,
Yazarlar

Taşın Oğlu | Mithat Tayyar

Sırtımızda taş taşıyalım, balyozla taş kıralım, ama zalimin yoluna onu destekleyecek bir kaldırım taşı bile koymayalım. Biz yapacağımız güzel hizmetlere bakalım.

İslam tarihinde, ilmiyle meşhur olan kişilerin başında şüphesiz, ibn Hacer gelir. Adı veya lakabı Hacer olan yedinci dedesine nisbetle İbn Hacer yani “Taşın oğlu” diye meşhur olmuştur.

Rivayet edildiğine göre, İbni Hacer’in dedesi çok âlim bir zattır. Mısır’da kadılık yaptığı dönemde halk tarafından çok sevilir. Mesleği gereği kendisine zaman zaman taraf tutması ve haksız hüküm vermesi için uygunsuz teklifler gelir. Kesenin ağzı açılır, paranın miktarı havalarda uçuşur. O, bu tekliflere hiçbir zaman iltifat etmez. Üç günlük dünya menfaati için, Rabbinin emri dışına çıkmayı aklının ucundan bile geçirmez.

Fakat bir gün bu teklif, devletin yüksek mercilerinden gelir. Kendisine yüksek makamlar, köşkler ve maaşlar teklif edilir. Kabul etmediği takdirde de baskılara uğrayacağına dair tehditler alınca, hiç düşünmeden makamından  istifa eder. Zalimlerin tarafında olmaktansa aç kalırım daha iyi, der.

İstifa etme sebebi etrafta kısa sürede duyulur. Bazı insanlar devlete karşı gelinemeyeceğini ve yapılan istifanın ahmakça olduğunu söyler. Hem o kadar para ve makamı elinin tersiyle itmesini safça bir hareket olarak değerlendirirler.

Kadı efendi, bir süre eski birikimleriyle hayatını devam ettirir. Çünkü devlet yetkilileri günümüzün zalimleri gibi tüm malına el koymamışlardır.  Ama zamanla elinde avucunda ne varsa biter ve geçim sıkıntısı başlar. İnsan düşmeye görsün, yakınları bile yanından bir bir uzaklaşır. Baskılardan dolayı iş bulmakta da zorlanır. Nihayet bir süre sonra, bir taş ocağında işe girer. Artık o, bir kadı değildir. Bir taş kırıcısıdır. Kalem tutmuş eller için taş kırmak hiç kolay değildir. Elleri nasır tutmaya başlar, ama olsun, o helal bir şekilde ekmeğini taştan çıkartır. O günden sonra kendisine ‘taş’ anlamına gelen ‘Hacer’ diye seslenilir. Evet artık adı Taştır ama gönlü güldür.

Yıllar sonra Allah, bu güzel kadı efendinin soyundan, İbn Hacer El-Askalani’yi verir. İbn Hacer çok zengin bir babanın oğlu olarak dünyaya gelir. Henüz dört yaşındayken babasını kaybeder.  Babası, ilim sahibi olmasını istediği için, daha küçük yaşlardayken bile onu birçok ilim meclisine götürür. Vefat edeceğini anlayınca, oğlunu birisi alim, diğeri tüccar olmak üzere iki arkadaşına emanet eder.

Arkadaşları bu emanete çok iyi sahip çıkarlar. İslami ilimlerde çok yüksek bir  dereceye ulaşan İbn Hacer, başta hadis olmak üzere, tefsir, fıkıh, edebiyat olmak üzere birçok alanda 279 eser yazmıştır. Kendisine hadiste müminlerin lideri anlamına gelen “emirul-müminin fil’hadis” denmiştir. İlim için bir çok seyahatte bulunmuş, Hac için Mekke’ye geldiğinde ise Kabe’de zemzem içerken, Zehebî derecesinde hadis hâfızı olmak için dua ettiği söylenir. Kendisi gerçekten Buhari seviyesinde bir alimdir.

Babası gibi ticaretle uğraşmış aynı zamanda, baş kadılık görevi de dahil bir çok devlet görevinde bulunmuştur.

Mütevazi bir kişiliğe sahip olan İbn Hacer az konuşur, kimseyi gücendirmemeye dikkat eder. Talebelere şefkatli davranır, isteklerini geri çevirmez. İbn Hacer memuriyetinden aldığı maaşları çeşitli hayırlara sarfeder, görevli gittiği yerlerde devlet parasıyla hazırlanan şeyleri yemez, ayrıca fakirlere yardım eder. Seyahatlerinde ve rahatsızlandığında bile teheccüd namazını kılar, her fırsatta oruç tutar.

Kader anlamında çok enteresan bir tevafuktur ki, vefatına yakın zamanlarda İbn Hacer’in derslerine, babasıyla birlikte beş yaşlarında bir çocuk gelir. Kendisi gibi küçük yaşta babasını kaybedecek olan bu çocuğun adı, Celalettin Suyuti’dir. İbn Hacer’i çok seven Suyuti’nin babası, bir kadıdır. Vefat edeceğini anlayınca, oğlunu hocasına ve bir ilim arkadaşına emanet eder.

Daha sonra ilimde çok ilerleyen Suyuti, İbn Hacer gibi döneminin en yüksek alimlerinden biri olur. Başta tefsir ve hadis olmak üzere neredeyse her alanda bir eser yazar. Celaleyn Tefsiri en meşhurudur. Yine tevafuktur, Suyuti Kabe’de zemzem içerken “Allah’ım beni tefsirde alim yap.” diye dua etmiştir.1

Bediuzzaman hazretleri, Suyuti’nin, Resuli Ekrem efendimiz ile yetmiş defa yakazaten görüşmüş bir gönül büyüğü olduğunu söyler.2

Bu iki zatı örnek vermede ki amacım şudur ki; Allah kendi davasına hizmet eden hiç kimseyi zayi etmez. Onların ömürlerini bereketlendirir. Amel defterini kapatmaz.  Cennete giden yolları onlara kolaylaştırır.3 Evlatlarına torunlarına bir şekilde sahip çıkar. Ey iman edenler! Eğer siz Allah’ın dinine yardım ederseniz, Allah da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit tutar.4 Fermanı açık bir şekilde başımızın üzerinde durmaktadır. Her ne kadar yurtiçinde veya yurtdışında binlerce kardeşimiz mağdur görünsede, Rabbim hikmeti gereği onlara, bir şekilde sahip çıkacaktır.

Zalimlere gelince, onlar görünürde istediği kadar hayır, güzel amel ve ibadet yapsınlar. Hepsi heba olup gidecektir. Allah katında bu tür insanların yaptığı ibadetler, dualar asla makbul değildir.

Bir defasında hacda ağlayarak dua eden birisini Peygamber Efendimize gösterdiklerinde, Allah resulü şöyle buyurmuşlardır: “Yediği haram, içtiği haram, giydiği haram. Böyle birisinin duasını Allah nasıl kabul eder ki?”5

Evet, sırtımızda taş taşıyalım, balyozla taş kıralım, ama zalimin yoluna onu destekleyecek bir kaldırım taşı bile koymayalım. Biz yapacağımız güzel hizmetlere bakalım.

 

Dipnotlar:

  1. TDV. Ansiklopedisi.
  2. Said Nursi, Sözler, Yirmi Yedinci Söz’ün Zeyli; Şaranî, et-Tabakatu’l-Kübra-Şamile, 1/306
  3. “Kim ilim tahsil etmek için bir yola girerse, Allah o kişiye cennetin yolunu kolaylaştırır.” Müslim, Zikr 39.
  4. Muhammed süresi 7
  5. Müslim, Zekât, 19

Etiketler
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı