İslam inanışında ibadetlerin şekli, yapılışı, hikmetleri ile ilgili neredeyse tüm sorumluluklar taabbudidir yani Allah (cc) emrettiği için yapılır. Neden namaz kılarız, neden oruç tutarız, neden hacca gideriz; namazda neden eğiliriz, yüzümüzü neden yere koyarız… hacda şeytan taşlarken neden taştan inşa edilmiş 24 metrelik duvara taş atarız…? Misaller çoğaltılabilir..
Elbette yapılan ibadetlerin maddi manevi faydası vardır, hikmetleri saymakla bitmez ancak tüm bunlar olmasa bile sırf Allah emrettiği için yapılır ve bu ibadetler dinin asli kaynaklarının biz tarif ettiği şekliyle ifa edilir.
Kurban ibadeti de böyledir. Kurban hicretin ikinci yılında vacip kılınmış ve Efendimiz (sav) 9 yıl kurbanını kesmiştir. En son sene ise Veda Haccı’nda 100 deve kurban etmiş ve bunlardan 63 adedini bizzat kendi eliyle kesmiştir.
Kurban Deyince Akla Gelenler
- Bitmedik, Bitiremeyecekler
Kurbanın vacip olduğu ile ilgili hükmü Hanefiler Kevser suresindeki emirden çıkarırlar ve kurban imkanı olan Müslüman için vaciptir derler.
“Şüphesiz biz sana Kevser’i verdik. O Halde, Rabbin için namaz kıl, kurban kes. Doğrusu sana buğzeden, soyu kesik olanın ta kendisidir.” (Kevser Suresi)
Ebter kelimesini müşrikler bunu kendi aralarında, Efendimizi (sav) kastederek kullanırlardı. Kendi aralarında bir lakap ve parola olarak kullandıkları bu kelime, mucizevi surette yüzlerine vurulmuş oldu. Böylece Allah Teâlâ, bu ayet-i kerîmenin muhatabı durumundaki As bin Vâil’in ve diğer müşriklerin “dünya-ahiret hayırlarının hepsinden nasibinin kesildiğini” haber vermiştir.
Allah (cc) bu ayetlerle müjde verip Allah Rasulünün (sav) maddi manevi neslinin devam edeceği müjdesini vererek şükür namaz kılıp kurban kesmesini istiyor.
Belki bugünde Hizmet bitti (nesebi kesildi devam etmez) diyenlere en güzel cevap, kurbanda yeryüzü ölçeğinde bayramlaşarak (kurbanlarımızı göndererek) verilebilir. Kötülük imparatorluğunun iyilikten başka derdi olmayan bir topluluğu bitiremeyeceğini hak adına organize olarak haykırmalı.
Allah’ım Ben Bu İbadetimi Senin İçin Yaptım
Aslında bütün ibadet ü taatlerde Allah’a kurbeti hedefleme, “Allah’ım, ben bu ibadetimi Senin için yaptım” deme ve bunu içten içe duyma esas olmalıdır. İnsan, hayatını âdeta bu düşünceye kilitli olarak götürmelidir. Bu açıdan kurban ibadetini eda ederken de kasdü’l-kalb olarak tarif ettiğimiz niyeti çok sağlam tutmak gerekir. İnsan, “Allah’ım, Sen hayvan boğazlamamı istedin, ben de bu emri yerine getiriyorum. Eğer kendimi boğazlamamı emretseydin ben seve seve bu emri de tatbik ederdim. Eğer dinimi, namusumu, nefsimi, malımı veya ülkemi müdafaa adına bir cephe teşkil etmek icap ediyorsa ben ona da amade ve teşneyim.” diyecek kadar samimî olmalıdır. Yani insan canın yongası olan malını verirken aynı zamanda verebileceği şeyleri de hatırlamalı ve emre amade olduğunu göstermelidir. Nitekim Hazreti İbrahim ve İsmail’in durumu anlatılırken “İkisi de Hakk’a inkıyat edip teslim olunca O, kurban etmek üzere oğlunu yere serdi.”(Saffat-103) buyrularak, onların ubûdiyetteki sırrı ve emre itaatteki inceliği kavradıklarına ve ona göre bir tavır aldıklarına işaret edilmiştir.[1]
- Kurban Ahirette Binek
İşte kurban mevsiminde de, Müslümanlar lâakal bir kurbanla hiss-i semahatlerini ortaya koyacak, gönülleri fethedecek ve kestikleri kurbanların etlerinden tatmayanlara tattıracaklardır. Bir hadis-i şerifte ifade edildiği gibi, Cenâb-ı Hak da kesilen kurbanları sahipleri için öbür tarafta en çok ihtiyaç duyacakları yerde bir binek yapacaktır. (Deylemî, el-Müsned) Bu durum karşısında insan orada bir taraftan takdir duyguları, diğer taraftan da taaccüp hisleriyle “Acaba şu kurbanlardan hangisine binsem?” diyecektir.
- Kurbandan Bize Kalan
Efendimizin (sav) evinde kesilip dağıtılan kurban asıl kazananın karşılıksız dağıtanlar olduğunu ne güzel anlatır: “Bir gün kurban kesmişler ve Hz Ayşe’de bu kurbanın hemen hepsini başkalarına dağıtmış, elinde sadece kürek kemiği kalmıştı. Hz. Peygamber, eve gelince Hz. Âişe annemize: “Kurbanı ne yaptın; ondan geriye ne kaldı?” diye sordu. O da şöyle cevap verdi: “Hepsini dağıttım; bize sadece kürek kemiği kaldı. ” Efendimiz (sav) Hz. Ayşe’nin bu cevabına şöyle karşılık verdi: “Hayır, ey Âişe! Bilakis onun, kürek kemiği dışında hepsi bize kalmış.”
- Kırın İçinizdeki Mal Putunu
Kurbanını veren mal sevgisi ile yaptığı mücadeleyi kazanıp “Rabbim dilerse bu yolda tüm servetimi de veririm” inşirahına kavuşurken gönlünde taht kurma riski olan dünya putunu kırmış oluyor. Böylece Hz İbrahimvâri (as) bir teslimiyetle her kurbanla Rabbine bir adım daha yaklaşmış oluyor.
Üstad Hazretleri Kuran’ı Kerim’de en uzun Sureye “Bakara” ismi verilmesini ve İsrailoğullarının bir “ineği” kurban etmelerinin neden bu kadar ayrıntılı anlatıldığı sorusuna “onların içindeki sanemperestliğin (putperestlik) kırılması” cevabını vermiştir. O dönem İsrailoğulları ineği kutsal kabul ediyor ve hayvana tazimde bulunuyorlardı. Bu asırda ise nefsimizi esareti altına alan “dünya ve mal sevgisini” virüsünden sadaka, zekat ve kurban gibi ibadetlerle korunabiliriz.
Mevdudi’nin dediği gibi “bir Hintlinin Müslüman olması için kelime-i şahadetin yanında bir ineği kendi eli ile kurban etmesi gerekir ki yıllarca taptığı putu böylece parçalasın. Evet Kurban kesretten vahdete giden yoldur.
- Ümmetimden Kurban Kesemeyenler İçin
Kurban vacip bir ibadet. Maddi durumu iyi olan mümin üzerine vecibe. İmkanı olanlar başta Avrupa olmak üzere kesim şartlarının ağırlığından dolayı kurbanlarını Dünya’nın dört bir tarafında maddi imkanları olmayan ülkelerde kestiriyorlar.
Giden kurbanlar ise sadece birkaç kilo et olmaktan çıkıp ulaştığı yerlerde gönül köprüleri inşa ediyor. Adeta her bir kurban ulaştığı coğrafyada “ey insan kardeşim binlerce kilometre ötelerden inleyen soluklarınızı kalbimizde hissediyoruz” mesajına dönüşüyor.
Kurban bir ibadet ucuz yoldan halletme yerine gücümüz ne kadarına yetiyorsa o kadar çok kurban kesmek Efendimiz (sav) bu husustaki ayrı bir sünneti zira O (sav) Veda Haccında 100 deve (700 hisse) kurban etmişti. Bunlardan 63 deveyi bizzat kendi eliyle, 37 deveyi ise Hz Ali (ra) kurban etmişti. Efendimiz (sav) bazı kurbanları keserken “ümmetimden kurban kesmeyenlerin niyetine” demişti.
Gelin biz de tüm dünyaya bayram sevinci yaşatma adına kurban organizasyonu yapan kurum ve kuruluşlara destek olalım. Verdiğimiz kurbanlarla insan kardeşlerimize bayram sevinci yaşatalım.
- Söndürmeyin Gönül Işıklarınızı
Konya Ovası’ndaki ücra bir kasabada bir eve misafir olan Saffet Solak hocanın anlattıkları vicdan medeniyetinin temel taşlarıdır adeta. Hoca eski bir evde misafirdir, yorgundur, uykusuzdur.
Göz kapakları ikide bir kapanınca sorar:
“Hacı anne sizin buralarda kaçta yatılır?”
“Oğlum! Biz tren geçince yatarız”
“İyi de bir yakınınız mı gelecek?”
“Hayır”
“O vakit niye trenin gelişini bekliyorsunuz?”
Yıllar geçse de Hoca, o nur yüzlü Anadolu anasının cevabını hiç unutamaz.
“Oğlum, sen de görüyorsun ki evimiz kasabanın biraz dışındadır, gece trenden inen yolculardan yolunu şaşıran biri olursa yanan bir ışığa ihtiyacı olur. Onun için biz her gece tren geçinceye kadar BEKLERİZ..”
Evet söndürmedi Hizmet insanı gönül ışıklarını söndürmeyecek.. ve inşallah kıyamete kadar ihtiyaç sahipleri gönül lambaları gece gündüz yanan bu insanlık ve iyilik kahramanlarının kapılarını çalmaya devam edecek!
[1] https://fgulen.com/tr/eserleri/kursu-akademi-yazilari/2014-kursuleri/hakka-kurbetin-vesilesi-kurban
