Mizan

“Verdiğiniz sözü tutun“ | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

 

Yüce bir gaye uğrunda, damla ile deryaları kazanma ufkuna yürürken çekilen sıkıntılar yolun kaderi olarak görülmelidir.

Bize gelince, dileğimiz: Allah’ım! Bize, Zâtına ve Habîbine karşı öyle delirtici bir iştiyak ver ki; başka bütün iştiyaklar, sinemizden silinip gitsin! Ey yegâne merhametli, başka bütün iştiyaklar, sinemizden silinip gitsin! Cennet bile silinip gitsin! Onun kıymeti de orada Allah’ın Cemâli var, Rıdvân’ı var, Enbiyâ-ı ızâm var, Allah’ın sevdikleri var; ondan dolayı, onların hatırına. Yoksa, bizim sevdalı olduğumuz şey, O (celle celâluhu).. Hû.. Allah Hû. Evet, dünyada, böyle bir yüksek gâye-i hayal için durmaya değer. Kıtmîr’in mülahazası; iştirak etme mecburiyetinde değilsiniz. Ben, Sultanlar Sultanı’nı (celle celâluhu) insanlara anlatamayacaksam.. bu mevzuda bir hizmetim olmayacaksa.. Efendimiz ile alakalı iki tane gönle O’nu (sallallâhu aleyhi ve sellem) sevdiremeyeceksem şayet.. bir insanın hidayetine -Allah’ın yaratmasıyla- vesile olamayacaksam şayet.. kendi şahsî hayatım adına eğer böyle yüksek bir gâye-i hayale dilbeste olamamışsam… Siz beni mazur görün, kendime ait bir söz ile söylüyorum; cihanları fethetme dahi olsa onun karşılığında, kendimi “eşek” sayarım. Sakın size bir şey söyledim zannetmeyin! Ben, düşündüğüm şeyi -kendi adıma düşündüğüm şeyi- kendime söyledim!.. O’nu (celle celâluhu) sevdirme…
Emir: حَبِّبُوا اللَّهَ إِلَى عِبَادِهِ يُحْبِبْكُمُ اللَّهُ buyuruyor: “Allah’ı sevdirin kullarına ki sevsin Allah da sizi!” Mukabele… Böyle bir mukabele!.. Bir damla ile O’na (celle celâluhu) doğru adım atın, size derya ile mukabelede bulunsun! Bir zerre ile O’na (celle celâluhu) doğru bir adım atın, size güneşler ile mukabelede bulunsun! Bir fâni âlem ile O’na (celle celâluhu) doğru bir adım atın, bir bâkî âlemi size bahş eylesin! Pazarlığa bakın! “Te’âtî”ye bakın! Ticarette “te’âtî” yolu ile alışveriş vardır. Malın fiyatı üstünde, bellidir; karşılığını verir, alırsın; pazarlık yapmadan, be’y ü şirâ mülahazasına girmeden. Buna da Kitabü’l-Büyû’da, “te’âtî yoluyla alışveriş” denir. İşte bu, “te’âtî”dir: وَأَوْفُوا بِعَهْدِي أُوفِ بِعَهْدِكُمْ  “Verdiğiniz sözü tutun, bakın nasıl söz tutuluyormuş, Ben nasıl size verdiğim sözü tutacağım!” (Bakara, 2/40) Hele bir dilbeste olun, hele bir gönlünüz ile O’nun (celle celâluhu) arasındaki engelleri, mâniaları, surları elinizin tersiyle itin! Hele O’nun (celle celâluhu) ile bir kalbî bütünlüğe geçin; bakın başınızdan aşağıya sağanak sağanak neler yağdırıyor!..
Evet, O’nun (celle celâluhu) bir şey kazanmaya ihtiyacı yok. O (celle celâluhu), Ganiyy; O, Muğnî; O, Müstağni-i Mutlak. Siz/biz, muhtaç. Üyevsü’l-Karnî’nin münâcaatında dediği gibi; belki daha öncesi Seyyidinâ Hazreti Ali’ye, Zeynülâbidîn’e, Hasan Basri gibi kimselere dayanıyor. Evet, O (celle celâluhu), Ganiyy-i ale’l-ıtlâk, Müstağnî-i Mutlak!..  Muhtaç olan, biziz; fakir olan, biziz; âciz olan, biziz; sermayesi damla olan, biziz; sermayesi zerre olan, biziz!.. Bu minicik şeyleri vermek suretiyle cihan-bahâ şeyleri elde etmek, ne kadar kârlı bir ticaret!.. إِنَّ اللهَ اشْتَرَى مِنَ الْمُؤْمِنِينَ أَنْفُسَهُمْ وَأَمْوَالَهُمْ بِأَنَّ لَهُمُ الْجَنَّةَ “Allah, karşılık olarak cenneti verip müminlerden canlarını ve mallarını satın almıştır.” (Tevbe, 9/111) buyuruyor. Allah sizin ile öyle bir pazarlıkta bulunuyor. Satın size ait fânî şeyleri; alın bâkî şeyleri.. gelip-geçici şeyleri atın; alın gelip-geçmeyen şeyleri.. atın böyle fânî güzellikleri; elde edin bâkî bir güzelliği, bakmaya doyamayacağınız, gördüğünüz/baktığınız zaman kendinizden geçeceğiniz. Çünkü sadece dünyada değil, sistemlerde, galaksilerde, manevî hayatta, maddî hayatta, cismâniyette, metafizikte, metapsişikte ne kadar serpiştirilmiş güzellikler varsa, bütün o güzelliklerin kaynağı O (celle celâluhu)’dur. O güzelliklerin hepsini dolunay halinde, bir ufukta temâşâ ediyor gibi temâşâ etme… Orada kalb durması olsa, -zannediyorum- kalb durur. Fakat orada kalb durması yok, orada aritmi yok. Evet, kalb durur, ölür insan o güzellik karşısında.
Dünyaya ait güzellikler, öyle deryada damla ve topraktan bir zerre gibi bir şey. Onu ver, bak ne alıyorsun karşılığında!.. Siz, ona talipsiniz, ona talip oldunuz arkadaşlarınızla beraber. Bugün de Cenâb-ı Hakk öyle yüce bir şeye talip olmanın bir parça sıkıntısını çektiriyor. Öyle büyük bir şeyi elde edeceksiniz, azıcık sıkıntı çekmeniz lazım. Öyle bir şey karşılığında sıkıntı çekmek, âdet-i İlahî. أَشَدُّ النَّاسِ بَلاءً: اَلْأَنْبِيَاءُ، ثُمَّ اْلأَمْثَلُ فَالْأَمْثَلُ “Belanın en çetini, en zorlusu, enbiyâ-ı ızâma… Sonra derecesine göre diğer insanlara.” Hazreti Pîr, açılımını yaparak söylüyor“Belanın en çetini, enbiyâ-ı ızâma; sonra evliyaya…” İsterseniz “asfiyâ”, “ebrâr”, “mukarrabîn” de diyebilirsiniz, derecesine göre.
Bu video 16/04/2017 tarihinde yayınlanan “ÖTELERE İŞTİYÂK VE PEYGAMBERÂNE ÎSÂR” isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada: https://www.herkul.org/bamteli/bamtel…

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu