Yazarlar

Arz ve Semavat | A.Rasim Emiroğlu

Arz ve Semâvât; Kâinatın en önemli, en hayati bölümlerindendir. Arapça kökenli kelimelerden olup, İslâmî literatürde; İnsanların, hayvan ve bitkilerin üstünde yaşadığı fizikî dünyaya genellikle arz denir. Türkçe sözlüklerde Arz; Yeryüzü, yerküre ve dünya diye tarif edilir. Semâ ; Gökyüzü, uzay demek olup, Semâvât ise; Gökler, semâlar manasına gelir. Kur’ân-ı Kerîm’de Semâ ismi; Fizik ve fizik ötesi boyutuyla gök için, gökyüzü için kullanılır. Bediüzzaman Hz.leri arz için;. “Arz, semâvâta rağmen, küçük olmasına rağmen, kâinatın kalbidir, merkezidir.(1) ifadesini kullanır. Kur’ân’da 310 kez “semâvat’tan, 451 kez de “arz”dan bahsedilmektedir.(2) Cenab-ı Hak; Kur’an-ı Kerim’de insanlara şöyle bir soru soruyor; “O kâfirler görmediler mi ki (evvelemirde) göklerle yer bitişik idi. Biz onları ayırdık; sonra her canlı varlığı sudan yarattık. Hâlâ inanmayacaklar mı?’ (Enbiyâ, 21/30) Başlangıçta semâ ile arz bir ateş parçası veya duman halindeydi. Sonra (Allah) semâya yöneldi. Ve o, duman halinde idi..’ (Fussilet, 41/11) Bu ayetin açıklamasını Pırlanta’nın müellifi şöyle yapmaktadır; “Ayetin karakteristik ifadesine dikkat edildiğinde sanki Allah (cc) şöyle buyurmaktadır: Semâ bir duman, bir gaz halinde idi. Ona yeni bir mahiyet kazandırmak istedim. Onu parçalara ayırarak ondan güneşler ve güneş sistemleri meydana getirdim. O parçaları, parçacıkları peykler (gezegenler) halinde bir sisteme bağladım ki, sizin dünyanız da o peyklerden (gezegenlerden) biridir ve güneş etrafında dönüp durmaktadır.  Dünya da bir gaz kütlesi iken zamanla soğudu sımsıkı bir döşek, bir beşik, bir yuva, bir bağ ve bahçe haline geldi; İnsanoğlunun istifadesine sunuldu. Güneş ise, vazifesi gereği eski halini devam ettirerek, hidrojeni helyum a dönüşüp durduğu bir fırın, bir ışık kaynağı olma vazifesi ile hayata giden zincirin en önemli halkalarından biri olarak az bir değişiklikle yerinde kalakaldı.”(3) Yine kâinata bakarak tefekkür etmemiz, kendisini tanımamız için; Yunus Sûresi’nde bizlere; “Göklerde ve yerde neler var, bir bakın” diyor. (Yunus, 10/101) Bediüzzaman Hz.leri bu ayetlerden esinlenerek; “Başını kaldır, gözünü aç, şu kâinat Kitâb-ı Kebîr’ine (kâinatın büyük kitabına) bir bak…..(4) ……Sen başıboş olmadığın gibi, bu hadiseler de başıboş olamazlar. Her birisi çok hikmetli vazifeler peşinde koşturuluyorlar.”(5) Şimdi başını kaldır, şu kâinata bir bak, onun ile bir konuş… Şu güneş bizimle konuşuyor der ki: “Ey kardeşlerimiz! Tevahhuşla (korkarak) sıkılmayınız. Ehlen sehlen, merhaba, hoş teşrif ettiniz. Menzil sizin; Ben bir mumdâr-ı şehnâz.(devamlı ışık veren bir mumum) “Ben de sizin gibiyim; fakat sâfî, isyansız, mutî bir hizmetkârım. O Zât-ı Ehad-i Samed ki, mahz-ı rahmetiyle hizmetinize beni musahhar-ı pürnur (nurlu, nur saçan hizmetkâr) etti. Benden size hararet, ziyâ; sizden namaz ve niyaz.” Bakın kamer’e, yıldızlar’a denizler’e…. Her biri de kendine mahsus birer lisânla, “Ehlen sehlen, (“Hoşgeldiniz, Sefalar getirdiniz”merhaba,”) derler. “Hoş geldiniz, bizi tanımaz mısınız?” “Biz de birer hizmetkâr, rahmet-i Zülcelâlin birer âyinedarıyız. Kendini tanıttırmak isteyen fa’al ve kudretli bir Zâtın hârika işlerine bak.” (6) diyor üstat.. Arz ve semâya bakarken bu şuurla bakmak lazım. Anadolu’da yazları çok sıcak geçen yerlerde insanlarımız geceleri genellikle damlarda yatarlar. Bulutsuz pırıl, pırıl bir gecede gökteki yıldızlara baka baka uykuya dalıp giderler. Günümüzde bilim adamları ise gökyüzüne teleskoplarla bakıyorlar. Bediüzzaman hazretleri de Van’da Erek dağına, Barla’da evinin önündeki Çınar ağacında, Çamdağında ise katran ağacının başına çıkarak semâvâtı seyretmiş, yıldıznamesini orada yazmıştır. Semâ da bizim gözle gördüğümüz varlıklar çok azdır. Göremediklerimiz belki de gördüklerimizin milyonlarca katı. “Araştırmacılar; Çıplak gözle bakan bir insan berrak bir havada en fazla 4.500 yıldız görebilir der. Bu gün için en gelişmiş teleskopla bakan bir bilim adamı ise 15 bin yıldızı görebilir. Sema da ne kadar yıldız olduğunu tespit etmeye çalışmak,yeryüzündeki kum tanelerini saymaya benzer. Bu da imkansızdır. Sadece Samanyolu Galaksisinin de 100 milyar yıldız olduğu tahmin edilmektedir. Güneşimizde o yıldızlardan bir tanesidir. Güneş Sistemi’nin içinde yer aldığı Samanyolu Gök Adası’nda, kütlesi Güneş’inkine eşdeğer en az 100 milyar yıldız olduğu tahmin ediliyor.”(7) Gözlemlenebilir evrende 100 milyardan fazla galaksi olduğu sanılmaktadır.(8) Semada 100 milyardan fazla galaksi varsa her bir galakside 100 milyar yıldız olduğuna göre siz semânın ne kadar büyük olduğunu tasavvur ve tefekkür edin. Biz arz ve semâdaki her şeyi göremeyiz. Bu gözler her şeyi görebilecek kapasitede yaratılmamıştır. Bizim görebildiklerimiz Rabbimizi tanımamız için yeterlidir. Allah(cc) arz ve semâvâtta iki türlü varlık yaratmıştır. Birisi beş duyumuz ile hissettiğimiz, gördüğümüz, sesini işittiğimiz, kokusunu duyduğumuz, tadını aldığımız ve dokunduğumuzda varlığını hissettiğimiz varlıklardır. Misal olarak; Misafir olduğumuz dünyamızdaki topraklar, bünyesinde yetişen bitkiler, üzerinde gezinen hayvanlar, şırıl şırıl akan sular, denizler, göller ve içinde yaşayan canlılar, dünyanın dengesini sağlayan dağlar ,madenler vs.gibi. Semâ da; Atmosferi, bulutları, havada uçan kuşları, ayı, güneşi, yıldızları, gezegenleri vs.gibi varlıkları. İkincisi ise: Beş duyu ile algılayamadığımız varlıklardır. İnsanların göremedikleri hâlde var olduğunu kabul ettikleri pek çok şey vardır. Örneğin; Cinler, melekler, akıl, ruh, acı, üzüntü, şefkat, merhamet, sevgi bunlardan birkaçıdır. Ses dalgaları, elektrik akımı, suyunun kaldırma güçü, yer çekimi kuvveti, hava ve havayı oluşturan gazlarda (azot, oksijen, karbondioksit vs.) atomlar, elektronlar, mikroplar, başta covid-19 gibi virüsler.vb… Bunlar gözle görülmeyen, ancak var olduğu inkâr da edilemeyen varlıklardandır. Biz bunları görmesekte hayatımızda hep yaşarız. Öyleyse bir şeyin varlığına inanmak için onun mutlaka gözle görülmesi ya da diğer duyu organlarıyla algılanması şart değildir. Her göz, her kalp görmede, hissetmede aynı değildir. Allah’ın(cc) dünyaya gönderdiği elçileri, Onların yolundan giden sahabeleri, her asrın müceddidleri, kutupları, evliyaları, asfiyaları çok daha donanımlı olarak yaratılmışlardır. Efendimiz Hendek savaşında hendek kazarken Sâsâni ve Bizans imparatorlukların yıkılacağını, başka bir yerde sekiz buçuk asır önceden İstanbul’un fethi edileceğini, mânevi gözü ile görmüştü. Mekkeli kâfirlerin gözü önünde ayı iki parçaya ayırdı. İşte damda yatan insanın çıplak gözle gördüğü yıldız ile teleskopla bakanın gördüğü aynı sayıda olmadığı gibi, Bediüzzaman’ın çınar ağacının başında, çam dağındaki katran ağacının tepesinde.. …ve de Pırlanta müellifinin, cami penceresinde, tahta kulübecikte ,beşinci katta gördükleri, kalben hissettikleri aynı değildir. Ayette; “Gökleri ve yeri yaratan, yukardan indirdiği su ile rızık olarak ürünler yetiştiren, emri gereğince denizde yüzmek üzere gemileri, nehirleri, belli yörüngelerinde yürüyen, ay ve güneşi, geceyle gündüzü sizin buyruğunuza veren Allah’tır”(İbrâhim, 14/32-33). buyuruluyor. “İnsan, bu dünyaya ipi boğazına sarılıp istediği yerde otlamak için başıboş bırakılmamıştır. Belki, bütün amellerinin suretleri alınıp yazılır ve bütün fiillerinin neticeleri muhasebe için zaptedilir”(9) Netice olarak İnsan; Arz-semâ ve içindekilere bakarken ibretle bakmalı, Rabbini tanımalı. O’nun emirlerine uymalı, elçisini rehber edinmelidir. Dünyaya misafir olarak geldiğini, iyilik ve kötülüklerinin hesabının ahirette görüleceğini hiç unutmamalıdır vesselâm….

Hizmetten | A.Rasim Emiroğlu

Dipnotlar:

(1)Sözler s.153
(2)Arz ve Sema – Dr.S.Eskiçubuk.
(3)fgulen.com/tr/eserleri/kuranda-kainatin-yaratilisi
(4)Sözler, s. 272, Yeni Asya Neşriyat
(5)Şualar, s. 101, Yeni Asya Neşriyat,
(6)Sözler, s. 682, Yeni Asya Neşriyat,
(7)bilimgenc.tubitak.gov.tr/makale/gokyuzunde-kac-tane-yildiz-var
(8)tr.m.wikipedia.org/wiki/Galaksi
(9)Sözler s.118

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu