Yazarlar

Yalanlarla yok edilmek istenen güvenme duygusu!… | Prof. Dr. Osman Şahin

İlk yazılan yazıda yöneticilerin update edilmesi konusunun su-i istimal edilebileceği ifade edilmişti. Önemine binaen, yazının o kısmını bir kere daha buraya almak istiyorum.
“Dolayısıyla, bu konuda yetkili ve sorumlu olanların bu konuyu masaya yatırmaları, bu konuda yetkin olan komisyonlar/heyetler eliyle ve ciddi planlamalar yaparak bunu realize etmeleri gerekmektedir. Komisyonlarda herkesin yeterince temsili, bireysel ve kurumsal denetim vs. gibi hususlara da riayet edilmelidir ki, bu mekanizma birilerinin su-i istimal etmeleri ile bir zulüm aracına dönüşmesin. Yani birileri istemedikleri insanları tasfiye yolu olarak bunu kullanamasınlar.”
Yöneticilerin update edilmesi hususlarını realize edip planlama işi, herkesin kabulüne mazhar, ehil ve yetkin insanlardan oluşmuş heyetler eliyle ile hayata geçirilmelidir. Yoksa daha önceki tarafgirlikle ile ilgili yazılarda ifade edildiği gibi, birileri bu düşünceyi, kendilerine tarafgir olup itaat eden insanlardan ekipler oluşturmak ve onlar gibi düşünmeyen muhaliflerini tasfiye etmek amacı için kullanabilirler. Dolayısıyla böyle bir uygulamanın hakperestçe eda edilebilmesi için, öncelikle gerçek anlamda istişare müessesesinin oturmuş olması, ortak akıl ile hareket ediliyor olması, denetim mekanizmalarının işliyor olması, bireylerin isyan ahlakına sahip olarak yanlışları sorgulayıp dillendirebilmelerine ve yanlışlar karşısında sadece bir kaç kişinin değil bütün fertlerin ortak cephe almalarına ihtiyaç vardır.
Ayrıca unutulmamalıdır ki, Hizmet Hareketi Allah’ın (cc) inayet ve keremiyle, hem yönetilenlerin ve hem de yönetenlerin maddi ve manevi fedakarlıkları ile, bu insanların omuzlarında bugünlere kadar geldi. Bir çokları itibarıyla dünyevi bir çok imkanlara ve makamlara gelebilmeleri mümkün olduğu halde, Hizmet edebilmek için bunlardan vazgeçmişlerdir.  Bir çoğu da iradi olarak ülkelerini ve ailelerini geride bırakarak başka ülkelere hicret etmişlerdir. Gittikleri coğrafyalarda her türlü yokluğa ve mehalike göğüs gererek hizmet etmesini bilmişlerdir.
Üstelik yaşanan süreçte, Hizmet’i yıkabilmek için bu insanların her türlü yanlışları, hataları ve kusurları bugün devlet eliyle zulmü yapanlar tarafından araştırılmış ama Hizmet insanlarının yüzlerini yere baktıracak bir şey bulamamışlardır.  Şüphesiz ki bütün bunlar, Allah’ın (cc) çok büyük lütufları, hıfzı ve siyaneti sayesinde olmuştur. Yoksa bu kadar büyük bir toplulukta her türlü insani organizasyonda görülmesi mümkün olan çok sayıda hataların, kusurların ve su-i istimallerin bulunması gerekirdi.  Bu olaylar bize, Hizmet toplumunun ekseriyeti itibarıyla, baş tacı edilecek insanlardan oluştuğunu göstermektedir.
Birilerinin şer hesabına oluşturdukları algı yönetimlerinin ve yaşanan hadiselerin de şok etkisiyle, süreç öncesi ve süreç boyunca yapılmış bir takım hatalar üzerinden hizmet insanlarını, ister idare edenlerini ve isterse idare edilenlerini karalamak, onlar eliyle gerçekleştirilen güzellikleri görmezlikten gelmek ve böylece onları ademe mahkum etmek en büyük bir haksızlık ve zulüm değil midir?
Yine büyük bir mugalata ile, yaşananların bütün sorumluluğunu yönetimdeki insanlara fatura ederek, çok önemli hizmetlere vesile olmuş bir büyük topluluğu atf-ı cürümlerle değersizleştirmek ve cürütmek suretiyle iş yapamaz hale getirmek, hizmetlerin yapılabilmesi için zaruri olan cemaat içerisindeki güven duygusunu yok etmek, böylece insanlardaki kuvvey-i maneviyeyi sarsarak ve yeise düşürerek himmetlerini yıkmak ve neticesi itibariyle bütün insanlığın umudu olmuş bir hareketi bitirme yoluna girmek büyük bir cinayet ve insafsızlık değil midir?
Süreci planlayıp başlatanların en büyük hedefi olan, cemaati bölmek amacına ulaşmak için başvurdukları en büyük argüman da bu değil midir? Ne diyorlardı; “Cemaatin tabanındaki insanlar temiz ve masum, ama abiler ya da tepe yöneticileri kötü, suçlu ve hain insanlardır. Bu hainler tabandaki cemaatin iyi niyetlerini su-i istimal ederek, onları kandırarak çok büyük yanlışlar irtikap ediyor ve çok büyük zararlara sebebiyet veriyorlar.”
Hak davaları bitirebilmek için her zaman başvurulan taktik yalanlar olmuştur
Bu düşüncelerini desteklemek için kullandıkları araç ise pervasızca ve sürekli yalan söylemektir. Yalanın küfür cephesi tarafından asr-ı saadette de bu amaçla kullanımını, Reşit Haylamaz hoca “Ölümüne Yalan” başlıklı yazısında ele almaktadır. Uhud muhaberesinin başlangıcında  müşrikler dağılmaya yüz tuttukları esnada, hicret öncesi Necid’li ihtiyar kılığında Dâru’n-Nedve’ye gelerek “öldürme fetvası” veren Şeytan, bu sefer de Cuâl İbn-i Sürâka suretinde ortaya çıkmış ve Ayneyn tepesinin üzerinde “Muhammed öldürüldü!” diyerek bağırmıştı. Diğer müşrikler de bu yalanı tekrarlamaya durmuşlardı. Bu arada Okçular tepesindeki zafiyet sebebiyle gidişat değişmeye başlamıştı. Ayrıca, İbn-i Kamia’nın Allah Rasül’ü (sav) zannederek, Hz. Mus’ab İbn-i Umeyr’i (ra) şehid etmesi ve  “Muhammed’i ben öldürdüm!” diye bağırması, ortaya atılan yalanın destek bulmasına yol açmış, münafıklar da bu fırsatı değerlendirerek bu yalanın yayılmasına çalışmışlardı. Bunlar sahabe efendilerimiz (r.anhum) üzerinde geçici de olsa etkili olmuş, bazılarının kuvvey-i maneviyeleri sarsılmış, bir kısmı Medine yoluna düşmüş ve bir kısmı da ne yapacağını bilemez bir halde bir kenara çekilip oturmuşlardı. Neticede bütün bu problemlerin üstesinden gelseler de, uydurulan bu yalan sahabe efendilerimizi (r.anhum) ciddi bir imtihanla karşı karşıya bırakmıştı.
Benzer bir hadiseye de “İfk” hadisesinde rastlıyoruz. Münafıklar Allah Rasulü’ne (sav) ve dolayısıyla İslam’a zarar vermek için Hz. Aişe (r.anha) annemize iftira atmışlar ve maalesef bu yalana kanarak iftirayı dillendirenler arasına müslümanlardan da katılanlar olmuştu.
Yalanlar, algı yönetimleri ve insafsız eleştiriler çok büyük zararlara yol açmaktadırlar… 
 
Günümüzde de aynı taktikten istifade edildiğini görüyoruz. Hizmet insanlarını birbirlerine düşürmek, aralarını açmak ve en önemli sermayeleri olan güveni sarsmak için her türlü yalana başvurulmakta ve  uydurulan yalanları desteklemek için her türlü medya aracı kullanılmaktadır. Hizmet hareketi insanlarıyla alakalı ortada dolaşan en ufak dedikodular bile değerlendirilerek, habbe kubbe yapılmaktadır. 
Maalesef bu yalanlar bazen hizmet insanları tarafından karşılık bulabilmekte ve bunları gerçekmiş gibi, değişik platformlarda konuşup yayabilmektedirler.Daha üzücü olanı ise, bazı hizmet insanlarının tepkisel hareket ederek ve Nebev-i üsluptan uzaklaşarak,  bunların ihtiyaçları olan malzemeleri, aralarındaki medar-ı ihtilaf olan meseleleri medya üzerinde konuşup dillendirerek bunların ellerine vermeleridir. 
Maalesef bazan muhasebe yapalım, eleştirelim ki aynı hatalara düşmeyelim derken, ifrat ve tefritlere girebiliyor, dar bir kesimin hatalarını genelleştirerek herkesi suçlayabiliyor, farkında olmadan cemaatin hayatiyeti için zaruri olan hüsn-ü zan etme, güvenme, ümitli olma, kenetlenme, uhuvvet gibi çok önemli dinamiklere ve prensiplere zarar verebiliyoruz.
Hakperest olmaktan uzak insafsızca eleştiriler ve yalanların etkisiyle, güvenme duygusu hasara uğrayan Hizmet insanlarının, hizmetlerin bugüne kadar gelmesinde çok büyük bir vesile olan fedakarane himmet etme duyguları büyük zarar görmüşdür. Böyle olunca da, en çok ihtiyaç duyduğu bir zaman da yeterince himmetler toplanamamış, ihtiyaç sahiplerine muavenette bulunabilme, mevcut ve yeni ihtiyaç duyulan hizmetler  için yeterli imkanlar elde edilememiştir. Bu da zaten bir çok finansman imkanları elinden alınmış bu hizmete vurulan en büyük darbelerden biri olmuştur.
Tabi ki, geçmişin muhasebesini yapacak, yanlışlarımızdan dersler çıkaracak, şimdiki zamanın gerektirdiği değişimi gerçekleştirmek için gayret edecek, isyan ahlakına sahip bireyler olarak, uygulamada ihmal edilen ilke ve prensiplerin hayata geçmesi için mücadele edecek, bu hususlarda dilsiz şeytan olmayacak ve hakkın müdafii ve sesi olacağız.
Ama bütün bunları hakperest ve insaflı olarak, Kur’an’i ve Nebev-i üsluptan taviz vermeyerek, yıkma değil, tamir ve inşaya çalışarak, insanların hizmetten soğuyarak küsmelerine sebebiyet vermeyerek, atf-ı cürümlere girmeyerek, uhuvveti ve kenetlenmeyi arttırarak, kuvvey-i maneviyeleri ve ümitleri takviye ederek, birbirimize karşı vefalı olarak, insanların hizmet aşk ve şevklerini kamçılayarak, Hizmet’i bitirmek isteyenlerin eline malzeme vermeyerek ve onlara malzeme olmayarak  yapmak zorundayız.
 
Bu şekilde hareket etmediğimiz takdirde, insanlar hizmet etmek istemeyecekler, hizmette vazife almak altından kalkılmaz bir yük haline gelecektir. Bir çok insan, mesailerini harcayarak, maddi ve manevi bir çok konuda fedakarlıklarda bulunarak bu işin altına girmeyeceklerdir. Bunun yerine nefisler için daha cazip olan, maddi dünyalarını imar etme peşine düşeceklerdir. Böyle olunca da bir çok hayati öneme haiz hizmetleri yapacak insan kıtlığı baş gösterecektir. Dolayısıyla, daha önceleri hizmetleri deruhde eden insanların yaptıklarının takdir edilmesi ve vefalı olunması, haklarının korunarak verilmesi, onların ve bu işlere namzet olan diğerlerinin motivasyonlarını sağlamak açısından bir zarurettir.
NOT: Bu yazı 25 Ekim 2019’da tr724.com sitesinde yayınlanmıştır. Yazarımız Prof. Dr. Osman Şahin bir sonraki makalesinde bu yazının devamını kaleme alacaktır
Kaynak: Prof. Dr. Osman Şahin | Samanyoluhaber

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu