Yazarlar

Tesellî bahşeden mânevî ikramlar | Abdullah Aymaz

1980  Darbesi sonrası, Muhammed Fethullah Gülen Hocaefendi aleyhine iftira ve hücumların duvarlara yansıdığı günlerden bir gün İzmir’de Bozyaka Yurdunda bir görüşmemiz vardı. Maalesef o günlerde mutlaka yapmamız gereken bir meseledeki ihmalimizden dolayı, işin ciddiyetini anlatmak ve bizlere bir ders vermek için M. Fethullah  Gülen Hocaefendi ceketini, çantasını  aldı, “Ben gidiyorum diyerek”  yürüdü.  Mehmet Ali Hocamız bundan sonra olanları hatıralarında şöyle anlatıyor: “Bütün gücümüzle rica etmemize rağmen mânî olamadık. Bazı ağabeyler baygınlık geçirdiler, çok üzüldüler. Hatay Caddesine doğru anayolda yürüyordu. O zaman, gece sokağa çıkma yasağı olduğu için Hocaefendi’yi yakalar götürürler endişesiyle yalnız kalmasın, ben de arkadaş olayım diye peşine takıldım. Meğer oradaki herkes aynı şeyi düşünmüş arkanıza takılmış geliyorlar. Tam üç yol kavşağına varırken, Hocaefendiye ‘Allah aşkına arkana bir bak!’ dedim. Durumu fark edince, çekindi ve hemen peşimizden gelen arkadaşı arabaya bindik kimse görmeden tekrar yurda geri döndük.
“Sabah ezanlarına az bir zaman kalmıştı, Hocaefendi odasına girdi…  Ben de şu anda mütevazi küçük bir müze durumunda olan yere girdim bir taraftan mahzun, bir taraftan sevinçliydik. Çünkü Hocaefendi fevkalade gerilim içinde hüzünlüydü; onun için üzüntülü idik. Sokaktan kimse görmeden geriye döndüğümüz içinde sevinçli idik. Başımı divana koyduğum bir anda dalmışım. Bu arada bir rüya gördüm.
“Rüyamda beş on adet aynı davaya gönül vermiş kader arkadaşımla beraber Bursa Ulucami’nin çarşıya açılan yan kapısından içeriye girmek için zorlanıyorduk. Bu ara Hocaefendi fevkalâde bir heyecan içerisinde vaaz-u nasihatte bulunuyordu ve cami çok doluydu. Gözümüzle bir boşluk ararken, yönü cemaate dönük olan Üstad Hazretleri ile göz göze geldik. Bir de yanında bazı büyük zatlar vardı. Eliyle pencere kenarını işaret ederek bizi davet etti. Tek sıra olup Hocaefendinin arkasından Üstadımızın yanına sıra olup oturduk. Eliyle, başımdan kuyruk sokumuma kadar sıvazladı.
“Öyle anlaşılıyor ki, Üstad Hazretleri de  Hocaefendi konuşurken gelmiş. Çünkü konuşmayı bitirir bitirmez Hocaefendi Üstadımızın ayaklarına kapandı ve, Efendim, huzurunuzda sû-i edepte bulundum… Zât-ı Âliniz varken ben konuşmamalıydım. Üstad Hazretleri de tutup kaldırdı… Sarılıp alnından öptü… -Evladım şu anda konuşma sırası sende. Çünkü hizmeti temsil nöbeti sende olduğu için seni dinlemek üzere buradayız.’ buyurdular. Rüyanın tam bu anında minarelerden sabah ezanları, Allahü Ekber-Allahü Ekber diye inlerken uyandım.
“Namazları kıldıktan sonra, güneş doğmak üzereyken arkadaşlarımız kahvaltı hazırlığı yaptılar ve Bozyaka yurdunun Beşinci katında Hocaefendinin sağ tarafında oturuyordum. Bana doğru dönüp tebessüm ederek iki defa ‘Anlat’ dedi. Ben sükut edince üçüncü seferinde ‘Gördüğüm rüyayı anlat’ dedi. Halbuki ben rüyayı kimseye anlatmamıştım. Rüyayı anlatınca, Hocaefendi ‘Şimdi künefeler Mehmet Ali Hocam’dan deyince, Dr. Kudret Bey fıtratı gereği ok gibi fırladı… Kısa zamanda künefeler geldi ve arkadaşlara ikram edildi.
“Bu türlü sıkıntılı zamanlarda büyüklerinizin tesellilerine ihtiyacımız oluyordu ki, rüya yoluyla bizleri rahatlatıyorlar… Tıpkı Hz. İbrahim Aleyhisselamın evladı müstakbel peygamber Hz. İsmail Aleyhisselamı kurban etmekle vazifeli kılındığı bir anda her ikisi de Allah’ın (c.c.) emrine teslim oldular. Cenab-ı Hak da Hz. İbrahim Aleyhisselama: ‘İbrahim!  Rüyanın gereğini yerine getirdin. (Onun için oğlunu kurban etmekten seni muâf tuttuk)’  buyurarak baba oğul ikisini de teselli ettiği gibi…”
Hadis-i şerifler, bilhassa âhir zamanda müminlerin gördüklerinin müjdeleri ihtiva ettikleri ifade etmektedirler. Kur’an-ı Kerim de Yusuf ve Fetih surelerinde bu müjdeli rüyaları anlatmaktadır.
Kaynak: Abdullah Aymaz  | Samanyoluhaber

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu