Yazarlar

Yıllar oldu oralardan çıkamıyorsun | İSMET MACİT

“Sensiz geçmiyor bu günler biliyor musun?

Yüreğine beni, beni soruyor musun?

Öyle yalnız, yalnız kaldım biliyor musun?

Türküler söyledim sana duyuyor musun?

Yıllar oldu oralardan çıkamıyorsun

Bağlanmış elin ayağın kaçamıyorsun..”

1980 darbesi ülke üzerine kabus gibi çökmüştü. Şartların olgunlaşmasını bekleyen dönemin muktedirleri postallarıyla gençleri çiğnemiş ve bir nesli yok etmişti adeta. Her darbede tüm edinimlerini kaybeden ülke bu darbeyle yine yetişen gençliğin üzerinde tank gibi geçerek geleceğe ait ümitleri soldurmuştu.

Araştırmalara göre 12 Eylül Askeri Darbesi’nin toplumsal ve siyasal bilançosu şöyleydi:

1 milyon 683 bin kişi fişlendi.

650 bin kişi gözaltına alındı.

Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.

7 bin kişi idam istemiyle yargılandı.

517 kişiye idam cezası verildi.

259 kişinin idam dosyası Yargıtayca onandı.

49 kişi idam edildi.

71 bin kişi 141, 142 ve 163’den yargılandı.

98 bin 404 kişi ‘örgüt üyesi’ olmak suçundan yargılandı.

388 bin kişiye pasaport verilmedi.

14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarıldı.

30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurtdışına gitti.

300 kişi ‘kuşkulu bir şekilde’ öldü.

171 kişinin ‘işkenceden öldüğü belgelerle kanıtlandı.

14 kişi cezaevindeki uygulamaları protesto etmek için yaptıkları ‘açlık grevi’ sonucu yaşamını yitirdi.

30 bin kişi sakıncalı olduğu için işten atıldı.

1402 sayılı yasa nedeni ile 3 bin 854 öğretmenin ve 120 öğretim görevlisinin işine son verildi.

1402 sayılı yasa nedeniyle 9 bin 400 kişi kamu görevinden atıldı ya da sürüldü.

47 yargıç görevden atıldı.

7 bin 233 devlet görevlisi bölgeleri dışına sürüldü.

937 film ‘sakıncalı’ bulunduğu için yasaklandı.

23 bin 667 derneğin faaliyeti durduruldu .

İstanbul’da gazeteler toplam 300 gün yayımlanmadı.

13 büyük gazete için 303 dava açıldı.

31 gazeteci cezaevine konuldu.

Gazeteciler hakkında toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi.

Gazetecilere toplam 3 bin 715 yıl hapis cezası verildi.

300 gazeteci saldırıya uğradı.

3 gazeteci öldürüldü.

49 ton gazete, dergi ve kitap, sakıncalı olduğu için imha edildi.

 

17 yaşındaki Erdal Eren idam edilenlerden biriydi. Darbeyle başa gelen muktedirler (tıpkı bugünkü gibi) memleketin evlatlarını doğradılar…

“Sensiz geçmiyor bu günler biliyor musun?

Yüreğine beni, beni soruyor musun?

Öyle yalnız, yalnız kaldım biliyor musun?

Türküler söyledim sana duyuyor musun?

Yıllar oldu oralardan çıkamıyorsun

Bağlanmış elin ayağın kaçamıyorsun..”

Bu dizeler ayazlı bir Aralık ayında idam edilen Erdal Eren için yazılmıştı.

 

Erdal Eren 18 yaşını dolduramadığı dolasıyla cezai ehliyeti olmadığı için mahkeme kararı ile yaşı büyütülmüş ancak bu şekilde idam kararı infaz edilmişti.

Ölmeden önce yazdığı mektup yürek yakan içli bir ağıt gibidir.. Yazdıkları 17 yaşındaki bir gencin yüreğinden kopup gelen cesaretin zindan duvarlarına çarpa çarpa oluşturduğu beste gibidir.

“… moralim çok iyi ve ölümden korkmuyorum.

Böyle düşünmem, böyle davranmam halka olan inancımdan ileri gelmektedir. Ölümden korkmadığımı söylemem, yaşamak istemediğim, yaşamaktan bıktığım şeklinde anlaşılmamalı. Elbette hayatta olmayı ve mücadele etmeyi arzulardım…“

Anne, baba ve evlat arasındaki sevgi çok güçlüdür, kolay kolay kaybolmaz. Evlat acısının da sizin için ne derece etkili olacağını biliyorum. Ama ne kadar zor olsa da bu tür duygusal yönleri bir tarafa bırakmanızı istiyorum. Sizin binlerce evladınız var.”

Zavallı ve çaresiz biriymişim gibi ardımdan ağlamanız beni yaralar. Hepinize özgür ve mutlu bir yaşam diliyorum.“ Diyordu annesi Şadan Eren’e

Evet böyle diyordu Erdal Eren…

Ülkenin geleceğine kasteden karanlık ruhlar 2016 Temmuz’unda dirilmiş bu sefer kurgu bir darbeyle vatan evlatlarını tırpanlamaya girişmiştiler. Daha darbe (!) akşamı hiçbir tahkikat yapılmadan Hizmet hareketi suçlanmış ve aynı saatlerde yıllar öncesinden hazırlanan listeler üzerinden kitlesel kıyım başlatılmıştı.

 

 

Evet 15 Temmuz’da,

  • 71 bin 274 kişi gözaltına alındı,
  • 200 bin kamu görevlisi ihraç edildi,
  • 60 bin 532 öğretmen, 4 bin 800 akademisyen görevden alındı,
  • 62 gazete, 16 televizyon, 19 dergi ve 24 radyo kapatıldı,
  • 156 gazeteci tutuklandı,
  • 2 bin 500 gazeteci işsiç kaldı,
  • 3 bin 640 Hakim savcı görevinden alındı,
  • 691 şirket TMSF’ye devredildi.
Erdal Eren

İdam cezası kalktığı için 15 Temmuz kurgu darbesinden sonra idam cezası verilmedi ama on binlerce insan sosyal tenkile maruz kaldı. Birçok insan ülkesini terk etti… onlarca can göç yolunda Rablerine yürüdü…

Evet idam cezası yoktu ama cezaevlerinde gördükleri işkence olumsuz şartlardan dolayı vefat edenler oldu.

Gökhan Açıkkollu bu kahrolası darbenin kurbanlarından biriydi.

Gökhan Hoca hayatını talebelerine ilim, irfan öğretmeye adamış bir öğretmendi.

Kimin yaptığı belli olmayan ama ısrarla cemaat üzerine yıkılmaya çalışılan kahrolası darbe sonrası her şeyden habersiz gözaltına alındı. Şeker hastasıydı. Hapishanedeki insanlık dışı uygulamalara ve işkencelere ancak 13 gün dayanabildi. Sıcak bedeni darp izleriyle soğuk çıktı mahpushaneden.

Darbeci ilan edilmişti. Oysa sadece gözaltında idi. Sorgusu yapılmamış, fezlekesi yazılmamış, henüz yargılanmamış, mahkeme tarafından hükmü bile verilmemişti. Kendilerine sürekli öfke pom- palanan kalabalıkların darbeci ilan ettiği yüz binlerce masumdan biriydi.

Gökhan Açıkkollu

Gökhan Hoca hapishanede vefat etti. Bir kişilik hücrede beş kişi kalıyorlardı. Kalp krizi geçirdi. Sesini iki metre ötedeki polislere duyuramadı. Müdahale iş işten geçtikten sonra yapıldı. Ve Öğretmen Gökhan dünya zindanından cennet bostanlarına kanatlandı.

Devlet otopsi yapılmasına müsaade etmedi, zira bu durumda işkenceyle öldürüldüğü belgelenecekti. Maaşlı bir cami görevlisi -imam değil- cenaze namazını kıldırmadı veya kıldıramadı.

Hukuku katleden zavallılar Gökhan Hoca ve arkadaşlarını daha yargılamaları yapılmadan hain ilan etmiş; vefatından sonra ‘hainler mezarlığı’ fikrini ortaya atmışlardı.

Zindana işkence ile şehit edilmesinden sonra mahkeme Gökhan Hoca’nın suçsuz olduğuna hükmetmişti.

12 Eylül darbesinden ‘sonra bir sağdan bir soldan’ astık diyerek zulümlerini itiraf edenlerden sonra sahte darbeden nemalanan tiranlar bu sefer ülkenin iyi yetişmiş gençlerinin kanına girdiler. Her darbede on yıl geriye giden ülke bu sefer on yıl değil orta çağın karanlıklarına sürüklendi.

Yargı bağımsızlığını yitirip masumları doğrayan giyotine dönüştü, muhalif medya susturulurken havuz suyundan istifade eden yandaş medya Pravda’ya dönüşerek zulme ve ülkenin taş taş yıkılmasına katkıda bulundu…

Bir gün kurgu darbenin  gerçek faillerinin bulunup bağımsız mahkemelerde yargılanmaları Erdal Eren ve Gökhan Hocaların hesabının sorulması temenni ve dileklerimizle…

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu