür ve dalaletin dışında ki her halimize “Elhamdülillâhi âlâ külli hâl sive’l küfri ve’ddalâl demeliyiz. Vesselam..

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu