Zorluk ve Kolaylık Dengesi

Yazar Editör

DOĞAN YÜCEL

Dünya hayatında mutlak rahatlık veya mutlak sıkıntı hemen hiç yoktur. Genellikle fakirler zenginleri, hastalar sağlıklı insanları, ihtiyarlar gençleri vb. sanki kaygıları, sıkıntıları ve dertleri yok gibi bilir.

Peki, hayat böyle mi? Yüce Yaratan hiç kimseyi bu alemde başıboş (Kıyame 75/36) bırakmadığını söylüyor. Sorumsuzca ve başıboş bırakılmayan insanın o zaman mesuliyetleri nedir ve hayatından nasıl hesaba çekilecek?

İmtihanın olmadığı yerde hesap da olmaz. Bir şeylerin hesabının sorulacak olması mesuliyetlerin de varlığını göstermez mi? Mesuliyetler verilmişse günün sonunda hesabı kitabı da sorulur.

İstisnasız her insana bir çeşit dert/imtihan verilmiştir. Bu dertleri başka bir tabirle imtihanları kabaca maddi, sıhhi ve içtimaı olarak üç farklı kategoride el almak mümkündür.

İnsanın varlıklı olması da yokluk içinde kalması da birer imtihandır. Aynı şekilde sıhhatinin yerinde olmasıyla hastalıklarla boğuşması da öyle birer denemedir. Benzer biçimde insanlar arasında itibar görmek ve makam ya da mansıp sahibi olmakla aşağılanan bir kimse olmak da işte böyle birer feleğin imbiğinden geçme meselesidir. Varken şükredip zekatını ve sadakasını vermesi icap ederken (Âl-i İmran 3/180) yokken de sabredip yanlışlara girmemesi gerekir.

Sağlıklıyken işlerini ve ibadetlerini aksatmayarak şükretmesi ve hastalıkta da derdi vereni bilip sabretmeyi eksik etmemesi icap eder. İçtimaı hayatta aileyi, evlatları, çevreyi, makamı vb. elde ederken onların birer nimet olduğunun idrakine varıp mesuliyetlerinin farkında hareket eder. Bunları elde etmemeyi O’ndan, kaybetme veya elinden alınmasını da kendi hayrına bir iş olarak yine O’ndan bilir. Halk ifadesiyle çoğalmanın da azalmanın da O’ndan olduğunu her daim hatırda tutar.

Bir mevkie geldiğinde kimin o nimeti ve sorumluluğu verdiğini unutmaz, etrafında kimse yokken de O bana yeter der (Âl-i İmran 3/173). Bu bakımdan nimetlerle perverde edildiğinde elinde ne varsa hepsinin Allah’tan olduğunu bilir. Sadece belaya musibete duçar olunca değil Perverdigara kolay günde de zor günde de yalvarıp yakarmayı ihmal etmez. Zor zamanların ardından bu yalvarıp yakarmalar sonrası tekrar nimetler elde eder. Bu sefer de sıkıntılarının giderilmesini bazılarının yaptığı gibi hemen O’nu unutup sebeplere, kendi gayretine vb. bağlaması doğru değildir (Nahl 53-54).

Sonuçta hiçbir insanın sayılan bu üç farklı dertten varlıkları veya yoklukları itibariyle herhangi bir şekilde azade olanı dünyada görülmemiştir. Şükür ve sabrın karşılığında elde edilen hayırla gaflet ve isyan sonucu düşülen zarar takdir edildiğinde onu kimse engelleyemez (Yûnus 10/107).

Dert ve sıkıntıların dereceleri devirden devire yahut şahıstan şahsa değişiklik gösterebilir. O yüzden hiç kimsenin hayatında yaşadıkları ve çektikleri bir başkasıyla mutlak aynı olmaz. İnsanların ömürlerinde başlarına gelenler ayniyle değil misliyle gerçekleşir. Ondandır ki mizanda herkes bizzat kendi işlediklerinden mesul tutulur. Öte yandan aynı zamanda iki veya her üç imtihanın birlikte geldiği de olur. Birisi sağlıklı bir insandır ama maddi imkansızlıklar ve sosyal hayatta değer görmüyor olabilir. Maddi imkânı vardır ama ailevi sıkıntılar yaşıyordur veya sağlığı yerinde değildir. Sağlıklıdır ama fakirdir, maddeten zorluklar içindedir belki fakat etrafında kendisine değer veren insanlarla birliktedir.

Zorluklarda kolaylıklar kolaylıklarda da zorluklar vardır (Bakara 2/216). Çoğu kimse bunu hayırlarda şerler, şerler de hayır barındırdığı biçiminde anlar. Ama daha ziyade hayır bilinen bir durumda insanı şerre götürebilecek bir nokta şerlerde de hayra çıkarabilecek bir menfez olabileceği şeklinde anlamak gerekir.

Bediüzzaman bu ayete “Zahmette rahmet, rahmette zahmet vardır” diyerek manaca meal vermiştir. Yani müşkül zamanlarda insanın dişini sıkıp tümseği aşmaya gayreti doğruyken rahata erince de kendini salıvermek yanlıştır. Yoksa bunun adı zahmet ve sıkıntı içinde olmayı sevmek ya da istemek değildir. Misal verilecek olursa insan dara düştüğünde sıkıntıdan çıkmak için hayra dua ettiği gibi, içinde bulunduğu duruma öfkelenip sıkılarak beddua ve isyan edebilir böylece şerre de dua etmiş olur.

Çünkü insan fıtrat itibariyle çok acelecidir (İsrâ 17/11). Bu noktada hatırda tutulması gereken önemli bir nokta da yapılan iyi işler ve duaların karşılığı hemencecik verilirken öfke hâlinde yapılan beddualar ya da kötü sözlerin karşılığı çabucak verilmez ve insana hatasından dönmek için bir süre ve belli sebepler verilir. Yine de olmazsa kendi eliyle kendini yanlışa sürüklemiş olur (Yûnus 10/11). Ayrıca insan karşısına sebepler açısından nefse zor gelen bir imtihanla karşılaşınca bahanelere sığınması değil aşması lazımdır (Fetih 48/11).

Bir arabayı sürmek gibi düşünülürse yokuşa yukarı tırmanırken yeterince gaza basmak yolda bırakmaz, bayırdan inerken de frene basmak kaza yaptırmaz. Yazın havaların güzel olduğu zamanlarda harmanda gözü olmayanın kışın ekmekte de yüzü olur mu? Kış gelip de yazdan hazırlananlar yenir ama bir sonraki yaza da hazırlık yapılır.

Yeri gelir en ulvi bilinen işler bile insanı yanlışlara sürükleyebilir. Mesela; ibadetler yapılırken riya ve süm’a yani başkalarının görülmesi dilenip yanlışa girilebilir. Yani hayır yolunda olduğundan dolayı sürgünler, hapisler ve hatta hicretler yaşayanlara bunlar geride kalınca da binbir farklı yeni imtihan tarihte verilmiş, bundan sonra da verilebilir.

Elbette ki sürgün hayatı yaşamak veya hapislerde kalmak gibi hicretler de öyle zordur. Geride yurdunu, memleketini, malını, çevresini, hatıralarını arkada bırakmak muhakkak ki müşkül bir vaziyettir. Ancak sosyolojinin de kabul ettiği üzere göçmenlerin önemli bir nispeti belli sıkıntıları aştıktan sonra geniş imkânlara kavuşabilirler. Çünkü halis bir niyetle ve ulvi bir gayeyle yola çıkanları veya inançlarından ötürü sürülen yahut göç etmeye zorlananları bekleyen çok güzel yerler ve imkânlar bulabilir (Nisa 4/100). Bütün diğer nimetler gibi nimetler de belli sıkıntıların çekilmesi sonucu elde edilir. Bu noktadan itibaren rahat ve bolluğun sıkıntıya göre ağır basmasıyla yeni yeni zorluklar baş gösterebilir. Hayatını adadığı ülküsünden yavaş yavaş vazgeçme, yeni geldiği üst kültürde güneş görmüş kar gibi erime baş gösterebilir. Karşı konulması nefse zor gelen imtihanlarla yüzleşir insanlar. Demek ki güçlükle beraber kolaylık vardır. Evet, güçlükle beraber kolaylık vardır! (İnşirah 94/5-6) bunu ifade eder. O zaman yapılması gereken her yeni durumda hayatı elinde tutanın koyduğu hükümlere göre ne icap ediyorsa onun yapılmasıdır. O zaman o halde bir işi bitirince, hemen başka işe giriş, onunla uğraşırız (İnşirah 94/7).

Diğer Yazılar

“Aç açabildiğin kadar sineni ummanlar gibi olsun. Kalmasın alaka duymadığın ve el uzatmadığın bir mahzun gönül”

 

M.Fethullah Gülen

Bu Sesi Herkes Duysun Diyorsanız

Destek Olun, Hizmet Olsun!

PATREON üzerinden sitemize bağışta bulanabilirsiniz.

© Telif Hakkı 2023, Tüm Hakları Saklıdır  |  @hizmetten.com 

Hizmet'e Dair Ne Varsa...

Sitemizde, tercihlerinizi ve tekrar ziyaretlerinizi hatırlayarak size en uygun deneyimi sunmak ve sitemizin trafiği analiz etmek için çerezleri ve benzeri teknolojileri kullanıyoruz. Tamam'a veya sitemizde bulunan herhangi bir içeriğe tıklayarak bu ve benzer çerezlerin/teknolojilerin kullanımını kabul etmiş olursunuz. Tamam Gizlilik Bildirimi

Privacy & Cookies Policy