<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>kabe arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/kabe/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/kabe/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 15 Oct 2023 08:31:49 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>kabe arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/kabe/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>CUMA HUTBESİ &#124; &#8216;Tekbir&#8217; Hakikatı</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-tekbir-hakikati/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Jun 2023 19:23:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Allahu Ekber]]></category>
		<category><![CDATA[Hz İbrahim tekbir]]></category>
		<category><![CDATA[kabe]]></category>
		<category><![CDATA[Tekbir hakikatı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=32580</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: AKADEMİ DUISBURG (Müddessir, 74/1-3) *يَا أَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ * قُمْ فَأَنْذِرْ * وَرَبَّكَ فَكَبِّرْ اَللهُ أَكْبَرُ كَبِيرًا وَالْحَمْدُ لِلَّهِ كَثِيرًا فَسُبْحَانَ اللهِ بُكْرَةً وَ أَصِيلاً Muhterem Müslümanlar! Hutbemiz, “Allahu Ekber”&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-tekbir-hakikati/">CUMA HUTBESİ | &#8216;Tekbir&#8217; Hakikatı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>DERLEYEN: AKADEMİ DUISBURG</strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong>(Müddessir, 74/1-3) *يَا أَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ * قُمْ فَأَنْذِرْ * وَرَبَّكَ فَكَبِّرْ</strong><br />
<strong>اَللهُ أَكْبَرُ كَبِيرًا وَالْحَمْدُ لِلَّهِ كَثِيرًا فَسُبْحَانَ اللهِ بُكْرَةً وَ أَصِيلاً</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Muhterem Müslümanlar! </strong></p>
<p style="text-align: center;">Hutbemiz, “<strong>Allahu Ekber</strong>” cümlesinin dinimizdeki ve hayatımızdaki yeri hakkındadır<strong>.</strong></p>
<p style="text-align: left;">Bizim dünyamıza has, bir kısım büyülü ses ve soluklar vardır. Hakikî mü’minlerin dilinden hiçbir zaman düşmeyen bu nurlu sözler, hayatımızın her bölümüne girmişlerdir.</p>
<p style="text-align: left;">Mâbed içinde, mâbed dışında her zaman vird-i zebânımız olan <strong>“kelimât-ı tayyibe”</strong> de diyeceğimiz bu nurlu sözler, bizim hayatımızla o kadar bütünleşmiştir ki, farkına varalım varmayalım, her gün onları defalarca tekrar eder dururuz.</p>
<p style="text-align: left;">Allah’ın yüceliğini haykıran her ses, söz ve görüntü karşısında “<strong>Allahu Ekber</strong>” der, O’nun ululuğunu ilân ederiz. O Rahmeti Sonsuz’un sağanak sağanak başımızdan aşağıya boşalan nimetleri sayılıp seslendirildiğinde “<strong>Elhamdulillah</strong>” sözleriyle mukabelede bulunuruz. O’nun eşi ve benzeri olmadığını hatırlatan her beyan ve her işaret karşısında da “<strong>Sübhanallah</strong>” mülâhazalarıyla gürleriz.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Tekbir</strong>; Cenâb-ı Hakk’ın her şeyden üstün, her hususta en yüksek ve en yüce olduğunu ilan etmek, daha doğru bir ifadeyle “Yegâne büyük O’dur; büyük, Allah’tır!” hakikatini seslendirmek, “<strong>Allahu ekber</strong>” diyerek yüce bir ululuğun şahitleri olduğumuzu haykırmaktır.</p>
<p style="text-align: left;">Risâletin ilk günlerinde Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz, Hira Sultanlığı’nda vahiy meleğinin sesini işitip kendisini görmüş, çok geçmeden Cenâb-ı Hak, şöyle buyurmuştu: “Ey (yalnızlık ve inziva arzu eder gibi) örtüsüne bürünen (yüce nebi)! Kalk ve inzar et. <strong>Ve Rabbinin büyüklüğünü ilan et</strong>.” (Müddessir, 74/1-3) Kalk, karanlıkta kalmışların imdadına koş!. <strong>Ve zatında büyük Rabbinin yüceliğini</strong> yeri göğü çınlatırcasına, bütün gücünle haykır! Bu ayet nâzil olur olmaz Fahr-i Kâinat Efendimiz hemen doğrulup kalkmış ve <strong>tekbir getirmiş</strong>, Hazreti Hatice de onunla beraber “<strong>Allahu Ekber</strong>” demişti. Zira; <strong>Tekbir</strong> bir manada ilk emir ve <strong>peygamberin ilk vazifesiydi</strong>. Önemi ilahî beyanla vurgulanan ve “Allahu ekber” cümlesinde ifadesini bulan “tekbîr” daha sonra en çok tekrarlanan İslam remzi ve <strong>mü’minlerin şiarı</strong> oldu.</p>
<p style="text-align: left;">Öyle ki, biz daha doğar doğmaz kulağımıza okunan ezanla o en büyük hakikatin sesini duyarız. Sonra da ömür boyu hep onunla soluk alıp veririz. Günde beş kere minareden yükselen kutlu seste ve her farz namaz için getirilen kâmette onu tekrar ederiz. Namaza başlarken, mâsivâya ait her şeyi kendimize haram kılarak harem dairesine adım atma, bütün dünyevîlikleri kapının dışında bırakma ve yalnızca Sultan-ı Kâinat’a teveccühte bulunma adına bir söz verircesine yine “<strong>Allahu ekber</strong>” deriz.</p>
<p style="text-align: left;">Akabinde ruhumuzun miracı olan bu yolculuğun bir bölümünden diğer bölümüne geçişte hep aynı mübarek duygu ve düşüncelerle aynı bereketli kelimeleri tekrarlar; tekbir ruhunun kıyam, kıraat, rüku ve secdemize de sirâyet etmesine özen gösteririz. “Huzurunda el pençe divan durulacak yegâne büyük Sensin Allahım! Kendisi için iki büklüm olunacak tek ilah Sensin Allahım! El açılıp kendisinden dilekte bulunulacak biricik Rabb Sensin Allahım!..” mülahazalarıyla kanatlanırız.</p>
<p style="text-align: left;">Hak dostları, enaniyet, ucub, gurur ve kibir gibi öldürücü virüslerin <strong>panzehri gördükleri tekbîri</strong>, hayâtın zarurî bir parçası hâline getirmiş; ruhlarına onunla nefes aldırıp verdirmiş, zafer, saadet ve inşirah sahnelerini de tekbîrlerle taçlandırmışlardır.</p>
<p style="text-align: left;">Aslında her güzel davranışımızda olduğu gibi sevincimizi tekbîrle ifade edişimizde de Rehber-i Ekmel Efendimiz’den bir iz ve bir hatıra vardır. Peygamberliğin ilk döneminde bir müddet vahiy kesilmiş ve Müşriklerin, “Rabbi onu terk etti” demeleri Şânı Yüce Nebî’yi daha da üzmüştü. Nihayet, “<strong>Ey Rasûlüm! Rabbin seni asla terk etmedi ve sana darılmadı da</strong>.” (Duha, 93/3) ayetini de ihtiva eden Duhâ Sûresi nazil olmuştu. Bu sûre indiğinde Habîb-i Ekrem o kadar çok sevinmişti ki, sürur ve inşirahını “<strong>Allahu ekber”</strong> tekrarlarıyla ilan etmişti. <strong>İşte, biz Yüce Rehberimizin o memnuniyetine ortak olurcasına Duhâ Sûresi’nden itibaren okuduğumuz her sûrenin sonunda da “Allahu ekber”</strong> deriz.</p>
<p style="text-align: left;">Bayramlar da gerçek manasını tekbirlerle bulur ve onlarla daha bir güzelleşir. Efendimiz, “Bayramınızı tekbir getirmek suretiyle süsleyiniz.” buyurmuştur. Özellikle Kurban Bayramı’nda, “Allahu ekber Allahu ekber, Lâ ilâhe illallahu vallahu ekber. Allahu ekber ve lillahi’l-hamd” demekten ibaret olan “teşrîk tekbiri” çok önemlidir ve şu manaya gelmektedir: “Allah yegâne büyüktür; evet büyük Allah’tır. Allah, kendisinden başka mâbûd-u bilhak, maksûd-u bilistihkak olmayan zattır ve ululuk tahtının sultanı tek ilahtır. Büyük Allah’tır ve ezelden ebede, kimden kime olursa olsun her ne kadar hamd ü şükür varsa, hepsi sadece Allah’ın hakkıdır.”</p>
<p style="text-align: left;">Andelîb-i Zîşân Efendimiz’in bin dört yüz küsur sene evvel âl ve ashabıyla söylediği ve ümmetine emrettiği “<strong>Allahu Ekber</strong>” kelâmının Arafat, Müzdelife, Minâ ve Mescid-i Haram’da yüz binlerce insan tarafından telbiyelerle, tekbirlerle, <strong>tehlillerle söylenmesi</strong> ve yeryüzünün her köşesinden milyonlarca mü’minin aynı <strong>kelime-yi kudsiyeyle</strong> <strong>gürlemesi</strong>, küllî ve umumi bir ubudiyet mahiyetini alır. İslâm âleminin zikir, tesbih ve tekbirleriyle bütün dünya kara ve denizleriyle “<strong>Allahu Ekber</strong>” der, semaları dahi çınlatır ve berzah âlemlerine de dalgalar gönderir.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>Teşrik tekbirin ilk defa söylemesi ise şöyle olmuştur:</strong></p>
<p style="text-align: left;">Hazreti İbrahim, oğlu Hazreti İsmail’le ilgili Hakk’ın buyruğunu yerine getirmek isterken, Hazreti Cebrail yanında bir Kurbanla “<strong>Allahu ekber Allahu ekber</strong>” diyerek tekbir getirir. İbrahim (aleyhisselam) bu sesi işitince başını gökyüzüne çevirir ve müjdenin yetişmekte olduğunu anlar, sevinir; “<strong>Lâ ilâhe illâllahu vallahu ekber</strong>” diye cevap verir. Kurban edilmeyi beklerken bu tekbir ve tevhîd kelimelerini duyan Hazreti İsmail de “<strong>Allahu ekber velillâhi’l-hamd</strong>” der şükrünü dillendirir.</p>
<p style="text-align: left;">Bizler, bıkkınlık ve ümitsizliğin ruhlarımıza yol bulabileceği noktada bir kere daha “<strong>tekbîr</strong>”e sarılırız. Zira, “Allahu ekber”in bir mânâsı da şudur: Cenâb-ı Hakkın kudreti ve ilmi, her şeyin üstünde ve büyüktür; hiçbir şey O’nun ilminin dışında kalmaz ve gücünden ve icraatından kaçamaz. <strong>İlahi ilim ve kudret, korktuğumuz en büyük şeylerden daha büyüktür.</strong> Bu itibarladır ki, büyük musibetlere karşı herkes “Allah büyüktür, Allah büyüktür” der, kendini teselli eder. Bizim için de en önemli güç, kuvvet, dayanak kaynağı <strong>tekbîr hakikatidir</strong>.</p>
<p style="text-align: left;">Âciz, zayıf ve muhtaç olsak da “<strong>Allahu Ekber</strong>”!</p>
<p style="text-align: left;">Dost vefaya yanaşmasa, düşman cefadan usanmasa da “<strong>Allahu Ekber”</strong>! Önümüzdeki yollar sarp ve yokuşsa da “Allahu Ekber”! deriz.</p>
<p style="text-align: left;">Kudreti Sonsuz Yüce Rabbimizden; gönüllerin kapılarını ardına kadar açarak, sevgi saltanatında bizlere Süleymanlık bahşetmesini, doğduğumuzda kulağımıza ezan okunduğu gibi, mahşerde haşir ezanını işittiğimiz zaman, “<strong>Allahu Ekber</strong>” diyerek ayağa kalkmayı lütfetmesini diler ve dileniriz.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/06/KURBAN-CUMA-HUTBE.-30.07.2023-1.docx">KURBAN CUMA HUTBE. 30.07.2023 </a>(WORD)</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/06/KURBAN-CUMA-HUTBE.-30.07.2023.pdf">KURBAN CUMA HUTBE. 30.07.2023</a> (PDF)</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/06/KURBAN-CUMA-HUTBE.-30.07.2023-1.pdf">KURBAN CUMA HUTBE. 30.07.2023.</a>(POWERPOİNT)</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-tekbir-hakikati/">CUMA HUTBESİ | &#8216;Tekbir&#8217; Hakikatı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Üzülme Kızcağızım &#124; İSMET MACİT</title>
		<link>https://hizmetten.com/uzulme-kizcagizim-ismet-macit/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmet Macit]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Dec 2022 05:51:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[GÖNÜLLERİN EFENDİSİ]]></category>
		<category><![CDATA[kabe]]></category>
		<category><![CDATA[mekke]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=28163</guid>

					<description><![CDATA[<p>Organize kötülük, karşısında beklentisizce insanlığa hizmet etmek için organize olmuş iyiliği görünce daha bir zalimleşti.  İnananlara insanlık dışı muamelelerde bulundular ve ellerindeki tüm gücü ve imkanları yaptıkları zulümde istimal ettiler.&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/uzulme-kizcagizim-ismet-macit/">Üzülme Kızcağızım | İSMET MACİT</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Organize kötülük, karşısında beklentisizce insanlığa hizmet etmek için organize olmuş iyiliği görünce daha bir zalimleşti.  İnananlara insanlık dışı muamelelerde bulundular ve ellerindeki tüm gücü ve imkanları yaptıkları zulümde istimal ettiler.</p>
<p>Mahzun Nebi (sav) ve arkadaşları akrebin kıskacında çilenin her türlüsüne maruz kaldılar. Granit şehrin tiranlarının kalplerinde merhametin zerresi dahi kalmamıştı. Kız çocuklarını çöle götürüp gömdükleri gibi sevgiyi, şefkati ve insanlığı da katletmişlerdi.</p>
<p>Merhametsizce bir avuç insana saldırıyor, işkence ediyor ve onları dinlerinden döndürmek adına her türlü zulme müracaat ediyorlardı.</p>
<p>Müdriku’l Ezdi anlatıyor: <em>“Babamla hac yaptığım sene bir kısım insanların toplanıp bir adama işkence ettiklerini gördüm. İnsanlardan kimi O’nun yüzüne tükürüyor kimi başına toprak saçıyor kimisi de sövüp sayıyordu. Babama kim bu işkenceye maruz kalan zat diye sordum. O da ‘atalarının dinini terk eden la ilahe illallah diyen kurtulur diyen Muhammed’dir (sav)’ dedi. Bu işkenceler gün boyu devam etti. Daha sonra bir kız çocuğu elinde su dolu bir kapla geldi, ağlıyordu. Allah Resulü (sav) bu kaptan içti, elini yüzünü yıkadı. ‘Kızcağızım; Baban hakkında tuzağa düşürülüp öldürülecek, zillete uğrayacak diye korkma. Allah babanı ve davasını zayi etmeyecek.’</em></p>
<p>Henüz Hz Ömer’in ve Hz Hamza’nın Müslüman olmadığı o çile günlerinde sahabe yine Efendiler Efendisi’ne (sav) sığınacak ve O’ndan gelecek bir tavsiye ile teselli arayacaklardı. Belki aralarında dertleştiler ve bir demirci olan Hz Habbab bin Eret’i sözcü seçtiler. Habbab’a sahibesi Ümmü Enmar şiddetli işkence ederdi.</p>
<p>Habbâb ibn-i Eret (radıyallâhu anh) Efendimize (sav) gelmiş ve adeta içli bir ağıt tonunda şunları söylemişti: <em>“Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) hırkasını başının altına yastık yapmış, Kâbe’nin gölgesinde dinlenirken (müşriklerden gördüğümüz işkencelerden ötürü) kendisine şikâyette bulunduk ve ‘Bizim için Allah’tan yardım ve inayet dilemez misiniz?’ dedik. Buna mukabil O (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: ‘Sizden önceki ümmetler içinde öyle kimseler vardı ki tutulup kazılan bir çukura (yarı beline kadar) gömülür, sonra da testere getirilip başına konur ve ikiye biçilirdi. Yahut demir tırmıklarla tırmıklanıp eti kemiğinden ayrılırdı. Fakat yine de bütün bunlar onu dininden döndüremezdi. Allah’a yemin olsun ki, O mutlaka bu dini tamama erdirecektir. Hatta gün gelecek, yalnız başına bir atlı, Allah korkusu ve sürüsüne kurt saldırması endişesinden başka hiçbir korku taşımaksızın San’a’dan Hadramevt’e kadar emniyetle gidecektir. Ne var ki, siz bu hususta acele ediyorsunuz…”</em> (Buhari, Menâkıb 25)</p>
<p>Ne mi oldu? Aktif sabrın her rengini gösterdi Allah Rasulü (sav) ve arkadaşları. İşkence, boykot, derken Hüzün senesi Taif’te taşlanma, müşriklerin işkencelerini arttırmaları Efendimize (sav) Mekke’nin dar edilmesi neticesinde “her zorlukla bir kolaylık vardır” fehvasınca o yıllarda cinlerden altısı Müslüman oldu ertesi sene birinci Akabe Biatı, sonraki sene ikinci Akabe Biatı daha sonraki yılda ise Medine’ye Hicret gerçekleşti… Ve Allah (cc) Efendimizi (sav) zayi etmedi.</p>
<p>Ya o işkenceci, zulümden zevk alan canavar ruhlular… Onların akıbeti de yaşadıkları ve yaşattıkları hayata uygundu.</p>
<p>Hz Habbâb’a işkence eden Ümmü Enmâr bu talihsizlerden biriydi. O ateşte kızdırdığı demirle Hz Habbâb’ın (ra) başını dağlamak suretiyle işkence ederdi. Hz Habbab (ra) Efendimiz’e (sav) gidip Ümmü Enmâr’ı şikâyet etti. Efendimiz (sav): <em>“Allâh’ım! Habbâb’a yardım et!”</em> diyerek duâ edince Ümmü Enmâr başından bir derde yakalandı ve köpekler gibi ulumaya başladı. Kendisine başını dağlatmasını tavsiye ettiler. Bunun üzerine Habbâb (ra) demiri alır, ateşte kızdırır ve onunla Ümmü Enmâr’ın başını dağlardı. (İbn-i Esîr, <em>Üsdü’l-Gâbe,</em> II, 115.)</p>
<p>Hz Habbab’a işkence eden Enmâr’ı Efendimiz (sav) Rabbine havale ettiği gibi; bizlerde devrin Ebu Leheb’lerini, Ebu Cehil’lerini, Ümmü Enmar’larını O’na (cc) havale ediyor ve mazlumlara fereç mahreç vermesi için dua dua yalvarıyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://youtu.be/q-lfBTgYTZk"><strong>Konu ile ilgili görüntülü sohbeti burayı tıklayarak izleyebilirsiniz</strong></a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/uzulme-kizcagizim-ismet-macit/">Üzülme Kızcağızım | İSMET MACİT</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şehre Yağan Emniyet &#124; İSMET MACİT</title>
		<link>https://hizmetten.com/sehre-yagan-emniyet-ismet-macit/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmet Macit]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Nov 2022 07:25:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Hacer-ül Esved]]></category>
		<category><![CDATA[kabe]]></category>
		<category><![CDATA[mekke]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=27873</guid>

					<description><![CDATA[<p>Karanlıkları paramparça edecek nurdan mesajların inmesine beş yıl kadar kalmıştır. İnsanlığı yaratılış gayesinin ufuklarına taşıyacak olan nübüvveti omuzlayacak Sonsuz Nur 35 yaşındadır. Hz Fatıma o sene doğacak ve biricik Babası&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/sehre-yagan-emniyet-ismet-macit/">Şehre Yağan Emniyet | İSMET MACİT</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Karanlıkları paramparça edecek nurdan mesajların inmesine beş yıl kadar kalmıştır.</p>
<p>İnsanlığı yaratılış gayesinin ufuklarına taşıyacak olan nübüvveti omuzlayacak Sonsuz Nur 35 yaşındadır.</p>
<p>Hz Fatıma o sene doğacak ve biricik Babası onu kucağına alıp gelecekteki sıkıntılı günlerinde kendisini hiç yalnız bırakmayıp “Ümmü Ebiha” (babasının annesi) diye anılacak olan bu dördüncü kızına annemden sonra annem dediği Fatıma binti Esed’in ismini verecektir. Nasıl vermesin ki O (sav) vefa abidesi yengesinin gölgesinde büyümüş ve O’na (sav) annesizliği hissettirmemişti.</p>
<p>O (sav) 35 yaşındadır.</p>
<p>Yarınlarda huzursuzluktan bunalmış insanlığa sevgi yüklü mesajları taşıyacak olan vefa abidesi maddi sıkıntı içinde olan amcası Ebu Talip’ten Hz Ali’yi isteyecek ve onu evine getirecektir. Hz Ali altı yaşındadır ve gelecekte karşılaşacağı çetin günlere Nebî (sav) atmosferinde hazırlanacaktır.</p>
<p>O (sav) 35 yaşındadır.</p>
<p>Kâbe maddi olarak seller ve yangınlardan; manevi olarak putlarla doldurulduğundan yorgundur, harap olmuştur. Tevhid’in sembolü, Allah’ın Evi, Efendimizin (sav) ikizi, Arş’ın yeryüzündeki izdüşümü, yerin göbeği, Arz’ın kalbi… Kabe-i Muazzama’nın tamir edilmesi gerekmektedir. İlk ayetlerin inmesine beş yıl vardır.</p>
<p>Mekke yöneticileri Dar-ün Nedve’de bir araya gelerek Velid ibni Mugire başkanlığında bir konsorsiyum kurarlar tamir için. Bir kampanya başlatırlar inşaat masraflarını karşılama adına…</p>
<p>Tam o günlerde bir Bizans gemisinin Kızıl Deniz’de Cidde şehri yakınlarındaki <em>Şu‘aybe</em> limanında karaya oturduğu haberi Mekke’ye ulaşır. Gemi bir yük gemisidir ve Habeşistan’daki bir kilisenin tamirinde kullanılmak üzere mermer, kereste ve demir yüklüdür. Bizans İmparatorunun emriyle Mısır’dan gönderilmiştir. Velîd ibni Mugîre ve arkadaşları Şu‘aybe’ye giderek geminin taşıdığı keresteleri satın alırlar ve gemide bulunan marangoz ve inşaat ustası Bâkûm er-Rûmî’yi de Kâbe’nin tamiri için Mekke’ye davet ederler.</p>
<p>Getirdiği mesajlarla insanlığı inşa edecek tevhit işçisi Efendiler Efendisi (sav), gelecekte tüm insanlığın kıblesi olacak olan bu kutsal yapı yenilenirken amcası Hz Abbas ile çalışacak ve Ecyad dağından omuzunda taş taşıyacaktır.</p>
<p>Evet O (sav) henüz 35 yaşındadır ama bir Nebî gibi yaşamaktadır.</p>
<p>Şehrin sokaklarında O’nu (sav) görenler <em>“işte şu genç Muhammed-ül Emîn”</em> demekteler. Emniyetin, güvenin, insanlığın yitirildiği şehirlerde, yitirilmiş güven duygusunu yaşayarak temsil etmektedir.</p>
<p>Kâbe tamir edilirken Hacer-ül Esved’i hangi kabilenin yerine koyacağı ile ilgili anlaşmazlık çıkar. Zaten her nizayı kılıçla halleden çölün hırçın adamları yine kılıçlarını kınlarından yarıya kadar sıyırırlar. Şehirde savaş kokmaya başlar. Ficar harplerinden yorgun düşen halk yaklaşan savaşın ayak seslerini duyar ve irkilirler. Şehrin damarlarında kin, haset, öfke dolaşmaya başlar.</p>
<p>Sinirlerin gerildiği, kan kokusunun Mekke sokaklarında yayıldığı esnada <em>“durun”</em> der Ebû Ümeyye ibni Mugîre ve bir teklifte bulunur: <em>“Neden savaşalım kan dökelim ki? Gelin “</em><em>Benî Şeybe kapısından Kâbe’ye ilk giren kimseyi hakem tayin edelim vereceği karara uyulalım…</em><em>” </em></p>
<p>Teklif savaş tamtamlarının çaldığı esnada güvercin tüyü gibi düşer Kureyş meclisine.  Şimdi gözler Beni Şeybe kapısındadır. Bir taraftan ümit diğer taraftan endişeli bekleyiş başlar. Zira gelen şahıs kabile taassubu ile adaletle hükmetmezse anlaşmazlık daha da büyüyecektir.</p>
<p>Gözler bu kapıya kilitlenmişken henüz genç sayılacak yaştaki Nebî namzedi Efendimiz (sav) süzülür Mescid-i Haram’a. Yüzlere bir tebessüm yürür, yüreklere bir ferahlık. Hep bir ağızdan <em>“Muhammed-ül Emin bu” </em>derler Mekke’nin savaşçı kabileleri.</p>
<p>O’nun (sav) vereceği hükme şimdiden razıdırlar. Şehrin gerginliği bir anda huzura dönüşür. Kendisine durum arz edilince bir an düşünmeden bir bez parçası ister ve Hz Adem yadigârı bu kutlu taşı alıp üzerine koyar. Ve her kabileden bir temsilci seçmelerini ve bezin ucundan tutmalarını söyler. Tüm kabileler birlikte koyacaklardır Hacer-ül Esved’i yerine. Öyle de olur.  Hatta tam konulacağı yüksekliğe gelince alır kendi koyar bu mübarek taşı yerine. Şehir savaşın eşiğinden O’nun (sav) hakemliği sayesinde döner.</p>
<p>Henüz 35 yaşındadır ama Mekke’nin en yaşlı ve önde gelenleri bu hakemliğe razı olmuşlardır.</p>
<p><strong>Kim bilir devletlerin de dünyanın sonunu getirecek bir savaşa tutuşacaklarında Emin Nebi’nin (sav) emin ümmeti, savaş tamtamlarının nefesini kesecek ve şehirlere barışın cennet kokan iklimini getirecek ve huzur isteyen insan kardeşleriyle ele ele gönül gönüle yeni bir dünya kuracaklardır.</strong></p>
<p><a href="https://youtu.be/nbfL1PYHGNg"><strong>Konu ile ilgili görüntülü sohbeti burayı tıklayarak izleyebilirsiniz</strong></a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/sehre-yagan-emniyet-ismet-macit/">Şehre Yağan Emniyet | İSMET MACİT</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Hiç gitmese bile hac bilgisi her Müslümana farz&#8221;</title>
		<link>https://hizmetten.com/hic-gitmese-bile-hac-bilgisi-her-muslumana-farz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 May 2022 08:59:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[hac]]></category>
		<category><![CDATA[kabe]]></category>
		<category><![CDATA[mekke]]></category>
		<category><![CDATA[Necati Mert]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=25708</guid>

					<description><![CDATA[<p>NECATİ MERT  Yıllar içinde pek çok hac ve umre organizasyonun bir parçası olduk. Artı ve eksileri ile pek çok olaya şahit olduk, zorluklarla karşılaştık. Meşakkatin mazeret olarak kullanıldığını ve kolaylığa&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hic-gitmese-bile-hac-bilgisi-her-muslumana-farz/">&#8220;Hiç gitmese bile hac bilgisi her Müslümana farz&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>NECATİ MERT </strong></p>
<p>Yıllar içinde pek çok hac ve umre organizasyonun bir parçası olduk. Artı ve eksileri ile pek çok olaya şahit olduk, zorluklarla karşılaştık. Meşakkatin mazeret olarak kullanıldığını ve kolaylığa kaçıldığını, hac ibadetinin hakkı ile ifa edilemediğini defalarca gördük. Halbuki rabbimiz “<strong>Haccı da umreyi de Allah için hakkıyla ifa edin</strong>. Bakara, 2/196” buyuruyor.</p>
<p>Her ne kadar hacca gitmenin mali ve bedeni yükümlülükleri olsa da hac bilgisi kadın erkek bütün Müslümanlara farzdır. “<strong>Bana hayatımda hac hiç farz olmaz” diye düşünseniz bile hac bilgisi farzdır.</strong> Ayet ve hadislerde bildirilen, Allah Teala’nın murad ettiği, Efendimiz’in bizzat uyguladığı haccı günümüz şartlarında icra edebilecek bilinçli bir topluluk oluşturmak istiyoruz. Haccın ihyası ile hem Müslüman topluluklara örneklik oluşturma hem de toplumun bu konudaki bilgi seviyesini yükseltme en büyük gayemizdir.</p>
<p>Respect Graduate School’da başlayacak sertifika programımız; zihinlerde birçok soru işareti olmasına rağmen <strong>bilgi problemini</strong> ortadan kaldırmaya, <strong>bilginin nasıl pratiğe dönüştürüleceğini</strong> öğretmeye ve <strong>maneviyatı yükseltmeye</strong>/<strong>moralleri düzeltmeye</strong> yöneliktir.</p>
<p>Öncelikle, bilgi çağı denen bu devirde hac ile ilgili en büyük meşakkatin <strong>bilgi problemi</strong> olması dikkate değerdir. Bu yolculuğa çıkacaklar üç kaynağa başvuruyorlar. Hacca gidip gelenlerin tecrübeleri, ilmihal kitapları ve organizasyon eğitimleri en çok başvurulan kaynaklardı. Şimdilerde buna sosyal medyayı da ekleyebiliriz. Önceden gidip gelenlerin bilgisine başvurmak, hurma, zemzem ve seccadenin nereden alınacağından öte bilgiye ulaştırmıyor. Kitaplara müracaat etseniz bile konuyu anlamak kolay olmuyor. Hac ve umre ibadeti kitaplarda yazdığından farklı olarak uygulaması farklılık gösteren ibadetlerdir. Bir de şirketlerin ve organizasyonların verdiği eğitimler var. Bunlarda süre sınırlı ve yetersiz oluyor. Yolculuğa çıkmadan kısmen de olsa eğitim verdiğimiz gruplarda bile zaman zaman problemler yaşadık. Son zamanlarda sosyal medyadan uzmanların bilgilendirmelerine rağmen birçok bilgi kirliliği mevcuttur.</p>
<p>Bilgi problemine ek olarak, bir de <strong>uygulama problemi</strong> vardır. Ülkemizde fıkıh alanında dev bir eser olan 8 ciltlik ‘Istılahatı Fıkhiyye Kamusu’ ve halen en önemli müracaat kaynağı olan ‘Büyük İslam İlmihali’nin yazarı Ömer Nasuhi Bilmen hocaya ithaf edilen bir anekdot vardır. Bu eserlerindeki hac bahislerini hac yapmadan naklen yazmıştır. “Keşke kitaplarımdaki hac bahislerini hac yaptıktan sonra yazsaydım.” dediği anlatılmaktadır. Hatta başından geçen iki olayı anlatmaktadır. Mescid-i Haram’a girip tahiyyetül mescid namazı kılmak isteyince kendisini Mekkeli bir genç rehberin uyarmış ve “Üstad Kabe’de tahiyyetül mescid kılınmaz! Buranın tahiyyetül mescidi tavaftır, tavafa gir!” demiş. Bir diğer olayda tavafta yorulmuş Hicr-i İsmail’in aralığından hızlıca tavafı bitirmek istemiş yine görevliler kendisini uyarmış: “Buradan geçerek tavaf olmaz, hatmin etrafından dolaş!”</p>
<p>Hepsinden önemlisi hac ibadeti <strong>maneviyatı yükseltmeye ve moralleri düzeltmeye</strong> yöneliktir. Asr-ı Saadet’te Efendimiz sonrası gelişmeleri düşünecek olursanız bunların Veda Haccı sonrası olduğunu görebiliriz. Hac bir kongredir. Dünyanın dört bir yanından gelenlerin; milletlerini, bölgelerini temsil ettiği, birbirinden haberdar olduğu bir kongredir. Haccın kendi içindeki hikmetleri ve sembolleri müminin zihninde ümmet olma şuurunu geliştirir. Mümin hem kendi durumunu kardeşlerine gösterir hem de diğer Müslüman kardeşlerinin durumlarından haberdar olur. Semboller üzerinden hikmetleri ve hikmetlerin bize verdiği mesajları öğrenmeye, yaşamaya hepimizin ihtiyacı var. Velev ki hacca gidemeyecek olsanız bile…</p>
<p>Özetleyecek olursak; hac ibadeti herkese farz olmasa bile, bilgi problemini ortadan kaldırmak, pratiğe nasıl döküleceğini bilmek ve moralini yüksek tutmak her Müslümanın üzerine farzdır.</p>
<p>Çok iyi bir hazırlık döneminin ardından 22 ana üniteyi, alt başlıkları ile, 50’den fazla konuyu uzmanlarıyla takdim etmeye çalıştık. Bunun için bazı kriterler de ortaya koyduk. Hac-umre uygulamalarında bulunmuş, eser vermiş ve daha önce eğitim vermiş kişilerden; uzmanlık alanlarını da dikkate alarak istifade etmeye gayret ettik. Bayan hocalarımızın olmasına, kadınların dünyasından da haccı ele almayı prensiplerimiz arasına koyduk. Bir yaz kampı ve bilgi şenliği mahiyetindeki  programımıza herkesi davet ediyorum.</p>
<p>NOT: Respect Graduate School, Hac ve Umre Sertifikası Programı Koordinatörü. Hac ve Umre Sertifikası Programına kayıtlar 20 Mayıs günü sona erecek olup, buradan kayıt yapılabilmektedir: <a href="https://turkce.respectgs.us/hac-ve-umre-sertifika-programi/">https://turkce.respectgs.us/hac-ve-umre-sertifika-programi/</a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hic-gitmese-bile-hac-bilgisi-her-muslumana-farz/">&#8220;Hiç gitmese bile hac bilgisi her Müslümana farz&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kâbe bu Ramazan&#8217;da mahzun!</title>
		<link>https://hizmetten.com/kabe-bu-ramazanda-mahzun/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 26 Apr 2020 14:00:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[kabe]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=9802</guid>

					<description><![CDATA[<p>Koronavirüs salgını sebebiyle Mescid-i Haram ile Mescid-i Nebevi&#8217;de teravih namazına az sayıda görevli icabet edebiliyor. Her iki mukaddes mabedin on bir ayın sultanı Ramazan&#8217;da boş kalması 2 milyara yakın Müslümanın&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kabe-bu-ramazanda-mahzun/">Kâbe bu Ramazan&#8217;da mahzun!</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2 class="page-summary">Koronavirüs salgını sebebiyle Mescid-i Haram ile Mescid-i Nebevi&#8217;de teravih namazına az sayıda görevli icabet edebiliyor. Her iki mukaddes mabedin on bir ayın sultanı Ramazan&#8217;da boş kalması 2 milyara yakın Müslümanın yüreğine dağladı.</h2>
<div>
<div><b></b>Müslümanların kıblesi Kâbe&#8217;de ilk teravih namazına Koronavirüs sebebiyle az sayıda kişi icabet edebildi.</div>
<div></div>
<div>Suudi Arabistan’da da sosyal mesafenin korunması, sokağa çıkma yasağı ve namazların cemaatle kılınmasını yasaklanmıştı.</div>
<div></div>
<div>Koronavirüs salgını yüzünden Kâbe&#8217;de teravih namazına çok az sayıda kişinin icabet edebilmesi Müslümanların yüreğini dağladı.</div>
<div>
<div>
<div>
<div><img decoding="async" title="" src="http://image.writeclouds.com/Images/Resim/Images/News/20200425/54603950.jpg" alt="" /></div>
</div>
</div>
</div>
<div>Teravih namazına bakım ve temizlik görev alan memurlar, dezenfekte çalışmalarını gerçekleştiren kişiler ve diğer görevliler haricinde başka birinin Haremeyn&#8217;e girişini müsaade edilmiyor.</div>
<div></div>
<div>Önceki Ramazanlarda teravih namazı için toplanan cemaat Haremeyn&#8217;den sokaklara kadar dolup taşıyordu.</div>
<div></div>
<div>
<div><b>MESCİD-İ AKSA&#8217;NIN DA BOYNU BÜKÜK KALDI</b></div>
<div></div>
<div>Kudüs&#8217;deki Mescid-i Aksa&#8217;da İslami Vakıflar Dairesi&#8217;ndeki çalışanlar salgına karşı sosyal mesafe kurallarına uyarak Ramazan&#8217;ın ilk teravih namazını eda etti.</div>
<div></div>
<div>Mescid-i Aksa’nın diğer alanları ise tamamen boş kaldı.</div>
<div></div>
<div>Kudüs İslami Vakıflar Konseyi, geçen haftada Koronavirüs sebebiyle Mescid-i Aksa&#8217;nın Ramazan ayında da ibadete açılmayacağını duyurmuştu.</div>
<div></div>
<div><strong>Kaynak:Shaber</strong></div>
</div>
</div>
<p><a href="https://hizmetten.com/kabe-bu-ramazanda-mahzun/">Kâbe bu Ramazan&#8217;da mahzun!</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hz. İbrahim (as) ve Kabe Hakikati &#124; Z.Hicran Yıldırım</title>
		<link>https://hizmetten.com/hz-ibrahim-as-ve-kabe-hakikati/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Mar 2020 15:00:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[kabe]]></category>
		<category><![CDATA[Z.Hicran Yıldırım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=8182</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hz. İbrahim (as) ve Kabe Hakikati – 3   Kabe, &#8216;Bu insanlar artık Allah&#8217;a lâyıkı ile kulluk yapmıyorlar; bu yüzden ben de mebdeime yükseliyorum.&#8217; der ve yükselmeye durur. Hz. İbrahim&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hz-ibrahim-as-ve-kabe-hakikati/">Hz. İbrahim (as) ve Kabe Hakikati | Z.Hicran Yıldırım</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div><b>Hz. İbrahim (as) ve Kabe Hakikati – 3</b></div>
<div><b> </b></div>
<div></div>
<div></div>
<div>Kabe, &#8216;Bu insanlar artık Allah&#8217;a lâyıkı ile kulluk yapmıyorlar; bu yüzden ben de mebdeime yükseliyorum.&#8217; der ve yükselmeye durur.</div>
<div></div>
<div>Hz. İbrahim (as), eşini ve oğlu Hz. İsmail’i bırakırken geri dönüp onlara bakamadı. O tam bir tevekkül ve teslimiyet abidesiydi. Yüce Allah O`nu ve ailesini zayi etmeyecekti. Fakat, onlara veda etmeye mecali kalmamıştı.</div>
<div>Diğer taraftan, bu İlahî yönlendirmeden haberi olmayan Hz. Hacer, bu çöl ortasında büyük bir korku yaşıyordu. Bunun için, telaş dolu bir sesle seslendi:</div>
<div>– Bizi, bu yalnız ve ıssız vadide bırakıp da nereye gidiyorsun ey İbrahim?</div>
<div>Hz. İbrahim, sadece kendisine denileni yapıyor ve emre itaatten taviz vermek istemiyordu.</div>
<div>Hz. Hacer gittikçe artan telaşla yine sordu:</div>
<div>– Ey İbrahim! Bizi bu yalnız ve ıssız vadide bırakıp nereye gidiyorsun?</div>
<div>Belli ki, geldiği istikamette gerisin geriye ilerleyen Hz. İbrahim’den cevap gelmeyecekti. Kucağındaki biricik yavrusuyla arkasından koşturmak beyhudeydi. Sanki, yıllarca çocuk hasreti çeken ve dualarında Rabbinden çocuk dileyen Hz. İbrahim değildi. Şüphesiz böyle köklü bir değişim, ancak Rabbanî bir yönlendirme sonucu gerçekleşebilirdi. Bunun için Hz. Hacer:</div>
<div>– Sana böyle yapmanı Allah mı emretti? diye sordu.</div>
<div>O ana kadar hiç tepki vermeden ilerleyen Hz. İbrahim, bu soruya güven dolu bir sesle cevap verdi:</div>
<div>– Evet!</div>
<div>Emreden O ise, koruyacak da O (cc) olacaktı. O’nun koruması altına girdikten sonra ne bu ürperten vahşet ne korku veren yalnızlık ve ne de bir aile reisinin himayesinden mahrumiyet ürkütebilirdi onu. Onun için, arkasını dönüp kucağındaki yavrusuyla birlikte geri gelirken, Hz. Hacer’in dudaklarından şu kelimeler döküldü:</div>
<div>– Öyleyse<b> O, bizi asla zayi etmez.</b></div>
<div>Artık Hz. İbrahim uzaklaşmış; Hz. Hacer de minik yavrusu İsmail’le birlikte bırakıldıkları noktaya geri dönmüştü.</div>
<div></div>
<div>Hz. İbrahim, ufukta kaybolacağı bir noktaya geldiğinde geri döndü. Mekke`nin üst kısmında yer alan Seniyye mevkiinde yüzünü Kabe`nin temellerinin olduğu tarafa çevirdi ve ellerini açarak Rabb-i Rahîm’inden şöyle niyazda bulundu:</div>
<div>
<div>
<div><img decoding="async" title="" src="http://image.writeclouds.com/Images/Resim/Images/News/20200221/19331513.jpg" alt="" /></div>
</div>
</div>
<div></div>
<div>“Ey bizim Rabbimiz! Şüphesiz ben, zürriyetimden bir kısmını Senin kutsal mabedinin yanında, ekin bitmez bir vadide yerleştirdim. Ey bizim Rabbimiz! Namazı gereğince kılsınlar diye böyle yaptım. Yâ Rabbi! Artık, insanların bir kısmının gönüllerini onlara doğru yönelt, onları her türlü ürünlerden rızıklandır ki Sana şükretsinler!” <b>(İbrahim, 14/37)</b></div>
<div></div>
<div>Hz. İbrahim`in onları buraya getirmesindeki asıl hedef, insanı Rabbe yaklaştıran kulluk vazifesiydi. Ve bu vazifeyi doruk noktada temsil edecek olan Zât Sallallahu  aleyhi  ve  sellem burada zuhûr edecek; dünya, buradan doğan nur ile kulluk adına en yüce zirveleri yakalayacaktı.</div>
<div></div>
<div></div>
<div>
<div>
<div><img decoding="async" title="" src="http://image.writeclouds.com/Images/Resim/Images/News/20200313/79244087.jpg" alt="" /></div>
</div>
</div>
<div><b><i>Zemzem&#8217;in KABE&#8217;nin içindeki kuyusu  </i></b></div>
<div></div>
<div><b>Zemzem</b></div>
<div>Hz. Hacer, tek başına yalnız kaldığı bu vadide kısa bir süre sonra çocuğu için endişelenmeye başladı. Su ve yiyecekleri tamamen bitmek üzereydi. Bir anne olarak endişelerini teskin eden tek şey, Rabbine olan itimadıydı.</div>
<div></div>
<div>Rabbe itimadı tamdı. Fakat sebeplere riayet etmek gerekirdi. Bunun için Hz. Hacer, bir yudum su bulma arzusuyla iki tepecik, Safâ ile Merve arasında telaşla koştururcasına gidip geldi. Bu koşturmaları sırasında bir taraftan da göz ucuyla sürekli küçük yavrusunu kolluyor, onun başına bir şeylerin gelmesinden korkuyordu.</div>
<div></div>
<div>Safa ile Merve arası, Hz. Hacer’in güzergâhı olmuştu. Her iki tepenin eteklerine geldiğinde yürüyüşünü hızlandırıyor ve ayrı bir telaşla diğer tepeye ulaşmaya çalışıyordu. Bu telaşlı koşuşturma tam yedi kez tekrarlanacaktı.</div>
<div>Yine, Merve tepesine geldiği sırada bir ses duydu. Sanki bu ses, kendisini, oğlunun yanına çağırıyordu. Daha dikkatlice kulak kesilip baktı. Yanılmamıştı, biricik yavrusunun yanında bir melek duruyordu. Ayrıca, oğlu İsmail’in ayaklarının dibinde bir de pınar oluşmuştu ve çölün ortasında kaynayıp duruyordu. Bir çırpıda koşup çocuğunun yanına geldiğinde, meleğin kendisine şunları söylediğini duydu:</div>
<div></div>
<div>“Sakın, ‘Helak oluruz, zarara uğrarız&#8217; diye korkmayın. İşte şurası Beytullah&#8217;ın (Kabe&#8217;nin) yeridir. O beyti şu çocukla babası yapacaktır. Muhakkak ki, Cenab-ı Hak o işin ehlini zayi etmez.” <b>(Taberî, el-Câmiu’l-Beyan, 13/230)</b></div>
<div></div>
<div>Vazife tamam olunca, melek de ortadan kaybolmuş ve yine Hz. Hacer’le küçük yavrusu Hz. İsmail yalnız kalmıştı. Hz. Hacer yerden çıkan suyun etrafını hemen dağılıp gitmesin diye toprakla çeviriyor bir yandan da:</div>
<div>&#8211; “Dur, dur” manasında “Zem zem” diyordu. Zemzem adı onun eseridir. Hz. Hacer, etrafını havuz gibi yapıp testisini doldurdu. Suyu aldıkça yerinde kaynıyordu.</div>
<div></div>
<div>Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, Hz Hacer`in bu halini kastederek şöyle demiştir:</div>
<div>“Allah, İsmail`in annesi Hacer`e rahmet eylesin! Eğer o, Zemzem`i kendi halinde bıraksaydı, muhakkak ki Zemzem akar bir ırmak olurdu.” <b>(Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/253)</b></div>
<div>
<div>
<div><img decoding="async" title="" src="http://image.writeclouds.com/Images/Resim/Images/News/20200313/78990743.jpg" alt="" /></div>
</div>
</div>
<div><i><b>Peygamber Efendimiz dönemindeki Kabe&#8217;nin ve Mekke&#8217;nin maketi </b></i></div>
<div></div>
<div><b>Sadâkat ve Teslimiyet: Kurban</b></div>
<div></div>
<div>Hz. İbrahim Aleyhisselâm, Zilhicce Ayının sekizinci gecesi Şam&#8217;daki evinde dinlenirken rü&#8217;yasında oğlu İsmail Aleyhisselâmı kurban ettiğini görmüştü. Bu rüyayı üç kez üst üste görünce mutlaka yerine getirilmesi gereken bir emir olduğunu anladı. Çünkü peygamberlerin rüyası vahiy demekti. Hemen Mekke&#8217;ye geldi. Onu, annesinin yanında buldu. İsmail Aleyhisselâma:</div>
<div>&#8211; Oğulcuğum! Bir ip ve büyük bir bıçak al. Sonra, şu vadiye gidelim. dedi. Rabb&#8217;inin kendisine emrettiği şeyden hiç bahsetmedi. <b>(Taberî-Tarih c.1,s.14O)</b></div>
<div></div>
<div>Hz. İbrahim ve oğlu İsmail Aleyhisselâm, Şı&#8217;b Vadisine (Mina`ya) doğru yöneldikleri zaman şeytan bir adam suretine girip onları Allah&#8217;ın emrini yerine getirmekten vaz geçirmek için İbrahim Aleyhisselâmın yolunu kesti:</div>
<div>&#8211; Ey ihtiyar! Nereye gidiyor ve ne yapmak istiyorsun? diye sordu.</div>
<div>İbrahim Aleyhisselâm:</div>
<div>&#8211; Şu vadiye gidip oradaki bir işimi görmek istiyorum!</div>
<div>Şeytan:</div>
<div>&#8211; Sen, her halde, İsmail&#8217;i boğazlamak istiyorsun!?</div>
<div>İbrahim Aleyhisselâm:</div>
<div>&#8211; Sen, hiçbir babanın çocuğunu boğazladığını gördün mü? diye sordu.</div>
<div>Şeytan:</div>
<div>&#8211; Evet, O baba sensin!</div>
<div>İbrahim Aleyhisselâm:</div>
<div>&#8211; Ben çocuğumu ne için boğazlayacakmışım? diye sordu. <b>(Taberî-Tarih c.1,14O)</b></div>
<div>Şeytan:</div>
<div>&#8211; Sen bunu Allâh&#8217;ın sana emrettiğini sanıyor ve söylüyorsun!</div>
<div>İbrahim Aleyhisselâm:</div>
<div>&#8211; Eğer, Allah bunu yapmamı bana emretti ise Allah&#8217;a boyun eğip onun emrini yerine getirmeyi uygun bulurum! <b>(Hâkim-Müstedrek c.2,s.555)</b></div>
<div>Şeytan:</div>
<div>&#8211; Vallahi, sanıyorum ki: Şeytan, rü&#8217;yanda, sana gelip şu oğlunu boğazlamanı emretmiştir. Sen, onu boğazlamağa gidiyorsun! deyince İbrahim Aleyhisselâm, onun şeytan olduğunu anladı:</div>
<div>&#8211; Ey Allah düşmanı! Vallahi, ben Allah&#8217;ın emrini o vadide mutlaka yerine getireceğim! dedi ve yerden bir taş alıp ona fırlattı.</div>
<div>Şeytan, İbrahim Aleyhisselâmdan ümidini kesince, İbrahim Aleyhisselâmın arkasında ip ve bıçak taşıyan İsmail Aleyhisselâmın önünü kesti. Ona:</div>
<div>&#8211; Ey çocuk! Baban seni nereye götürüyor biliyor musun? diye sordu. İsmail Aleyhisselâm:</div>
<div>&#8211; Ev halkımıza şu vadiden odun toplayacağız! dedi.</div>
<div>Şeytan:</div>
<div>&#8211; Vallahi, baban seni boğazlamak istiyor. Boğazlamağa götürüyor!</div>
<div>İsmail Aleyhisselâm:</div>
<div>&#8211; O, beni ne için boğazlayacak? Sen bir babanın çocuğunu boğazladığını gördün mü?! diye sordu.</div>
<div>Şeytan:</div>
<div>&#8211; İşte, o baba budur!</div>
<div>İsmail Aleyhisselâm:</div>
<div>&#8211; Babam beni ne için boğazlayacakmış? diye sordu.</div>
<div>Şeytan:</div>
<div>&#8211; Rabb&#8217;inin, bunu kendisine emrettiğini sanıyor!</div>
<div>İsmail Aleyhisselâm:</div>
<div>&#8211; O halde o, Rabb&#8217;inin kendisine emrettiği şeyi yapsın! Onun, her nerede olsa, Rabb&#8217;ine boyun eğmesi, Rabb&#8217;inin buyruğunu yerine getirmesi daha iyidir! Ben de emri dinler ve ona boyun eğerim! dedi ve o da yerden bir taş alıp Şeytana fırlattı.</div>
<div></div>
<div>Şeytan, İsmail Aleyhisselâmın da kendisini dinlemekten kaçındığını görünce, hemen onun annesine gitti. Hz. Hâcer, o sırada evinde bulunuyordu. Ona:</div>
<div>&#8211; Ey İsmail&#8217;in annesi! İbrahim&#8217;in oğlunu nereye götürdüğünü biliyor musun? diye sordu.</div>
<div>Hz. Hâcer:</div>
<div>&#8211; Şu vadiden bize odun toplamağa götürdü.</div>
<div>Şeytan:</div>
<div>&#8211; O, İsmail&#8217;i ancak boğazlamak için götürdü!</div>
<div>Hz. Hâcer:</div>
<div>&#8211; Bir babanın çocuğunu boğazlayabileceğini nasıl düşünebiliyorsun?! Hayır! Öyle değildir. O, oğluna karşı çok şefkatlidir!</div>
<div>Şeytan:</div>
<div>&#8211; O, bunu, Allah&#8217;ın kendisine emrettiğini söylüyor ve sanıyor!</div>
<div>Hz. Hâcer:</div>
<div>&#8211; Eğer, Rabb&#8217;i bunu emretti ise Allah&#8217;ın emrine boyun eğmek gerekir! Her nerede olsa onun Allah&#8217;a boyun eğmesi, Allah&#8217;ın buyruğunu yerine getirmesi daha iyidir! dedi ve o da yerden bir taş alıp ona fırlattı.</div>
<div>Hacdaki Şeytan taşlama, yaşanan bu hadiseden gelmektedir.</div>
<div></div>
<div>
<div>
<div><img decoding="async" title="" src="http://image.writeclouds.com/Images/Resim/Images/News/20200313/5745261.jpg" alt="" /></div>
</div>
</div>
<div>Şeytan, İbrahim Aleyhisselâmı ve onun ev halkını kandıramadığı için kızgın bir halde geri döndü. Hepsi de Allâh&#8217;ın buyruğunu dinlemek ve ona boyun eğmekte birleşmişlerdi.</div>
<div></div>
<div>İbrahim Aleyhisselâm, Sebîr vadisinde oğlu ile baş başa kalınca İsmail Aleyhisselâm:</div>
<div>&#8211; Babacığım! Sana emrolunanı yap! İnşâallâh, beni sabredenlerden bulacaksın! Allah&#8217;ın emrine boyun eğ! Her iyilik, Rabb&#8217;inin emrine boyun eğmektedir! dedikten sonra,</div>
<div>&#8211; Sen, bunu anneme bildirdin mi? diye sordu.</div>
<div>İbrahim Aleyhisselâm:</div>
<div>&#8211; Hayır! Bildirmedim!</div>
<div>İsmail Aleyhisselam:</div>
<div>&#8211; Bildirmediğine, iyi ettin, dedi. Sonra da:</div>
<div>&#8211; Babacığım! boğazlamak istediğin zaman, beni iple sıkıca bağla ki benden sana karşı bir şey isabet edip de ecrim eksilmesin! Çünkü, ölüm çok çetin ve zordur. Bıçağın tenime dokunduğunu hissedince çırpınmayacağımdan emin değilim! Beni boğazlamak için yatıracağın zaman yüzü koyun yatır, alnımı yere getir. Yanımın üzerine yatırma. Çünkü, yüzüme bakınca rikkate gelip de benim hakkımda Allah&#8217;ın sana emrettiği şeyi yerine getiremeyeceğinden korkarım!</div>
<div>Eğer, gömleğimi anneme götürüp vermeyi uygun görürsen öyle yap! Belki, bu onun için bir teselli olur, gönlünü onunla eğler! dedi.</div>
<div>İbrahim Aleyhisselâm:</div>
<div>&#8211; Oğulcağızım! Sen, bana Allah&#8217;ın emrettiği şey hakkında ne güzel yardımda bulundun! dedi ve onu istediği gibi sımsıkı bağladı. Bıçağı iyice biledi. Sonra onu yüzü koyun yatırdı! Yüzüne bakmaktan sakındı.</div>
<div>İbrahim Aleyhisselâm, bıçağı İsmail Aleyhisselâmın boğazına bastırınca, sanki, bıçak bakır bir levha ile karşılaştı! Büyük bıçağın ağzı İsmail Aleyhisselamın boğazını kesmedi! İbrahim Aleyhisselâm, bıçağı iki veya üç kerre biledi. Fakat, her defasında bıçak kesmedi.</div>
<div>&#8211; Her halde, bu iş Allâh&#8217;tandır! dedi.</div>
<div>İbrahim Aleyhisselâmın elindeki bıçağın ağzı tersine dönmüştü. O sırada, Yüce Allah tarafından:</div>
<div>&#8211; Ey İbrahim! Rü&#8217;yana sadâkat gösterdin! İşte, sana oğlunun yerine boğazlayacağın kurbanlık! Boğazla onu! buyruldu. İbrahim Aleyhisselâm, doğrulup bakınca Cebrail Aleyhisselâmın yanında iri boynuzlu bir koçun dikilip durduğunu gördü.</div>
<div>&#8211; Kalk yavrucuğum! Sana, bir fidye indi! dedi.</div>
<div>O koçu orada, Mina&#8217;da kurban etti.<b> (Hâkim-Müstedrek c.2,s.555; Taberî-Tarih C.1.S.141) </b></div>
<div></div>
<div>Yüce Allah, bu kıssayı Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle anlatır:</div>
<div>&#8220;…Bu, gerçekten pek büyük bir imtihandı. Oğluna bedel ona büyük bir kurbanlık verdik. Sonraki nesiller içinde ona da iyi bir nam bıraktık ki o da bütün milletler tarafından şöyle denilmesidir: ‘Selam olsun İbrâhim’e!’ Biz iyileri işte böyle ödüllendiririz! Gerçekten o Bizim tam inanmış has kullarımızdandı. Biz de ona, salih kişilerden, üstelik peygamber olacak bir evladı, İshak’ı müjdeledik.”<b> (Sâffât Sûresi, 37/106-112)</b></div>
<div></div>
<div><b>Hz. İshak (as)</b></div>
<div>Hz. İshak (as), Allah ü Teâlâ’nın Lut Kavmini azgınlıkları sebebiyle helâk ettiği yıl doğdu. Hz. Sâre, bu müjdeye sevindiği için oğluna İshak ismi verildi. İshak, İbrânice “güler” manasına gelmektedir.</div>
<div></div>
<div>&#8221; Bir zaman da elçilerimiz İbrâhim&#8217;e varıp onu müjdelemek üzere &#8220;Selâm sana!&#8221; dediler. O da: Size de Selâm!&#8221; deyip çok kalmadan, elinde nefis, güzelce kızartılmış körpe bir dana getirip ikram etti. Ama misafirlerinin ellerini yemeğe uzatmadıklarını görünce, onların bu hali hoşuna gitmedi ve onlardan kuşkulandı, kalbine bir korku girdi. &#8220;Korkma!&#8221; dediler. &#8220;Çünkü biz aslında Lût kavmini imha etmek için gönderildik.&#8221;</div>
<div>Bu sırada hanımı da hizmet için ayakta durmuş, onları dinliyordu. Bunu işitince gülümsedi. Biz de onu İshak&#8217;ın, onun peşinden de Yâkub&#8217;un doğumu ile müjdeledik.</div>
<div>İbrâhim&#8217;in hanımı: &#8220;Ay! dedi, ben bir ihtiyar, kocam da bir yaşlı biri iken ben mi doğuracağım! Doğrusu bu çok şaşılacak bir şey!&#8221;</div>
<div>Elçi melekle<b>r: ‘Sen, dediler, Allah&#8217;ın emrine mi şaşırıyorsun? Ey ehl-i beyt! Allah&#8217;ın rahmeti ve bereketi sizin üzerinize olsun. O gerçekten her türlü hamde lâyıktır, hayır ve ihsanı boldur.’ &#8221; (Hûd, 11/69-73)</b></div>
<div>
<div></div>
</div>
<div><b>Kutsal Belde Mekke’nin Yaşam Yeri Haline Gelmesi</b></div>
<div>Hayat kaynağı olan su ile birlikte çok geçmeden Mekke’ye Cürhümlüler geldi. Yaşam emaresi gördükleri bu yerde, Hz. Hacer’in de iznini alarak, konaklayıp Mekke şehrini meydana getirmeye başladılar. Böylece, Fârân dağlarının arasında Zemzem’in hayat verdiği çöl, artık verimli bir belde haline geldi ve Hz. Muhammed’i (sallallahu aleyhi ve sellem) netice verecek bir süreç başladı.</div>
<div></div>
<div>Bu arada Hz. İsmail de büyümüştü ve artık delikanlılık dönemini yaşıyordu. Nihayet Hz. İsmail, Cürhümlülerden bir kızla evlenmiş ve Zemzem’le başlayan bu birliktelik, akrabalık bağlarının kurulmasıyla güçlenerek geleceğe yönelik sağlam bir zemin oluşturmuştu.</div>
<div>Geçen süre içinde Hz. İbrahim, zaman zaman Hacer ve İsmail’i ziyarete geliyor, bir müddet kaldıktan sonra tekrar onları kendi hallerinde bırakıp geri dönüyordu.</div>
<div></div>
<div><b>Kâbe`nin İnşası</b></div>
<div></div>
<div>Aradan bir süre daha geçmişti. Bu sefer, Hz. İbrahim, hemen geri dönmek için değil, uzun bir müddet orada kalıp Kâbe’yi yeniden inşa etmek için geliyordu. Murad-ı ilahî bu istikametteydi ve o da bu isteği yerine getirebilmek için yola koyulmuş, Mekke’ye geliyordu. Çok geçmeden de oğlu Hz. İsmail’le birlikte Kâbe’yi inşa etmeye başladılar.</div>
<div></div>
<div>Hz. İbrahim ve Hz. İsmail Aleyhisselam, bir taraftan inşa işlemine devam ederken diğer yandan da ellerini açıp, bu en kutsal mekanda dua dua Rablerine şöyle yalvarıyorlardı:</div>
<div>&#8211; Ey Rabbimiz! Bizden kabul buyur. Hiç şüphesiz işiten Sen’sin, bilen de Sen!.. Ey Rabbimiz! Hem İsmail ve beni, yalnız Senin için boyun eğen Müslümanlardan kıl, hem de soyumuzdan yalnız Senin için boyun eğen Müslüman bir ümmet meydana getir ve bize ibadetimizin yollarını göster. Tevbemize rahmetle icabette bulun. Hiç şüphesiz Tevvâb Sensin, Rahîm de Sen!..</div>
<div><b>&#8220;Ey bizim Hakîm Rabbimiz! Bir de onların içinden öyle bir Resul gönder ki; o Resûl, onlara Senin âyetlerini okusun, onlara kitabı ve hikmeti öğretsin, içlerini ve dışlarını tertemiz yapıp onları pâk eylesin.. Hiç şüphesiz ki Aziz Sen’sin, hikmet sahibi de Sen!” (Bakara, 2/129)</b></div>
<div>Bu duasında Hz. İbrahim (aleyhisselâm)’ın, gelmesini istediği hikmet sahibi peygamber, hiç kuşkusuz her peygamberin geleceğini müjde verdiği Son Nebi Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’di. Zira, Hz. İsmail zürriyeti içinde Hz. Muhammed’den başka bir peygamber yoktu ve olmayacaktı da.</div>
<div>Bu samimi duanın, Hakk katındaki değeri de oldukça büyüktü. Nitekim, yüzyıllar sonra bir gün Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) minnet sadedinde şunları söyleyecekti:</div>
<div><b>“Ben, atam İbrahim’in duası, kardeşim İsa’nın müjdesi ve annemin de rüyasıyım.” (İbn Hibbân, Sahîh, 14/313; Hâkim, Müstedrek, 2/453 (3566)</b></div>
<div></div>
<div>Hz. İbrahim (aleyhisselâm)’ın, çağlar öncesinden dualarına alarak gelmesini istediği Hz. Muhammed’in ümmeti de bir şükran ifadesi olarak dualarına O’nu alacak, ‘Allahümme Salli’ ve ‘Bârik’lerinde Hakk’a şöyle niyaz edeceklerdi:</div>
<div></div>
<div><b>Allâhumme salli alâ Muhammedin  ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrahime ve alâ âli İbrahim. İnneke hamidun mecîd.</b></div>
<div><b> </b></div>
<div><b>Ey Allah&#8217;ım! İbrâhîm&#8217;e &#8220;Aleyhisselâm&#8221; ve âline (ailesine) rahmet ettiğin gibi, (Efendimiz) Muhammed&#8217;e &#8220;aleyhisselâm&#8221; ve âline de rahmet eyle. Muhakkak Sen hamîd (övülen) ve mecîdsin (şanı büyüksün) </b></div>
<div></div>
<div></div>
<div><b>Allâhümme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârekte alâ İbrahime ve alâ âli İbrahim. İnneke hamidün mecîd.</b></div>
<div><b> </b></div>
<div><b>Ey Allah&#8217;ım! İbrâhîm&#8217;e Aleyhisselâm ve âline bereketler ihsan ettiğin gibi, (Efendimiz) Muhammed&#8217;e (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) ve âline de bereketler ihsan eyle. Muhakkak Sen hamîd (övülen) ve mecîd&#8217;sin (şanı büyüksün).</b></div>
<div></div>
<div></div>
<div>Tavâfa başlama yerinin işâreti olmak üzere, Hz. İbrâhim, &#8220;Hacer-i Esved&#8221; denilen siyah taşı Ebu Kubeys dağından getirerek Kâbe&#8217;nin şu anki bulunduğu köşesine koydu. İnşaatın tamamlanmasından sonra Hz. İbrâhim ilk tavâfı oğlu Hz. İsmâil&#8217;le birlikte yaptı.</div>
<div></div>
<div><b>“Biz vaktiyle İbrâhim&#8217;e Beytullahın yerini belirlediğimiz zaman: &#8220;Sakın Bana hiç bir şeyi ortak koşma ve Ben&#8217;im Mâbedimi tavaf ederken, kıyamda, rükûda veya secdede olarak ibadet edenler için tertemiz tut!&#8221; Hem bütün insanları hacca dâvet et ki gerek yaya, gerek uzak yollardan gelen yorgun argın develer üzerinde sana gelsinler. Gelsinler de bunun kendilerine sağlayacağı çeşitli faydaları görsünler ve Allah&#8217;ın kendilerine rızk olarak verdiği kurbanlık hayvanları, belirli günlerde Allah&#8217;ın adını anarak kurban etsinler. Siz de onların etinden hem kendiniz yiyin, hem de yoksula ve fakire yedirin. Bundan sonra saçlarını, tırnaklarını kesip üstlerindeki başlarındaki kirleri gidersinler ve diğer hac görevlerini yerine getirsinler, dünyanın bu en kıdemli mâbedini bir kere daha tavaf etsinler.” (Hacc Sûresi, 26-29)</b></div>
<div><b> </b></div>
<div>Bu emre itaat eden Hz. İbrahim, Ebu Kubeys dağına çıkıp dört bir yana:</div>
<div></div>
<div><b>&#8220;Ey insanlar! Bu kadim beyti (Kâbe&#8217;yi) hac ve ziyaret size farz kılındı&#8221; diye seslendi. Bu sesi yerle gök arasında, ruh âleminde bulunan insanlar işiterek &#8220;Lebbeyk&#8221; diye cevap verdiler. Bu davet vaktinden kıyamet kopuncaya kadar Kâbe&#8217;yi hac ve ziyaret edenler, Hz. İbrahim&#8217;in bu davetine &#8220;Lebbeyk, Allahümme lebbeyk&#8230;&#8221; diye cevap verenlerdir.</b></div>
<div></div>
<div>Hac ibadeti, Müslümanlar arasında yapılan yıllık bir kongre ve bir kurultay niteliğini taşır. Bu kongrede, eda edilmesi gerekli ibadetlerin yanında, gözetilmesi gerekli olan meseleler gözetilemediğinden, yeryüzünde tam bir İslâmî heyetin oluştuğu söylenemez. Bugün bunu çok açık olarak görmekteyiz. Hac farîzası için dünyanın değişik yerlerinden gelen insanlar, Arafat&#8217;ta, Müzdelife&#8217;de, Mina&#8217;da bir araya gelip vazifelerini yaptıkları gibi, âlem-i İslâm&#8217;ın kaderini düşünerek evrensel bir kongre akdediyor şuurunda bulunsalar bu kıyamın çok önemli esaslarından birini daha yerine getirmiş olacaklar.</div>
<div></div>
<div>Yoksa Üstad Bediüzzaman’ın ifadesiyle, ‘Haccın ve ondaki hikmetin ihmali, musibeti değil, gazap ve kahrı celbetti. Cezası da keffâretü’z-zünûb (günahları temizleme) değil, günahları arttırma oldu.</div>
<div></div>
<div>İşte Hint, düşman zannederek, hâlbuki pederini öldürmüş, başında oturmuş bağırıyor.</div>
<div>İşte Tatar, Kafkas, öldürülmesine yardım ettiği şahıs, bîçâre valideleri olduğunu, “ba’de harabi’l-Basra” (iş işten geçtikten sonra) anlıyor. Ayak ucunda ağlıyorlar.</div>
<div>İşte Arap, yanlışlıkla kahraman kardeşini öldürüp hayretinden ağlamayı da bilmiyor.</div>
<div>İşte Afrika, biraderini tanımayarak öldürdü, şimdi vâveyla ediyor.</div>
<div>İşte âlem-i İslâm, bayraktar oğlunu gafletle bilmeyerek öldürmesine yardım etti, valide gibi saçlarını çekip âh ü figan ediyor.’ (Sünuhat, Rüyada bir hitabe)</div>
<div></div>
<div>İşte, altı asır İslam’a Hizmet eden Anadolu’nun kendi masum evlatlarına yaptıkları, analar ağlayıp dövünüyor, çoluk çocuk, bebek, kadın, hasta, yaşlı&#8230; zindanlarda yokluğa mahkum ediliyor. Babaların bağırları yanıyor. Ama bütün bunlar merhamet hislerini harekete geçirmiyor, kimseyi insafa sevk etmiyor.</div>
<div></div>
<div>‘Bugün Müslümanların içine düştüğü dağınıklıkla ilgili İmam Rabbânî&#8217;ye mensup önemli bir kutbun da tespiti vardır. O zat, Kâbe&#8217;yi tavaf ederken, dünyada olan zulümlerden ötürü Kâbe&#8217;nin insanların arasından ayrılıp yükseldiğini görür. O, kendi kendine: &#8216;Bu insanlar artık Allah&#8217;a lâyıkı ile kulluk yapmıyorlar; bu yüzden ben de mebdeime yükseliyorum.&#8217; der ve yükselmeye durur. Bu büyük zat, Kâbe&#8217;nin eteklerine yapışır ve etme eyleme diye ağlamaya başlar.. derken ilâhî atâ, kazâ&#8217;nın önüne geçer ve her şey olduğu gibi kalır.</div>
<div>Evet, Kâbe kendi hilkati ile alâkalı mânâyı bulamayınca, &#8216;Her şey aslına döner&#8217; fehvâsınca, kendi aslına avdet edecektir. Bu yüzden de eğer âlem-i İslâm için bir kıyam söz konusu ise, evvela Kâbe&#8217;nin kendi değer ve kendi kriterleri ile yeniden duyulmasına, hissedilmesine ve değerlendirilmesine ihtiyaç vardır.’***</div>
<div></div>
<div><b>Kâbe&#8217;nin Tavaf Ettiği İnsanlar</b></div>
<div></div>
<div>‘İnsanlar Kâbe&#8217;yi tavaf ettikleri gibi Kâbe&#8217;nin tavaf ettiği insanlar da vardır. Ben ilk defa fıkıh hocamızdan dinlemiştim. Hoca, bir ders esnasında şöyle demişti: Kâbe&#8217;ye teveccühe niyet ederken zâtına niyet etmeyiniz çünkü bazen hakikat-ı Kâbe, yeryüzünde Allah&#8217;ın (c.c) matmah-ı nazarı müstesna kimseleri tavaf etmek için orada olmayabilir.’***</div>
<div></div>
<div><b>Devam edecek…  </b></div>
<div></div>
<div><strong><a href="http://www.samanyoluhaber.com/z-hicran-yildirim-yazdi-hz-ibrahim-as-ve-kabe-hakikati-haberi/1342065/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Kaynak :Samanyoluhaber | Z.Hicran Yıldırım</a></strong>&nbsp;</p>
</div>
<p><a href="https://hizmetten.com/hz-ibrahim-as-ve-kabe-hakikati/">Hz. İbrahim (as) ve Kabe Hakikati | Z.Hicran Yıldırım</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
