Yazarlar

Turgut Özal’ın Gücü | Hüseyin Odabaşı

 

  1. asrın başında en etkili kelime hürriyetti.

Namık Kemal’lerin Rıza Tevfikler’in Şinasi’lerin Mustafa Fazıl Paşalar’ın dilinden düşürmedikleri kelimeydi hürriyet. Bu Jön Türkler “hürriyet isteriz” diye yazdılar, gazeteler çıkardılar, efkar-ı ammede bir vaveyla gibi çığlık olup afaka-ı âlemi çınlattılar. Çünkü karşılarında görünür, elle tutulur bir bir “istibdat” vardı ve baskı vardı. II. Abdülhamit’in baskısı vardı. Bazı haklı gerekçelrle de olsa II. Abdülhamit meşveretin kalbi hükmündeki parlemontonun etki ve tesirini sıfıra indirdi ve devletin her mekanizmasına Yıldız Sarayı’ndan hükmetmeye başladı.

“Hürriyet” diye diye Şarkın En Sevgili sultanını alaşağı ettiler. Derken İttihat ve Terakki partisi devlet yönetmini ele aldı. Fakat bu parti hürriyet diye diye ve istibdadı yok edecez vaidleriyle iş başına gelmesine rağmen zamanla daha müstebid, daha zorba ve baskıcı bir hal aldı. II. Abdülhamit dönemini aratır oldu. Rıza Tevfik bunun üzerine şiir bile yazdı. “Dîvâne sen değil, meğer bizmişiz,
Bir çürük ipliğe hülyâ dizmişiz.
Sade deli değil, edepsizmişiz.
Tükürdük atalar kıblegâhına.” diye.

Neticede anladık ki İttihat ve Tarakki Partisi ve Jön Türkler hürriyeti zatıyla değil araç olması hasebiyle istemişler. Su- istimal (korist) etmek için istemişler. Her idareci zorba gibi istasyona gelince terkedilecek, inilmesi gereken bir otobüs gibi görmüşler hürriyeti, anayasayı. Birilerinin de demokrasiyi bu gün öyle gördükleri gibi.

  1. Abdülhamid’i istibdadından dolayı tenkit eden sadece Jön Türkler değildi. Bediüzzaman da bu istibdad ve baskının yanlış olduğunu düşünüyordu. Çünkü haklı gerekçelerle de olsa Abdülhamid’in oluşturduğu bu baskı, karşı tarafın bu durumu su-istimal edip muhalefetin kemikleşmesine sebep oldu.

Dahası bu istibdat(baskı) toplumların terakki dinamosu olan “hür düşünceyi” öldürdü. Hiçbir zaman bir devletin veya idarenin veya bir cemaatin endişelerinden kaynaklanan güvenlik tedbirleri fikir hürriyetini ortadan kaldıracak seviyede olmamalıydı. Bu durum kaza yapmasın diye bir arabayı trafikten men edip parkta çürümeye terketmekten farksızdı.

Neticede II.Abdülhamit döneminde hafiyecilikle güvenlik neredeyse zirve yaptı fakat çağı yakalamada motor hükmündeki fertlerin “hür düşüncesiyle” meydana gelen katkısı ortadan kaybolduğundan sistem(Osmanlı) 30 sene içinde durdu ve çöktü.

Giden “hür düşünceden” sonra sırasıyla Sultan gitti, devlet gitti ve din gitti..

 

Şiddet şiddeti doğurur

Dinimiz bu denli bir vicdan hürriyeti istemesine rağmen bu günkü İslam alemindeki idare sistemlerinde, eğitim ve ticaret mantıklarında tam tersine istibdad ve baskıcı bir ruh hakimdir. Ve ne acıdır ki bu dayatma ve baskıcı tutumu dinimiz istiyormuş gibi hemen pek çok müslümanda büyük bir kabullenme vardır. İnsanlar kahvehanelerde, sohpetlerde konuşurken; “Böyle olmaz vuracaksın, asacaksın kardeşim, dozer gibi ağırlığını koyacaksın” cümlelerinin ne kadar da çok zikredildiğini duymuyor musunuz? Halbuki Proudhon(1809, 1856) diyor ki; “Şiddet şiddeti doğurur.” bitti. Bu sebepten dolayıdır ki pek çok meselesini şiddete ve kaba kuvvete baş vurarak halletmeye çalışan Müslümanlar maalesef,  hiçbir  problemini kalıcı olarak çözemediler.

Bu gün Ortadoğuda şiddet bataklığından beslenen müslüman görünümlü terör örgütlerinin İslam dünyasına  bir faydaları olmadı. Müslümanların sorunlarına çözüm üretemediler.

Bir yarım asır Türkiye devleti kürtlerin sorunlarını baskı ve şiddetle halletmek istedi fakat başarılı olamadı.

Kıbrısta müdahalede haklı da olsak baş vurduğumuz askeri tedbirlerden dolayı hala başımız ağrıyor.

Ortadoğu bataklığının oluşumunda maalesef büyük devletlerin hür düşünceyi askıya alan askeri müdahaleleri ve şiddete dayalı tedbirlerini de unutmamak gerekir.

Bu asrın başında durmuş hür düşünceyi temsil eden Bediüzzaman Hazretleri söyleyeceğini söylemiş: “Medenilere galebe ikna iledir, icbar ile değildir.”

 

Hür Düşünce nedir, Ne değildir?

Bi keren hür düşüncenin olabilmesi için her türlü düşüncenin var olması, hakkı hayat tanınması ve saygı gösterilmesi gerekir.

Bağnazlıktan uzak “ilim Çin’de de olsa alınmalıdır” prensibi esas olmalıdır.

Fakat özgün düşünce asla bir yok etme, inkar tavrı ve zara verme düşüncesi, yıkma ameleyesi değildir.

Hür düşüncenin ana eksenini “salihat” oluşturur. Hür düşüncenin sahibi dimağlar aynı zamanda birer salihat kahramanıdırlar.

Hür düşünce çağın zamanın sorunlarını özgün bir şekilde ele alabilme, yetersizliği görme ve herkesiz tıkır tıkır işlediğini sandığı konularda dahi çözüm üretebilme yetisidir.

Mürekkep nizamlar kurup derin tahlil isteyen konuları ancak hür dimağlar çözebilirler. Beyni donduran hayatı paradigmaların cenderesine alan taasubun tek panzehiri vardır o da düşüncede hürriyetin temin edilmesidir.

Hürriyet sadece devletin altı ilkesinden biri değildir. Bin bir vesayet grupları karşısında müslümanlar olarak hür irademizi onurumuzla beraber kaybetmemek de gerekir.

Fakat hürriyet hiçbir zaman olur olmadık her konuda dostlarımız ve kardeşlerimiz hakkında dedi kodu  ve gıybet yapmak da değildir.

“Bir camianın fertleri, bir davanın hadimleri ve uzuvları birbirini tenkid illetine tutulup da tedavi edilmezse, o camiadan bir hayr beklenmemeli.”(Ahmet Özer, Zübeyr Gündüzalp, sf; 271)

 

Dinde Hürriyet

Diğer taraftan ne sebeple olursa olsun baskıcı rejimlerde hür düşünce inkişaf edemezdi. İlmin de tekniğin de manevî terakkinin de temel şartıydı hürriyet. Allah Kuran-ı Kerim’inde buyuroyor ki: “lâ ikrâhe fiddîn.”Dinde zorlama yoktur.”(Bakara, 256) Bu sözü mefhum-u muhalifiyle anlamaya çalışırsak dinde zorlama olmadığına göre dinde hürriyet vardır, seçme serbestisi vardır. Allah’ın serbes bıraktığı mesele, şahıs ve hususları baskı yaparak daraltmaya çalışmak en hafif ifadesiyle şirktir, Allah’ın işine karışmak ve dini tahrif etmektir

Cüz’i irade

Nur ekolunun temelinde çoğu müslüman cemaatlerinin aksine “hürriyet” vardır. Bediüzzaman; “En ziyade muhtaç olduğum ve hayatımda en esaslı düstur olan, hürriyetimdir.” (Emirdağ Lâhikası, mektup no: 6, s. 50) der. Çünkü din aliminin böyle demesi dinin temelinde hürriyetin yani cüz -i irade’nin olmasından kaynaklanır. Halbuki normal piyasa müslümanlarının mantığına göre; din alimi olan birinin “hayatımda en esaslı düsturum hürriyettir değil en önemli prensibim dinimin kurallarıdır” demesi gerekirdi. Fakat unutmamak gerekir ki hürriyet dinimizin de temelidir. Hürriyet manasına gelen cüz- i irade sadece insanda olduğundan insanoğlu dinle mükellef kılınmıştır. Kulluk sorumluluğunu üstlenen insanoğluna verilen yetkidir cüz i irade, seçme serbestliği. Dolaysıyla insanların cüz -i irade’lerini selbetmek, baskı altına alarak ortadan kaldırmak caiz değildir. Durumuna göre büyük günahtır. Çünkü cüz- i iradenin kaldırılmasi için baskı yapılmasına zülm diyoruz. Bir insanın İslamla müşerref olabilmesinin en temel şartı “akıl” değil midir aziz dostlar! Aklın ana işlevi de hürriyet yani serbest düşünme, yani tercih serbestliğidir. Kendi tercihlerini yapamayan dayatma ile hareket edilen bir ortamda, şahısta ve halkta aklın seçme mekanizması devre dışı bırakılmış demektir.

Bu bağlamda hürriyetimize sahip çıkmak aklımıza sahip çıkmak demektir. Hürriyetimize sahip çıkmak, dinimize dindarlığımıza sahip çıkmak demektir. Dahası insanı Allah serbest bırakmış olduğundan hürriyetimize sahip çıkmak insanlığımıza sahip çıkmak demektir. Allah bizi ne mecburen sevap işlemek zorunda olan melekleri gibi yaratmış ne de mecburen yaratılış programının dışına çıkamayarak öğrenme ve tereakki şansı olmayan hayvanlar gibi yaratmamıştır. İstibdad ve baskı velev ki hayır düşüncesiyle dahi olsa seçme hürriyetine zarar verdiğinden dolayı hem kulluk düşüncesine hem de yaratılış manasına terstir, zıddır.

Rivayet olunur ki 60 yıllardan sonra Zübeyr abiye diğer nurcular; “Hangi partiye oy verelim daha iyi olur. Dindar partiler var onlara oy verelim mi mesela” derler.

O da; “Kardeşler! Seçeçeğimiz insanların illa da dindar olmasına gerek yoktur. Çünkü, biz Diyanet işleri reisi seçmiyoruz. Hürriyetimizi kim temin ederse biz oyumuzu onlara veririrz.”

Çünkü Devletlerin ve milletlerin güçlenerek ilerlemesi de vicdan, fikir ve teşebbüs hürriyetine sahip olmalarıyla alakalıdır. ABD başkanı Obama başkanlık görevini bırakırken tarihi konuşmasında şöyle demişti: “Halkların hürriyetinden ve serbest düşünceden korkmayın. Demokratik düşüncelerini koruyarak fikir hürriyetine sahip bir topluluk güçlüdür. Fikir hürriyetine sahip olursak hiç bir düşman Amerika’yı yenemez. Çin’den ve Rusya’dan korkmamıza gerek yok.” Aşağı yukarı sözleri böyleydi.

93 yılında vefat eden Rahmetli Cumhurbaşkanımız Turgut Özal da hayatının son zamanlarında bu gerçeği şöyle ifade etmişti: “On senede çok şey değişti bu memlekette. Yol, su elektrik ve ulaşımda devrim niteliğinde şeyler oldu. Fakat bunlar çok önemli değil. Daha önemli bir şey oldu on yılda. Farklı fikirleri tartışma atmosferi oluştu. Farklı fikir sahibi insanlar, klikler ve partiler bir araya gelip fikirlerini tartışıyor olması, herkesin kendi fikrini rahatça ifade edebiliyor olması bir devrimdir Türkiye için. Fikirlerin serbestçe tartışılabildiği toplumlar güçlü olur, kuvvetli olur.”(İlgili video, yorumlu)

Rahmetli Turgut Özal’ın günümüze değin devam eden etkisini bu hür düşüncenin kendi içinde barındırdığı gücünde aramak gerekir. Çünkü hür düşünce bir güçtür.

Rahmetli Mehmet Ali Birand da Fethullah Gülen Hocaefendi’yi anlatırken;  “Fethullah Hoca diyor ki gel kardeşim karşılıklı konuşalım. Sen kendi fikrini söyle ben de kendi fikrimi söyleyeyim. Beğenmeyebilirsin zararı yok. Fakat düşüncelerimizi rahatça birbirimize anlatabilelim, ifade edebilelim.”(İlgli video, yorumlu)

Son oyuz sene içeresinde hizmetimizin bütün dünyaya açılabilmesini, Hocamızın hür düşüncelerinden kaynaklanan gücüne bağlamak gerekir.

Dolayısıyla hür düşüncenin hakiki bir güç olduğunu her aklı başında olan insan bilir.

Velhasıl; fikirlerin sebest bir şekilde ifade edilebilmesi toplumları ve milletleri ayağa kalıdıran yegane kuvvettir.

 

Not: Bu yazı yazarımızın daha önce Zaman gazetesinde yayınlanan yazısından alınmıştır.

 

Hizmetten | Hüseyin Odabaşı              

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu