Üzülme Kızım… | İSMET MACİT

Yazar İsmet Macit

Menfaatleri için yapmayacakları kötülük, irtikap etmeyecekleri zulüm olmayan insan müsveddeleri; tiranlıklarını kötülük, hukuksuzluk, yolsuzluk üzerine kurarlar ve sistemlerini sarsacak her şeyden, herkesten korkarlar. Gücü elinde tutuyorlarsa hele bir ülke yönetiyorlarsa o devletin tüm organlarını masum insanlara musallat ederler.

İslam’ın başladığı yıllarda Mekke’yi yöneten elitler de hakkın galip gelerek, menfaat şebekelerini yıkılacağını anladıklarında; inananları yıldırmak, dinlerinden döndürmek için bir zulüm fırtınası estirmeye başladılar. İşkenceler, hapisler, tecritler, tehditler, boykotlarla batıl sistemlerini ayakta tutma gayretine girdiler.

Allah Rasulü (sav) ise bir taraftan gelen vahiyler ve sünnetiyle ilmek ilmek İslam dantelasını örüyor diğer taraftan yapılan zulümlere İslam’ın ruhuna uygun karşılık verecek şekilde bir dizi tedbirler alıyordu. Bu kutsal emaneti taşırken yürüyecekleri yolun ‘güzergah emniyetini’ temin ediyor, esbaba tevessül adına o yörenin ve zamanın şartlarına uygun stratejiler geliştiriyordu.

Sahabelerinden bir kısmına Habeşistan’a hicret etmelerini söylüyor, bunu ince detaylarına kadar organize ediyordu. Diğer taraftan Müslüman olduğundan dolayı sahipleri tarafından işkence gören sahabelerinin zengin Müslümanlar tarafından satın alınıp hürriyetlerine kavuşması için onları teşvik ediyor, ihtiyaç sahiplerine muavenet için elinden gelen gayreti gösteriyordu.

Efendimizin (sav) çile döneminde yaptığı temel gayretlerden biri de zulmün duyurulması ve zulmü yapanlar üzerinde bir baskı oluşturma çabası idi. Zulmün hız kesmesi ve durdurulası adına başta Mekke yakınındakiler olmak üzere çevre kabileleri ziyaret ediyor ve onların sosyal ve siyasi gücünden istifade adına desteklerini istiyordu.

O yıllarda Arap kültürü ve toplum yaşantısında ilişkileri belirleyen, bireylerin yaşantısına tesir eden, sosyal yaşamı dizayn eden en temel unsur asabiyet yani kabilecilik anlayışı idi. Şahısların herhangi bir kabileye mensup olmadan, eğer kabilesi yoksa himayesine girmeden, ittifak anlaşması olmadan yaşama şansları neredeyse yoktu.

İslam’ın ilk ortaya çıktığı günlerde başta Mahzumoğulları’ndan Ebu Cehil olmak üzere Mekke yöneticilerinin sert muhalefetinin temel sebeplerinden biri de işte bu kabilecilik anlayışı idi. Efendimizin (sav) başta Taif yolculuğu olmak üzere kabileleri ziyaret edip onlarla görüşmesinin nedenlerinin başında onlarla sağlayacağı ‘kitlesel destek’ olduğu tespiti yapılabilir.

O günkü sosyo-politik ortamda Müslümanlara zulmeden Kureyş kabilelerinin önüne geçecek bir strateji şekliydi bu. Efendimizin (sav) diğer kabilelerin desteğini almadan mücadelesine devam etmesi mümkün görünmüyordu. Bu hususta o devrin siyasi şartları içerisinde yeni ortaya çıkmış ve din oligarkları, güç odaklarını başta Kureyş kabilelerini ciddi şekilde rahatsız etmişti.

Müslümanlara zulmeden Kureyş kabilelerini bu hususta zorlayacak olan temel strateji bu idi. Habeşistan örneğinde olduğu gibi sahabe oraya göçüp ‘halkına zulmetmeyen ve adil bir hükümdar tarafından yönetilen’ ülkenin himayesine girince dinlerini daha rahat yaşama ve anlatma imkanı bulmuşlardı. Zira bu ülke insanca yaşamaya çok müsait idi.

Mekke yönetimi Müslümanlara Necaşi’nin sahip çıkmasında son derece rahatsız olmuştu zira yeni ortaya çıkan bir dini resmen tanıyan, muhafaza eden ilk devlet Habeşistan ilk yönetici ise Necaşi olmuştu. Ve bir devleti karşılarına alamazlardı. Bu Efendimizin (sav) dünya konjonktürünü ve siyasi dengeleri çok iyi bildiğinin ve ferasetinin delilidir.

Mekke yönetimi bir müttefikini kaybetmenin öfkesi ile boykot kararı almıştı. Boykot yıllarında daha çok Müslümanların dertleri ile uğraşan Efendimiz (sav) boykotun bittiği sene iki destekçisini kaybetmiş Mekke tiranlarının baskıyı artırması sonucu Taife giderek oradan destek istemişti…

Habeşistan hicretlerinden sonra artan zulme set olur düşüncesiyle Efendimiz (sav) Arap kabilelerini ziyaret ederek kendisine destek vermelerini istedi. Gerek yaşadıkları yerlere giderek gerekse de Zu’lmecaz, Ukaz ve Mecenne gibi panayırlara giderek kendisine destek vermelerini istedi. Neredeyse tamamından beklediği desteği bulamadı. Ama asla ümidini yitirmedi ye’se düşmedi hak ve hakikati anlatmaktan vazgeçmedi.

Müşriku’l Ezdi diyor ki:

“Babamla hac yaptığım sene bir kısım insanların toplanıp bir adama işkence ettiklerini gördüm. İnsanlardan kimi O’nun yüzüne tükürüyor kimi başına toprak saçıyor kimisi de sövüp sayıyordu. Babama kim bu işkenceye maruz kalan zat diye sordum. O da “atalarının dinini terk eden la ilahe illallah diyen kurtulur diyen Muhammed’dir (sav)” dedi. Bu işkenceler gün boyu devam etti. Daha sonra bir kız çocuğu elinde su dolu bir kapla geldi, ağlıyordu. Allah Resulü (sav) bu kaptan içti, elini yüzünü yıkadı. “Kızcağızım; Baban hakkında tuzağa düşürülüp öldürülecek, zillete uğrayacak diye korkma. Allah babanı ve davasını zayi etmeyecek.”

Öyle de oldu.. Çekilen hiçbir çile, strateji geliştirmek için gösterilen hiçbir gayret israf olmadı. Mekke granitlerine düşen tohumlar Medine toprağında başağa yürüdü. Dün Allah Rasulüne (sav) destek vermeyen ve ona eziyet eden kabileler birer aysberg gibi rahmet güneşiyle eriyip o nurdan okyanusa döküldüler.

Onun (sav) yolunu takip edenler aynı çilelere maruz kaldıklarında O’nun (sav) sünnetine uygun hareket ettiklerinde er geç muvaffak olmuş ve olacaklardır…

Ne mutlu her türlü zulme rağmen hak yoluna ömrünü vakfedip sabırla koşturanlara..

Ne mutlu şu zulümleri dünyaya duyurup bir an evvel hukukun gelmesi, adaletin yeniden dirilmesi için gayret gösterenlere…

Diğer Yazılar

“Aç açabildiğin kadar sineni ummanlar gibi olsun. Kalmasın alaka duymadığın ve el uzatmadığın bir mahzun gönül”

 

M.Fethullah Gülen

Bu Sesi Herkes Duysun Diyorsanız

Destek Olun, Hizmet Olsun!

PATREON üzerinden sitemize bağışta bulanabilirsiniz.

© Telif Hakkı 2023, Tüm Hakları Saklıdır  |  @hizmetten.com 

Hizmet'e Dair Ne Varsa...