Aktüel

Vefanın gereği

MUSTAFA ERTUĞRUL

Evrensel bir dil kullanmanın gerekliliği ve hakikatleri kusurlu üsluplarımıza kurban etmeme zarureti bize yeniden her şeyimizi gözden geçirme mecburiyeti doğuruyor.

Yolun kaderi ifadesi, Fethullah Gülen Hocaefendi’nin Kırık Testi serisinden bir kitabının adı aynı zamanda. Baskı tarihi Temmuz 2016. Yolun Kaderi, Hocaefendi’nin Amerika’da yapmış olduğu 40 civarındaki sohbeti içeriyor. Zor bir süreçte bazı önemli sorulara cevaplar arıyor. Konu başlıkları ‘İftiralar karşısında yapılması gerekenler’, ‘Gizli ajanda ithamı ve cinnet psikolojisi’ ‘Engellemeler karşısında Hakka hizmet yolu’, ‘Toplum devlet üzerine bazı mülahazalar’, ‘Hizmet Hareketi ve devlete sızma iddiaları’, ‘Zulmün yeni versiyonu ve şekli Müslümanlık’ gibi başlıklarda güncel sorulara ışık tutuyor.

Ayrıca “kader dilini” Hocaefendi’nin zihin dünyasında sorumluluğu başkalarına atma, sorumluluktan kaçma değil tam da İslami referanslarla örtüşen sebepleri daha çok yerine getirme, daha aktif bir şekilde Hakk’a yönelme, adalet arayışını hızlandırma, geçmişten ders alma ama geçmişe takılmama şeklinde okuyorum ve eylemlerinde görüyorum. Tarihten rol modeller almak ve bu motivasyonu hayatımıza uygulamak bir özdeşleştirmedir, doğru bir yoldur. Kiminin rol modeli bir peygamber olabilir, kiminin bir filozof, kiminin bir sanatçı ama insan psikolojisi kendini bir model ile özdeşleştirerek daha kolay aşabilir problemlerini.

Kendimizle yüzleşme ve hesap verme noktasında yakınında olanlardan ve Bamteli sohbetlerinden şu ifadeleri sıkça duyuyoruz; Milletimin başına gelen bela ve musibetler benim yüzümden oldu. Gözyaşları ile her seferinde iki büklüm olan bir muhasebe insanı var karşımızda. “Yaşanan falso ve fiyaskolar benim yüzümden” diyerek hepimizi iç muhasebeye sevkeden bir örnek sergiliyor.

Başka bir yazısında yine çok sorgulayıcı bir yaklaşımda bulunur; “Zannediyorum bizim bu mevzuda bazı kusurlarımız oldu. Yer yer, birilerinin dediği gibi, ‘Kahramanlar yaratan bir ırkın ahfadıyız!’ tarzı mülahazalara girdik. Çok küçük unsurlarla çok büyük işler yapmak suretiyle kendi büyüklüğünü ortaya koyan Allah’ın, bizimle de bunu yaptığını anlayamadık. Bu felsefe ve anlayışa uygun hareket edemedik. Muhtemelen yer yer tavır ve davranışlarımızla hiç farkına varmadan başkalarını rahatsız ettik. Bizim tavırlarımız, bilemeyeceğimiz bir tesirle onlarda tepkiye sebebiyet verdi. Yanlış anlaşılmasın. Ben, hizmet-i imaniye ve Kur’âniye mesleğine sahip çıkan hiç kimseyi küçük görmem. Benim gözümde onların her biri ayrı bir kıymet ve değeri haizdir. Fakat hem Allah’ın hakkını verme hem de kendimizle yüzleşme açısından bunları söylüyorum.” ( Muhasebe ve Kendimizle Yüzleşme 2011)

Demokrasiye Fethullah Gülen Hocaefendi’nin katkılarını anlama adına binlerce örnek sunulabilir, dünya medyasına verdiği röportajlara www.fgulen.com/tr sitesinden https://fgulen.com/tr/basindan-tr bakılabilir.

Örneğin  “Türk İslamı ve Laik Devlet: Gülen Hareketi” (ABD Syracuse Üniversitesi, 2003) kitabının editörlerinden olan  John L. Esposito; ABD’nin Georgetown Üniversitesi öğretim üyesi ve Oxford Üniversitesi’nin yayımladığı “Modern İslam Dünyası Ansiklopedisi”nin baş editörü, İslam dini ve dünyasına Oryantalist geleneğin karşısında yer alan yaklaşımıyla tanınan, dünyaca ünlü bir bilim adamı. Esposito, 11 Eylül sonrasında Batı’da “niçin Müslümanlar terörü açıkça lanetlemiyorlar” serzenişinde bulunulurken, Hocaefendi; “Müslüman terörist, terörist de gerçek Müslüman olamaz” diye en net tavrı ortaya koymuştu. Esposito bu duruşu ve İslamiyet’in bu yorumunu bütün dünyanın tanıması adına Gülen’in fikirlerine değer verdiğini, dünya barışına ve demokrasiye yaptığı katkının önemine vurgu yapıyor.

Kitabın yayınlandığı yıllarda Seattle’daki Washington Üniversitesi’nde doktora tezini yazmakta olan Ahmet T. Kuru’nun “F. Gülen’in Orta Yol Arayışı: Modernlikle İslam Geleneği Arasında” başlıklı makalesinde Kuru, Gülen’in modernliğin ve İslam geleneğinin dört temel unsuru, yani modern bilim ve İslami bilgi, akıl ve vahiy, ilerleme fikri ve geleneğin korunması, insanın özgür iradesi ve kader arasındaki ilişki üzerine düşüncelerini irdeliyor. Vardığı sonuç, Gülen’in İslam’a hem modernlik hem de gelenekle bağdaşan, ama her ikisine de eleştirel bakan dinamik bir yorum getirdiği yönünde.

Hesap verme konusu; bugüne dek hem vaazlarında, hem yazılarında en çok işlediği temalardan birisi. Sahabe ve tabiin dönemi örneklerini, kul hakkını gözyaşları ile anlatan, ötelerde vereceği hesaptan ötürü tir tir titreyen bir insanın işlemediği bir suçtan ötürü hesap vermekten korktuğu söylenebilir mi?

Şeffafiyetle ilgili the Economist’e 18 Ağustos 2020 yılında verdiği röportajda “Grubun şeffaf olmadığına ilişkin eleştiriler Türkiye gerçeklerinden kopuk olarak yapılmaktadır. Türkiye’de devletin “makbul vatandaş” tanımı dışında farklı aidiyetleri olan hemen herkes kendisini gizlemek zorunda hissetmektedir.” Ayrıca en ağır darbeyi yine Hizmet Hareketi’nin şeffafiyetinden ötürü aldığını söyler. “Zaten 15 Temmuz darbe girişiminin sabahında önce 20 bin öğretmen ardından toplamda 50 bin öğretmenin “öğretmenlik lisansları” iptal edilmiştir. Şeffaflık, Türkiye coğrafyasında ağır bir fatura olarak bu kişilere dönmüştür.”

Özellikle ortak akıla verilen önem, sorgulayıcı akıl İslam’ın en bariz vasıflarından birisidir. Hele aklın ipotek edilmesi ve aklını kullanma yetisini kaybetme ithamı hem İslam’a, hem Hizmet Hareketini oluşturan düşünce ve referanslara hem de dünyanın dört bir yanında olan farklı inanç, meşrep, ırktan insanların aklı ile alay etmek değil midir?  Bu konuda da Biat Kültürü yazısına bakılabilir. Ayrıca Hizmet’e gönül veren bir fert bana baskı ile şöyle birşey iradem harici yaptırıldı deme hakkına sahiptir ve kendini savunma yolları açıktır. Hele çoğunluğu demokratik ülkelerde olan iltica etmiş insanlara böyle bir baskı söz konusu olabilir mi?

Bütün olanların sebebini kimse kader böyleymiş deyip geçiştirme kolaylığına kaçamaz tabii ki ama gerçek failler konuştuğunda ortaya çıkacak 15 Temmuz hadisesinin baş sorumluları kabul edilen siyasilerin, asker ve istihbaratın başındakiler konuşmadan, öncesinde neler yaşandığı açıklığa kavuşmadan söylenecek sözler ahkam kesmekten öteye geçmez. Uluslararası kamuoyundan aklı başında hiç bir kurum Gülen Hareketi’ni direk 15 Temmuz girişiminden sorumlu tutmuyorken, delilsiz, mesnetsiz sadece önde diye birilerine fatura kesmek doğru bir mantık mı? Sorgulayıcı akıl nerede? Eğer bir tuzak varsa, tuzak kuranlar varsa, 15 Temmuz’dan kimler sorumlu ise kimler 15 Temmuz’a sebep oldu ise hukuk önünde cezası verilsin, ötelerde hesabı sorulsun. Muhtemelen kendi tanıdığım arkadaşlarım ve Hizmet’e gönül veren insanların ekseriyeti bu şekilde düşünüyordur sanırım. Bu sebeple demokratik ülkelerde adalet arayışı yürüyüşleri, sembolik mahkemelerdeki yargılamalar, Avrupa Birliği ve Konseyi nezdinde yapılan hak ihlalleri yazışmaları, basın ve sosyal medya ile yapılan hak arayışları, masum ve mağdurların sesi olma gayretleri, çıkan yazılar, basılan kitaplar, farklı ülkelerdeki onlarca farklı eylem hep bu hedefe matuf çalışmalardır. Ve kimse buna engel olmuyor, özgürlüğün de hakkı bu olsa gerek.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu