Yazarlar

Yaşanan hadiselerdeki krizlerin fırsata çevrilmesi | Prof. Dr. Osman Şahin

 

Geçmişte yaşanan hadiselere ve başa gelen musibetlere Kader penceresinden, geleceğe, mesuliyetlere ve günahlara ise cüz-i ihtiyari penceresinden bakılmalıdır. Bunların yerleri veya makamları karışınca çok yanlış şeyler ortaya çıkmaktadır.

Hadiseler meydan gelmeden önce sebeplere riayet edilmeli, vazifeler yerine getirilmeli, menfiliklerin meydana gelmemesi için gerekli tedbirler alınmalıdır. İnsanlar iyiliklerin meydana gelmesi ve kötülüklere engel olunması adına kendilerine düşeni yapmaktan sorumludurlar. Bu aşamada kadere sığınarak tembellik yapılamaz veya bu safhadaki kusurlar ve hatalar kadere verilemez. İnsan burada cüz-i iradesini kullanmalıdır ve nasıl kullandığından da hesaba çekilecektir.

Fakat, bütün bunlar yapıldıktan sonra ortaya çıkan sonuçlara kader açısından bakılır. Yanlış anlaşılmasın, bu, kadere sığınarak tembellik yapmaya, mesuliyetlerden ve hesap vermekten kaçınmaya imkân vermemektedir. Çünkü, Allah (celle celalühü) insanların cüz-i iradelerini nasıl kullandıklarını da bir şart-ı adi olarak kabul etmektedir.

Yine yanlış anlaşılmasın, ilahi takdirde, cüz-i iradelerin ne şekilde kullanıldığı önemli bir rol oynarken, Cenab-ı Hak bunlara bağlı veya mahkûm da değildir. Kullar iradelerini ne şekilde kullandıklarına göre mükafat ve ceza göreceklerdir. Ama Allah’ın (celle celalühü) takdirleri, kader denilen şey O’nun külli iradesine ve hikmet-i Rabbaniye’sine bağlı olarak gerçekleşmektedir.

Dolayısıyla, gerçekleşen şeylerde, kader, açıklandığı şekliyle belirleyici bir rol oynamaktadır. O (celle celalühü) izin vermedikçe hiçbir şey vücuda gelmez. Buna binaen, kadere iman hakikati insanı kederlerden ve altına giremeyeceği yüklerden kurtarır. Kadere inanan insanlar, perdelerin arkasındaki hikmet-i ilahiyeye nazarlarını yönlendirmek suretiyle, Allah’ın sonsuz güç ve kuvvetine dayanırlar, nihayetsiz bir ilime ve iradeye dayanan icraatları temaşaya dururlar ve ebed yolculuğunda imanları da daha da güçlenerek yollarına devam ederler.

MEDYA ÜZERİNDE TARTIŞILAN OLUMSUZLUKLAR 

Günümüzde, Hizmet Hareketi ve bireylerine yönelik içte de ve dışta da birtakım ağır eleştiriler yönetilmektedir. Bunlar içerisinde samimi ve yapıcı olanların yanı sıra, art niyetli veya değil, bazı tahrip edici ve Hizmet insanlarının aşk, şevk ve güvenlerine zarar veren tenkitler de söz konusudur.

Bu istenmeyen, ama gerçekleşen eleştirilere ve saldırılara da kader perspektifinden bakılmasında fayda vardır. “Allah’ın izni olmaksızın hiçbir musîbet başa gelmez…” (64/11) ayetinden, bu meydana gelen hadiselere Allah’ın (celle celâluhu) izin verdiği anlaşılmaktadır. Bunları tasvip etmesek de, bunlara izin verilmesinde var olan hikmetleri aramak ve ona göre yapılması lazım olan tedbirleri almak gerekir. “(O Allah ki), yarattığı her şeyi güzel ve muhkem yaptı.” (32/7) mealindeki âyet, bizlere zahiri çirkin gibi görünen hadiselerin neticeleri itibarıyla güzel olduklarının dersini vermektedir.

Nasıl ki, Cemel ve Sıffin gibi sahabe arasında yaşanan hadiseler İslam bünyesine yapılan aşılar gibi bir etki göstermişler ve sonraki asırlarda meydana gelecek çok daha büyük problemlere karşı bünyeye bağışıklık kazandırmışlardır. Bu yaşanan hadiselere de o gözle bakmak mümkündür. Hizmet bunların da üstesinden, Allah’ın inayet ve keremiyle daha da güçlenerek gelecektir.

Hizmetin yeni gidilen coğrafyalara entegre olabilmesi, yeni şartların ve zamanın gerektirdiği değişimlerin gerçekleşebilmesi için çok ciddi bazı zorlayıcı faktörlere ihtiyaç vardır.

Pozitif değişimlerin gerçekleşebilmesinin önünde, geldiğimiz ve içinde neş’et ettiğimiz toplumlardan, milletlerden, gruplardan ve aidiyetlerden kaynaklanan edindiğimiz birtakım anlayışlar, değer yargıları, alışkanlıklar ve kalıplar vardır. Bu engellerden kurtulabilmek ve sıyrılabilmek iradi olarak çok zor bir meseledir.

Neredeyse insanda bir fıtrat haline gelmiş, dem ve damarlara kadar işlemiş ve kültür ve düşünce hayatlarının oluşumunda rol oynamış bu değer yargıları insani, İslâmi ve manevi değerlerin hayata geçirilebilmesinin önünde aşılması çok zor olan tepeler gibidirler. Ancak, Celali tecellilerin bir sonucu olarak başa gelen bu istenmeyen bela ve musibetler eliyle bu sarp yokuşlar aşılabilmektedirler.

Böyle bela ve musibetler, vaz geçemediğimiz bazı konforların ortadan kalkmasına da yardımcı olmaktadırlar.

Kartalın serçeye musallat olup, serçenin kabiliyetlerinin inkişafına vesile olmasında olduğu gibi, bu menfilikler bir taraftan müdafaa sistemlerini güçlendirirken diğer taraftan eksiklerin ve kusurların görülebilmesine ve böylece giderilebilmesine imkân sağlarlar.

Böyle menfiliklere maruz kalmanın neticesinde; hücumlara ve tenkitlere yol açan durumların meydana gelmemesi için gerekli tedbirler alınır, ilke ve prensiplerin neler olduğu bir kere daha hatırlanır, bunlara uyulması hususunda ciddi ve umumi bir istek meydana gelir, yapılması gereken değişiklikler hususunda cemaatte güçlü ve ısrarlı bir konsensüs oluşur ve bunları yapabilmek için gerekli mekanizmalar ve sistemlerin hayata geçirilmesi hususunda güçlü bir iştiyak meydana gelir. Ayrıca, bu muvaffak olunan hususların devamiyeti ve tamamiyeti adına gerekli takip ve denetim sistemlerinin olmazsa olmaz bir ihtiyaç olduğu da anlaşılmış olur.

Üstad Hazretleri Yirmi Dokuzuncu Söz’de “Kâinatta, bittecrübe, her şeyin bir nokta-i kemâli vardır. O şeyin, o noktaya bir meyli vardır. Muzaaf meyil, ihtiyaç olur. Muzaaf ihtiyaç, iştiyak olur. Muzaaf iştiyak, incizap olur.” sözleriyle bu hususa dikkat çekmektedirler. Her şeyin en güzel ve mükemmel haline ulaşmaya olan meyillerin şiddetlenmesi onun ihtiyaç haline gelmesine yol açar. İhtiyaçların çok güçlü hale gelmesi onu gidermek için şiddetli bir isteğin, iştiyakın ortaya çıkmasına sebep olur. Bu şekilde oluşan meyiller, ihtiyaçlar ve iştiyakların neticesinde ise o şeyin vücuda gelmesi için büyük bir cazibe meydana gelir ve onun gerçekleşmesi bir zaruret haline gelerek kolaylaşır.

Temsil konumundakiler

Temsil konumlarında bulunan insanlar kendilerini töhmet mevzilerinden (haklarında su-i zanna sebebiyet verecek haller ve davranışlardan) koruma hususunda çok hassas olmak zorundadırlar.

Bir gece vakti, Hazret-i Peygamber (aleyhissalâtü vesselâm) Hazret-i Safiyye annemizle (radiyallahu anha) beraber giderken onları gören sahabeleri durdurup “Biraz bekleyin, yanımdaki eşim Safiyye’dir” diyerek su-i zanna yol açabilecek bir durumu açıklama yapmak suretiyle ortadan kaldırmışlardır.

Dolayısıyla, temsil makamında bulunan herkes, öncelikle, aleyhlerinde yanlış anlaşılmalara sebebiyet verebilecek hallerden uzak durmalı ve eğer onlar hakkında birtakım gerçek olmayan negatif düşünceler ve zanlar ortaya çıkmışsa, onları izale edip hakikatin anlaşılmasını temin adına bu hadiseleri açıklığa kavuşturmakla mükelleftirler.

Kaynak:Prof.Dr.Osman Şahin | Samanyoluhaber

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu