,
Yazarlar

Yazarak Öğrenme ve Yazarak Dua | Safvet Senih

Bir hadis-i şerifte de, “İlmi, (malumat, bilgiyi) yazarak kaydedip zabtedin.” buyuruluyor.”
Üstad Hazretleri Risale-i Nurların  yazılmasını,  “Kalem ile ilmi tahsil” diyor. Bu durum okumaktan daha tesirlidir. Ali İhsan Tola Ağabeyimiz, “Dualarınızı bile yazarak Allah’a takdim edin” diye tavsiyede bulunurdu ve daha kabul olacağını söylerdi.
Hüsrev Ağabeyimizin Hizmet mesleğinde yerini alan Merhum Abdullah Süslü Bey anlatmıştı: “Hüsrev Ağabey  vefat edince ne yapacağımı bilemedim. Kimin peşinden gideceğime karar veremedim. Bütün aileyi topladım. ‘Herkes Birinci Söz’ü yazacak ve dua edeceğiz.’ dedim. Yazdıktan sonra ‘Ya Rabbi bize bir yol göster, bir işaret ver!’ diye dua ettim. Rüyamda daha önceden hiç tanımadığım birisini gördüm. Onun Efendimize (S.A.S.) bağlı bir hidayet rehberi olduğu bildirildi. Tabii Norveç’ten memleketime tatillerde gelip gidiyorum, başka Hizmet şekillerini bilmiyordum. Neyse Konya’ya bir geldiğimde benim gibi Yazıcı Grubundan olan kayın biraderim Seyyid Ahmed Koyuncu beni bu Hizmetin bir toplantısına (Merhum Koca Yusuf Ağabeyin evine) götürdü. Mütevelli, Mahalli Heyet toplantısı vardı. Bir arsa ve kolej açma konusu üzerinde konuşuldu. Ama anlaşılan paraları ve arsaları yoktu… Sonra “Yeni geldi” diyerek bir video koydular izlemeye başladılar. Bir de baktım, konuşan benim duadan sonra gördüğüm zât idi. Onlara dedim ki,  “Arsa da var… Para da var… Ama bir şartım var, beni mutlaka bu zât ile görüştüreceksiniz.” Mustafa Bey hemen telefonla Hocaefendiyi aradı. Manisa’da imiş. Öbür gün için İzmir’de buluşmak üzere anlaştılar. Beraber İzmir’e gittik. Vardığımız da salonda sohbet ediyordu. Onu görünce, tansiyonum düştü. Olduğum yere yığıldım kaldım. Hocaefendi hemen yanıma geldi. Benimle ilgilenmeye başladı. Ben rüyamı anlatmaya kalkışınca, hemen ‘Böyle şeyler söylemeyin’ dedi.  Sonra tanımaya başlayınca çoluk-çocuğunun olmadığını anladım. Bir geldiğimde yanıma oğullarımdan ikisini de yanıma alıp getirmiştim. Dedim ki: “Efendim sizin hiç çocuğunuz yok. Bu iki evladımı size veriyorum kendi kütüğüne yazdırabilirsiniz.” Onlara şöyle şefkatle bir bakıp iyice süzdükten sonra ‘Abdullah Efendi, bunların kütükleri çok sağlam, sizde dursunlar.’ dedi. Sonra onları Yamanlar Kolejine kaydettirdim.”
İlim, Allah Korkusuna Götürür
M. Fethullah  Gülen  Hocaefendi diyor ki:
“Kur’an’ın başka bir âyetinde: ‘Allah’tan, ancak âlim kulları korkar.’ (Fâtır Suresi, 35/28)  buyurulmaktadır. Evet Allah’a (c.c.) karşı ancak âlimler haşyet duyup saygılı olur; çünkü ulûhiyet dairesine karşı hürmet hissi, bilip tanımaya bağlıdır. Allah’ı (c.c.) bilmeyenlerin ve ulûhiyet dairesinin sırlarına vâkıf olmayanların saygı  ve haşyetten nasipsiz oldukları açıktır.
“Bu noktadan hareketle, çocuklarımızın iç ve dış yapıları itibariyle mamur yetişmelerini sağlama yolunda atacağımız adımlardan bir diğeri de, hiç şüphesiz onların sağlam bir akideye sahip olmalarıdır. Vâcibü’l-Vücud’un (Cenab-ı Hakkın)  vücûb-u vücuduna (varlığının zarurî olduğuna) dair okuduğunuz, mütâlâa ettiğiniz gördüğünüz deliller, seviye ve kültür farklılığı ölçüsünde onlar için de söz konusudur. Bazen bu deliller, size ait tereddütleri izâle edebilecek seviyede olabilir; ama çocuklarımızın bulunduğu yaş ve kültür durumları itibarıyla yetersiz olabilir; o zaman daha uzmanca rehabilitelere  başvurmak icap eder.
“Diğer bir husus, Rasulü Ekrem’in (S.A.S.) mübarek hayatlarının gönüllere girmesi, sevilmesi ve hakim olmasıdır ki, bu konu ile ilgili Sonsuz Nur adlı çalışmada üzerinden durulan hususlar türünden konuların hatırlatılmasına ihtiyaç vardır.
Altı-yedi  sene önce İcmâ  Toplantısında karşılaştığımız doksanına yaklaşmış Prof.  Dr. Vahidüddün  Han’ın “İlmin Işığında İslam” kitabında şöyle diyor: “Bu bölümü, merhum Hind âlimi Dr. İnayetullah el-Meşrikî’nin naklettiği bir hadiseyle noktalamak istiyorum:
“Sene 1909, günlerden Pazar. Hava yağışlı…  deta bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyor. Bir ihtiyaç için evden çıktım. Bir baktım ki, Kembridge Üniversitesi Profesörü, meşhur astronomi bilgini Sır James Jeans koltuğunun altında İNCİL  ve şemsiye, kiliseye gidiyor. Hemen yaklaştım ve selam verdim. Selamımı almadı. Bir daha verdim. “Benden ne istiyorsun?” dedi. Efendim iki hususu; birincisi, şiddetli yağmura rağmen şemsiyeniz koltuğunuzun altında,” dedim. Sır James Jeans gülümsedi ve çabucak şemsiyesini açtı. İkincisi, sizin gibi sesini dünyaya duyurmuş bir şahsı KİLİSEYE  ÇEKEN  KUVVET  NEDİR? Dedim. Bu sual karşısında Sır  James Jeans bir an durakladı ve sonra şöyle dedi: ‘Bugün size evimde bir akşam çayı vermek istiyorum, lütfen teşrif ediniz!’  Akşam evine vardığım zaman saat tam dörttü. Kapıya Leydy Jeans çıktı, Sır  James’in beni odasında beklediğini bildirdi. Odasına girdiğim zaman, onu, üzerinde çay takımları konmuş küçük bir masa önünde derin düşünceler içinde buldum. Geldiğimi görünce NEYDİ  SU LİN? Dedi. Ve cevabımı beklemeden; ECR M-I  SEM VİYENİN  (Muhteşem gök cisimlerinin)  oluşumundan, akılları durduran nizamından, uçsuz bucaksız boyutlar ve yollarından, yörüngelerinden ve cazibelerden, insan havsalasına, sığmayan ışık kuvvetinden bahsederek bir konferans havası içinde konuşmaya başladı. Kalbimin, Allahü Taalânın büyüklüğü ve heybeti karşısında sarsıldığını hissettim. Sır James Jeans’ın başındaki saçlar, diken diken olmuştu. Gözlerinden yaşlar damlıyordu. Ve elleri zangır zangır titriyordu. Bir an durakladı ve sonra şöyle dedi: ‘Ey İnayetullah!  Allah’ın eşsiz sanatının tecellisi olan şu varlık âlemine baktığım zaman, İlahi Kudretin büyüklüğü karşısında vücudum ürperiyor. Ve titremeye başlıyorum. Allah’ın huzurunda vardığım zaman, Allah’ım sen çok büyüksün, çok yücesin diyorum ve adeta bütün hücrelerimin aynı dua ile bana katıldıklarını hissediyorum. Kendimi başkalarının saadetinden bin kat üstün iki büyük saadet ve sükun içinde bulunuyorum. Niçin kiliseye gittiğimi anladın mı ey İnâyetullah Han!”
“Büyük âlim İnayetullah Han sözlerine şöyle devam ediyor: Bu konferans zihnimde korkunç bir tufan doğurdu. Kendisine dedim ki: ‘Efendim, anlattığınız ilmî tafsilatlarla cidden beni duygulandırdınız, bu münasebetle inandığım mukaddes kitabın bir âyetini hatırladım, müsaade ederseniz size okuyayım.’  Başını salladı: ‘Memnuniyetle!’ dedi. Ona şu  yet-i Celileyi okudum: ‘Dağlardan da BEYAZ  ve KIRMIZI, renkleri çeşitli, hem de KAPKARA  yollar yaptık. İnsanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da böyle ÇEŞİTLİ RENKLERİ  var. Allah’tan, kulları içinde ancak  LİMLER, haşyet duyup korkarak saygı duyarlar.” (Fâtır Suresi, 27-28)
“Sır James Jeans birden bağırdı: ‘Ne dedin? ALLAH’tan kulları içince ancak âlimler, haşyet duyup korkarak saygı duyarlar!..  Müthiş!  Çok müthiş bir şey bu!…  Elli senelik müşâhede ve araştırmalarım neticesinde keşfettiğim bu hususları Muhammed’e haber veren kimdir? Sonra hakikaten bu âyet, Kur’an’da var mıdır? Eğer böyleyse ben, Kur’an’ın Allah tarafından vahyolunduğuna inanıyorum, bunu kaydet.”
“Sır James Jeans, sözlerine şunları da ekledi: ‘Bir kere Muhammed (S.A.S.) ümmi idi. Bu sırları bizzat kendisinin keşfetmiş olması imkânsızdır.  Fakat bu sırları ALLAH  BİLDİRMİŞTİR.  Müthiş! Evet, çok çok müthiş bir şey bu!” (Pakistan Nakûs mecmuası ‘Cihan şûmûl şahsiyetler’ Özel sayısı. Merhum Allâme İnayetullah el-Meşrikî’nin Şahsiyeti, s. 1208-1209)

Etiketler
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı