Mizan

Bazı şeyleri söylemek doğru değil; ancak mecbur kalınca da… | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

#hocaefendi #fethullahgulen #mizan Bu video 09/10/2016 tarihinde yayınlanan “BEDÎÜZZAMAN, “PÎR-İ MUĞÂN” VE DİĞER MEŞREPLERİN BÜYÜKLERİ” isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada: https://www.herkul.org/tag/sami-efendi-hazretleri/

SORU: Hocam, tazarru ve niyazlarınızda farklı cereyanları da sayarak, “Falan cemaat,
meşâyih ve hulefası” diye tek tek anarak herkese dua ettiğinizi biliyoruz?
CEVAP: Estağfirullah… Bazı şeyleri söylemek doğru değil; ancak mecbur kalınca da bazı
şeyleri söylüyorsunuz. Duamda aklıma gelen herkesi sayıyorum; Akşemseddin
Hazretleri’nden Zenbilli Hazretleri’ne kadar. Şeyh-i Tâğî’den… Hem önce sadece adlarını
diyordum, nedense zühulüm benim. “Şeyh-i Tâğî Hazretleri” diyordum, “Pîr-i Küfrevî”
diyordum, “Alvar İmamı” diyordum, “Oğlu Mehmet Efendi, Vehbi Efendi” diyordum, “Seyfeddin
Efendi” diyordum. Ve torunları, benim hocam Sâdî Efendi, makamı cennet olsun; ne kimseye
ders vermişti ne de hilafet almıştı ama kâmil bir insandı; onu bile onların arasında
sayıyorum. Sivaslı İhramcı İsmail Efendi’yi saymadığım yok. Darendeli Hulusî Efendi’yi
saymadığım yok. Ketencizâde’yi saymadığım yok. Aklıma kim gelirse, onları… Hazreti
Üftâde’yi, Aziz Mahmud Hazretleri’ni saymadığım yok. Mustafa Bekrî Sıddikî’yi… Hususiyle
başta Abdulkadir Geylanî, Şâh-ı Nakşibendî Hazretleri… Bütün o bilinen, hususiyle tasarrufu
geçerli dört tane zattan bahsediliyor; hani bir beşincisi olarak da Marufu’l-Kerhî Hazretleri’ni
ilave ediyorlar; onları.. Necmeddin-i Kübrâ Hazretleri’ni, Mevlanâ Celaleddin Hazretleri’ni,
Sultanu’l-ulemâ Sadreddin Konevî Hazretleri’ni sayıyorum. Ve son zamanlarda ilave ettiğim
şey: “Yâ Rabbi, el-Kulûbu’d-Dâria’da isimleri geçen, Mecmuatü’l-Ahzab’ta isimleri geçen başka
veliler vardır; bir şeyde daha kusur etmişim yâ Rabbi. Benim kusuruma bakma, bağışla beni.
Onların hem meşâyih hem de hulefâlarını dâhil ediyorum Allah’ım!”
“Salât ü selamlarımda peygamberler ve meleklerden sonra hemen her meşrebin rehberini
ve tâbiîlerini de zikrediyorum.”
Nerede diyorum bunu biliyor musunuz? اَللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ سَيِّدِنَا
مُحَمَّدٍ، وَعَلَى جَمِيعِ اْلأَنْبِيَاءِ وَالْمُرْسَلِينَ، وَعَلَى الْمَلاَئِكَةِ الْمُقَرَّبِينَ Aynı zamanda o
melâike-i mukarrebîn içinde; وَعَلَى جَبْرَائِيلَ وَمِيكَائِيلَ وَإِسْرَافِيلَ وَعَزْرَائِيلَ
خُصُوصًا؛ وَحَمَلَةِ الْعَرْشِ والمقرَّبِينَ وَالْكُرُوبِيِّينَ وَالْمُهِمِّينَ  Kur’an’da
anlatılan وَالصَّافَّاتِ صَفًّا*فَالزَّاجِرَاتِ زَجْرًا*فَالتَّالِيَاتِ ذِكْرًا “Yemin ederim o saf saf
dizilen, sevk u idare edip meneden, zikri (Allah’ın Kitabını) okuyan meleklere!” Saffât, 37/1-
3) وَالْمُرْسَلاَتِ عُرْفًا*فَالْعَاصِفَاتِ عَصْفًا*وَالنَّاشِرَاتِ نَشْرًا*فَالْفَارِقَاتِ فَرْقًا “İyilik için
birbirinin peşinden gönderilenler, esip savuranlar, tohumlarını yaydıkça yayanlar.. ve hakla batılı,
doğru ile eğriyi ayırt eden melekler hakkı için!” (Mürselat, 77/1-4) وَالذَّارِيَاتِ
ذَرْوًا*فَالْحَامِلاَتِ وِقْرًا*فَالْجَارِيَاتِ يُسْرًا*فَالْمُقَسِّمَاتِ أَمْرًا “O tozutup savuran, yağmur
yüklenen, kolayca akıp giden, emirleri (rızıkları, yağmurları vb. şeyleri) taksim eden meleklere
kasem olsun ki!..” (Zâriyat, 51/1-4) Mesela, melekler bunlar… طه*كهيعص*حم*عسق ile
müvekkel melekler… Fatiha’ya, Kur’an-ı Kerim’e müvekkel melekler… Bunları zikredip “Bütün
evliya, asfiyâ, ebrâr, mukarrebîn…” dedikten sonra, belki kırk-elli tane meşâyih ve hulefâsını
sayıyorum. اَللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ
Bakın, içimin samimiyetimi ifade ediyorum orada. عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ dedikten sonra, onları
niyet ederek وَعَلَيْهِمْ أَجْمَعِينَ diyorum. وَعَلَيْهِمْ أَجْمَعِينَ Bunların hepsine bu salât ü
selamlar. بِعَدَدِ عِلْمِكَ وَبِعَدَدِ مَعْلُومَاتِكَ “İlmin ve malumâtın adedince”. el-Kulûbu’d-Dâria’da
bunu kullanan çok az. بعدد ذرَّاتِ الْكَائِنَاتِ وَمُرَكَّبَاتِهَا “Kainattaki zerreler ve bileşikler

sayısınca”  بِعَدَدِ قَطَرَاتِ اْلأَمْطَارِ “Yağmur damlaları sayısınca” بِعَدَدِ رِمَالِ الصَّحَارَى
وَالْقِفَار “Çöllerin ve çorak arazilerin kumları sayısınca” gibi tabirler var. Ama Hasan Basri
Çantay Hazretleri, إِنَّ اللهَ وَمَلاَئِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ
وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا “Muhakkak ki Allah ve melekleri Peygambere hep salat (rahmet ve sena) ederler.
Ey iman edenler! Siz de ona salat edin ve tam bir içtenlikle selâm verin.” (Ahzab, 33/56) ayetinin
açıklamasında, derkenar olarak diyor ki: “Salat-ı selamların en faziletlisi, بِعَدَدِ عِلْمِ اللهِ وَبِعَدَدِ
مَعْلُومَاتِ اللهِ ‘Allah’ın ilmi ve Allah’ın malumatı adedince’ denerek söylenendir.” Ben de اَللَّهُمَّ
صَلِّ وَسَلِّمْ وَبَارِكْ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَيْهِمْ أَجْمَعِينَ deyip isimlerini saydıktan
sonra, عَلَيْهِمْ أَجْمَعِينَ بِعَدَدِ عِلْمِ اللهِ وَبِعَدَدِ مَعْلُومَاتِ اللهِ diyorum. Bu sayının hadd ü
hesabı var mı, size soruyorum? Fakat ben ona da bir şey ekliyorum: مَا دَامَ مُلْكُ اللهِ تَعَالَى،
أَبَدَ اْلآبِدِينَ وَدَهْرَ الدَّاهِرِينَ، أَبَدَ اْلآبِدِينَ وَدَهْرَ الدَّاهِرِينَ “Allah Teâlâ’nın mülkü devam
ettiği sürece, ebedlere kadar, sonsuza kadar.. ebedlere kadar, sonsuza kadar.” Bunu
dedikten sonra da, yine “Acaba bu zatlara karşı, onların ümmet-i Muhammed’e kazandırdıkları
şeylere mukâbil, ben borcumu edâ etmiş miyim?” diyorum. Onların bir Kıt-mî-ri o-la-rak. Kendini
bir şey gören Kıtmirler, başka.
Zahiren Minnâcık Armağan…
Evet, kendini onların kıtmîri sayan bir Kıtmîr olarak, bu çerçevede, sınırsız çerçevede,
Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) ile beraber, onları hayırla yâd etme… Salât u selam ile..
Nedir “es-salât” demek? Allah’tan, rahmet; meleklerden, istiğfâr; mü’minlerden, dua. Nedir
“selâm”? Dünya ve ukbâda esenlik; emn u emân içinde bulunmak; oraya girdikleri zaman
da إِلاَّ قِيلاً سَلاَمًا سَلاَمًا “(Cennette) işitecekleri söz, hep “Selâm! selâm!” sesleridir!” (Vâkıa,
56/26) “Selam! Selâm!” diyecekler birbirlerine karşı; “Esenlik, esenlik!..” Ezâ yok, keder yok, cefâ
yok, gam yok, gussa yok, menfi hiçbir şey yok.
Bütün bu sözlerle hepsini hayırla yâd ediyorsunuz ve diğerlerinin yanında Hazreti Pîr-i
Muğân’ı da zikrediyorsunuz. Bazen “Bediüzzaman” diyorsunuz, bazen “Bediüzzaman Nursî”
diyorsunuz, bazen de “Pîr-i Muğân” diyorsunuz. Öbürlerine de bazen “tasarrufu geçenler”
diyorsunuz, bazen de “ebdâl” diyorsunuz, “evtâd” diyorsunuz, “aktâb” diyorsunuz, “gavs”
diyorsunuz. (Her dönemde “gavs” bir tane olur, “kutup” birkaç tane olur; tasavvufî ıstılah
terminolojisi içinde.)
Evet, böyle olunca, zannediyorum, bu mevzuda benim deyip ettiğim şeylerde, birilerini
aşağılayıcı, birilerini göklere çıkarıcı bir şey yok. Siyyânen, herkesi -aynı zamanda- zılliyet
planında, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) vesâyeti altında görerek… O’na -min gayri
haddin- o minnacık armağanınız. Yine de ona “minnacık armağan!” diyorum ama Allah
büyütür onu. “İhlaslı bir zerre amel, batmanlarla hâlis olmayana müreccahtır!” Ama onları da
Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) gönderdiğiniz o armağana ortak ediyorsunuz.
Hepsini müşterek düşünüyorsunuz ve hiç birini tefrik etmiyorsunuz. Hatta ta’mîmde
bulunarak, مِنْ أَوَّلِ الزَّمَانِ إِلَى آخِرِ الزَّمَانِ “Gelmiş-geçmiş ne kadar evliyâ, asfiyâ, ebrâr,
mukarrabîn ve bunların meşâyih ve hulefâsı varsa… Elverir ki irtidad etmiş olmasınlar, nifaka
düşmüş olmasınlar!” diyor, öyle bir ta’mîmde bulunuyorsunuz ki, istisnâsı yok o meselenin. Ne
muttasıl istisnası, ne de munkatı’ istisnası yok bu meselenin. أَجْمَعِينَ، جَمْعًا، كُلِّهِمْ
Dersini ve İlhamını Kur’an-ı Kerim’den Alan İnsanın Hayranlık Uyaran Sözleri

Nasılsa, bilmiyorum, Edirne Keşan’a bir askeri ziyarete gidiyordum. O Antepli Nâzım Gökçek
olabilir. Hazreti Pîr-i Muğân’ı -bir daha rahatsız olurlar her halde “Pîr-i Muğân” tabirinden- Pîr-i
Muğân’ı çok iyi tanıyanlardan ve Risaleler’i okuduğu zaman, nefasetine doyamayacağınız
şekilde okuyanlardan. Türkiye’de Risaleler’i okuduğu zaman, insanın gönlünü hoplatan,
gözlerini yaşartan, yüzüne baktıran iki-üç tane insan varsa, birisi o idi. Öyle yaşamıştı,
tamamen hayatını o işe vakfetmişti. Ağabeylerden birisine atılan bir iftirayı duyunca, birisi
tarafından bilmeyerek “Falan ağabey hakkında böyle dediler!” denince, dayanamamış o
meseleye, o ânda kalb sektesi geçirerek vefat etmişti; Nazım Gökçek. Benim de çok sevdiğim,
İzmir’de de Fakir’i ziyarete gelen. Ben de ihtimal onu Keşan’da -askerdi- ziyarete gidiyordum.
O gün neyse ki Cevat Eke isimli doktorun da -merhum olmuştur o da- orada bir işi vardı;
otobüste tam yanıma oturmuştu.
Ben herhalde Nurlar’dan “Çekirdekler” gibi yerlerden, belki “Lemâât”tan bazı bölümler
okuyordum. Hani, Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) “Bana başka peygamberlere
verilmeyen beş hususiyet verildi.” buyururken “Bana ‘cevâmiü’l-kelim’ verildi!” der; yani “kelime
bakımından çok az fakat ifade ettiği manalar bakımından mücellet isteyen ifadeler”ine işaret
eder. Ki onların çoğunu da Tirmizî rivayet eder. Hazreti Pîr de kendi düşüncelerini ister
“Çekirdekler”de, isterse o “Lemâât”ta özlü sözlerle dile getirmiş. (Sözler’in sonundaki
Lemâât’ta; arkadaşımız onları şerh etti, biliyorsunuz, anlaşılır hale getirdi, Allah ebeden râzı
olsun; ondan da, ondan da, ondan da, ondan da. Her hayır yapanı, hayırla yâd ederiz.)
Şimdi unutmuşum; ya o, ya o; çıkardım ama betahsis, okuyorum. Bir cümle okudum; “Şunu
sesli okusana!..” dedi. Ben şimdi ne olduğunu bilemiyorum. Mesela belki de “Ey şiddet-i
zuhurundan muhtefî olan Allah!..” cümlesiydi. Recâizâde Ekrem de öyle diyor: “Sen ol Zâhir’sin
ki, ne olduğun bilinmez / Ol Bâtın’sın ki, hiç kimseden gizlenmez!” Böyle bir şey. “Ey şiddet-i
zuhurundan gizli…” Böyle bir şey okudum. Birden bire irkildi, hemen teyakkuza geçti ve “O ne
böyle?!.” dedi. “Söz!” dedim. Dayatıyor gibi, böyle empoze ediyor gibi olmasın istedim.
Hani telkin, bazı kimseleri rahatsız eder. Bir de benim babamın yaşında. Bir de seni bir
camide imam görüyor, küçük görüyor. Bir de kendisi uzman bir doktor, belki bir-iki alanda.
Bir de üstelik medyunsunuz; bakmış sizin şekerinizi bulmuş, “Hastaneye yatmanız lazım sizin!”
falan demiş… Bu faktörler karşısında, böyle dayatma ifade edebilecek meselelerin îmâsından
bile kaçınırım. “Bir söz!” dedim.
“Devam etsene!” dedi. Orada buldum, bir tanesini daha okudum, “Allah Allah!.. Yahu, ayet gibi
şeyler bunlar!..” dedi. Hiç unutmam. Halden anlayan insan, laftan anlayan insan. Allah, körlere
de gördürsün! Evet… Ee, neden olmasın? Çünkü Üstad Hazretleri bir harita gibi hep Kur’an’a
bakmış; mahrutî bakışıyla, bütüncül bakışıyla, süzüp alacağı şeyleri hep Kur’an’dan süzüp
almış. Onu aksettiriyor; bütün duygu ve düşünceleri hep onun etrafında bir peyk gibi
dönüyor. Âdetâ dünya olmuş, kamer olmuş, etrafında dönmesi gerekli olan şey etrafında
dönüyor; ışık alıyor, aldığı ışığı da ışığa muhtaç olanlara -aynı zamanda- ifâza ediyor. Böyle
bakın meseleye.
“Kimin bu!” dedi; “Üstad Bediüzzaman’ın!” dedim. Hiç sevmiyormuş, antipati duyuyormuş.
Birden bire böyle fren yemiş gibi zangırdadı. Fakat sözlerin güzelliği karşısında hiç itiraz
etmedi. “Bırak şu adamı!” falan demedi bana; demedi, çok insaflı imiş. Allah, insafı da peynir
ile beraber yemiş insanlara, o insafın onda birini lütfeylesin!
“Ey Kerim Rabbimiz! Nûrumuzu daha da artır, tamamına erdir, kusurlarımızı affet, çünkü
Sen her şeye kadîrsin.”

Her şey O’nun elinde!.. رَبِّ يَسِّرْ وَلاَ تُعَسِّرْ، رَبِّ تَمِّمْ بِالْخَيْرِ (Rabbim, kolaylaştır,
zorlaştırma; hayırlısıyla tamamına erdir.) رَبَّنَا أَتْمِمْ لَنَا نُورَنَا وَاغْفِرْ لَنَا إِنَّكَ عَلَى كُلِّ
شَيْءٍ قَدِيرٌ “Ey Kerim Rabbimiz! Nûrumuzu daha da artır, tamamına erdir, kusurlarımızı affet,
çünkü Sen her şeye kadîrsin.” (Tahrim, 66/8) Bazıları öbür tarafta böyle diyecekler; biz burada
da böyle diyor ve şunu da ekliyoruz:
رَبِّ تَمِّمْ خِدْمَتَنَا وَحَرَكَاتِنَا وَمُؤَسَّسَاتِنَا، وَكُلَّ شَيْءٍ أَعْطَيْتَنَا * رَبِّ تَمِّمْ، إِنَّكَ عَلَى
كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ، وَبِاْلإِجَابَةِ جَدِيرٌ، وَكُلُّ عَسِيرٍ عَلَيْكَ يَسِيرٌ، يَا مُيَسِّرُ، تَمِّمْ بِالْخَيْرِ *

وَصَلَّى اللهُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ وَسَلَّمَ

Rabbim, Hizmet’imizi, hareketimizi, müesseselerimizi ve bize lütfen verdiğin her nimeti
tamamla. Tamamla Rabbim; zira Sen her şeye kadîrsin; dualara cevap vermek de Sana
yakışır, Senin şanındandır. Her zorluk Sana kolaydır, ey güçlükleri kolaylaştıran, aşılmazları
aştıran Rabbim; hepsini hayırla tamamına erdir. Efendimiz Hazreti Muhammed’e, O’nun
nezihlerden nezih aile fertlerine ve ashâbına salât ü selam ederek bunu Senden diliyoruz,

Rabbimiz!..

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu