Taif’in Ağıdı: Sensin Ezilmişlerin Rabbi

Yazar İsmet Macit

Yoksulun ezildiği, kadınların meta gibi satıldığı, adaletin, dürüstlüğün, iffetin, Kaf Dağı’nın ardına saklandığı, masum kız çocuklarının ‘analarının gözyaşları ile yıkanıp’ kuyulara gömüldüğü vakitlerde…

Zulmün katmerlendiği zaman diliminde insanlığın kaderine bir baht gibi doğan İslam güneşinden gözleri kamaşan müşrikler, Hz Hatice ve Ebu Tâlib’in onuncu yılda vefat etmesinden sonra adeta taarruza geçtiler. Bu yıla Müslümanlar Hüzün senesi dediler.

Organize kötülük iyiliği yok etmezse rahat etmeyecekti. Efendiler Efendisi (sav) zulmü anlatmak ve Mekke’deki zorbalara karşı koyabilecek bir siyasi güç olan Taif’ten destek almak için oraya gitti. Tarihler ilk vahiyden on yıl sonrasını gösteriyordu.

O fevkalade ciddiyeti, azmi ve karalılığı ile ümitsizliğe düşmeden, davasını anlatmak derdiyle gitmişti Taif’e. Efendimiz’in orada (sav) 11 gün kaldığını yazar siyer kaynakları. Tarihi bir fırsattır Tāif sakinleri Sakifoğulları için. Yıllar sonra Medine’nin yüzüne gülecek talih üç yıl öncesinde onlara uğrayacak ama talihsiz Taif bu fırsatı tepecek; bununla kalmayıp Mahzun Nebi’yi (sav) o günün paralı trollerine taşlattıracaklardı. O kırık kalbi, kanayan yüreği ile bitkin vaziyette şehrin dışında bir kaya gölgesinde ellerini açarak şu içli duayı yapmıştı:

SENSİN EZİLMİŞLERİN RABBİ

“Allah’ım ! 

Kuvvetimin tükendiğini Sana arzediyorum. 

Gücümün azaldığını, 

İnsanların gözünde küçük düştüğümü Sana şikayet ediyorum. 

 

Ey Merhametlilerin En Merhametlisi ! 

Sensin ezilmişlerin Rabbi ! 

Sensin benim Rabbim ! 

Beni kimlerin eline bıraktın? 

Bana gaddarlık yapan yabancıların eline mi? 

Yoksa, davamı ipotek edecek bir düşmana mı? 

 

Eğer Sen bana gücenmedinse, 

kesinlikle bunlara aldırmıyorum. 

Lakin iyiliğin beni rahatlatacaktır. 

Senin nuruna sığınırım; 

karanlıkları aydınlatan nuruna, 

dünya ve ahiretimi kurtaracak nuruna… 

 

Gelecek gazabın, bana ulaşacak öfkenden 

kaçıp kurtulacak bir sığınak arıyorum. 

Sana sığındım, yeter ki razı ol. 

Güç ve kuvvet Sendendir, 

yalnız Senden.

Kırık gönlün içli duası daha oracıkta Hz Addas diye tecelli edecekti. Efendimiz (sav) kendisine üzüm ikram eden Addas’a nereli olduğunu soracak ve Ninova’lı olduğunu öğrendiğinde “kardeşim Yunus’un memleketi” diyecekti. Addas nebisinin ismini duyunca, sen nereden biliyorsun bu ismi diyerek hayretini gizleyemeyecektir. Efendiler Efendisi (sav) “O da benim gibi nebi idi” deyince Addas oracıkta Müslüman olacaktı.

MUT’İM BİN ADÎY VE GÜNÜMÜZ MÜLTECİLERİ (MUHACİRLERİ)

Efendimiz (sav), hicretten önce davet maksadıyla gittiği Tâif’ten dönerken Nur Dağı’nın olduğu yere kadar gelmiş ancak daha fazla ilerlemeyerek Mekke’ye girmek için müşrik liderlerinden birinin himayesini al­mayı uygun görmüştü. Üç müşriğe ayrı ayrı haber göndermişti. Efendimiz’in (sav) haber gönderdiği üçüncü kişi olan Mutim b. Adîy onun himaye isteğini kabul etti ve yanına gidip kendisini Mescid-i Harâm’a getirdi. Orada bulunan müşriklere onu hi­mayesine aldığını duyurduktan sonra evi­ne kadar götürdü.

Efendimiz’in (sav) o ge­ceyi Mut’im’in evinde geçirdiği de rivayet edilir. Bu dav­ranışının müslüman olduğu şeklinde yo­rumlanmasına tepki gösteren Mut’im bun­dan sonra da iman etmedi, hatta müşrik liderlerinin Dârünnedve’de Efendimiz’i öldürme kararı aldıkları toplantıya katıldı.

Mut’im b. Adîy, Bedir Gazvesi’nden önce öldü. Ölümü dola­yısıyla bir yıl yas tutulduğuna dair rivayet Mekke halkının onu ne kadar sevdiğini göster­mektedir. Onun ölümü Medine’deki müslümanları bile üzmüştür. Nitekim şair Has­san b. Sabit, boykotun kaldırılmasındaki gayretleri ve Efendimiz’i (sav)  himayesin­den dolayı kendisi için bir mersiye söyle­miştir.

Resûl-i Ekrem de (sav) Mut’im’e karşı duyduğu minnettarlığı, Bedir esirlerinin serbest bırakılmasını sağ­lamak için Medine’ye gönderilen heyette yer alan oğlu Cübeyr’e (ra) söylediği şu sözler­le ifade etmiştir:

“Eğer Mut’im yaşasaydı ve bu esirler hakkında benimle konuşacak olsaydı onların tamamını serbest bırakır­dım.

Mut’im bin Adîy’in oğlu Mekke’nin fethinden sonra müslüman oldu. Efendimiz (sav) O’nu görünce duygulandı:

“Sen geldin keşke baban da yetişip müslüman olsaydı” dedi.

Evet bugün Türkiye’den cebri hicretle çıkıp başta Avrupa ve dünyanın değişik ülkelerine sığınan aziz misafirlere ve onlara sahip çıkan devletlere bu zaviyeden bakılabilir.

Ne mutlu HİCRET kahramanlarına, ne mutlu onlara kol kanat geren ENSAR ruhlu insanlara…

Ve ne mutlu Mut’im misal darda kalan muhacirlere sahip çıkan ÜLKELERE…

Rabbim arkadaşlarımızla birlikte tüm insanlığın acılarını bitirsin, o yönde gayret gösterenlerden eylesin!

Konu ile ilgili görüntülü sohbeti burayı tıklayarak izleyebilirsiniz

Diğer Yazılar

“Aç açabildiğin kadar sineni ummanlar gibi olsun. Kalmasın alaka duymadığın ve el uzatmadığın bir mahzun gönül”

 

M.Fethullah Gülen

Bu Sesi Herkes Duysun Diyorsanız

Destek Olun, Hizmet Olsun!

PATREON üzerinden sitemize bağışta bulanabilirsiniz.

© Telif Hakkı 2023, Tüm Hakları Saklıdır  |  @hizmetten.com 

Hizmet'e Dair Ne Varsa...